Er Kişi

Ekim 2012 - Yıl 101 - Sayı 302

                    Rûmeli ve Balkanlarda yaşanan yürek parçalayıcı katl-i âm, yangın ve sürgünlerden, Deliorman bölgesi de nasîbine düşen payı almış; buradaki çok kalabalık Türk ahâli, 1878 hezîmetinden başlayarak, muhtelif zamanlarda İstanbul ve Anadolu’ya hicret etmişti. Dünyâ târihinin en hüzünlü göç hikâyelerinin yaşandığı bu mecbûrî yer değiştirme hareketi, yeni Türk Devleti kurulduktan sonra da sürmüştü. 1934 yılında Deliorman’dan Türkiye’ye gelenler arasında, tanınmış gazeteci Mahmud Necmeddin de vardı. Soyadı Kanûnu’nun yürürlüğe girdiği o yıl, Necmeddin Bey; hem doğup büyüdüğü bölgenin, hem de vaktiyle o topraklarda çıkardığı gazetenin adını, soyadı olarak aldı.

         

                    M. Necmeddin Deliorman, bir sene sonra, 1935 yılı içinde, İş Bankası’nın finanse ettiği Milliyet gazetesi tarafından Balkanlar temsilcisi sıfatıyla Sofya’ya gönderildi. Bu iş için biçilmiş kaftan olan Necmeddin Deliorman, yanına hâmile eşi Mürüvvet Hanım’ı da alıp 1935 Nisanında yeni görevine başladı.

         

                    Yaklaşık iki ay sonra, 25 Haziran 1935 günü, Mürüvvet Hanım bir erkek çocuk Dünyâya getirdi. Bebeğe, “Altan” adı verildi.

         

                    1936 yılında Milliyet gazetesinin mâlî durumu bozuldu ve Necmeddin Bey’le âilesi, İstanbul’a döndüler. Altan’ın nüfûs cüzdanı ancak o zaman (22 Mart 1936) alındı. Esas doğum yeri ile yılı, bürokrasi engeline takılıp resmîyete dökülemedi.

         

                    Altan Deliorman, annesinin ilk evliliğinden olan Süheyl’i, öz ağabeyi olarak tanıyıp sevdi. Bunda, Necmeddin Bey’le Mürüvvet Hanım’ın takdîre şâyan tavırlarının da büyük rolü vardı. Mürüvvet Hanım, Altan’ın doğumu öncesinde, çocuğunun kız olacağını ümîd ediyordu. İçinde, kız çocuğu hevesi yükseliyordu. Bu bekleyiş ve arzûnun bir nişânesi olmak üzere, Altan biraz büyüyünce, annesi onun saçlarını uzattı. Tanımayanların gözünde, Altan’a kız muâmelesi yapılmaya başlanmıştı. 1939’da Bursa’ya yaptıkları âile gezisinde, bir kısım çocukların “kız mısın, oğlan mısın?” diye takılmaları, Altan’ı da annesini de çok üzdü. Bunun üzerine, Mürüvvet Hanım oğlunun saçlarını kestirdi. Mürüvvet Hanım, oğlu Altan’a dört yaşının içindeyken okuma-yazmayı öğretti ve basit aritmetik temrinlerine başlattı.

         

         

                    1940 yılına gelindiğinde, Necmeddin Bey, oğluna yavaş yavaş Bâb-ı âli havasını teneffüs ettirmeye başladı. O yılların tanınmış gazetecisi, “Deli Nizam” lâkabıyla bilinen Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, Necmeddin Bey’in yakın dostu idi. Aralarındaki karşılıklı sevginin bir işâreti olmak üzere, 1970 yılında vefât eden Nizamettin Nazif’in ardından, “Nizametin Nazif’i Sevenler Cemiyeti”, tek başına, Necmeddin Deliorman tarafından kurulacaktı. Nizamettin Nazif’in çıkardığı Vakıt ve İstiklâl gazetelerinin idârehâne ve matbaaları, henüz beş yaşındaki Altan Deliorman’ın önünde açılan ilk basın pencereleriydi.

         

        İkinci Dünyâ Savaşı’nın her tarafı kasıp kavurduğu yıllarda, Türkiye de sayılamayacak çeşitlilikte sıkıntılar yaşadı. Resmen savaşa girmemesine rağmen, Türk ordusu harbe hazır bekletildiğinden, günlük hayâtı zorlaştıran şartlar yaşanıyordu. En zarûrî gıda ve ihtiyaç maddeleri karneye bağlanmıştı. Alman ordularının Edirne’ye dayandığı 1942 yılında, İsmet İnönü Hükûmeti İstanbul’u boşaltmayı düşünmeye başlamıştı. İşte o günlerde, Deliorman âilesi Eskişehir’e gitti. Durumun İstanbul’u tehdîd eder seviyede olmadığının anlaşılması üzerine, tekrar İstanbul’a döndüler. Hepsi, katlanılan yokluklar yüzünden, fark edilecek derecede zayıflamıştı.

         

        Okul çağı geldiğinde, annesinden öğrendikleri işine yaradı. Yapılan imtihan sonrasında, ikinci sınıftan başlamasına karar verildi. Bilhassa Türkçe ve Yazı derslerinden tam not alıyordu. Öğretmenlerinin parmakla gösterdiği başarılı bir öğrenciydi.

         

        1947’de, annesiyle berâber Ankara’da bir akrabâlarının misâfiri oldular. Ankara Garı’nı görmesi, onda değişik hisler uyandırdı. “Trenin Kalkışı” adını verdiği yazıyı, bu gardan mülhem duygularla yazdı. Okuyucusu olduğu “Çocuk Sesi” dergisi, 26 Ocak 1948 târihli 36. sayısında bu yazıyı yayımladı. Altan Deliorman’ın imzâsını taşıyan ilk yazı, bu sûretle basın arşivine girdi.

         

        1950’de Haydarpaşa Lisesi’ne kaydoldu. O yıl, Hüseyin Nihâl Atsız da edebiyât öğretmeni olarak Haydarpaşa Lisesi’nde göreve başlamıştı. Altan Deliorman’ın hayâtını ve fikrî yapısını derinden etkileyen üç kişiden biri olan Nihâl Atsız (diğer ikisinin İbrâhim Kafesoğlu ve Kemâl Ilıcak olduğunu kendisi söylemişti), 1952’de okuldan alındı ve Süleymâniye Kütüphânesi’ne tâyin edildi. Buna rağmen, Altan Deliorman’ın hocası ile münâsebeti kopmadı.

         

        Yine 1952’de Haydarpaşa Lisesi’nin Edebiyât Kolu’nu kurdu, bu kolun başkanlığını yaptı. Edebiyât Kolu, onun başkanlığı döneminde arka arkaya faaliyetlerde bulundu. Bu cümleden olarak, güvendiği arkadaşlarıyla, ertesi yıl kutlanacak İstanbul’un Fethi’nin 500. yıldönümü için hazırlık yaptı. “Fetih Yıllarını Aydınlatma Derneği”ni kurdu. “Kılıç” adını verdiği gazeteyi çıkardı. Menderes Hükûmeti’nin bir garîb tasarrufu ile 1953’de milliyetçileri sindirme hareketi düzenlendi ve Altan Deliorman da anılan dernek ve gazete yüzünden İstanbul Emniyeti’nde 6 saat sorgulandı. Bu hâl, onu daha şuûrlu olarak Türkçülük fikrine çekti. 1953’den itibâren İstanbul’da 3 Mayıs Türkçülük Günü’nü organize etmeye başladı.

         

        1954 yılında, Haydarpaşa Lisesi Edebiyât Kolu, Altan Deliorman’ın başkanlığında “Edebiyât Günleri” düzenledi. Bu vesîle ile Peyami Safa, Nihad Sâmi Banarlı, Haldun Taner, Nezîhe Araz gibi o yılların tanınmış edebî sîmâları okula geldiler, Altan Deliorman da onlarla tanışma, görüşme fırsatı buldu. Yine aynı 1954 yılı içerisinde, okuyucusu olduğu “Türk Sanatı” dergisinin açtığı hikâye yarışmasına “Bir Kapı Açık Kaldı” isimli eseriyle katıldı. Adı geçen hikâye, yarışmanın birincisi seçildi, Altan Deliorman da derginin dâimî yazı kadrosuna alındı. Türk Sanatı’nın değişik sayılarında yazıları yayımlandı.

         

        1955’de liseden mezun oldu. “Çocuk Yayınları Şirketi”ne girip, çalışmaya başladı. Bu şirketin çıkardığı “Armağan” ve “Tomurcuk” dergilerine hikâyeler yazdı. O yılın bir başka gelişmesi, “Türk Dünyası”nın yayına başlaması oldu. Baba-oğul Necmeddin ve Altan Deliorman’ın çıkardığı bu idealist dergi, maddî imkânsızlıklar yüzünden ancak iki sayı çıkabildi.

         

        1955 yılının, Altan Deliorman üzerindeki tesiri, iş çeşidini arttırarak devâm etti. Ceylân dergisindeki ressamlığı, Tan gazetesindeki eğitim ve Kıbrıs muhâbirliği, Akşam gazetesindeki musahhihliği, hep 1955’in getirdiği farklı çalışma mahâlleriydi. Altan Deliorman, bu işlerin birçoğunu aynı güne sığdırmakla, kendi ölçüleri içinde rekorlar kırıyordu. Böylesine yorucu bir mesâîye tâlip olmasının altında yatan, maîşet kaygısıydı. Küçük yaşta hayâtın sertlikleriyle karşılaşan Altan Deliorman, bu hızlı çalışma temposunu son ânına kadar bırakmadı. Az zamâna çok iş sığdırmak, onun hep taşıdığı düstûru oldu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kayıt yaptırması da yine 1955 yılına rastlıyordu.

         

         

        1956’da, Altan Deliorman “Ocak” gazetesinde yazmaya başladı. Bir süre sonra da bu gazetenin yazı işleri müdürü oldu. Milliyetçi hareketlerin iktidârın sıkı tâkibinde olması, Altan Bey ve arkadaşlarını “Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği”ni kurmaya sevketti. Bu ismi seçmelerinin arkasında, dikkati çekmemek düşüncesi vardı. Derneğin genel sekreterliğini üstlenen Altan Deliorman, serî konferanslar düzenledi. Peyami Safâ, Behçet Kemâl Çağlar, Hasan Ferit Cansever, Dr. Cezmi Türk gibi tanınmış isimler, bu konferanslarda konuşma yaptılar.

         

        1957’de, 22 yaşının içindeyken Fatma Alpagut’la hayâtını birleştirdi. Nikâh şâhitleri Nizâmettin Nazif’le Nuri Demirağ idi. Fatma Hanım’la olan berâberliği, vefâtına kadar sürdü. 2007 yılında, bu güzel izdivâcın ellinci yılını idrâk edip, çocukları ve torunlarıyla kutladılar.

         

        1958 yılında Akşam gazetesinde tefrika edilen “Mustafa Kemal Balkanlarda” isimli araştırma yazısı, ertesi yıl (1959) Türkiye Yayınevi tarafından kitap hâlinde yayınlandı. Bu eser, Altan Deliorman’ın ilk kitabı olması bakımından, yazarına tatlı heyecanlar yaşattı.

         

        1959 yılında vatanî göreve çağrıldı. Önce Ankara’da süvâri sınıfına ayrıldı, ardından İstanbul Ayazağa’daki Süvâri Okulu’na başladı. Askerî eğitimini tamamlayınca çekilen kur’ada ona Siverek 40. Süvâri Alayı çıktı. Orada S3 (harekât ve eğitim sorumlusu) yardımcılığında bulundu. İstihbârat ve moral subaylığı da onun üzerinde idi. Altan Deliorman Siverek’de askerî vazîfesinde iken, İstanbul’da oğlu Bozkurt doğdu (1959).

         

        27 Mayıs İhtilâli olduğunda, Siverek’deki vazîfesi devâm ediyordu. Alay komutanı, İhtilâl Hükûmeti tarafından Siverek Kaymakamlığı’na getirilince, Altan Bey’i de yanına yardımcı olarak aldı. Terhis olduğu 30 Haziran 1960 gününe kadar, bu son vazîfesindeydi. Fatma Hanım’la oğlu Bozkurt, son aylarında Altan Bey’le birlikte, Siverek’de bulundular.

         

        Askerliğinin ardından İstanbul’a geldiğinde, Akşam gazetesindeki işine kaldığı yerden devâm etti. 1964’e kadar çalıştığı Akşam’da, servis şefliğine yükseldi. Daha sonra Marksist kadroların hâkim olduğu bu gazetede barınamadı, işten çıkarıldı.

         

        1961’de, bir iddiâ üzerine “Atatürk’ün Hayatındaki Kadınlar”ı yazdı. Burhan Yayınevi de bu eseri yayımladı.

         

        1962 yılında İsmet Tümtürk ile birlikte “Millî Yol” dergisini çıkardı. Millî Yol’da, imzâsız ve müsteâr isimlerle yazılar yazdı, derginin karikatürlerini çizdi. Millî Yol dergisi, yayımlanan yazılar yüzünden sık sık toplatılıyordu. Bu ise, derginin mâlî durumunu zorlaştırıyordu. Haftalık olan bu dergi, 48 sayı çıktıktan sonra kapandı.

         

        Aynı yıl (1962), askerliği ve çalışma temposu dolayısıyla ara verdiği Hukuk Fakültesi’nden ayrıldı. Edebiyât Fakültesi Târih Bölümü’ne kaydoldu. İbrâhim Kafesoğlu, Zeki Velidî Togan, Fikret Işıltan, Münir Aktepe gibi hocalardan ders gördü. Bekir Kütükoğlu, Cengiz Orhonlu, Muammer Kemâl Özergin, Mustafa Kafalı, Hakkı Dursun Yıldız, Muharrem Ergin, Faruk K. Timurtaş, Necmettin Hacıeminoğlu gibi genç akademisyenlerle de uzun sürecek dostluklar kurdu.

         

        Edebiyât Fakültesi’ne girdiği 1962 yılında, başkanlığını Nihâl Atsız’ın yaptığı “Türkçüler Derneği”nin kurucuları arasında yer aldı. Kendisine Üsküdar Ocağı’nı idâre etme görevi verildi. Kısa zamanda Türkçüler Derneği’nin en faal ocağı Üsküdar oldu. Haftalık sohbet, konser ve açık oturumların yanı sıra, “Kız Kulesi” adında bir dergi de yayımlattı.

         

        Nihâl Atsız, 1964’de, Altan Deliorman’ı derneğin Anadolu’daki ocaklarını teftiş etmekle görevlendirdi, Sözü edilen ocakları içine alan 15 günlük bir seyâhatin sonunda hazırladığı raporu, Atsız beğenmedi. 1964’ün iki önemli gelişmesi daha vardı. Bunlardan biri, Altan Deliorman’ın “Ekonomi Gazetesi” yazı işleri müdürlüğüne getirilmesidir. Bu yeni işinde 1972’ye kadar çalışacaktır. İkincisi ise Üsküdar’da oturdukları ahşap evin yanıp kül olmasıdır. Şahsî eşyâları yanında; bütün kitap, dergi ve kupür koleksiyonları kaybedildi. Gece çıkan yangından, sâdece canlarını kurtarmış olmalarına sevindiler.

         

        1965’de, mevcut işine ilâve olarak “Bahadır” ve “ Karaoğlan” dergilerinin senaryolarını yazmayı, kaligrafi işlerini yapmayı üstlendi. Aynı yıl, kızı Işık doğdu.

         

        1966’da, Edebiyât Fakültesi Târih Bölümü’nü bitirdi. “Câmiü’t-tevârih’e Göre Oğuz Destânı” başlığını taşıyan doktora tezini hazırlamaya başladı.

         

        1967 yılında “Millî Işık” dergisini çıkardı. Bu dergi, 1971’e kadar yayımlandı. Yine 1967’de toplanan “Birinci Büyük Milliyetçiler Kurultayı”nı hazırladı, toplantıda faal olarak görev aldı.

         

        1969’da, İbrâhim Kafesoğlu ile birlikte “Milliyetçiler İlmî Semineri”ni düzenledi. Seminerdeki tebliğlerle sonuç bildirisi, kitap hâlinde yayımlandı.

         

        Milliyetçi kesimin tanınmış isimleri, 1970 yılında bir araya gelerek “Türk Aydınları Ocağı”nı kurdular. Altan Deliorman, bu ocağın kuruluş hazırlıklarına katıldı, ilk genel müdürlüğüne getirildi. Aralıksız 5 yıl bu vazîfede bulundu.

         

        1971’de, Malazgirt Zaferi’nin 900. Yıldönümü kutlamalarına katılmak üzere, hocası İbrâhim Kafesoğlu ile Van’a gitti. Bu münâsebetle; Gevaş, Ahlat ve Erciş’deki Türk kümbetlerini yerinde görüp araştırdı.

         

        1972’de “Bahtiyar Bengü” müsteâr ismiyle “Bugün” gazetesinde yazılar yazmaya başladı. Köşesinin adı “Dünden Bugüne” idi. O yıl kurulan “Boğaziçi Yayınları”na genel müdür oldu. Bu görevinde 15 yıl kaldı.

         

        1973’de yayımladığı “Türklere Karşı Ermeni Komitecileri” kitabı, “Türkiye Millî Kültür Vakfı Armağanı”nın târih dalında birinci seçildi.

         

        1975 yılında “Ortadoğu” gazetesinde köşe yazıları yayımlandı. Bu yazılar, iki yıl kadar devâm etti. Fevzi Tara’nın hâtırâlarından aldığı ilhamla yazdığı “Yugoslavya’da Müslüman Türk’e Büyük Darbe” adlı eseri, Boğaziçi Yayınları arasında çıktı.

         

        1976’da, Tercüman gazetesinin Avrupa baskısında köşe yazarlığına başladı. Bu vesîle ile Avrupa’nın değişik ülkelerini dolaşarak oralardaki Türklerle görüştü, toplantılar düzenledi. Millî Eğitim Bakanlığı’nın sipârişi üzerine, İbrâhim Kafesoğlu ile birlikte, lise birinci ve ikinci sınıflarda okutulacak “Tarih” kitaplarını yazdı. Türk târihine ağırlık veren bu kitaplar, belli ideolojik mihraklar tarafından aleyhte kampanyalarla hedef gösterildi. 1977’yi 1978’e bağlayan günlerde kurulan Ecevit Hükûmeti, bahsi geçen kitapların okutulmasını yasakladı, depolarda bulunan kitapları da SEKA’ya gönderdi.

         

        1977’de, “Türkiye-Libya Dostluk Cemiyeti”nin üyesi olarak Trablus’a gitti. Turgut Reis’in ve Ömer Muhtar’ın Libya’daki türbelerini ziyâret etti.

         

        1978 yılı içinde, Tercüman gazetesinin bir toplantısı için bulunduğu Berlin’de, Utanç Duvarı’nın öte tarafındaki Doğu Berlin’e de geçti. Aynı iş gezisinin devâmı olarak Viyana ve Paris’e uğradı. Tuna Nehri’ni yakından gördü, Eyfel Kulesi’ne çıktı. 1978’in, Altan Deliorman için bir başka gelişmesi de “Tanıdığım Atsız” isimli kitabının yayımlanmasıydı. Bu kitaptaki yazılar, daha önce Ortadoğu gazetesinde tefrika edilmişti.

         

        1979’da, Almanya’nın Hollanda sınırındaki bir kasabanın sinema salonunda düzenlenen toplantıya katıldı. Toplantı öncesinde bomba ihbârı yapıldığını, polisin mekânı boşaltıp arama yaptığını, toplantıdan sonra öğrenen Altan Deliorman, en çok, bombalı havaya rağmen, kalabalığın hiç fire vermemesine şaşırıp hayran kaldı.

         

        Tercüman gazetesinden 1985 yılında ayrıldı. “Gurbette Bayrak” dergisini yayınlayarak yurt dışındaki Türklerle bağını sürdürdü.

         

        1986’da, “Bayrak Basım/Yayım/Tanıtım” firmasını kurdu. O yıl, “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti”nin “Basın Yüksek Divanı”na üye seçildi.

         

        1987’de toplanan “Dördüncü Milliyetçiler Büyük Kurultayı”nın hazırlık çalışmalarına katıldı.

         

        1988’de, “Yeni Orkun” dergisini yayımlamaya başladı. Derginin yazı işleri ve teknik sorumluluğunu aldı. Bu dergide çıkan üç uzun makâlesini “Üç Makale” ismiyle kitaplaştırdı.

         

        1990’da, yeni müfredâta göre “Lise Tarih” kitaplarını yazdı. Lisenin üç sınıf seviyesine göre hazırlanan bu kitaplar, çok yaygın şekilde okutuldu.

         

        1993’de, “Genel Türk Tarihi 1-2-3” kitaplarını kaleme aldı. Ders programının yenilenmesi üzerine, aynı yıl “Lise Tarih” kitaplarını müfredâta uygun hâle getirdi.

         

        1994’de “Türk Yazarlar Kurultayı”na katıldı.

         

        1995’de, “Osmanlı Tarihi 1-2” kitaplarını yazıp yayımladı.

         

        1996’da, ilköğretim okulları için “Millî Tarih 6-7” kitaplarını hazırladı.

         

        1997’de Millî Târih dersi kaldırıldı. Coğrafya, Târih ve Yurttaşlık Bilgisi, “Sosyal Bilgiler” adı altında birleştirildi. O yıl, bir komisyon tarafından hazırlanan “Sosyal Bilgiler 6-7” kitaplarının târih bölümlerini yazdı. Muhtelif dergi ve gazetelerde yayınlanan biyografi yazılarını “Sessiz Bir Ses” ve “ Kırık Kanatlı Jön-Türk” adlarını verdiği iki kitapta topladı.

         

        1998’de “Orkun” dergisini yeniden yayın hayâtına soktu. Düzenli olarak 101 sayı çıkan dergi, 2006 yılında, dağıtımındaki problemler yüzünden kapandı, internet versiyonu yayımını sürdürdü.

         

        Orkun dergisinin yazı kurulundaki arkadaşlarıyla, 2000 yılında “Orkun Vakfı”nı kurdu, mütevellî heyeti başkanlığını üstlendi.

         

        2001’de, Devlet Bakanlığı tarafından “Türk Dünyasına Hizmet Ödülü”ne; Öztürkler Forum tarafından da “Türk Birliğine Hizmet Ödülü”ne lâyık görüldü.

         

        2004 yılında; Ekrem Hakkı Ayverdi, Nihad Sâmi Banarlı ve Sâmiha Ayverdi’yi anlattığı “Işıklı Hayatlar” kitabını yazdı. “Kubbealtı Vakfı” tarafından yayımlanan bu eseriyle, aynı yıl, “Türkiye Yazarlar Birliği”nce, biyografi dalında yılın yazarı seçildi.

         

        2007’de, “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti” tarafından, Altan Deliorman’a “Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü” verildi.

         

        2008’de, yine biyografi yazılarından meydâna gelen “Türk Yurdunun Bilgeleri” isimli kitabı yayımlandı.

         

        2009’da, “Türk Kültüründe Bozkurt” ve “Osmanlılardan Önce Türkler” adlı kitapları çıktı.

         

        2010’da “Tarih Boyunca Türkçülük”ü ve “Osmanlı Çağı”nı yazdı. 23 Ekim 2010 günü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü tarafından “Altan Deliorman’a Saygı Günü” düzenlendi. Bu program vesîlesiyle “Bulgaristan’da Türkçe Basın” adlı kitabı basılıp gelen dâvetlilere dağıtıldı.

         

        Son aylarda hâtırâlarını yazıyordu. Maalesef tamamlayamadı. Türk Dil Kurumu, Nihâl Atsız hakkında bir kitap sipârişi vermişti. Çok ciddî bir çalışma sonunda hazırladığı “Atsız” kitabı, ne hikmetse, TDK tarafından yayımlanmadı. Kurum dışında bir yayınevi ile anlaşmak mecbûriyetinde kaldı. Lâkin eserinin basıldığını göremedi.

         

        22 Ağustos 2012 Çarşamba günü, saat 16.00 sularında, kaldırıldığı İstanbul Şişli Etfâl Hastahânesi’nde Hakk’a yürüdü. 24 Ağustos 2012 Cum’â günü Fâtih Câmii’nde, Cum’â namazından sonra  “Er kişi niyetine” kılınan cenâze namazında, niyâza yönelen eller, musallâ taşındaki, her bakımdan “Er Kişi”ye şâhidlik edip helâllik veriyorlardı. Mekânı cennet olsun…

         

         


Türk Yurdu Ekim 2012
Türk Yurdu Ekim 2012
Ekim 2012 - Yıl 101 - Sayı 302

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele