Balkan Savaşları ve Darüleytamlar

Kasım 2012 - Yıl 101 - Sayı 303

        Osmanlı Devleti, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ile başlayan savaşlar dönemine girerken, bu savaşların ülke içerisinde oluşturduğu bunalım, en çok çocukları etkilemiştir. Savaşların geride bıraktığı en büyük miras kuşkusuz yetim çocuklar olmuştur.

         

         

        Balkan Savaşları öncesinde oluşmaya başlayan toplum içerisindeki yardımlaşma fikri, toplumsallaşma halini almaya başlamış bu da kurumsallaşmayı meydana getirmiştir. Halkın bu girişimleri devlet adamlarını da harekete geçirerek bu kurumsallaşmanın kanun boyutunu ve kurum halini alması için çalışmalar yapmalarını teşvik etmiştir. Bununla ilgili kanunlar çıkartılarak şehit ve gazilerin bakıma muhtaç çocuklarının himayesi için çalışmalar yapılmıştır[1].

         

         

        Savaşlar sonucunda Balkanlar’dan İstanbul’a ilk muhacir akını yaşanmıştır. İstanbul’a göç eden büyük göçmen kitlelerinin yerleştirilmesi, istihdamı, iaşesi ve çocuklarının eğitimi dönemin iktidarı için büyük bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Bu muhacirlerin içerisinde bulunan yetim çocuklar o dönemde yeni açılmış olan Darüşşafaka’ya yerleştirilmişlerdir. Örneğin 9 Eylül 1914 tarihli bir belgede Balkan Savaşı’nda babasını kaybeden Mustafa adlı çocuğun Darüşşafaka’ya kaydının yapılması istenmektedir[2]. Fakat Darüşşafaka’nın yeterli olmadığı görülünce çocukların eğitimi konusu ‘İskân-i Asayiş ve Muhacirin Müdüriyeti’[3] tarafından çözülmeye çalışılmıştır. Bu amaçla bütün sanayi okullarına yazı gönderilerek sanayi okullarının kaç yetim öğrenciyi alabilecekleri sorulmuştur. Ancak Muhacirin Müdüriyeti kabul edilmesi istenen şehit yetimlerinin, sanayi okullarının toplam öğrenci sayısının %30′undan az olmaması şartını da koymuş ve bu şekilde birçok çocuğun eğitime devamları sağlanabilmiştir[4].

         

         

        Kimsesiz çocuklara, yaşlı ve muhtaçlara yönelik 19. yüzyılın sonlarında kurulan bir başka kurum da Darülacezedir. Darülaceze yardıma muhtaç çocukların, sakat kadın ve erkeklerin bu durumdan kurtulması amacıyla kurulan bir kurumdur. Sultan II. Abdülhamit zamanında İstanbul’da kurulması düşünülmüş ve Sadrazam Halil Paşa’nın çabaları ve padişahın maddi desteği sonucu gerçekleştirilmiştir. Darülacezenin yapımı dört yıl sürmüş ve 2 Şubat 1896 tarihinde hizmete açılmıştır[5]. Balkan Savaşı sırasında Balkanlardan Anadolu’ya göç edenlerle birlikte gelen yetimler ise Darülaceze’ye yerleştirilmiştir. Yine bu savaşta yetim sayısında önemli bir artış olmuştur. Sadece Bulgaristan’da Balkan Savaşı sonucunda 26.523 aileye mensup 71.505 yetim kaldığı belirtilmiştir. Bu savaşlar sonrasında göç eden Türkler, Anadolu’nun tenha bölgelerinden araziler verilmek suretiyle yerleştirilirken sakat, muhtaç ve yetimler ise Darülaceze’ye yerleştirilmişlerdir. Örneğin 24 Aralık 1914 tarihli bir belgede Balkan Savaşı’nda anne ve babasını kaybeden Hasan b. İzzet'in Darülaceze'ye kaydının yapılması istenmektedir[6]. Ancak bu yetimlerin sayısı fazla olduğundan hepsinin Darülaceze’de barındırılmaları mümkün olamamıştır. Açıkta kalan diğer yetimlerin mağdur olmamaları için yatılı sultanîlere yerleştirilmeleri kararlaştırılmış ve sultanîler kapasitelerinin üstünde öğrenci almak zorunda kalmıştır.

         

         

        Darüleytamların kurulmasında en önemli etken, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde girdiği ve fazlasıyla kayıp verdiği savaşlardır. Ardı ardına girilen Trablusgarp, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı, ekonomik ve sosyal anlamda ülkede yaşayan insanlarda dayanacak güç bırakmadığı gibi bu savaşlardan geriye binlerce mağdur insan kalmıştır. Devlet, ihtiyaç sahibi köylüye iaşe yardımı yapmaya başlamıştır. Bu yardımların da tam olarak sahiplerine ulaşmadığı görülmektedir. Örneğin Kayseri’nin Develi bölgesinde çıkan aksaklıklardan dolayı, fukara ve asker çocukları arasında açlıktan ölümler meydana geldiği kaydedilerek yardım yapılması emri, Kayseri Mutasarrıflığı’na telgraf ile bildirilmiştir[7]. Başka bir kayıtta ise Sivas Vilayeti’nde halka yardım yapıldığı ancak bu yardımların zabit ve şehit ailelerine yapılması gerekirken yapılmadığı tespit edilmiş olup halka bu yardımların yapılmadığına dair kayıtlara da rastlanmaktadır[8].

         

         

        Ayrıca mevcut yetimhanelere yerleştirilemeyen ve aileleri tarafından bakılamayan çocuklar, daha sonra sokakta çalışan çocuklar ve dilenen çocuklar olarak kentsel asayişle ilgili sorunların kaynağı olmaya başladılar. Bu nedenle dönemin iktidarı olan İttihat ve Terakki Yönetimi, bütçesini doğrudan devletin karşıladığı ve yönetimini devlet adına partiye bağlı bir genel müdürlük şeklinde düzenlediği darüleytamları kurmak durumunda kalmıştır.

         

         

        Arapça ev, yer anlamına gelen “dâr” ve yetimler anlamındaki “eytam” kelimesinin birleşmesinden oluşan darüleytam; yetim evi veya yetimhane anlamında kullanılmıştır[9]. Fakat darüleytam, Osmanlı Devleti’nin son döneminde yetimlere mahsus birçok kurumun genel adı olarak da kullanılmıştır. Özel anlamda ise darüleytam, 13 Kasım 1914’de Maarif Nazırı Şükrü Bey’in teklifi ve Enver Paşa’nın katkısıyla kurulan İttihat ve Terakki döneminden Milli Mücadele dönemine kadar varlığını sürdüren kurumlara verilen bir isimdir[10]. Darüleytam kurulması Maarif Nazırı Şükrü Bey’in teklifi ile 25 Kasım 1914 tarihinde gerçekleşmiştir. Önceleri İttihat ve Terakki Fırkası’na bağlı bir kuruluş gibi faaliyet göstermiştir. İlk müdürü, İttihat ve Terakki Fırkası’nın İstanbul Merkez Başkanı Kemal Bey ve ilk Genel Müdürü ise Kastamonu Mebusu İsmail Mahir Efendi’dir[11]. 4 Haziran 1915 tarihli Takvim-i Vekâyî gazetesinde ilân edilen geçici kanun ile şehit çocukları için kurulması düşünülen kurumlara gereken gelirler belirlenmiştir. Bu geçici kanun ile içki, sigara, tütün, posta ve telgraf ücretlerine ek vergiler getirilmiştir[12].

         

         

        25 Kasım 1914 tarihinde kurulan darüleytamların kuruluş süreci Maarif Nazırı Ahmet Şükrü Bey tarafından şöyle açıklanmıştır[13]: “Devlet seferberlik ve savaş ilan ettikten sonra bazı düşman devletler kurumlarını kapamak zorunda kaldılar. Bu kurumlar arasında birçok darüleytam vardı. Bu darüleytamlar kapanınca, orada bulunan çocuklar ki, Osmanlı çocuklarıydı, açıkta kalacaklar, sefil olacaklardı. Bunların sefaletlerine engel olmak ve barınmalarını sağlamak için darüleytamlar açılması gerekti. Ayrıca, darüleytamlar açılır açılmaz bir başka mesele ile yani Balkan savaşlarından sonra Anadolu’ya göç edenlerin arasında çok sayıda kimsesiz çocuğun bulunması sorunu ile karşılaşılmıştı. Şöyle ki bu çocuklar şunun bunun himayesiyle buraya gelmişler, fakat sığınacak bir yer bulamadıklarından çoğu sefaletten ölmeye mahkûm kalmışlardı. İşte darüleytamlara aynı zamanda bu tür çocuklar da kabul edilmişti”.

         

         

        Nafi Atuf, Türk Yurdu dergisinde yayımlanan bir yazısında, Maarif Nazırının bu açıklamasında toplumun ve yetkililerinin yetimlere karşı görevlerini yerine getirmede geciktiğini ve yapılanların da layıkıyla yapılmadığını belirtmektedir[14].

         

         

        Darüleytamların kurulması hakkında dönemin birçok gazete ve dergisinde haberler yer almaktadır. Muallim mecmuasında yer alan haber darüleytamların kuruluş amacını çok iyi özetlemektedir[15]: “Savaş, yıkık binalarla, harap ve terk edilmiş tarlalarla beraber öksüz birçok çocuklar da bıraktı. Babasız ve anasız, yersiz ve yurtsuz kalan bu çocuklara bakmak milletin borcuydu. Bağımsızlığını kazanmak için savaşan Türkler, geleceğini de düşünmek mecburiyetindeydi. Hudutlarda, köylerde şehirlerde kimsesiz kalan bu binlerce şehit çocuğu savaş ile kazanılan bağımsızlığın gözcüsü ve koruyucusu olacaklardı. O yavruları ihmal etmemek, aksine ihtimam ve itinalarla yetiştirmek gerekliydi. Altı ay içinde biteceği tahmin edilen savaş üç seneyi aşıyor. Köydeki yuvasında babasını bekleyen çocuk, onun Kafkas, Çanakkale, Irak cephelerinden birinde şehit olduğunu öğreniyor. Anası bin bir zorluk içerisinde kendisinin ve çocuğunun hayatını kurtarmağa çabalarken bir gün ölüm onu da alıp götürüyordu. Kaderin böyle bedbaht bıraktığı çocukları millet güldürmek istedi. İşte darüleytamlar bu yüksek merhametten, vazifeden doğmuş birer şefkat yeridir.”

        Darüleytamların açılmasıyla ilgili olarak kaynaklarda farklı yerler ve tarihler dile getirilmektedir. Aytekin[16] ilk darüleytamın Sait Halim Paşa’ya ait olan Bebek Yalısı’nın kuruma armağan edilmesiyle hizmete girdiğini, Müezzinoğlu[17] ise ilk darüleytamın Kadıköy Moda Caddesindeki eski Nort De Sion Okulu’nda dört şube halinde açıldığını belirtmektedir. Kıranlar[18] ise Kadıköy Darüleytamıyla ilgili olarak, “Fener’de bulunan iki ruhban okulunun darüleytam yapıldığını ve binalardan bir tanesi 25.01.1915’te açılan darüleytamın İstanbul’daki ilk şubesidir” demektedir. Bebek’teki darüleytam için de aynı yıl Bebek’te kız darüleytamı açıldığını ifade etmektedir.

         

         

        Darüleytamlar, ana sınıfları, iptidai sınıfları, sanayi sınıfları olmak üzere üç bölümden oluşmaktaydı. Ana sınıfları, iki şube olup, birinci şubeye 4 yaşından küçük olan, ikinci şubeye 4, 5, 6 yaşlarındaki çocuklar kabul olunurdu. İptidai sınıflarına, 7-12 yaş arası çocuklar, sanayi sınıflarına ise 13 ile 17 yaş arasında bulunanlar alınmaktaydı[19].

         

         

        Darüleytamlara öğrenci kayıtları her yıl ağustos ayının başından sonuna kadar süren bir ay içerisinde gerçekleşmekteydi. Darüleytamlara kabul edilebilmek için öncelikle şehit çocuğu olmak veya çocuğun annesinin ya da babanın olmaması şarttı. Annesi vefat etmiş, babası askere alınmış ve iaşesini temin edecek kimsesi bulunmayan çocuklar veya ana-babasından birisi olmayıp, diğeri de deli ve kötürüm olanlar veya çocuğun ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar ihtiyar ya da hasta olanlar ile savaş nedeniyle çok fakir düşüp, devlet tarafından geçimi sağlananlar kabul edilmekteydi. Darüleytamlara alınacak çocuklar için üç tane belge gerekmekteydi. Bunlar mahalle imamının verdiği belge ile muhtarın ilmühaberi ve ebeveyninden birisinin yahut velisi olabilecek akrabasından bir kimsenin dilekçesiydi[20]. Darüleytama girecek çocukların önce darüleytam idarelerince nüfus kayıtları yapılır, ilgili birimlerce tasdik edilir ve okul idaresine teslim edilirdi. Sonra çocuğun sağlık durumu darüleytam doktoru tarafından kontrol edilip, sağlıklı olduğu tespit edildikten sonra çocuk darüleytama alınırdı. Vücudu zayıf ve sakat çocuklar okula kabul edilmezdi. Darüleytamda okuyan çocuklar ilgi ve yeteneklerine göre sınıflandırılarak, kabiliyetli görüldükleri alanda eğitim almaları sağlanırdı.

         

         

        Darüleytamların kuruluşunun ilk günlerinde kuruma çok rağbet edilmeyeceği düşünülmüş ve sayıları binlerle ifade edilen çocukların bakımının devletin üstüne kalacağı öngörüsünde bulunulmamıştır. Bu yüzden darüleytamların kuruluş yıllarında sorun dar kapsamda ele alınarak, öncelikle şehit çocuklarının kurum bünyesinde bakımı ve korunması düşünülmüştür. Hatta kurulan ilk darüleytama gazetelere verilen ilanlarla[21] çocuk alınması benimsenen düşüncenin bir göstergesidir. 1917 yılında darüleytamlar için geçici bir talimatname çıkartılarak bu kurumların işleyişi düzen altına alınmaya çalışılmıştır.

         

         

        Bir veya daha fazla darüleytamın bulunduğu İstanbul, İzmit, Çatalca, Eskişehir, Kütahya, Menteşe, Mamüratülaziz, Trabzon, Sinop, Halep, Beyrut, Şam, Cebel-i Lübnan, İçel vilayet ve sancaklarına ait sayısal bilgiler yoktur. Bunlar hariç 68 darüleytamda 1421 memur ve hademenin görev yaptığı, 9900 yetimin barındırıldığı ve eğitildiği anlaşılır. Bu sayılara bilgisi bulunmayan yerler de dâhil edildiğinde darüleytamlara ait şube, öğrenci, memur ve hademe sayılarının çok daha yukarılarda olduğu söylenebilir. Temmuz 1917 tarihli bir belgede yer alan çizelgeye göre merkez darüleytamlarında hademe sayısı 397, memur ve öğretmen sayısı 218, taşra darüleytamlarının ise 892 hademe, 293 memur, 329 öğretmen, 10.870 öğrenci bulunmaktadır. Yine aynı tarihli bir başka belgede taşra darüleytamlarının bulundukları bölgeler, adları, hademe, memur ve öğretmen sayıları gibi bilgilere yer verilmektedir. Belgelerdeki bilgiler karşılaştırıldığında darüleytamlara ait sayısal verilerde bazı tutarsızlıkların olduğu görülür. Bunda büyük ölçüde bazı darüleytamlardan bilgi alınamaması veya eksik alınması gibi etkenler etkili olmuştur[22].

         

         

        Darüleytamlara öksüz çocuklarının alınması ile ilgili Osmanlı arşivlerinde birçok belge bulunmaktadır. 21 Temmuz 1915 tarihli bir belgede Balkan Savaşı’nda şehit olan İsmail Efendi'nin kızı Ayşe Hanım'ın[23], 1 Ağustos 1915 tarihli bir belgede de Balkan Savaşı’nda İstanbul'a göç eden ve hastalığından dolayı zor durumda kalan tahsildar Mehmet Efendi'nin çocuklarının[24] darüleytamlara kabul edilmesi istenmiştir. Diğer belgelerde de Yüzbaşı Hüseyin Efendi'nin kızı Adalet Hanım'ın[25] ve babaları Yüzbaşı Abdülaziz Efendi'nin Seddülbahir cephesinde bulunması ve annelerinin de vefat etmesi sebebiyle ortada kalan Şevki ve Lütfi efendilerin[26] darüleytamlara kabul edilmesi istenmektedir. Ayrıca Çağlayan Kasrı’ndaki darüleytamda kalanların içinde Türk müziği sanatçılarının en önemlilerinden biri olan Safiye Ayla da vardır. Başka bir örnek verilecek olursa, Ord. Prof. Dr. Enver Ziya Karal da Balkan savaşları sonucunda Anadolu’ya göç edenlerden biridir. Balkan Savaşı’nda babası, amcası Hüseyin, dayısı Hüseyin şehit edilmiş, annesi de koleradan ölmüştür. Abisi tarafından 1916 yılı başlarında İzmir'in Alaçatı kasabasında yetimler için açılmış olan ve ilkokul düzeyinde öğretim yapan darüleytama kaydettirilmiştir. Mütarekenin imzalanması üzerine Bursa'daki aynı adı taşıyan okula oradan da İstanbul'a götürülerek oradaki benzer okullara yerleştirilmiştir. Enver Ziya Karal, Ortaköy Darüleytamı’na verilmiş ve bu okulu 1922 yılında bitirmiştir[27].

         

         

        Darüleytamların şehit çocuklarına yönelik olması, burada gayrimüslim yetimlerin ihmal edildiği anlamına gelmemektedir. Birinci Dünya Savaşı ve Mütareke yıllarında Anadolu’nun çeşitli yerlerinde gayrimüslim ve yabancı darüleytamlara da rastlanmaktadır. 1920 yılı itibarıyla İstanbul başta olmak üzere Osmanlı Devleti’nde 25 adet Ermeni, 3 adet Rum, 3 adet Yahudi ve 3 adet Rus Darüleytamı vardır[28].

         

         

        Darüleytamlar 1926 yılında Mecliste kabul edilen 931 sayılı altı maddelik bir kanunla tamamen kapatılmıştır. Meclisteki görüşmelerde herhangi bir tartışma ya da söz alma olmamıştır. Ayrıca oylamaya katılan 152 milletvekilinden 151’i bu kurumların kapatılmasından yana oy kullanırken sadece Urfa milletvekili Refet Bey aleyhte oy kullanmıştır[29].

         

         

        Sonuç olarak Osmanlı Devleti’nin son dönemlerde yaptığı savaşlarda çok sayıda şehit verip, Birinci Dünya Savaşı’nda açlık ve sefalete maruz kalınması, düşmanın girdiği yerlerde öksüz ve yetim sayısını arttırmış, bu konularda hizmet veren Darüşşafaka ve Darülaceze’nin yetersiz kalması, özellikle şehit eş ve çocuklarının barındırılması için yeni çareler aranmıştır. İşte bu sebepledir ki sadece şehit çocuklarını barındırmak, eğitmek ve zanaat öğretmek üzere darüleytamlar oluşturmuştur. Ancak yetimler şehit çocuklarıyla sınırlı olmadığından ve diğer yetimlerin sayının da fazla olması sebebiyle bir düzenleme getirilmiştir. Buna göre, öncelikle şehit çocukları, ikinci etapta da Balkan Savaşı sonrasında kimsesiz kalan çocuklar darüleytamlara kabul edilmişlerdir.

         

         

         

        


        


        

        [1] Hakan Aytekin, 1914-1924 Yılları Arasında Korunmaya Muhtaç Çocuklar ve Eğitimleri, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2006


        

        [2] BOA, MF. MKT, 1201/16.


        

        [3] 1898 yılında, imparatorluğun kaybedilen topraklarından gelen göçmenleri yerleştirmek ve göçebe halinde dolaşan aşiretleri belli yerlere bağlamak gibi görevleri yerine getirmek amacı ile önce “Muhacirin Müdüriyeti” 1901’de de “Aşair ve Muhacirin İdare-i Umumiyyesi” adı altında dâhiliye nezaretinin bünyesinde bir teşkilat kurulmuştur. Ayrıntılı bilgi için Sezer Arslan’ın Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde 2008 yılında hazırladığı “Balkan Savaşları Sonrası Rumeli’den Türk Göçleri Ve Osmanlı Devleti’nde İskânları” adlı yüksek lisans tezine bakılabilir.


        

        [4] Abdullah Karatay, Cumhuriyet Dönemi Korunmaya Muhtaç Çocuklara İlişkin Politikanın Oluşumu, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul, 2007


        

        [5] Salih Özkan, “Türkiye’de Darüleytamların Gelişimi ve Niğde Darüleytamı”, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı 19. Bahar 2006


        

        [6] BOA, MF. MKT, 1204/32.


        

        [7] BOA, DH-İ.UM, 20/3-2/30


        

        [8] BOA, DH-İ.UM, 20/6-2/79.


        

        [9] Yasemin Okur, Darüleytamlar, On Dokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Samsun 1996.


        

        [10] Okur, agt.,


        

        [11] Hidayet Y. Nuhoğlu, “Darüleytam”, Diyanet İslâm Ansiklopedisi (DİA), İstanbul 1993.


        

        [12] Aytekin, agt.,


        

        [13] Ersin Müezzinoğlu, I. Dünya Savaşı Esnasında Yetim ve Öksüz Çocukların Himayesi ve Eğitimi: Darüleytamlar. History Studies International Journal of History. 4/1 2012.


        

        [14] Nâfi Atuf. “Bizde Darüleytamlar” Türk Yurdu, Ankara, (1, (151)), 03. 1918.


        

        [15] “Darüleytamlar”, Muallim, Cilt:2, Numara:17, 15 Aralık 1917, s. 585.


        

        [16] Aytekin, agt., BOA, A.VRK, 806/71, ek 1 (8 Tesrin-i evvel 1332/21.12.1916).


        

        [17] Müezzinoğlu bu bilgi için İsmet Binark’a atıf yapmıştır. İsmet Binark, “Maarif Tarihimize Ait Bir Rapor”, Yeni Türkiye, Sayı:7, 1996, s. 490.


        

        [18] Safiye Kıranlar, Savaş Yıllarında Türkiye’de Sosyal Yardım Faaliyetleri (1914-1923), İstanbul Üniversitesi AİİT Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul 2005.


        

        [19] Okur, agt.,


        

        [20] Aytekin, agt.,


        

        [21] Kıranlar bu görüşünü 2 Kanun-i evvel 1330/15.2.1915 tarihli Tasvir-i Efkâr’daki “Fener’de Darüleytam” adlı habere dayandırmaktadır.Gazetede “Darüleytama 2 ve 3 yaşındaki çocuklardan 200, 4 ila 6 yaş arasındaki çocuklardan 100, daha yukarı yaşlarda olanlardan iptidai tahsili görmek üzere 300 ve 100 tanesi de sanat öğrenmek üzere toplam 700 öksüz ve yetim alınacağı” yazılmaktadır.


        

[22] Müezzinoğlu, age.,


        

        [23] BOA, MF. MKT, 1210/60.


        

        [24] BOA, MF. MKT, 1210/83.


        

        [25] BOA, MF. MKT, 1210/80.


        

        [26] BOA, MF. MKT, 1212/56.


        

        [27] http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&No=161 Enver Ziya Karal’ın ayrıntılı yaşam öyküsü için Seçil Karal Akgün tarafından yazılan ve Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi’nde yayımlanan “Ord. Prof. Enver Ziya Karal'ın Yapıtları ve Yaşam Öyküsü” adlı makaleye bakılabilir.


        

        [28] Okur, agt.,


        

        [29] Karatay agt., 


Türk Yurdu Kasım 2012
Türk Yurdu Kasım 2012
Kasım 2012 - Yıl 101 - Sayı 303

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele