Rumeli’de Bıraktıklarımız: Bulgaristan Türklerinin Eğitim Meseleleri ve Turan Cemiyetleri Birliği Vraca Şubesi Hakkında Bir Vesika

Kasım 2012 - Yıl 101 - Sayı 303

         

Gerçek Evlâd-ı Fâtihan Altan Deliorman’ın Aziz Hatırasına

         

         

        Komşularımızla aramızdaki meseleleri sıfıra indirme ilkesinin tutarsızlığını kamuoyundan gizlemeye çalışan yöneticilerimiz Balkan Savaşlarının 100. yılını dikkatlerden uzak tutmaya gayret ediyor. Yukarıdan işaret almadan hareket etmemeye özen gösteren ilgili kurumlarımız da başlarını kuma gömdüler. Aynı tutarsızlığı dönemin siyasi iktidarı, 1953 yılında İstanbul’un fethinin 500. yıldönümünü büyük etkinliklerle kutlamada isteksizlik gösterdi. Bu tutumun gerekçesi, komşumuz Yunanistan’ın gücendirilmemesi gösterildi. Türk Milliyetçiler Derneği İstanbul Şubesi İdare Heyeti, hazırladığı 500. yıldönümü kutlama programında, üniversitenin adının Fatih Üniversitesi olarak değiştirilmesini, Taksim meydanının iki ucuna dikilecek yüksek direkler arasında, cephesi Beyoğlu-Galata’ya dönük olarak ışık tertibatıyla ‘İstanbul Türk’tür ve Türk Kalacaktır’ yazısının yazılmasının da içinde bulunduğu 15 maddelik bir teklifte bulunmuştu.[1]

         

        Osmanlı Devleti Rumeli’den çekilme sürecinde, elinden çıkan topraklarda küçümsenmeyecek bir Türk ve Müslüman nüfus bıraktı. Balkanlarda yeni kurulan devletler uzun süren Türk egemenliği kalmaktan dolayı duydukları kompleksle geride kalan maddi ve manevi izleri elbirliğiyle silmek için hızlı hareket ettiler. En kanlı tasfiye Balkan Savaşları ile gerçekleşti. Balkan komitacılarının pençeleri altında yüz binlerce masum Türkün canı, namusu ve malı heder olup gitti. Bulgaristan’ın krallık ve komünizm dönemlerinde Türklerin hayatı ile ilgili geniş ve tafsilatlı bir neşriyat yapılmamıştır. Bu dönemle ilgili önemli bir devlet neşriyatı görülmüyor. Ferdi gayretlerle yapılan mezalimler kamuoyuna duyurulmaya çalışılmıştır.[2] Bu tasfiyenin tarihi yazılamadı. Araştırmalar bölük pörçük kaldı. Bunları edebiyata ve diğer görsel sanatlara aktaramadığımız için toplum hafızasında kalıcı bir iz bırakılamadı. Rumeli’den muhacir olarak Anadolu’ya gelenlerin torunları geçmişi hemen unuttular. İstisna olarak bazı isimler eserleriyle Bulgaristan Türklüğünün mücadelesini kamuoyuna aksettirdiler. Mahmut Necmeddin Deliorman ve Altan Deliorman[3] bunların başında gelmektedir. Arşivlere girmeden, kaynak araştırması yapılmadan, sadece gazete taranmasından elde edilecek malzeme ile Bulgaristan’da kalan Türklerle ilgili eserler yazılabileceğini düşünüyoruz.

         

        Bulgaristan’da kalan Türkler kültürel varlıklarını muhafaza etmek için eğitime önem verdiler. Türklerin büyük gayretine, nüfusça ülkenin diğer azınlıklardan fazla olmalarına rağmen okullaşmada yeterli bir sayıya ulaşamadılar. Bulgaristan’da bulunan Türk öğretmenler Temmuz 1906’da Şumnu’da I. Kongre’lerini yaptılar. Toplantıya 10-15 öğretmen katılmıştı. II. Kongre 1907’de Rusçuk’ta yapıldı ve bazı önemli kararlar alındı. Sonraki yıllarda muhtelif şehirler de bu kongrelere devam edildi. [4] Türkler 1931 yılında 1 anaokulu, 922 ilk mektep, 27 hususi Progimnaziya’ya (Rüşdiye) sahiptiler.[5] Bulgaristan’ın 1934 yılında 6.078.000 olan toplam nüfusunda Türklerin sayısı 1.439.566 idi.[6] Türk okulları maarif encümenleri vasıtasıyla cemaat tarafından yönetiliyordu. Eğitim hizmetleri cemaatin gelirleri, bağışlar, devlet, sancak ve belediye bütçelerinden yapılan bir miktar yardımla gerçekleştiriliyordu. Bulgaristan’da ilk mekteplerin öğretmen maaşlarından başka inşaat, tamirat, aydınlanma giderleri ve hademe ücretleri yerel yönetimlere aitti. Türk köylerindeki mektepler cahil imamların eline bırakılmıştı. Bu kişiler modern eğitim usullerinden habersizdiler. Bulgar hükümeti Türklerin açtığı okulları ağır şartlara tabi özel okul statüsü içine almıştı. Türk okullarının faaliyetlerini izleyebilmek için görevlendirilen bir Bulgar başmuallime veya müdüre, Türk öğretmenlerine verilen maaşın iki misli fazlası ödeniyordu. Türk köylerindeki mektepleri, alçak tavanlı, daracık ve karanlık, toprak bir odadan ibaretti. Öğretmen okulu önceden kapatıldığı için mevcut Türk mekteplerine öğretmen yetiştirecek bir kurum yoktu. Şumnu’da bulunan Nüvvab Mektebi, Bulgaristan’daki İslam vakıflarının varidatıyla Sofya Başmüftülüğü tarafından idare ediliyordu. Bu okul medrese zihniyetiyle idare olunduğu için aydın öğretmen yetiştirmekten uzaktı. Merkezi yönetimin eğitim alanındaki haksız uygulamaları, baskılarına rağmen eğitim çağındaki Türk öğrencilerin ancak 1/6’sı Bulgar mekteplerine gidiyordu. Bu rakam Türk ahalinin bütün olumsuzluklara rağmen benliklerini koruma endişesiyle kendi okulunu tercih ettiğini göstermektedir.

         

        1928 yılında Türkiye’de gerçekleşen alfabe değişikliği Bulgaristan’da geniş yankı uyandırdı. Türk öğrenciler bu tarihe kadar eski harflerle öğrenim görüyorlardı. Başmüftülük, Türkiye’de yapılan yeniliklere karşıydı. Osmanpazarı’nda 23 Aralık 1927 tarihinden itibaren yayımlanmaya başlayan İntibah gazetesi Başmüftülüğün sözcülüğünü yapıyor ve onun mali yardımıyla çıkıyordu.[7] İntibah’ın yazarlarının ekseriyeti Cumhuriyetin ilan edilmesinden sonra ülkeden çıkarılan 150’liklerdi. Bunlardan Osman Nuri, İntibah gazetesindeki yazılarında Türkiye Cumhuriyeti’ne saldırıyordu.[8] Bu gazete Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın girişimleriyle Bulgar hükümeti tarafından 1. Aralık 1931 tarihinde kapatılmıştır. Bulgaristan Türk Öğretmenler Birliği yeni harflerin kabulünü istiyordu. Bulgaristan’da yaşayan Türk öğretmenlere yeni yazı kursları vermek üzere, geçici bir süreliğine Türkiye’den öğretmen istenmişti.[9] Filibeli öğretmen Ahmet Şükrü Bey, yeni harflerle Bulgaristan Türk Mekteplerine Mahsus’ bir Türk Alfabesi hazırlayarak 1928 yılı içinde Hasköy’de bastırdı. Bütün bunlara rağmen Bulgaristan Milli Eğitim Bakanlığı, 10 Ekim 1928 tarihli 34423 sayılı genelgesiyle Türk harfleriyle öğretimi yasakladı. Türk öğretmenler mücadeleden yılmadılar. Alfabe kavgası Bulgaristan hudutları içinde kalmadı. Türkiye’nin Sofya Elçiliğinin teşebbüsleri sonucunda, Türk okullarında Türk harfleriyle öğretimi dört yıl ertelenmesi yolundaki kararından dönerek 14 Ocak 1929 tarihinde yeni bir genelge yayımlayarak Türk mekteplerinde bütün derslerin yeni yazı ile yazılmış kitaplarla okutulabileceğini bildirdi. Nüvvab’ta öğretmenlik yapan Hasip Ahmet Aytuna, basılamayan ve daktilo edilmiş hatıralarında eski zihniyete mensup öğretim üyelerinin kendilerine tavır aldıklarını, tartışmayı okulun dışına çıkarıp Türk toplumunu ikiye bölmeye çalıştıklarını kaydediyor. Bunların Bulgar hükümetinin resmen desteklediği aşırı milliyetçi ‘Rodna Zaştita-Ulusal Savunma’ isimli Türk düşmanı kuruluşla işbirliği yaptıklarını belirtiyor.[10] Nüvvab’ta öğretmenlik yapan Osman Keskioğlu ile Ali Haydar Taner eserlerinde Bulgaristan’daki alfabe tartışmalarına dokunmamışlardır.

         

        Alfabe konusunda ki bu tartışmalar sonraki yıllarda da devam etmiştir. Arşivimizde Sofya elçimizin merkeze gönderdiği 29 Eylül 1936 tarihli bir rapor bulunmaktadır. Raporun bir örneği Dışişleri Bakanlığı tarafından 14 Ekim 1936 tarih ve 19488/316 sayılı üst yazı ile bilgi için Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderilmiştir. Cumhuriyetin bu döneminde devlet yönetiminin sınırlarımız dışında kalan Türklerle çok yakından ilgilendiğini belirtmemiz gerekiyor. Dışişleri Bakanlığı, ülke dışındaki Türklerin eğitim ve kültürel varlıklarıyla ilgili her türlü yazışmayı anında Milli Eğitim Bakanlığı’na nakletmiştir. Sonraki yıllarda iki bakanlık arasında verimli işbirliğinin bulunduğunu söylemek, zordur.

         

        Dışişleri Bakanlığı’nın Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderdiği yazının muhtevasından Bulgaristan’da harf İnkılâbının lehinde ve aleyhinde olan kesimler arasında cereyan eden hadiseler hakkında bilgi sahibi olunmaktadır. Yeni alfabeye karşı olan ve Başmüftülük makamından alınan Hüseyin Hüsnü[11] bilahare hükümet tarafından Türk mekteplerinde dinî tedrisat müfettişliğine tayin edilmiştir. Hüseyin Hüsnü, Türk alfabesiyle tedrisat yapan mahdut mıntıkalardaki mekteplerin tedrisat sistemleri aleyhine Bulgaristan hükümetine verdiği raporda, bu mekteplerde Türkiye rejimi lehine propaganda mahiyetini haiz bir sistem takip edildiğini ve çocuklara umumî tarih yerine Türk tarihi okutulduğunu, kraliyet aleyhine ve dinî akidelere muhalif telkinat yapıldığını, iddia etmiştir. Ayrıca Bulgar Maarif Müfettişliği nezdinde etkili olarak yeni harflerle tedrisat yapan Rusçuk ve Filibe mekteplerinden beş Türk öğretmeni azlettirdiği, kendi başkanlığı altında Sofya’da Başmüftülükte bir komisyon kurarak yeni alfabenin yalnız orta mekteplerde lisan dersi şeklinde öğretilmesi ve ilk mekteplerden tamamen kaldırılması için Maarif Bakanlığı tarafından yeni bir karar alınmasına çalıştığının öğrenilmesi üzerine, Sofya elçimiz Bulgaristan Hariciye Vekâleti Kâtibi Umumî’sini ziyaret ederek Türk okulları için azınlığın umumî arzusu hilafına kabul edilmek istenen bu tedris sistemine mani olacak tedbirlerin alınmasını rica etmiştir. Ziyarette istihbar edilen yeni durumla ilgili bir muhtıra takdim edilmiştir. Muhtırada Başmüftülüğün tedrisat usullerine müdahalesinin önlenmesi, mekteplerin serbest bırakılması Başmüftülük makamına azınlığın itimat ve muhabbetini haiz kimselerin getirilmesini, Hüseyin Hüsnü’nün doğrudan doğruya Bulgaristan Türklerinin kültürü üzerinde etki edecek bir memuriyete getirilmiş olmasına duyulan hayret belirtilmiştir. Sözlü olarak Medeniyet[12] isimli gazetenin Türk azınlığınca memnuniyetsizlikle karşılanan muzır neşriyatına devam ettiği, Bulgar hükümetinin Bulgarca çıkan gazetelerde hoşnutsuzluğu mucip neşriyatı menettiği halde bu gazeteyi, arzu edilmeyen neşriyatında serbest bırakıldığını da şikâyet etmiştir. Kâtibi Umumî, bu yolsuzlukların Elçilikle daimî bir surette takip edilmesinden pek hoşnut olmamakla beraber, bu mesele hakkında gerekli makamlarla temasa girerek Türk mekteplerinde tedrisat işinin talebimiz çerçevesinde düzenlenmesine çalışacağını vadetmiştir.(Ek: I)

         

        Bulgaristan’da yaşayan Türkler eğitim kurumlarının yaygınlaştırılması yanında değişik alanlarda da faaliyet gösteren cemiyetler kurdular. İnkılap, Altınyıldız, İleri, Kamer, Çelik, Atilla, Gençler Birliği, Terakki, Yıldız, Hilal, Turan, Tenvir-i Efkâr, Gayret, Rumeli, Kuvvet, Balkan isimlerini taşıyan spor kulüpleri Bulgaristan’daki muhtelif şehirlerde kuruldu.[13] Bu kulüplerin sayılarının çoğalması üzerinde bir çatı altında toplanmaları kararlaştırıldı. Razgrad şehrinde çıkan Deliorman gazetesinde Mustafa Şerif Alyanak birleşmenin lehinde bir makale neşretti.[14] 1924 yılında Rusçuk’ta bulunan üç spor kulübü 14 Temmuz 1924 tarihinde I. Türk Spor Kulüpleri Kongresi düzenlediler. Kongreye altı Türk spor kulübünü temsilen 16 delege katılmıştı. Kongrede bazı kararlar alınarak merkez yönetim kurulunun seçimi yapıldı. 3 Temmuz 1925 tarihinde Plevne şehrinde Türk Spor Kulüplerinin II. Kongresi toplandı. Kongreye yedi şehir, dokuz kulüp ve 29 delege katılmıştır. Kongrede Vidin’den gelen delegelerin Bulgaristan’da yaşayan Türk gençlerinin bedenen gelişmesi için gaye edinilen spor birliği gibi teşkilatların yeterli olmadığını ileri sürmeleri üzerine çok gayeli bir teşkilat olarak Varna’da 1926 yılında toplanan kongrede Turan Cemiyetleri Birliği kurulmuştur. Varna’daki bu kongre I. Turan Cemiyetleri Birliği Kongresi olarak kabul edilmiştir.[15] II. Kongrenin Vraca şehrinde yapılması ve idare merkezinin Varna şubesine bırakılması karar olarak kabul edildi. II. Turan Cemiyetleri Birliği Kongresi 26 Temmuz 1927 tarihinde Vraca’da[16] toplanmıştır. İlgili literatürde bu kuruluşla ilgili en doğru isimlendirmeyi Altan Deliorman yapmıştır. Aşağıda sunacağımız vesikada onu teyit etmektedir. Cemiyette daha ziyade jimnastik ve spora önem verilmiş, kongrede 37 maddelik bir Jimnastik ve Spor Yönetmeliği sunulmuştur. Turan Cemiyetleri Birliği’nin çok yerde hatta köylerde bile şubeleri açılmıştır. 6 Mayıs 1928 tarihinde Birlik merkezinin bulunduğu Vidin’de cemiyetin organı olarak Turan isminde aylık bir gazete çıkmaya başlamıştır. Gazetenin sahibi ve yazı işleri müdürü Ahmet Gültekin Arda idi.[17] 1934’de Turan Cemiyetleri Birliği’nin hükümet tarafından kapatılmasına kadar yayımını sürdürmüştür. Yazarları arasında Arif Necip Kaskatı, Ahmet Refet Rodoplu, Ömer Kâşif Nalbantoğlu, Hasip Saffeti Aytuna[18], Mustafa Oğuz Peltek bulunmaktaydı. 1931/1932 yılları Turan’ın gelişme devri oldu. Türk basınında Eğridere kasabasında ve Rusçuk’ta Turan Cemiyeti’nin şubesinin açılması haberleri çıktı[19], Pramadi Turan Yurdu hakkında bilgi verildi.[20] İslimye Turan Cemiyeti hakkında resimli haber basına yansıdı.[21]

         

        Turan Cemiyetleri Birliği’nin hızlı gelişiminden rahatsız olanlar iki yönden saldırıya geçtiler. O tarihlerde Türkiye aleyhinde şiddetli bir propaganda yürütmekte olan şovenist Trakya Derneği ile Türkiye’den kaçan cumhuriyet aleyhtarı gruplar, başlıca saldırı odakları idi. 1933 yılında Türk düşmanları Razgrad şehrinde Türk mezarlığını tahrip ettiler.[22] Razgrad belediyesi, şehir yollarını genişletmek bahanesiyle Türk mezarlığından bir cadde geçirmiş, ölüleri başka yere nakletmeden toprak tesviyesine başlaması sebebiyle kemikleri meydanda kalmıştı, Cumhuriyet gazetesinde haberin ilk sayfada çıkması toplumu galeyana getirmişti. Sofya elçimiz Tevfik Kamil Koperler olay hakkında gazetelere açıklama yaptı.[23] Gözü dönmüş Bulgarlar bir Türkü daha şehit ettiler.[24] Milli Türk Talebe Birliği’ne mensup öğrenciler İstanbul’daki Bulgar mezarlığına çelenk koyduktan sonra Bulgar Konsolosluğu önünde hadiseyi protesto ettiler. Giderek büyüyen kalabalık Taksim anıtı önünde yapılan konuşmalardan sonra dağıldı.[25] Öğrencilerin bir tepki gösterebileceklerini tahmin etmeyen tek parti yönetimi ilgililer hakkında soruşturma başlattı.[26] Aralarında Milli Türk Talebe Birliği Başkanı, geleceğin Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri ile Adnan Cemgil, Adnan Cahit (Ötüken-Milli Kütüphane’nin kurucusu), Abidin Nesimi’nin de bulunduğu 23 öğrenci tutuklanarak hapse kondu.[27] Kısa bir tutukluluktan sonra ilk duruşmada tahliye edildiler ve mahkemeleri cumhuriyetin 10. Yılı münasebetiyle çıkan af kanunuyla düştü.[28]

         

        19 Mayıs 1934 tarihinde Bulgaristan’da yapılan hükümet darbesi siyasi dengeleri değiştirdi. Yönetime baskıcı bir grup egemen oldu. Türk basınında Bulgaristan’da Türk mekteplerinin kapatılacağına dair haberler çıktı.[29] Bulgar basınında hükümetin bilgisi dâhilinde Türkiye aleyhinde ağır ithamlar yüklü yazılar çıkmaya başladı. Cumhuriyet gazetesinde ‘Hem nalına hem mıhına’ başlıklı köşesinde Abidin Daver buna gereken cevabı verdi.[30] Bulgar hükümetinin tahrikiyle altı bin Bulgar’ın hudutta aleyhimize nümayiş yapacağı gazetelerde haber olarak çıktı.[31]Bu nümayiş Sivilingrad şehrinde yapıldı.[32] Bulgar basınında Türkiye aleyhinde ki yazılar sürdürüldü.[33] Türk basını bilhassa Cumhuriyet gazetesi Bulgaristan’da Türklüğe karşı yapılan davranışlara ilgisiz kalmadı, Sofya muhabiri Memduh Talat (Tezel) yazılarıyla okuyucuları bilgilendirdi.[34] Bulgaristan’da yaşamakta olan Türklerin çileleri, sıkıntıları, eğitimlerine devlet tarafından yapılan müdahalelerle ilgili haberler Türk basınının sayfalarında zaman zaman yer aldı.[35] Bulgaristan’da Türklerin varlığından rahatsızlık duyan hükümet Turan Cemiyetleri Birliği’ni kapattı. Aydın öğretmenler vazifelerinden uzaklaştırılınca Türkiye’ye göç etmek mecburiyetinde kaldılar. Turan Cemiyetleri Birliği kapatıldığı zaman 95 şube ve 5.000 üyeye ulaşmıştı.

         

        Arşivimizde bulunan, Turan Cemiyetleri Birliği’nin kapatılmasından kısa bir süre önce, Sofya’ya 100 km. mesafede bir şehir olan Vraca Şubesi yöneticilerinden Latif Ömer’in dönemin Milli Eğitim Bakanı’na gönderdiği bir mektup önemli bilgileri ihtiva etmektedir (Ek: II). Mektubun muhteviyatından ilgililerin daha öncede buna benzer mektuplar yazdığı anlaşılıyor. Vraca Turan Cemiyeti 18 Ocak 1934 tarihinde kasaba Türk Mektebi’nde ‘Türklüğe Yardım Maksadiyle Bütün Dünya Türkçe Neşriyatı’ sergisi açmıştır. Sergi 21 Ocak 1934 tarihine kadar açık kalmıştır. Serginin açılışıyla ilgili küçük bir el ilanı bastırılıp dağıtılmıştır. Sergi için Bakanlıktan yardım talepleri yerine getirilmiştir. Remzi Kitapevi 23 eser yardımında bulunmuştur. Serginin açılmasından önce Bulgar yetkilileri tarafından kontrol edilmesi ve mektubun Ankara Hukuk Fakültesi’nde okuyan bir öğrenci vasıtasıyla elden gönderilmesi cemiyetin Bulgar yetkililerinin takibi altında olduğunun işaretleridir.

         

        Dışişleri Bakanlığı’nın Devlet Arşivi Genel Müdürlüğü’ne devredilen ve tasnifi tamamlanmak üzere olan arşivin araştırmacılara açılmasıyla bu dönem hadiseleri aydınlığa çıkacaktır.

         

         

         

         

        

         

         

        

         

         

        

         

         

        


        


        

        [1] Serdengeçti, sayı 19-20, Ekim-Kasım 1952, s.25


        

        [2] Rumeli Muhacirun-u İslamiye Cemiyeti Hayriyesi’nin tertip ettiği eser buna örnektir: Âlemi İslam Bulgar Vahşetleri -İslamiyetin İnzar-ı Basiretine ve Ulum-u İnsaniyet ve Medeniyetin Nazarı Dikkatine, İstanbul 1328, Matbaa-i Hayriyye ve Şürekâsı, 95 s.


        

        [3] Yazımızı tamamladıktan sonra Altan Deliorman 22.08.2012 tarihinde İstanbul’da vefat etmiş, 24 Ağustos’ta defnedilmiştir.


        

        [4] Osman Keskioğlu, Bulgaristan’da Türkler, Ankara 1985, s.100, 102.


        

        [5] Prof. Ali Haydar (Taner), Bulgaristan Maarifi, İstanbul 1931,s.147,148.


        

        [6] Bulgaristan’da Türk-İslam Eğitim ve Kültür Müesseseleri ve Medresetü’n Nüvvab, İstanbul 1993, s.4.


        

        [7] Altan Deliorman, Bulgaristan’da Türkçe Basın, İstanbul 2010, s.110,111.


        

        [8] Bilal N. Şimşir, Türk Harf Devrimi’nin Türkiye Dışına yayılması: Bulgaristan Türkleri Örneği, Harf Devrimi’nin 50. Yılı Sempozyumu, Ankara 1981, s.188; Adem Ruhi Karagöz, Bulgaristan Türk Basını 1879-1945, İstanbul 1945, Üniversite Matbaası, s.45.


        

        [9] Cumhuriyet, 27.08.1928.


        

        [10] Hasip Ahmet Aytuna,’Yaşantımdan Anılar’, s.12. Aytuna’nın, 28 daktilo sayfası ve 31 ekten oluşan hatıralarını Cavit Binbaşıoğlu’nun yardımıyla temin ettim.


        

        [11] Hüseyin Hüsnü Molla (1882-1940), Şumnu’nun Kurfallar köyünde doğdu. Medrese öğrenimi gördükten sonra İstanbul’a gelerek Fatih Medresesi’ne devam etti. I. Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine memleketine döndü. 1919’da Şumnu Müftülüğü’ne atandı. Birçok aydın din adamı ile arası açıldı. 1928’de Başmüftü naipliğine getirildi. Bulgaristan Türk topluluğunun son dönem tarihinde kötü bir iz bıraktı. Bkz .Deliorman, a.g.e., s.112-113.


        

        [12] Medeniyet gazetesi 19.08.1933 tarihinden itibaren Filibe’de neşredilmeye başlamıştır. 01.10.1933’ten itibaren neşriyatına bir süre ara vermiş 07.05.1934’ten itibaren Sofya’da yayımlanmaya başlamıştır. Baskı sayısı diğer Türk gazetelerine göre düşüktü. İnkılâp ve yenilik karşıtı görüşleri savunuyordu. 19.05.1934 tarihinde yapılan hükümet darbesinden sonra Türk gazetelerine müsaade edilmemiş, çıkmakta olanlar teker teker kapanmış olmasına karşılık Medeniyet 12.08.1944’e kadar yayın hayatını sürdürmüştür. Bkz. Deliorman, a.g.e., s. 140-141.


        

        [13] Ahmet Hazerfen, Bulgaristan’da Türk Spor Birliği ‘Turan’, Tarih ve Toplum, sayı 104, Ağustos 1992, s.39.


        

        [14] Razgrad’da doğmuştur. Razgrad ve Plevne’de rüştiye mektepleri müdürlüğü ile birlikte çeşitli gazetelerde yazmıştır. 1929’da Türkiye’ye gelerek İçişleri Bakanlığı bünyesinde görev yapmıştır.


        

        [15] Keskioğlu, a.g.e., s.115


        

        [16] Vraca’da bu tarihte Türk nüfus çoğunluktadır. Günümüzde bu şehirde hiç Türk yaşamamaktadır.


        

        [17] Kırcaali’de doğmuştur. Asıl mesleği öğretmenliktir. Turan cemiyetlerinde başkanlık yapmıştır. 1935’te Türkiye’ye göç etmiştir. Lüleburgaz’a yerleşerek Özdilek ismiyle bir gazete çıkarmış, ticaretle meşgul olmuştur. Bkz. Deliorman, s.132.


        

        [18] 1895’te Vidin’de doğmuştur. Bulgaristan’da ilkokul ve rüştiyeyi okuduktan sonra Bursa Sultani’sinden mezun oldu. 1919’da Vidin Rüştiyesi’nde öğretmenliğe başladı. 1922’de Sofya Üniversitesi Pedagoji Bölümü’nü 1926’da bitirdi. Şumnu’daki Nüvvab Mektebi’ne öğretmen tayin edildi. Türk okulları için ders kitapları yazdı. 1931’de Türkiye’ye göç etti. Gazi Eğitim Enstitüsü ve değişik orta dereceli okullarda öğretmenlik yaptı. 1939’da Tokat milletvekili seçildi. Bir yasama döneminden sonra tekrar mesleğe dönerek 1960’da emekli oldu. Çok sayıda mesleki kitap kaleme aldı. 1980 yılında vefat etti.


        

        [19] Cumhuriyet, 05.12.1931, Cumhuriyet, 16.04.1932, s.2.


        

        [20] Muallim Hüsmen Celal, Pramadi Turan Yurdu, Cumhuriyet, 19.06.1933, s.5.


        

        [21] Bulgaristan Türklerinin Bir Kadirşinaslığı, İslim Şehrinde Turan Cemiyeti, Cumhuriyet, 12.8.1933, s.4


        

        [22] Bulgaristan’da Bir Türk Mezarlığı Feci Şekilde Tahrip edildi, Cumhuriyet, 18.04.1933, s.1.


        

        [23] Cumhuriyet,19.4.1933, s.1, 5.


        

        [24] Cumhuriyet,20.4.1933, s.1, 2.


        

        [25]Razgrad mezarlığı tecavüzünün bizde ve Bulgaristan’da uyandırdığı akisler, Hâkimiyeti Milliye,21.04.1933, s.1, 4.

        Cumhuriyet, 21.04.1933, s.1, 5.


        

        [26] Cumhuriyet,22.04.1933, s.1, 6.


        

        [27] Cumhuriyet,23.04.1933, s.1, 5.


        

        [28] Abidin Nesimi, Yılların İçinden, İstanbul 1977, s.96; Refik Özdek, Çanlar ve Zindanlar, Bulgaristan Türklerinin Bitmeyen Çilesi, İstanbul 1985, s.69-86 (Bu eser gazeteci Mahmud Necmeddin Deliorman’ın Bulgaristan’daki faaliyetleri ile ilgilidir).


        

        [29] Cumhuriyet,10.1.1934,s.3


        

        [30] ‘Bulgar Gazetesine Cevap’,Cumhuriyet,16.1.1934,s.3


        

        [31] Cumhuriyet,17.1.1934,s.1


        

        [32] Cumhuriyet,20.1.1934,s.6


        

        [33] Bir Bulgar gazetesinin büyük küstahlığı, Cumhuriyet, 24.04.1934,s.3


        

        [34] Memduh Talat Tezel, 1905 yılında Şumnu’da doğmuştur. Üniversite tahsilini Sofya’da yapmıştır. 1931’de Cumhuriyet gazetesinin Balkanlar muhabiri olarak Sofya’ya gitmiştir. 1940’da Matbuat Umum Müdürlüğü’nde görev almış, 1944-1947 arası Moskova Büyükelçiliği’nde Basın Ataşeliği yapmıştır. ‘Moskova’dan Geliyorum’ isimli bir eseri vardır (Ankara 1959,252 s.). Tezel, eserinin ‘Rusya, Kürtleri Tahrik Ediyor’ başlıklı bölümünde Kürtçülük tehlikesine parmak basmıştır.


        

        [35] Bulgaristan Türkleri Hâlâ Hürriyetten Mahrum, Türk Çocuklarına Türk Harfleri ile Yazı Öğretmiyor, Cumhuriyet, 24.11.1937,s.7


Türk Yurdu Kasım 2012
Türk Yurdu Kasım 2012
Kasım 2012 - Yıl 101 - Sayı 303

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele