İngiliz Belgelerine Göre Türk Ocaklarının Faaliyetleri (1927-1931)*

Mart 2014 - Yıl 103 - Sayı 319

        İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi George R. Clerk ve Konsolosluk görevlileri ele almış olduğumuz tarihler arasında Türk Ocağı ile yakından ilgilenmiştir. Türk Ocağı ve şubelerinin pek çok faaliyeti, elçilik görevlilerinin hazırladığı ayrıntılı raporlarla Foreign Office’e bildirilmiştir.1

         

        Bu raporlardan ilki, aslında İngilizlerin Türk Ocağı ile ne derece yakından ilgilendiğin gayet açık bir şekilde ortaya koyar. Foreign Office Eğitim Kurulu tarafından 25 Ocak 1927’de hazırlanan rapor, Türk Ocağı’na gönderilmesi planlanan farklı alanlardaki İngilizce süreli yayınlar ve kitaplarla ilgilidir. Raporda Türk Ocağı’nın genç Cumhuriyetin en temel ilkelerinden biri olan Türk milliyetçiliğinin gelişimi için hayli başarılı girişimlerde bulunduğuna özellikle dikkat çekilir. Türk Ocağı’nın milli kimlik inşası yanında modernleşme bağlamında da önemli görevler üstlendiği belirtilir2

         

        1927 tarihli İzmir, Edirne ve Trabzon Türk Ocakları şubeleri ve faaliyetlerine dair bu üç şehrin konsoloslarının hazırlamış olduğu raporlarda da Ocaklara dair önemli değerlendirmeler mevcuttur. Konsolosluk raporlarından ilki, 28 Mayıs 1927 tarihi ile İzmir’e aittir. İzmir konsolosu, raporuna ilk olarak Menemen Olayı sonrasında şehirde huzur ve sükûnetin yeniden sağlandığını, muhalif tüm girişimlerin bertaraf edildiğini ve CHF’nin şehirde hayli baskın ve etkin olduğunu yazarak başlar. Bu genel değerlendirmeden sonra Türk Ocağı’nın faaliyetlerine değinen konsolos, Ocağın kültürel, sosyal ve bilimsel alanlarda hayli etkin olduğunu belirtir. Ocağın öncelikli iki amacı, halkın eğitimi yanında modernleşmesini de sağlamaktır. Bu bağlamda Ocak bünyesinde devam ettirilen akşam okulları, Ocağa kayıtlı yabancı hocaların verdiği dil kursları, tarih, coğrafya ve edebiyat derslerine özellikle dikkat çekilir.3 İzmir Türk Ocağı’nın kurulmasında CHF İl Başkanı, Sadreddin Bey ve Belediye Başkanı Aziz Bey’inde yakından alakadar olduğu üzerinde özellikle durularak Ocaklarla CHF arasındaki ilişki ortaya konmak istenir.

        

        Raporda Türk Ocağı ve siyaset ilişkisine de yer verilmiştir. Bu bağlamda Ocakların Pantürkist ve anti Avrupa karşıtı propagandanın aracı ya da bu amaçlara adanmış birer siyasi organizasyon olarak görülmesinin yanlış olduğu zira kurumun bunun çok ötesinde bir ideolojiye sahip olduğu vurgulanır. Türk Ocağı, CHF ile uyumlu ve benzer bir siyasal perspektife sahiptir. CHF’nin olduğu gibi Ocakların da en temel politikalarından birinin, Pantürkist olmayan milliyetçilik anlayışı olduğu belirgin bir şekilde vurgulanır. İzmir Türk Ocağı, diğer Ocak şubelerinde olduğu gibi gençleri ve aydınları aynı platformda buluşturarak milli bilincin inşası amaç edinmiştir.4

         

        Konsolosluk raporlarının ikincisi, Edirne Türk Ocağı şubesine aittir. 1 yıl önce kurulan şubenin henüz yeni açılmış olması nedeniyle rapor son derece kısadır. Ancak Ocak’ın kuruluşundan kısa bir süre sonra kentin sosyal ve kültürel yaşamında etkili olacak uygulamalara imza attığı rapor edilir.5

         

        Konsolosluk raporlarından en ayrıntılı olanı, Trabzon Konsolosu Mr. W. L. C. Knight’ın hazırladığıdır. Raporda ilk olarak Trabzon Türk Ocağı şubesinin de halk eğitimi ve modernleşme kapsamındaki önemli girişimlerine yer verilir. Özellikle tiyatro, sinema gösterimleriyle ve radyo yayınları sayesinde halkın etkili bir şekilde yönlendirildiğine değinilir. Bu genel değerlendirmelerden sonra Mr. Knight, Türk Ocağı’nın temel prensibinin dar bir milliyetçilik veya yabancı karşıtlığı olmadığını yazarak aslında İzmir konsolosunun değerlendirmesi ile örtüşen bir tespitte bulunur. Hatta Mr. Knigt, tüm kulüp üyelerinin en temel prensibinin, “hiçbir şubenin veya üyenin herhangi bir yabancı birey veya kuruluşa karşı, minnettarlık göstermemeleri veya kendilerini böyle hissetmelerini gerektirecek maddi veya manevi bir yükümlülük altına sokmamaları olduğunu”6 yazar. Raporun önemli değerlendirmeler içeren bölümlerinden biri, konsolosun son zamanlarda Türk Ocaklarının dış dünya tarafından çok az bilinen bazı faaliyetlerine dair bilgi topladığını ve bunlar arasında en ilginç olanının ise, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Ocak şubelerinin faaliyetleri olduğunu belirttiği kısımdır.

         

        Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki Ocak şubeleri, özellikle Kürt köylerinde yoğun bir faaliyet sürecine girmiştir. Konsolos bu tespiti, yetki alanına giren Bitlis’in Bulanık ilçesi üzerinden yapar ve diğer arkadaşlarının yetki alanına giren Doğubayazıt, Erzurum gibi yerlerde de durumun faklı olmadığını yazar. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Ocak şubelerinin önemli özelliklerinden biri, başkanlarının ağırlıklı olarak o bölgelerin yerlisi olmamasıdır. Bulanık’taki Ocak Başkanı da doktordur ve sağlık ocağı müdürüdür. Bu bölgelerdeki şubelerin Kürt köyleri üzerindeki faaliyetleri iki alanda yoğunlaşmaktadır. Bunlardan ilki, bölgenin olduğu gibi Kürtlerin modernleşmesinin sağlanması diğeri ise, inkılabın temel prensiplerinin bölge halkı arasında yaygınlaşmasının sağlanarak Kürtlerin sisteme entegrasyonun temin edilmesidir. Mr. Knight, özellikle ilk sahada Ocakların son derece başarılı uygulamalarda bulunduklarını ve bu sayede Kürt çocukları arasında okula gitme oranının arttığını, artık kız çocuklarının da okula gönderildiğini rapor eder. Rejimin temel ilkelerinin Kürtler arasında yaygınlaştırılması kapsamında 1927 yılından başlamak üzere, ancak artacak bir şekilde 1928 yılında bölgede, Türkçe kullanımının yaygınlaşmasının sağlanması Ocaklar için öncelikli bir mesele olmuştur. Bölgedeki Ocak şubeleri bu bağlamda ısrarlı bir çaba içerisindedir. Mr. Knight, buradan hareketle “Türkçenin güç bela konuşulduğu ve çok az anlaşıldığı bu bölgelerde iki dilli insanların ortaya çıkmasının” mümkün olacağı hatta gelecekte Kürtlerin “sadık birer yurtsevere dönüşmeleri sağlanırsa” bunda en birinci etkenin Türk Ocaklarının bölgedeki faaliyetleri olacağı öngörüsünde bulunur.7

         

        1925’deki Şeyh Sait İsyanı’ndan ve 1926’dan sonra hem isyanın halk üzerinde yaratmış olduğu olumsuz tesirlerden kurtulmak hem de milli birlik ve inkılapların halka benimsetilmesi amacıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki şubelerin sayıları artış göstermiş ve faaliyetleri daha da yoğunlaşmaya başlamıştır.8 Ocakların Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya önem vermesi, buralarda şubeler açması bizzat hükümet tarafından da istenilen bir durumdur. Erkânı Harbiye Reisi Mareşal Fevzi Çakmak’ın 1927’de Doğu Anadolu’ya yaptığı yolculuk sonrası Heyet-i Vükela toplantısında, “Sizden ocakları Şark’ta takviye etmenizi istiyorum” sözleri, bu yaklaşımın ifadesidir.9 Türk Ocakları özellikle köycülük faaliyetleri kapsamında bölgedeki köylerde hem inkılapların yaygınlaştırılması hem de sağlık işleri kapsamında etkili faaliyetler yürütmüştür.

         

        İngiltere’nin Trabzon Konsolosu, Mr. Knight’ın belirttiği gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi başta olmak üzere genel olarak dil birliğinin sağlanması meselesi, Türk Ocağı için en temel meselelerden biri olmuştur. Türk Ocağı’nın 28 Nisan 1927 tarihli 7. Kurultay’ında mesele ele alınmış, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Ocak şubelerinin tüm gayretine rağmen yöre halkının tam olarak Türkçe konuşmaya ikna edilemediğine dikkat çekilmiş.10 Mesele bu tarihten sonra daha ciddi bir şekilde ele alınmış özellikle 1928’de Türkçe konuşmanın yaygınlaştırılması için daha kapsamlı çalışmalar yapılmıştır. Aslında Türk Ocağı’nda gündeme gelen bu durum, hükümet tarafından başlatılan “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyası ile uyumlu olarak yürütülmüştür.11

         

        Kendisine gönderilen bu önemli raporlardan hareketle Dışişleri Bakanı Austen Chamberlian gönderdiği 27 Temmuz 1927 tarihli raporundan George R. Clerk, iki noktaya dikkat çeker. Bunlardan ilki, tüm Ocak şubelerinin bulundukları her yerde modernleşme kapsamındaki başarılı girişimleri, hem sosyal hem de kültürel alanda çağdaş ve bilimsel düşüncenin yerleşmesine yapılan hizmettir. İkincisi ise, Ocakların siyasal ve politik özellikleridir. Ocakların “İslamcı ve Panturanist” yaklaşımdan sıyrıldığına değinen Büyükelçi, Türk Ocaklarının Batı’yı tedirgin ettiğini belirttiği ideolojisini terk etmiş olmasından gayet memnundur. Zira her iki yaklaşımda Büyükelçiye göre aşırıdır ve Türk Ocağı’nın bu aşırılıklardan sakınması gerekmektedir. Ocaklar ideolojik yapı, modernleşme ve rejimin temel prensiplerinin içselleştirilmesi çerçevesinde CHF ile uyumlu bir şekilde adeta onun bir şubesi gibi hareket etmektedir. Özellikle iktidara karşı tepkinin kuvvetli olduğu bölgelerde Ocakların bu durumu daha belirginleşmektedir. Bu değerlendirme raporunda öne çıkan konular, İngiliz yetkililerin Türk Ocağı ile özellikle hangi bakımdan ilgilendiğini ortaya koyar. Ocakların ideolojik durumu ve Batı’ya yaklaşımı, Batılılaşma sürecine katkısı, ele alınan tarihler arasında İngiliz yetkililerin daima öncelikli konuları arasında olmuştur.

         

        George R. Clerk, 1927 yılı için hazırladığı yıllık Türkiye raporunda da Türk Ocağı’nın modernleşme sürecine katkısını ele alır. Sadece Ankara ve İstanbul gibi büyük ve modernleşmenin hızla yaygınlaştığı yerlerde değil merkezden uzak şehir ve kasabalarda da Türk Ocaklarının aktif şekilde faaliyette bulunduğu üzerinde durur. Merkezden uzaklaşıldıkça modernleşme hızı düşmektedir. Ancak bu bölgelerde Ocak şubeleri devreye girerek canlı ve dinamik bir çalışma ortamı oluşturmuşlardır. Büyükelçi, bu bağlamda bir kez daha CHF ile Türk Ocağı arasında ideolojik bakımdan bir uyum olduğunu ve pek çok alanda birlikte hareket edildiğini rapor eder.12

         

        George R. Clerk’ın her iki raporda da vurguladığı Türk Ocağı ile CHF’nin amaçlarının bezer olduğu, Ocakların adeta CHF’nin birer şubesi gibi çalıştığı değerlendirmesi, CHF’nin 1927’deki Büyük Kongresi’nde kararlaştırılan bir durumun da yansımasıdır. Zira bu kurultay Türk Ocakları açısından bir dönüm noktası olmuştur. Kurultayda Türk Ocağı Başkanı Hamdullah Suphi Bey ile CHF Genel Sekreteri Saffet Bey, arasında ciddi bir görüş ayrılığı gündeme gelir.13CHF müfettişleri ile ilgili 40. maddede belirtilen “Siyasi, idari, içtimai, iktisadi, harsî ve bunlara mümasil bilcümle teşekküllerin heyet-i müdirelerine gireceklerin namzetlikleri fırka müfettişleri tarafından tasvip olunduktan sonra ilan olunur” maddesi, tartışmanın nedeni idi. Hamdullah Suphi, durumu Ocakların içişlerine müdahale olarak değerlendirerek müfettişlerin aday göstermelerini ve seçmelerini doğru bulmaz. CHF Genel Sekreteri Saffet Bey ise bu madde ile CHF’nin içişlerine karışılması gibi bir amaç beslenmediğini Türk Ocaklarının Parti’nin kültür, irşad ve tenvir şubesi olarak kabul edildiğini, denetimi yapacak olan müfettişlerin de bütün ruhlarıyla Ocaklı olduklarını belirtir. Bu maddenin kabul edilmesini ister. Bu madde oylama sonucu kabul edilmiş ve Ocakların CHF ile bütünleşme süreci başlamıştır.14Bu bütünleşme süreci, Türk Ocakları yasasının 3. maddesinin, “Cumhuriyet, milliyet, muasır medeniyet ve halkçılık mefkûrelerini takip eden Türk Ocağı, bu mefkûrelere tahakkuk ettirmekte olan CHF ile devlet siyasetinde beraberdir” şeklinde değiştirilmesi ile devam etmiştir.15

         

        Türk Ocakları, kadının modernleşmesi bağlamındaki girişimleriyle de George R. Clerk’ın raporuna konu olur. 23 Nisan Çocuk Bayramı dolayısıyla hazırlanan 30 Nisan 1929 tarihli raporda Büyükelçinin ifadesi ile “Sultanı hiç bilmeyen, eski dini etkilerin nüfuz edemeyeceği, sadece yeni dili ve harfleri bilecek olan yeni Cumhuriyet kuşağının” yetişmesinde özellikle de modernleşmesinde Türk Ocağı’nın da büyük katkıda bulunduğu belirtilir. Zira Ocaklar, yüzyıllardır ihmal edildiği belirtilen kadının olduğu gibi çocuğun eğitiminde de önemli görevler üstlenmiştir. Büyükelçi, Ocakları bu alanlarda hayli başarılı bulur. Dönemin en önemli problemlerinden biri olan çocuk ölümleriyle ve salgın hastalıklarla mücadelede de Ocaklar gayet başarılıdır. Çocuk ve kadın eğitimi alanında özellikle Hamdullah Suphi’nin başkanlığında ciddi atılımlar yapılmıştır.16

         

        İngiliz Büyükelçi George R. Clerk’ın 24 Şubat 1930 tarihli raporunda Türk Ocağı’nın Ankara’daki yeni merkez binasını gezen Elçilik Başkâtibi Mr. Roberts’in hem açılışa hem de Türk Ocağı’nın faaliyetlerine dair değerlendirmelerine yer verir. Büyükelçi, açılışa ve Türk Ocağı’nın tarihine dair kendisine gönderilen rapordan hareketle, Mr. A. Henderson’a yazdığı değerlendirme raporunda Türk Ocağı’nın, Türkiye’nin milliyetçi bir temelde yeniden şekillenmesinde geçmişte olduğu gibi 1930’larda da önemli bir yere sahip olduğu değerlendirmesini yapar. Türk Ocağı, milli ruhu ülkenin enine boyuna yayma görevini sabırlı çalışmaları sayesinde gerçekleşmiştir. Büyükelçi, Ocağın özellikle de Başkan Hamdullah Suphi ile özdeşleşen Türkiye dışındaki Türk topluluklarındaki benzer kuruluşlara karşı sergilediği tavır ile yakından ilgilenir. Bu toplulukların çoğunun Sovyet Rusya sınırları içinde bulunduğuna dikkat çeken George R. Clerk, durumla ilgili olarak “Türkiye’nin bu toplulukların kaderiyle ilgilenmediğini ya da bu toplulukların Türkiye’den ilham almayacağını düşünmek büyük bir hata olurdu” değerlendirmesini yapar. Zira Avrupa’da dahi anavatandan uzaklaşmış olan halkların anavatanla kültürel birlik hislerini koruduğuna değinen Büyükelçi, Türklerin de kendi akraba topluluklarına karşı ilgili bir tutum içinde olmasının bir yönü ile doğal olduğunu ortaya koyar. George R Clerk, bu ilgiyi, “temkinli bir çekingenlik” olarak tarif eder.17

         

        George R. Clerk, hazırlamış olduğu bu raporun sonuna Ankara’daki Türk Ocağı merkez binası açılışına katılan ve Hamdullah Suphi ile Ocağın tarihi ve faaliyetleri hakkında bilgi alan Mr. Roberts’in notlarını da ekler. Özellikle yeni Ocak binasına dair ayrıntılı bilgiler veren Roberts, Hamdullah Suphi’nin her ayrıntı ile yakından ilgilendiğine, yeni binanın tam anlamı ile modern bir yapıya kavuşması için çabaladığına değinir. Roberts, yeni Ocak binasının yaklaşık 640 kişilik tiyatro salonundan çok etkilenmiştir. Ocak binasının iç tasarımında milli Türk motiflerinin tercih edildiğine özellikle dikkat çekilir. Türk Ocağı’nın faaliyetlerine dair değerlendirmelerde de bulunan Roberts de Türk Ocağı’nın modernleşme bağlamında hayli önemli görevler üstlendiğini ve başarılara imza attığını rapor eder. Zira Ocağın üç önemli hedefi vardır: Türk kadınını özgürleştirmek, ulusal ruhu canlandırmak ve modernleşmek. Bu üç önemli hedef ekseninde hükümet ile birlikte hareket eden Ocaklar, kurslar, eğitim merkezleri ve gece okulları açarak hedeflerine ulaşmak için çalışmaktadır. Ocaklar, köylerde de son derece aktiftir. Türk Yurdu dergisi de yayınlarıyla bu sürece katkıda bulunur. Başkâtip, genel olarak Türk Ocağı’nın ve Hamdullah Suphi’nin en öncelikli çabasının ise milliyetçiliğin ve yeni Türkiye’nin temel prensiplerinin halk arasında yaygınlaşmasını sağlamak olduğunu belirtir. Roberts, değerlendirme raporunda Büyükelçi Clerk’ın dikkat çektiği bir konuyu detaylandırır. Türk Ocağı yetkilileri Türkiye dışındaki Türk ve Tatar toplulukları arasında da yaygınlaşmaya başlayan benzer yapılarla ilgilenmektedir. Çin Türkistan’ından, Azerbaycan’dan ve Bulgaristan’dan şube açılması için Türk Ocağı’na teklifler geldiğini yazar. Ancak bu müracaatlar, Ocağa politik bir karakter kazandıracağı düşünüldüğünden reddedilmiştir.18 Büyükelçi Clerk gibi Roberts de Ocağın sınırlar ötesi Türk topluluklarına yönelik ilgisini yakından takip ederek Foreign Office’e rapor edilmiştir.

         

        30 Nisan 1930 tarihli raporda ise, Türk Ocağı merkez binasının açılış törenine dair ayrıntılara yer verilir. Hamdullah Suphi’nin açılış konuşması, Sovyet Büyükelçisi’nin protokolde yer ayırtılmasına rağmen açılışa gelmemesi gibi ayrıntılar da göz ardı edilmemiştir. George R. Clerk, Gazi’nin olduğu gibi Başvekil İnönü’nün de resmi açılışa katılmamış olmasını önemli ve ilginç bir gelişme olarak yorumlar. Aslında her iki ismin bu resmi açılıştan iki hafta önce İstanbul Belediye tiyatrosunun sergilediği oyunu izlediklerini yazan Büyükelçi, resmi açılışta olmamalarını önemli bularak rapor eder. Hamdullah Suphi’nin açılış konuşmasına dair bazı noktaların altı çizilir. Konuşma boyunca Osmanlı kültürü yerine ağırlıklı olarak Selçuklu medeniyet ve kültürüne vurgu yapılması, Türk Ocaklarının modernleşme sürecine yapmış olduğu katkılara dair açıklamalar öne çıkarılır. George R. Clerk, Hamdullah Suphi’nin Türkiye’nin Batılı güçlerle savaşmış olmasına rağmen yine de tercihini Batı’dan yana yaptığı açıklamasını gayet memnun edici bir yaklaşım olarak değerlendirir. Konuşmanın faşizm ile ilgili kısımları da Büyükelçi için önemlidir. Hamdullah Suphi’nin faşizm ile Türk Ocağı’nın herhangi bir yaklaşım, ortaklığı olmadığı değerlendirmesini özellikle rapor eder. Zira Türk Ocağı, Türk devriminin temel prensiplerini tehdit eden her durum ve tehlikenin azimle üstüne gitmektedir.19 George R. Clerk, açılış töreninde Türkiye Turing Kurumu Başkanı Reşit Saffet (Atabinen) Bey’den aldığı bir broşürden bahseder. Ocağın kısa bir tarihçesine yer verilen bu broşür de rapora eklenir. Büyükelçi, raporun son kısmında Sovyet Rusya ekseninde meseleyi ele alır. Sovyet yetkililerin Türk Ocağı’nın faaliyetlerinden rahatsız olduğunu, Türk topluluklarına yönelik ilginin memnuniyet yaratmadığını yazan George R. Clerk, Rus meslektaşının açılış törenine katılmamasını da bu tepkiye bağlar.20

         

        Türk Ocağı ve içinde bulunduğu durum özellikle de kapatılma süreci, George R. Clerk’ın 1931 yılı için hazırladığı yıllık raporda ele alınır. Raporun Ocak’la ilgili kısmı, Serbest Cumhuriyet Fırka’nın kapatılma sürecine dair değerlendirmeler içinde verilir. Öncelikli olarak Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in hemen SCF’nin kapatılması ve Menemen Olayı’ndan sonra yapmış olduğu yurt gezisine değinen Büyükelçi, gezinin amacının 1930’daki Belediye seçimlerinde iyiden iyiye kendini gösteren muhalefeti tahlil etmek, anlamak olduğu değerlendirmesini yapar. Büyükelçi’ye göre, gezi sonunda şu sonuca varılmıştır: CHF, kitleleri devrimci şevk ile uyanık ve tetikte tutacak olan prensipleri yeterince yayamamıştır. Cumhurbaşkanı’nın hem durum karşısında hem de muhalefet ile mücadele noktasında çözüm önerisinin, bizzat parti teşkilatını kuvvetlendirmek olduğunu belirten Büyükelçi, Türk Ocağı’nın da bu kapsamda kapatılarak fırka bünyesine katıldığı ve Ocakların artık gerçek anlamda fırka örgütü gibi çalışmaya başladığı tespitinde bulunur. George R Clerk, özellikle de 18 yaşını doldurmuş olan her vatandaşın fırkanın doğal üyesi olarak kabul edilmesinden sonra Türk Ocağı’nın daha da önem kazanmaya başladığına dikkat çeker. Bu bakımdan da Ocakların CHF tarafından sıkı bir denetim altında tutulmasının sağlanması amacıyla fırka bünyesinde toplanmasına karar verilmiştir.21

         

        1930 yılında yaşanan bir takım önemli olaylar aslında Türk Ocaklarının geleceği açısından belirleyici olmuştur. Özellikle SCF kuruluşu ve kısa süre sonra kapatılması, hemen ardından yaşanan Menemen hadisesi, yeniden tek partili siyasal hayata dönüş Türk Ocağı’nın kaderini belirlemiştir. Süreç sonunda inkılap prensiplerinin gereği gibi halka benimsetilemediği özeleştirisi yapılmaya başlanmıştır. Durum karşısında çözüm önerisi, CHF’nin önderliğinde her alanda yeniden ve sıkı bir şekilde örgütlenmek olmuştur. Bu yaklaşım doğal olarak başta Türk Ocakları olmak üzere örgütlü kuruluşları mercek altına yatırmıştır. Dönemin en yaygın örgütlü kuruluşu olan Türk Ocaklarının yeniden gözden geçirilerek düzenlenmesi fikri, gün geçtikçe kuvvetlenmeye başlamıştır.22

         

        Sonuç

        1927-1931 yılları arasındaki Büyükelçilik raporlarında Türk Ocağı’nın tarihsel süreç içerisindeki durumu, Cumhuriyet döneminde yeniden faaliyete geçişi, Genç Cumhuriyet içindeki durumu dikkatle takip edilmiştir. Türk Ocağı’nın özellikle iki sahadaki faaliyetleri ile yakından ilgilenilmiştir. Bunlardan ilki, Ocakların modernleşme bağlamındaki önemi diğeri ise, milli bilincin gelişimi ve milliyetçilik çerçevesindeki faaliyetleridir. Dikkatle takip edilmiş olan diğer bir husus da Türk Ocağı CHF ilişkisidir. Raporlar ortaya koymuştur ki Türk Ocakları, hem modernleşme hem de milli kültür inşası alanında hayli etkili olmuş bir sivil toplum kurumudur. Aynı zamanda Ocaklar ile CHF arasında en azından 1930’lara SCF deneyimi sonrasına kadar gayet uyumlu bir ilişki vardır. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte başlayan yeni dönemde Türk Ocağı, CHF ile gayet uyumlu bir politika takip etmektedir. Hatta Ocaklar, CHF’nin birer şubesi gibi çalıştığına vurgu yapılır. Rejimin temel ilkeleri çerçevesinde CHF ile Türk Ocakları birlikte hareket etmektedir ve ilkelerin halk tarafından içselleştirilmesi amaç edinilmiştir. Genç Cumhuriyetin en temel iki prensibi, milliyetçilik ve Batılılaşma Türk Ocağı için de iki temel hedeftir.

         

        Raporlar Türk Ocaklarına dair ilginç değerlendirmeler içerir. Hemen hemen her Ocak şubesi, modernleşme sürecine azımsanamaz katkısı ile İngiliz yetkililerin dikkatini çeker. Türk Ocağı, Meşrutiyet döneminde olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de milli bilincin gelişimine büyük katkı sağlamıştır. Ancak Cumhuriyet döneminde Meşrutiyet yıllarından farklı bir milliyetçi yaklaşıma sahiptirler. Meşrutiyet ve I. Dünya Savaşı döneminde Turancı, Panislamist ve anti Batı karşıtı bir yaklaşıma sahip olduğu belirtilen Türk Ocağı’nın bu durumunun uzun süre Avrupa’da tedirginlik yarattığı ifade edilir. Bu bakımdan da Ocağın, Cumhuriyet dönemi ile birlikte Kemalist milliyetçilik anlayışına uygun olarak hareket etmesi, irredentist olmayan bir yaklaşımla hareket etmesi, yüzünü Batı’ya dönmüş olması memnuniyetle karşılanır. Bu bağlamda yapılan değerlendirmeler göstermiştir ki İngiliz yetkililer, sınırlar ötesi herhangi bir iddiası ve siyasal bir yaklaşımı olmayan Kemalist milliyetçilik anlayışını son derece makul bulmaktadırlar. Zira özellikle 1930’larda Türk Ocağı’nın Hamdullah Suphi ile de özdeşleştiği belirtilen Türkiye dışındaki Türk topluluklara yönelik ilgi ve Türk topluluklarından da Ocak’a yöneltilen alaka, kullanılan ifadelerden anlaşıldığı gibi tedirginlik yaratarak daima mercek altında tutulmuştur. Bu çerçevede Sovyet Rusya’nın durumu da yakından takip edilmiş ve bu ilgiden rahatsız olunduğu rapor edilmiştir.

         

        Raporlarda bazı Ocak şubeleri ile daha ayrıntılı olarak ilgilenildiğini görürüz. Doğudaki Ocak şubeleri bazı faaliyetleri ile daha yoğun olarak rapor edilir. Özellikle de Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerdeki Ocak faaliyetleri yakından takip edilmiştir. Bu bölgelerdeki Ocak şubelerinin en öncelikli hedefi, rejimin temel ilkeleri doğrultusunda bölgenin sistemle bütünleşmesinin sağlanmasıdır. Bu doğrultuda İngiliz yetkililer özellikle Türklük bilincinin geliştirilmesi için Türk dili ve kültürünün yaygınlaştırılması doğrultusundaki faaliyetleri önemsenmiştir.

         

        Türk Ocağı’nın kapatılma süreci de rapor edilmiştir. Ocağın kapatılması, 1930’lu yıllara dair önemli bazı olaylar ekseninde ele alınır. Bunlardan ilki, SCF’nin kurulması ile başlayan çok partili siyasal hayata geçiş, Belediye seçimleri ve İzmir mitinginde kendini iyiden iyiye hissettiren muhalefettir. SCF’nin kapatılması ve hemen ardından yaşanılan Menemen olayı, Türk Ocağı’nın kapatılma süreci ile ilişkilendirilir. Yaşanan gelişmeler özellikle de muhalefet, iktidar safında bir özeleştiriye neden olmuştur. Bu süreç de Türk Ocağı’nın CHF ile gerçek anlamda bütünleşmesine neden olmuştur. Ocağın kapatılması, ağırlıklı olarak muhalefet noktasındaki rahatsızlık ve rejimin daha sıkı bir şekilde yerleştirilmesi için gerekli olan sıkı bir denetimin zorunlu sonucu olarak ele alınır. Zira Cumhuriyet rejimi ve CHF iktidarının tehlikede olması algısı, Ocakların kapatılma süreci üzerinde fazlasıyla etkili olmuştur. Ocakların kapatılmasında, olası bütün muhalefet odaklarının ortadan kaldırılması arzusu ve zorunluluğu belirleyici olmuştur.23

         


         

         

        * Bu makale Kocaeli Üniversitesi BAP (Bilimsel Araştırmalar Projesi) Koordinasyonluğu’nun 2013/115 no’lu Hızlı Destek Projesi olarak desteklenmiştir.

        * Yrd. Doç. Dr., Kocaeli Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, fundaselcuksirin@gmail.com

        1   Bu ilgi sadece İngiltere ile sınırlı değildir. Benzer bir ilgi 1927 diplomatik ilişkilerin başladığı Amerika tarafından da sergilenir. Bkz. Hikmet Özdemir, “Amerikan Belgelerinde Türk Ocaklarının Faaliyetleri (1927-1928), Türk Dünyası Araştırmaları, Sayı: 170, Ekim 2007, s.29-38.

        2   PRO. FO. 371/12322 (1927), s. 109.

        3   PRO. FO. 371/12320 (1927), s.189.

        4   PRO. FO. 371/12320 (1917), s. 189.

        5   PRO. FO. 371/12320 (1927), s.189.

        6   PRO. FO. 371/12320 (1927), s.190.

        7   Trabzon Türk Ocağı 1924 yılında Mustafa Reşit Tarakçıoğlu öncülüğünde yeniden çalışmalarına başlamıştır. 1925 yılı sonrası Şey Sait İsyanı’nın yarattığı olumsuz tesirlerle milli birlik ve inkılapların halka benimsetilmesi amacıyla hükümetin desteği ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki şubelerin sayılarında artışlar olmuştur. Trabzon Türk Ocağı hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Zehra Arslan, Trabzon Türk Ocağı (1925-1931), Karadeniz Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Yayınlanmamış Yüksek Lisan Tezi, Trabzon 2008, s.7

        8   1927 kurultayında şube sayısı 257’ye ulaşırken yeni açılan Ocakların yaklaşık %40’ı doğu bölgelerinde açılmıştır. 1927 yılından sonra Ocak sayısındaki artış kısmen yavaşlamıştır. Yusuf Sarınay, Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişimi ve Türk Ocakları (1912-1931) İstanbul, Ötüken Yayınevi, 2004, s.276.

        9   Füsun Üstel, İmparatorluktan Ulus Devlete Türk Milliyetçiliği, İstanbul, İletişim Yayınları. S. 236. Trabzon Türk Ocağı da merkezin inkılâpların benimsetilmesi yönündeki genel anlayışını, Trabzon ve civarında uygulamaya çalışmış, 1925–26 yılları arasında bu yönde sürdürülen faaliyetler çerçevesinde civar köylere ve yörelere irşad heyetler gönderilerek halkın inkılap prensiplerini benimsemesi için çaba göstermiştir. İrşad heyetleri halkla kurdukları ilişki üzerinden milliyetçilik çerçevesinde de faaliyetlerini sürdürürler. Trabzon Türk Ocağı bu bağlamda özellikle başta Of olmak üzere Arap ve Rumların kültürel etkisinin devam ettiği bölgeleri öncelikli olarak ele alınmıştır. Dil bağlamında özellikle Rumcanın etkisini kırmak için girişim de bulunuldu. Bölgede Arapça da etkili olmuş hatta hiç Türkçe bilmeyen Türk aileler dahi olduğundan öncelikli olarak bu bölge ile ilgilenilmiştir. Trabzon Türk Ocağı hars heyetinin dil birliğinin sağlanması üzerinden yürütülen çaba sonucunda Lazca, Çerkezce ve Rumca konuşulan yerlerin birer Türk vilayeti olduğu kanıtlanmaya çalışılmıştır. Arslan, a.g.t., s. 43-52

        10                   Türk Ocakları 1927 Senesi Kurultayı Zabıtları, s. 315-316. Türk Ocaklarının Latin harflerinin yaygınlaştırılması bağlamındaki faaliyetleri için bkz. “Mehmet Uzun (Babaoğlu), “Türk Ocakları ve 1928 Arap Alfabesinden Latin Alfabesine Geçiş”, Türk Dünyası Araştırmaları, Sayı: 177, Aralık 2008, s.215-236.

        11                   1928 yılında Türk Ocaklarının Türklük konusundaki faaliyetleri özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bulunan şubelerin teftişi ile ortaya çıkan Türk kökenli olmayanlar sorunu ve Türkçe kullanımını yaygınlaştırma çabaları ile anlam kazanmaktadır. 1928 Yılı Kurultayı’nda Türk kökenli olmayanlar genellikle hars birliği bağlamında ele alınmakta ve Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde Türkçe kullanımının yaygınlaştırılması gerekliliği önemle vurgulanmaktadır. Zira Hamdullah Suphi’nin 1928 Kurultayındaki Türk Ocağı ve Türk milliyetçiliği ile ilgili açıklaması da durumun yansımasıdır. Hamdullah Suphi, “Türk Ocağı milli hudutların haricinde fiili hiçbir işgal sahası kabul etmemiş ve etmeyecektir. Türk Ocağı harisi ve içtimai bir hareketi temsil eder. (…) Türk Ocağı’nın temsil ettiği harisi ve içtimai milliyetperverlik silahsızdır.” “Bir Aylık Ocak Haberleri” Türk Yurdu, C.21/7, no 1/195-34 Kânunusani 1928, s. 57

        12                   PRO. FO. 371/13096 (1928), s.20

        13                   Bkz. Hamdullah Suphi Tanrıöver ve Anıları, Haz. Mustafa Baydar, Menteş Kitabevi, İstanbul 1968

        14                   Cumhuriyet Halk Fırkası Büyük Kongresi, TBMM Matbaası, Ankara 1927, s.15-18.

        15                   Sarınay, a.g.e., s. 298

        16                   PRO. FO. 371/13810 (1929), s.198.

        17                   PRO. FO. 371/14579 (1930), s.419

        18                   PRO. FO. 371/14579 (1930), s.419-420.

        19                   Hamdullah Suphi konuşmasında Türk Ocaklarının askeri bir niteliğinin olmaması ile faşist örgütlerden ayrıldığına dikkat çeker. Ancak Türk Ocağı ile faşist gençlik örgütleri arasında bir benzerlik olmasa da Hamdullah Suphi dönem içindeki diğer gençlik örgütleri gibi faşist gençlik örgütlerini de önemser. Zira Türk Yurdu’nun 1930 yılına ait sayılarında dünyada faaliyet gösteren çeşitli gençlik örgütlerine ilişkin pek çok yazı mevcuttur. Bu derneklerin hemen hepsi her zaman otoriter rejimlere sahip ülkelerde faaliyet göstermesi, önemli olduğu gibi bazı söylentilerin çıkmasına neden olmuştur. 1931’de Türk Ocakları kapatılarak yerine faşist gençlik örgütleri kurulacağı söylentileri bu durumla ilgilidir. Üstel, a.g.e., s. 324.

        20                   PRO. FO. 371/14579 (1930), s. 141. Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Z. Suritch (Suriç) Yoldaş, Türk Ocaklarının Rusya’daki Türklerle fazla ilgilenmesinden Rusya’nın duyduğu rahatsızlığı Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’a bildirerek bu konuda tedbir alınmasını istemiştir. Hatta Türk Ocakları için hazırlanan marşların bazı mısraları, milli sınırları zorlayan ve dünyaya taşmak isteyen duygular taşıması da rahatsızlığa neden olmuştur. Yücel Hacaloğlu, Türk Ocakları ve Atatürk, Türk Yurdu Neşriyatı, Ankara 1994, s.23-25.

        21                   PRO. FO. 371/16091, (1931) , s.15.

        22                   Türk Ocaklarının kapatılmasında etkili olan durum Ocakların siyasi hayatta CHP’ye rakip olacakları endişesidir. Falih Rıfkı Atay, “Fırka ve Gençlik”, Hâkimiyeti Milliye, 20 Mart 1931, SCF’nin kurucuları arasında yer alan Kars milletvekili Ahmet Ağaoğlu, Şebinkarahisar milletvekili Mehmet Emin (Yurdakul), Aydın milletvekili Reşit Galip gibi Türk Ocakları ileri gelenlerinin varlığının yanı sıra, hükümet ya da muhalefet basınında yer alan kimi haberler de bu ilişkiyi destekler niteliktedir. SCF ile Türk Ocaklarının üst kesim (yönetici) kadroları arasındaki yakınlaşmadan çok daha önemlisi, biri siyasi diğeri ise kültürel amaçlı olma iddiasında bulunan bu iki kuruluşun tabanındaki kitle ve özellikle Anadolu’daki şubeleri arasındaki ilişkidir. Üstel, SCF ile yakınlaşmanın en açık biçimde yaşandığı İzmir Türk Ocağına dikkat çeker. Üstel, a.g.e., s.338-344. Çetin Yetkin,. Yetkin bu konuda Kars İl Başkanı ve Türk Ocaklı Cihangiroğlu İbrahim Aydın’ı örnek verir. Serbest Cumhuriyet Fırkası Olayı, Karacan Yayınları İstanbul 1982, s.107.

        23                   Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in Türk Ocaklarının kapatılmasından kısa bir süre önce Türk Ocakları hakkında yaptığı konuşmadan bazı kısımlar bu duruma ışık tutar: Milletlerin tarihlerinde bazı devirler vardır ki, muayyen maksatlara erebilmek için maddi ve manevi ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı istikamete sevk etmek lazım gelir. Yakın senelerde milletimiz böyle bir toplanma ve birleşme hareketinin mühim neticelerini idrak etmiştir. Memleketin ve inkılabın içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı masuniyeti için, bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lazımdır. (...) Aynı cinsten olan kuvvetler müşterek gaye yolunda birleşmelidir” Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: III, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 1989, s.130

         


Türk Yurdu Mart 2014
Türk Yurdu Mart 2014
Mart 2014 - Yıl 103 - Sayı 319

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele