Eğitim Sistemimiz Dört Dörtlük mü?

Ekim 2012 - Yıl 101 - Sayı 302

                    Türkiye yaklaşık bir yıldan beri eğitim sisteminde yaşanan değişim uygulamalarını tartışıyor. Devrim niteliğinde, büyük çaplı ve köklü uygulamalar yapıldığı yönündeki yorumlar; iktidar destekli medyanın gündemini oluşturuyor. Uygulamalara karşı çıkanlar ise ya laikçi ya da PKK’lı olmakla suçlanıyor. Çoğu sivil toplum örgütü, mahkemeleri aşındırıyor fakat sonuç alınamıyor. Otantiklikten yoksun ve hedef içermeyen gündelik çözüm yolları tek alternatifmiş gibi sunuluyor. Bu süreçte ise üniversiteler suskunluğunu korumaya devam ediyor. Sonuç olarak, siz ne derseniz deyin, ben yapacağım, diye dayatan bir yönetsel erk karşımıza çıkıyor.

         

                    2012-2013 eğitim-öğretim yılından itibaren 5.5 yaşındaki çocuklar okullu oldu. Okullarda geçen konuşmalar ise velilerin bir kısmının bu uygulamadan mutlu olduğunu, çocuğun, ebeveyn olarak kendisi üzerinde yarattığı sorumluluklardan ve bakıcı masraflarından kurtulmanın coşkusunu yaşadığı görülüyor. Bir kısım veli ise çocuğunun, henüz küçük olduğunu, programı kaldıramayacağını ifade edip, kayıttan kurtulmanın yollarını arıyor. Algı ne olursa olsun, 5.5 yaşındaki çocuk birinci sınıf için hazırlanan programı kaldırabilir ancak, diğer kademeleri kaldıramaz. Sorunun birinci sınıfta değil, daha sonraki eğitim kademelerinde olacağı apaçık bir şekilde görülmektedir.

         

                    MEB yetkilileri tarafından, eğitim sistemimizde uygulanan sınavların kaldırılacağını, 2013 yılı SBS için son uygulama olacağı ifade ediliyor. Liselere giriş için nasıl bir yöntem takip edileceği açıklanmıyor. Muhtemel yerleştirme ölçütleri not ortalaması, öğretmenler kurul kararı ya da Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in ifade ettiği gibi, bütün liseler Anadolu lisesi olacağı için sınava da doğal olarak gerek kalmayacağı!!! Ülkemizde yetkili kişiler sınav deyince genellikle eleme anlıyorlar. Oysa sınavın, ölçme, seçme ve yerleştirme işlevi vardır. Diyelim ki, makine mühendisliği bölümünde öğrenim görmek isteyen öğrenciler için sınav yapılır. Sınırlı kontenjana, bu bölümü kazandığı zaman, bölümün programını, öğrencinin kaldırıp kaldıramayacağına, yeterli hazır bulunuşluk düzeyine sahip olup olmadığına ve bu bölümde başarılı olup olamayacağına bakılır. Ortaöğretim kurumlarında ise aynı zekâ, kapasite, hazır bulunuşluk ve başarı düzeyine sahip öğrenciler, benzer okullarda toplanarak homojen gruplar oluşturulmaya çalışılır. Not ortalaması ya da öğretmenler kurulu kararı ile bir eğitim kurumuna öğrencileri yerleştirmek, kamu vicdanını yaralar, şüphe ve kötü zan ortaya çıkar. Daha önce uygulanan süper lise modeli, az önce ifade ettiğim kaygılar yüzünden başarısız olmuştu. Bu sebeple mevcut sistemin hataları giderilerek, içeriği farklılaştırılarak, öğrencilerde kaygı ve stres yaratmayacak şekilde yeniden düzenlenmesi, daha sağlıklı olabilir.

         

                    Son haftalarda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “Dershaneleri kaldıracağını” sık sık ifade ediyor. Türkiye’de dershanelerin özel okul olması önerisi pratik değildir. Dershaneler, eğitim camiasında büyük oranda istihdam yaratmaktadır. Dil öğrenmek isteyen memur, TUS’a hazırlanan doktor, KPSS’ye hazırlanan öğretmen adayı ya da lisans mezunu, bilgi ve beceri eksiğini gidermek için dershaneye gitmek isteyecektir. Dershanelere engel olunursa, merdiven altı dershanecilik başlayacaktır. Ben 40 yaşından sonra İngilizce öğrenmek istiyorum diyen bir kişiye ne diyeceksiniz? Aynı zamanda dershaneler büyük bir rant alanıdır. Çünkü dershaneye dayalı yan sektörler (test kitapçıkları, denemeler, soru bankaları, yayınevleri, test merkezleri) sayesinde ülkemizde bulunan işsizlik oranı düşmektedir. Bu ve benzeri sebepler, kişiler hükümet üzerinde caydırıcı bir etkiye sahip olabilir.

         

                    Eğitim sistemimiz 12 yıllık zorunlu oldu ve bu zorunluluktan dolayı da ilkokul, ortaokul ve liselerde öğrencilerin sayısı arttı. Ancak sayısal artışın getirdiği sorunları çözmek için, eskinin değer olarak ürettiklerini yıkıp, dönüştürme yöntemi tercih edildi. Ek derslik yaratmak için öğretmen odaları lağvedildi, bilgisayar ve etkinlik sınıfları dersliğe çevrildi. Çocukların sosyal, kültürel faaliyetlerde bulundukları alanlar, teker teker kapatıldı. Bu uygulama “Biz okulda öğrencilere öğretim yaptıracağız. Entelektüel bilgi ve becerileri kazandırmak gibi bir sorumluluğumuz yoktur.” anlamına gelmektedir.

         

         

                    Okullara yeni uygulama ile getirilen ve 8 öğrencinin talebi ile açılacak olan seçmeli dersler ise tam bir muamma. Veli ya da öğrenci çok fazla aktif rol oynamayacaktır. Okul sınırlı imkânlarını gerekçe göstererek kendi istediği seçmeli derslerin seçilmesini isteyeceği için, bu dersler “zorunlu seçmeli” olacaktır. Bakanlık da kendini, öğrenciler kendi ilgi ve yeteneklerine uygun olarak dersleri seçti, diyerek avutmaya devam edecektir. Kürtçe eğitim seçmeli olmasına seçmeli oldu, ama bu dersi kimin vereceği belli değil.Öğretecek kadar Kürtçeyi kaç kişi biliyor? Bilenler öğretmenlik yapacak mı? Kimler istekli olacak? Kürtçülük yapanlar, Kürtçe dersinde PKK propagandası mı yapacak? Çok hassas bir konu. Beklenti odur ki, Kürtçeyi seçmeli ders yapanlar bu sakıncaları göz önüne almışlardır.

         

                    Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, KPSS’de yeni bir düzenlemeye gidileceğini, alan sınavının geleceğini, alan başarısının atamada ölçüt olacağını ifade etti. Yaklaşık 136 branş için alan sınavının yapılması yaklaşık 10 yıldan beri MEB’de tartışılan bir konu. Bu uygulamayı hayata geçirmenin pek fazla mümkün olmadığı yönünde eleştiriler var. Alanda uzman olanların öğretmen olması önemli. Ancak, 120 soru ile bunu ölçeceğim iddiasıyla yola çıkmak ne kadar geçerli? Sonucu ölçmek ve değerlendirmek yerine bu branşlarda diploma veren üniversitelerin eğitim uygulamalarının sürecini iyileştirmek daha uygun olmaz mı?

         

                    Ayrıca MEB’de yeni bir düzenleme daha yapılmaktadır. Bu yeni düzenleme ile öğretmenlerin girecekleri bir sınavda alacakları puanlara göre ödeme, yer değiştirme, atama ve yükseltme kriterleri belirlenecektir. Böyle bir uygulama, eğitimde akademik başarıyı artırmaz. Ancak, çok bilen öğretmene daha fazla ödeme yapılmasını ya da diğer uygulamalarda kullanılmasını sağlar. Çok bilen, soruları doğru cevaplandıran öğretmen iyi ve başarılı bir öğretmen olur mu? Öğrencileri önkoşulsuz sever mi? Onlara yeni ufuklar yaratır mı? Onlara liderlik yapabilir mi? Bu sorulara objektif cevap verilmesi gerekir.

         

                    Öğretmenlerin norm fazlası olması, 16 ilde 4+4+4’ün sorunlu başlaması ve bazı teknik sorunların henüz çözümlenememiş olması ise içler acısı bir durum. Öğretmenlerin eş durumu atamalarının yapılmaması, parçalanan aileler, anne sevgisinden yoksun büyüyen çocuklar, bu eğitim öğretim yılının sanırım klâsikleri arasında yer alacak.

         

                    Milli Eğitim Bakanlığı hem sayısal olarak hem de sorunları açısından büyük bir bakanlık. Geçmiş yıllardan bu zamana kadar çözülemediği için biriken pek çok sorunu var. Genel bütçeden ayrılan payın düşük olması önemli bir sorun. Gönüllü vatandaşların, işletmelerin desteğiyle okullaşma oranı artırılmaya çalışılsa da sürekli artan sorunlarda içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Sorunlar gittikçe kangrenleşmeye başladı. Ve bu sorunlara, bir de sorun olmayan alanlarda sorun yarattığınızda, sorunlar daha da katlanarak, büyüyecek ve en son halinde ise çözümsüzlüğe bürünecektir. Daha nitelikli ve etkili alanlara ayrılması düşünülen kaynakların, gereksiz alanlara kaydırılması bütçe açığını daha da artırıyor. Eğitim sisteminde her olay domino etkisi yaratıyor. Bir değişkenle oynandığında pek çok değişken aynı anda yıkılıyor, kullanılmaz hale geliyor ya da yansımaları oluyor. Kısaca bu yansıma program demek, kitap demek, yardımcı kitap demek, öğretmen kılavuz kitabı demek, ders materyali demek. Sonuç olarak yeni bir sorun demek…

         


Türk Yurdu Ekim 2012
Türk Yurdu Ekim 2012
Ekim 2012 - Yıl 101 - Sayı 302

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele