Yunus Emre’nin Söz Redifl i Şiirinin Divan-Halk Edebiyatımızdaki Bazı Etkileri Üzerine

Mayıs 2012 - Yıl 101 - Sayı 297

        Hangi mutasavvıf Türk şairinin, düşünürünün eserlerini okursak okuyalım, genellikle Kur’an ve sünnet kaynaklı üç davranışı öğütlediklerini görüyoruz: Az konuşmak, az uyumak, az yemek.[1] Sözün gücü, konuşma töresi; tasavvuf şiirlerinin yanı sıra atasözü, ölçülü söz ve deyimlerimize de açık seçik girmiştir. Birkaç ölçülü sözü hemen hatırlayalım:

                    Söz altın ise sükût da zehep

                    Kemâl ehli kemâlâtı sükût ile buldu hep

         

                    Söz altındır, gönül levhinde derc et

                    Teraziye vur, ondan sonra harc et

         

                    Söz kantardır insan tartar

                    Doğru söylersen şerefin artar

         

                    Sözün değerini, gücünü, konuşma âdâbını en güzel anlatan örnekler Kutadgubilig’dedir. Yunus Emre (1240/41-1320/21) ise halkın anlayacağı şekilde ifade etmiştir Kutadgubilig’de söylenenleri.

                    Keleci bilen kişinün yüzini ag ide bir söz

                    Sözi bişürüp diyenün, işini sag ide bir söz

                   

        Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı

                    Söz ola agulu aşı, balıla yag ide bir söz

                   

        Kelecilerün bişürgil, yaramazunı şeşürgil

                    Sözin usıla düşürgil, dimegil çag ide bir söz

                   

        Gel âhî iy şehriyârı, sözümi dinle bâri

                    Hezâr gevher ü dinârı, kara toprag ide bir söz

                   

        Kişi bile söz demini, dimeye sözin kemini

                    Bu cihân cehennemini, sekiz uçmag ide bir söz

                   

        Yüri yüri yolunıla, gâfil olma bilünile

                    Key sakın key dilünile, cânına dag ide bir söz

                   

        Yunus imdi söz yatından, söyle sözi gâyetinden

                    Key sakın o Şah katından, seni ırag ide bir söz[2]

         

        Bu şiir, yarı yarıya değiştirilerek, dili sadeleştirilerek Şah Hatâyî (1486-1524) adına da yayımlanmıştır. Şiiri yayımlayanlar (Abdülbâki Gölpınarlı,[3] Sadeddin Nüzhet Ergun,[4] Nejat Birdoğan[5] gibi), başına Gölpınarlı’nın koyduğu “Yunus Emre’ye nazire” açıklamasını yerleştirmeyi de unutmamışlardır. Oysa, Hatâyî’ye yakıştırılan şiir bir nazire değil, uyarlamadan ibarettir. Bir makalemizde bu gerçeği bütün delilleriyle ortaya koymuştuk.[6] Nazire olarak Şah Hatâyî adına yayımlanan şiir şudur:

                    Sözünü bir söyleyenin

                    Sözünü eder sağ bir söz

                    Pîr nefesi (Birdoğan/nefesin) dinleyenin

                    Yüzünü eder ağ bir söz

         

                    Bir söz vardır halk içinde

                    Dahî söz var hulk içinde

                    Olmaya ki delk içinde

        Deyesin çarkadağ bir söz

         

        Söz vardır kestirir başı

        Söz vardır keser savaşı

        Söz vardır ağulu aşı

        Bal ilen eder yağ bir söz

         

        Sözünü yahşi pişürgil

         Yahşi us ile düşürgil

        Yaramazını şeşirgil

        Canına olur dağ bir söz

         

        İstesem göreyim yârı

        Bu remzi anlagıl varı

        Hezâran gevher dinârı (Birdoğan/ehl-i ikrarı)

        Eder kara toprağ bir söz

         

        Şah Hatâyî âyâtından

        Sözün söyle öz zâtından

        Olmaya kim pîr katından

        Seni eder (Birdoğan/ede) ırağ bir söz[7]

         

        Sözü, Yunus’un belirttiği gibi olgunlaştırıp pişirerek söyleme, incitici olmama, Güvâhî’nin (?-1526) nasihat kitabı Pendname’de şu beyitlerle ifade edilmiştir.[8]

        Sözin herkes görüp iki yüzini

        Bişürüp söylemek gerek sözini

                                (Beyit 1548, s. 209)

         

        Hacâletden beri dilersen özün

        Her arada bişürüb söyle sözün

                                (Beyit 1517, s. 206)

         

        Kerem umma işitsen kimde yalan

        Gerek uslu, virenden sözi alan

                                (Beyit 1700, s. 220)

         

        Sınacak yirde söz harcı arardur

        Sakın sındurmayı gör, söz güherdir

                                (Beyit 1704, s. 220)

         

        Hemen hemen her şair sözün değeri üzerine mısra, beyit, dörtlük veya müstakil şiir yazmıştır. Bunlardan en ünlülerinden biri de Fuzûlî’ye (1480-1556) aittir. Türkçe divanındadır. Osmanlı Türkçesinde lâfz/söz redifli şiirdir:[9]

         

        Dürcdür lâ’l-i revan-baḫşuñ dür-i şeh-vâr lâfẓ

        Dürcden dürler tökersen eyleseñ iẓhâr lâfẓ

         

        Eyle ağzuñ tengdür kim söyleşen sâ’at saña

        Gerçi nâzükdür virür elbette bir âzâr lâfẓ

         

        Yetmek olmaz lâfẓ-i can-baḫşuñla ağzuñ sırrına

        Vaḥydur gûyâ bu kim muṭlaḳ ağız yoḫ var lâfẓ

         

        Nişe lâ’lüñ geç gelür güftâra gûyâ kim görür

        Men kimi ol lâ’lden ayrılmağı düşvâr lâfẓ

         

        Ġonce lâ’lüñlen leṭâfetden dem urmuş bilmezem

        N’eyler iẓhâr eylegeç ol lâ’l-i gevher-bâr lâfẓ

         

        Ey Fużûlî isterem dil-dâr ḥâlüm ṣormaya

        Reşkden kim bulmaya vaṣl-i leb-i dil-dâr lâfẓ

         

        Yunus yolunda yürüyen, tasavvufun Alevîlik dalını seçen Erzurumlu Noksanî Baba (18-19. yüzyıl)’nın Allah sözünün anlamını, önemini belirten şu söz şiiri de ünlüdür:[10]

        Ey gönül cân kulağın aç dinle kâmillerin sözün

        Ayn’el-yakîn aç gözün gizli ayân bir söz imiş

         

        Yüz yirmi dört bin nebi Hakk’ı sözde buldular

        On sekiz bin âlemin hükmü hemen bir söz imiş

         

        Tevrât İncil hem Zebûr Furkân ile yüz dört kitap

        Âyet, hadis, kelâm Kur’an hepisi bir söz imiş

         

        Arş ü kürsî levh ü kalem hem zemin ü âsümân

        Şems ü kamer hem kevâkip çarh ü zamân bir söz imiş

         

        Bulut ile kar dolu yağmur yere gökten iner

        Yer yüzün ihyâ eder yağmur-ı Nisân bir söz imiş

         

        Yeryüzünden zâhir eden nice bin dürlü nebât

        Ma’den ü inci cevâhir la’l mercân bir söz imiş

         

        Vahş u tuyûr div ü peri hûr ü gılmân ins ü cin

        Hem dahi hayvân u insân içre cân bir söz imiş

         

        Sözü doğru söyle ey dil Hakk’ı bulam der isen

        Va’dına hulf eyleme ikrâr u imân bir söz imiş

         

        Hû isminden zâhir olup âlemi ihyâ iden

        Nefha-i İsâ ve Hızır âb-ı hayyât bir söz imiş

         

        Kadrini bil her yere harc etme nefsi ey gönül

        Aslı gevher nûr-ı Hak sırr-ı Yezdân bir söz imiş

         

        Sözü hak bil gâfil olma tut kulağın candan bana

        Hak sözü her kimden gelse duy inan bir söz imiş

         

        Âlem içre cümle dilden söylenen sözler kamu

        Cümlesi sana hitap yahşî yaman bir söz imiş

         

        Gönlüm sekiz cennettir âb-ı kevserdir sözün

        Sen seni bilürsen ey dil sırr-ı Sübhân bir söz imiş

         

        Nefs-i emmâre ile hırs u tama’ terkini ver

        Andan olur yedi tamu od hemen bir söz imiş

         

        Nefsini bilmek dilersen hânedâna bende ol

        Câm ü bâşı teslim edüp gör candan cinân bir söz imiş

         

        Bâb-ı ilmullah dilersen mürşid eder feth-i bâb

        Yedi deryâ içinden bahr-i ümmân bir söz imiş

         

        Nokta-i bâ’dan zuhurdur ilm-i hikmet ma’deni

        Yoktan var eden Rahmân’dır lâ-mekân bir söz imiş

         

        İlm-i hikmet okuyan katre iken ummân olur

        Lahmeke lahme yetiş anla kurban bir söz imiş

         

        Ölmeden evvel ölenler hayy ü bâkidir hemân

        Gün gibi gelüp gider halkdan nihân bir söz imiş

         

        Ey Noksâni hânedânın kanberine Kanber ol

        Âdem’e yetiş demi bul küfr ü imân bir söz imiş

         

         

        Sonuç 

         

        Yunus Emre’nin söz şiiri kendisinden sonra gelen divan, tekke ve âşık edebiyatı şairlerini de etkilemiş; sözün değeri, gücü ve söz söyleme kuralları üzerine birçok mısra, beyit, şiir yazılmasına sebep olmuştur denilebilir. Biz sadece, bir yanlış yorumlamayı düzeltmek; Hatâyî’nin Yunus Emre’ye nazire yazmadığını tekrar açıklamak ve üç şairden bazı örnekler vermekle yetindik.

         


        


        

        [1] Tan, Nail (2007), “Eşrefoğlu Rumî’nin İki Şiirindeki Öğütlerin Türk Gelenekleri Arasındaki Yeri”, Derlemeler-Makaleler, Ankara, C. 3, s. 285-292.


        

        [2] Tatcı, Mustafa (1990), Yunus Emre Dîvanı, Ankara, s. 113-114, Kültür Bakanlığı Yayınları: 1280.


        

        [3] Gölpınarlı, Abdülbâki (1936, 1954) Yunus Emre, Hayatı, İstanbul, s. 117, Kaygusuz Abdal-Hatâyî-Kul Himmet, İstanbul, s. 79-80.


        

        [4] Ergun, Sadeddin Nüzhet (1946), Hatâyî Dîvanı, İstanbul, s. 220.


        

        [5] Birdoğan, Nejat (1991), Alevîlerin Büyük Hükümdarı Şah İsmail Hatai, İstanbul, s. 151-152, Can Yayınları.


        

        [6] Tan, Nail (1999), “Yunus Emre’nin Söz Şiirine Hatâyî Nazire Yazmış Olabilir mi?”, Türk Dili, 7/1999, s. 634-636, Derlemeler-Makaleler, Ankara 2007, C. III, s. 231-235.


        

        [7] Gölpınarlı-Ergun-Birdoğan, age., s. 117, 79-80; s. 220; s. 151-152.


        

        [8] Güvâhî (1983), Pendname, hzl. Mehmet Hengirmen, Ankara, s. 206-220, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 549.


        

        [9] Fuzûlî Türkçe Dîvanı (1958), hzl. Kenan Akyüz-Sedit Yüksel-Süheyl Beken-Müjgân Cunbur, Ankara, s. 265, T. İş Bankası Yay.


        

        [10] Atalay, Âdil Ali (1995), Erzurumlu Halk Ozanı Noksânî Baba, İstanbul, s. 34-35, Can Yayınları.  


Türk Yurdu Mayıs 2012
Türk Yurdu Mayıs 2012
Mayıs 2012 - Yıl 101 - Sayı 297

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele