Kentsel Dönüşüm Derken

Mart 2014 - Yıl 103 - Sayı 319

        Kentsel Dönüşüm, 16 Mayıs 2012 tarihinde Resmi Gazete’de çıkan 6306 sayılı “Afet Risk Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun”un yürürlüğe girmesi ile birlikte gerek akademik ortamda, gerekse yazılı ve görsel basın gibi çeşitli platformlarda tartışılmaya başlanmıştır. Kamuoyunda Kentsel Dönüşüm Yasası olarak bilinen bu kanun ile özellikle afet riski altındaki alanların iyileştirilmesi amacıyla çıkarılmış olmasına karşın, kanunun arka planı dikkatli bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Özellikle yasanın kapsamı ve diğer kanunlar ile ilişkisi göz önüne alındığında, yasanın yürürlükte olan birçok kanunun bir veya birden fazla maddesini etkilediği görülmektedir. Afet ve afet risklerine karşı ülke vatandaşlarının korunmasına ilişkin önemli bir adım olan bu yasanın elinde bulundurduğu gücü ne şekilde değerlendireceği sorusu büyük önem arz etmektedir. Bu bakımdan, yasanın, yürürlükte olan birçok kanunun üzerinde yer alması, beraberinde farklı sorunların çıkmasına zemin hazırlamaktadır.

         

        Doğanın bir bütün olarak ele alınması fikrinin henüz ülkemizde gelişmemiş olmasına karşın, halen yürürlükte olan doğanın korunmasında kritik öneme sahip olan bazı yasaların bu yasa kapsamında hükümlerinin afet yasasını engelleyici hükümlerinin uygulanamaz olması bütünsel yaklaşımı tamamen ortadan kaldırmaktadır. Çelişen kanunlardan 6831 sayılı Orman Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 3621 sayılı Kıyı Kanunu, 4342 sayılı Mera Kanunu, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunu ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu bu kapsamda öne çıkan ve hassasiyetle ele alınması gereken kanunlardır.

        

        Özellikle afete karşı alınmış olmasına karşın doğal sistemin dengesini bozabilecek hüküm ve kararları ile yeni afet risklerinin oluşturulması kanunun en çelişen noktalarından biridir. Bu bakımdan doğal unsurların sadece niceliksel değerlerinin korunması dikkat çekicidir. Afet riski taşıyan alanın orman alanı içinde kalması durumunda, “…En az bu alanlar kadar alanın ağaçlandırılması…” gibi bir yaklaşım nicelik ile nitelik arasındaki ayrımın dışında doğal sistemin bir bütün olduğu, bunun sadece ağaca indirgenemeyeceği gibi konuları da beraberinde getirmektedir.

         

        Ayrıca bunlara ek olarak kanunun 9. maddesinin 2. fıkrasında yer alan kararların, bu kanunun uygulanmasının engelleyici hükümlerinin uygulanamaz olması hususunda rezerv yapı alanları içinde uygulanacak olması önemli diğer bir noktadır. Kanunun 2. maddesi 1. fıkra c. bendinde açıklanan, “Rezerv Yapı Alanı: Bu Kanun uyarınca gerçekleştirilecek uygulamalarda yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere, TOKİ’nin veya İdarenin talebine bağlı olarak veya re’sen, Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak Bakanlıkça belirlenen alanları” olarak tanımlanması ve bu tanımlama ile bu yasa kapsamında doğal birçok alanın yapılaşmanın önünün açılması için gerekli yasal düzenlemenin sağlandığı görülmektedir. Bu bakımdan hassasiyetle ele alınması gereken bu kritik noktanın dikkatle düşünülmesi gerekmektedir. 

         

        Buna ek olarak kanunun 18. maddesi ile 5543 sayılı İskân kanununa Ek 1 maddesinin eklenmesi de üzerinde hassasiyetle durulması gereken diğer bir konudur:

        “Afet riski veya fen, sanat ve sağlık kurallarına aykırılık sebebiyle veya Bakanlar Kurulunca belirlenen özel proje alanlarında gerçekleştirilecek olan yeniden iskân uygulamalarında, buralardaki yerleşim merkezlerinde yaşayan ailelerin daha elverişli yerlerde iskânları ile köye dönüş projeleri çerçevesindeki iskân çalışmaları; ilgili proje için alınan Bakanlar Kurulu kararında belirtilen hak sahipliği ve borçlandırma usul ve esaslarına göre, Bakanlar Kurulunca tespit edilen orman veya mera vasıflı alanlardan ve Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazlardan uygun görülen yeni yerleşim yerlerinde, bu Kanun hükümlerine göre yapılır” ifadesi ile afet kanunun madde 9’undaki hükümlerin önü açılarak orman ve mera alanları için tehdit oluşturmaktadır.

         

        Belirtilen hususlarda dikkatle ele alınması gereken bu kanun, özellikle çıkış nedeni ile çelişmeyen uygulamalar yapması büyük önem arz etmektedir. Yasanın sadece kent içindeki afete karşı riskli yapıların yeniden inşası ve yeni yapılaşma alanlarının açılması olarak ele alınması, ileriki zamanlarda daha büyük problemlerin ortaya çıkmasına neden olacaktır. Bu kapsamda özellikle orman ve mera alanlarının yapılaşmaya açılması gibi hassas konuların dikkatle düşünülerek tekrar ele alınması gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

         

        Kentsel dönüşümün fiziksel doku yanında, sosyal dokuyu etkileyeceği ve bunun doğuracağı sonuçları hesaplamak ve en azından bir takım öngörülerde bulunmak da büyük önem taşımaktadır. Özellikle yüzyıllar boyu içinde oluşan ve gelişen sosyal ve toplumsal yaşamın kazandığı renkler ve karakterler, komşuluk ilişkileri ve hatta bir arada birlikte her gün oynayan çocukların duygusal dünyalarına varana kadar, değişik yönden derin izler bırakacağı, iyice analiz edilmelidir. Kısacası insanî eğilimleri ve tercihleri gasp etmenin demokratik yanları da irdelenmek durumundadır.

         

        Kentsel dönüşüm, Türkiye’nin tamamını ilgilendiren ve ülkenin yerleşme dokusunu bütünüyle etkileyen bir konudur. Bu hususta hazırlanan yasa ve düzenlemelerin ülkenin tüm katmanları ile diyalog ve görüş alış verişi içinde hazırlanarak ele alınması gerekir. Şehir plancıları, mimarlar, çevre mühendisleri, peyzaj mimarları, şehir sosyologları, ulaşım ve sağlık uzmanları, jeologlarve coğrafya uzmanları, meteoroloji uzmanları, STK ve konu ile ilgili daha başka bilim alanları ile beslenerek, kanunun daha da olgunlaştırılması gerekir.

         

        Kentlerde inşa edilen ve çoğu tip projelere göre oluşturulan siteler, giderek kamuoyunda da tartışma konuları yaratmaktadır. Şehir plancıları ve mimarların dışında, artık halk kesimleri tarafından da tartışılır hâle gelen ve eleştirilen bir konu da TOKİ patenti altında uygulanan toplu yerleşim alanlarıdır. Kentlerimizin geleneksel kimlikleri ve birbirinden farklı biçimde oluşan siluetlerinin giderek zedelenmesi, eleştiri konularının başında yer almaktadır. Özellikle farklı tarihsel kimlikleri ile ilgi çeken Bursa gibi kentlerdeki TOKİ uygulamaları, uzmanlar tarafından büyük tepkilere maruz kalmıştır.

         

        Resmi cihetler tarafından hassasiyet gösterilen cami tasarımlarında klasik ve geleneksel formlara vurgu yapılırken, aynı siyasî anlayış konut mimarisinde nedense geleneksel form ve biçimlere iltifat etmemektedir. Alabildiğine başıboş bırakılan TOKİ patentli yerleşmelerde geleneksel Türk evleri ve geleneksel mahalle anlayışı biçiminde dokulara iltifat edilmediği, modern mimarî adı altında yapılan yüksek katlı binalar sayesinde bütün şehirlerimiz birbirine benzemeye başlamıştır.

         

        Bu konuda ne kadar iyi niyetli olunursa olunsun, ancak her şeyi uzun vadeli ve gelecekte ülkenin kaderi üzerinde söz sahibi olacak değişik siyasal kadroları da hesaba katarak yasaları oluşturmak daha doğru olur.

         

        Unutulmamalıdır ki, iktidarlar ilelebet daim değildir. Bu bakımdan yasaların uzun yıllar yürürlükte kalacağını hesaba katarak hazırlanması şarttır. Gelecekte inisiyatifi eline geçirecek başka siyasal kadronun niyet ve bakışı da hesaba katılmalıdır. Zira ülkemizde uygulamaya konulan pek çok yasa, değişik iktidar kadrolarının bakış doğrultularından dolayı, uzun süre ülkemizde sancılara yol açmıştır. Dolayısı ile yasalar iktidarın yararına değil, her zaman halkın ve kamunun korunmasına ve yararına olmalıdır. Hakkın, adaletin, ahlakın ve vicdanın da emrettiği budur. Kısacası hiçbir şey İlahî Adalet ile çelişmemelidir.


Türk Yurdu Mart 2014
Türk Yurdu Mart 2014
Mart 2014 - Yıl 103 - Sayı 319

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele