Yılmaz Öztuna’ya Dair

Haziran 2012 - Yıl 101 - Sayı 298

        1957 yılının ağustos ayı idi. Hocam Nihâl Atsız bana dedi ki, “Seni bir şahısla tanıştıracağım, hafızası böyle kuvvetli bir kişiyi tanıyınca çok memnun olacaksın.”

         

        Bir süre sonra Nihâl Atsız’ın İstanbul Maltepe’deki evine gittim. Atsız, tanıştırdı: “Yılmaz Öztuna” dedi. 37-38 yaşlarında, yakışıklı, mütebessim, ilk bakışta kendinden emin bir şahısla karşılaştım. Tanıştığım kişi, Paris’ten yeni döndüğünü, orada yedi yıl kaldığını, kütüphanelerde çalıştığını ifade ederek tarihi olayları saati saatine anlatıyor, olayları en ince teferruatına kadar izah ediyordu. Müthiş bir hafıza zenginliği vardı. Hayret içindeydim. Yılmaz Öztuna gibi, hafızası çok kuvvetli kişiler yok muydu? Hatırıma Prof. Dr. Mükrimin Halil Yinanç hocamız geldi. Kendisi ile ilgili çeşitli hikâyeler anlatılırdı. Hele bir tanesi vardı ki enfesti: Paris’te Bibliyotik Nasyonel’ın kütüphanesinde gördüğü, dünya üzerinde tek nüsha olan yazma bir eseri nasıl elde ettiği hep anlatılırdı. Yinanç hoca, kütüphaneye gider, yazma nüshayı görür, heyecanlanır, fakat kütüphaneye kâğıt kalemle girmek yasakmış. Hoca kitabı okuyor, ezberliyor, dışarı çıkıp kâğıt kalemle hafızasına nakşettiğini yazıyor. Bu husus bir hafta sürüyor. Hoca eserin bütünün kâğıda dökmüş bulunuyor. Eserin adı “Düstürname-i Enveri”dir. Bilahare bu eseri yayımlıyor.

         

        Bir başka hafıza zengini, daha doğrusu hafıza küpü, benim de çok yakından tanıdığım, ağabeyim Galip Erdem’dir. Örnek vermek gerekirse 1931 yılında futbolda dünya şampiyonu olan Uruguay milli futbol takımının kadrosunun yedekleri ile tek tek saymak, herhalde her babayiğidin harcı olmasa gerek.

         

        Yılmaz Öztuna, çok daha başka bir hafıza sahibi idi. O yıllarda Beyoğlu, İstiklal Caddesinde bulunan Öztuna Hanı’ndaki yazıhanesine birkaç defa gittiğimi hatırlıyorum. Daha sonraları dostluğumuz arttı.

         

        Nihâl Atsız’ın aracı olduğu, Sultan 2. Abdülhamid’in 4. kadınefendiden olan kızı Ayşe Sultan’ın hatıralarının Yapı-Kredi’nin dergisinde yayımlanmasını sağladığını yakından biliyorum. İstanbul’da bir gün, Ord. Prof. Dr. Zeki Velidî Togan’la yaptığı üç saate yakın süren tarihi tartışmasına şahit olmuştum.

         

        Esas adı Abdullah Tahsin Yılmaz olan Öztuna, eserlerinde ve yazılarında Yılmaz adını kullandı.

         

        Yılmaz Öztuna, üstün bir kabiliyeti, müthiş bir idraki olan çok çalışkan bir şahsiyetti. Daha on beş yaşında (1945) iken yazdığı bir eseri ertesi yıl (1946’da) yayımladığı “1402 Ankara Meydan Muharebesi” adlı eseri bugün bile kıymetini muhafaza etmektedir. Ayrıca yine on beş yaşında yazdığı yayımlanmayan, Timur’la ilgili çalışması da erbabınca bilinmektedir.

         

        Bir sohbetimizde, tarihçi İsmail Hami Danişmend’le olan ihtilafını sormuştum. Yılmaz Öztuna, İsmail Hâmi Danişmend aleyhinde 80 sayfalık bir reddiye yazmış. Üç nüsha olarak yazılan reddiyenin bir nüshasını Nihâl Atsız’a vermiş. Aradan yıllar geçmiş. Nihâl Atsız, bu reddiyeyi okumam için bana verdi. Rahmetli Öztuna’ya bunu benim de okuduğumu ifade ettiğim de hayret etti. Nereden buldun? dedi. Ben de anlattım. Dedi ki, “İsmail Hâmi Bey gibi büyük bir tarihçiye karşı yazdığım bu yazı, gençliğimin hatasıdır. O zaman 21 yaşındaydım.” Yılmaz Öztuna hatasını da açık seçik bir şekilde söyleyebilen fazilet sahibi bir şahsiyetti.

         

         

        Yılmaz Öztuna, eskiden İstanbul’da yapılan sohbet meclislerini, 40 yıl Ankara’da her hafta devam ettirdi. Sohbet meclislerinin her zaman 20-25 kişiden az olmayan müdavimleri vardı. Ne yazık ki, sohbet meclisleri kayda alınmamıştır.

         

        Yılmaz Öztuna, yüze yakın eser, 17 bin makale ve fıkra yazmış bir fikir adamıdır. Türk kültürüne büyük hizmetlerde bulunmuş bir şahsiyete, maalesef gazeteler ve televizyonlar gereken önemi vermemişlerdir.

         

        Üçüncü sınıf bir şairin cenazesine gidip tabuta omuz veren Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Yılmaz Öztuna’nın cenazesine katılmaması düşündürücü ve ibret vericidir.

         

        Gösterişten ve alayişten hoşlanmayan, şahsiyetli bir üslubu olan, Türkçeyi mükemmel kullanan Yılmaz Öztuna, tarihçi olduğu kadar müzik sahasında da otoritedir. Herkesin kaynak eser diye baktığı “Türk Musikisi Ansiklopedisi” başlı başınaabidevi bir çalışmadır.

         

        Elbette “Hanedanlar Tarihi” adlı beş ciltlik büyük eseri de iğne ile kuyu kazmaktan başka bir şey değildir. 14 ciltlik Büyük Türkiye Tarihi, bir başka başarının belgesidir.

         

        Yılmaz Öztuna’nın hazırlayıp da bastırma imkânı bulamadığı çalışmalarının olduğunu biliyoruz. Bu çalışmaların da gün yüzüne çıkarılması, Türk kültürüne katkı sağlayacak hizmetlerden olacaktır.

         

        Eserleri ile Türk tarihini, kültürünü sevdiren, okuyana milli şuur aşılayan Yılmaz Öztuna’ya Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânı cennet olsun.

         

         


Türk Yurdu Haziran 2012
Türk Yurdu Haziran 2012
Haziran 2012 - Yıl 101 - Sayı 298

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele