Yunus Emre ve Mahtumkulu’nun Şiirlerinde Ölüm Teması

Mayıs 2012 - Yıl 101 - Sayı 297

        Bir bilinmez olarak tanımlayabileceğimiz ölüm, “zamanın kesintisiz akışı içerisinde bir varlığın süresinin bitmesidir, sonu’dur. Kısacası ölüm şeylerin mahvoluşudur" (Lévinas, 2006: 41). Levinas, ölümü “geri döndürülemeyen ve bir gidiş, vefat”olarak tanımlarken (2006: 11–12), Brown, onu “bir zıtlıkken aynı zamanda bir iç içelik olduğunu” vurgulayarak anlatır (1996:120).

         

        Sosyal bilim araştırmacılarının üzerinde en çok durduğu konulardan biri olan ölüm, “varlığın mutlak ötesi”; “her ölüm, ilk ölümdür” tanımlarıyla ele alınırken, “ölümde soyutlanan varlık değildir. O zaman biz soyutlanmış oluruz” anlayışıyla da tanımlanır (Bauman, 2000: 11–28; Lévinas, 2006: 88, 96) İslamiyet’te ölüm anlayışı Hz. Muhammed’in bir hadisinde “Ölüm, bir kıyamettir. Ölenin kıyameti kopmuş demektir” şeklinde ifade edilir (Ga:198).  İslamiyet’e göre ölüm mutlaktır. Kur’an-ı Kerim’de “Her nefis ölümü tadacaktır.” ve“Andolsun sizi ilk defa nasıl doğumunuzda çırılçıplak (yalnız) yaratmışsak, öylece yapayalnız ve teker teker huzurumuza gelirsiniz. Size verdiğimiz mal ve mülkü dünyada bırakırsınız.”[1] denir.

         

        Tasavvufa göre aslolan ruh’tur. “Ruh, Rabbımın emrindedir.”[2] Hayat ise, tevhidin kendisidir. (Ga. I, 64). Devamlı Allah’la meşgul olup kalpte onun dışındakilere iltifat kalmayışı, Allah’ın lûtfuyla “bekada Allah’la beraber olmak” (Ga. I, 86) şeklinde tanımlanmıştır. Tasavvufta “ölmeden ölmek”, “nefsi öldürmek” şeklinde ifade edilen de bu durumdur.

         

                    Ölüm konusu sadece filozoflar ve din bilginleri tarafından işlenmemiş, şair ve yazarlar da ölüm gerçeğini, varlığın artık –görünüşte- varolmamaya başladığı eşiği eserlerinde işlemişlerdir. Yunus Emre ve Mahtumkulu da şiirlerinde ölüm temasını işleyen şairlerdendir.[3]

         

        Klasik Türk edebiyatı yanında Doğu edebiyatına da vakıf olan, 18. yüzyıl Türkmen edebiyatının “akıldarı” ve “halifesi” kabul edilen Mahtumkulu ile 13. yüzyıl Türk edebiyatının büyük şairi Yunus Emre’nin şiirlerinde diğer temalar yanında dinî ve tasavvufî düşüncenin temellerinden olan bu dünyanın faniliği ve ölüm teması da işlenmektedir.

         

                    İlk dikkat çekici nokta, her iki şairin de ölümü olağan kabul etmesidir. Onlarda ölüm korkusu değil ölüme hazır olmama korkusu vardır. Ölüm dinî inanışın da bir gereği olarak kabullenilmeye çalışılan bir durumdur. Hatta her iki şair de ölüme sevgi ile bakar.

         

        Mahtumkulu’nda ölüm daha çok “Bugünü nasıl değerlendirmeliyiz?”; “Hayattayken ölüme nasıl hazırlanmalıyız?” sorularının cevabı olarak karşımıza çıkar. Yani didaktiktir. Ona göre ölüm, hazırlığı yapılmış olursa huzurlu bir yolculuk gibidir. Yunus’ta da aynı anlayış dile getirilir.

         

        Mahtumkulu’nun şiirlerinde ölüm teması üç ayrı başlık altında ele alınabilir: “ölmeden önce ölmek”, “yakınlarının ölümü karşısında duyulan acı” ve “sevdiğinden ayrı olmanın ölüme eşdeğer olduğu”.  Yunus Emre’de Mahtumkulu’nun şiirlerinde belirlediğimiz birinci grupta yer alan “ölmeden önce ölmek” çerçevesinde ele alabileceğimiz bir tema hâkimdir. Onun ayrılık ve ölümü karşılaştırdığı şiirlerinin sayısı çok azdır.

         

        Yazımızda Yunus Emre ile Mahtumkulu’nun şiirlerindeki “ölüm” temasının hangi doğrultuda ve nasıl ele alındığını karşılaştırarak değerlendirmeye çalışacağız.

         

         

         

                  Dinî-Tasavvufî Temeller Çerçevesinde İşlenen Ölüm Teması

         

                  Bu tema çerçevesindeher iki şairde de dünyanın geçiciliği, insanların bir gün mutlaka öleceği, “ölüm” gerçeğinden kaçılamayacağı” görüşleri ele alınmaktadır. Bu tema içinde bu fani dünyada iyi bir ad bırakmak, ahiret inancı ve öte dünyaya nasıl hazırlanmamız gerektiği konuları da işlenmektedir.

         

        Şairler, bu anlayışın bir basamak sonrasında dinî-tasavvufî anlayışla “ölüm” temasını irdelerler. “İnsanın diri iken ölmesi” veya “ölmeden önce ölmek” şeklinde ifade edebileceğimiz bu görüş, her iki şairin de hem nefis terbiyesi konusundaki fikirlerini gözler önüne sermekte hem de öğretme ve eğitme arzusuyla ortaya koydukları derviş yönlerini göstermektedir. Mahtumkulu ve Yunus Emre ölüm teması çerçevesinde şu konuları işlemişlerdir:

         

         

        1. Ölüm Korkusu: Brown, insanlarla hayvanları ayıran şeyin ölüm bilinci olmadığını, asıl ana noktanın “ölümden kaçış” olduğunu vurgular (1996: 112). Gerçekten de hiçbir hayvan ölümden kaçma eğilimi sergilemez.

         

        Yunus Emre, bütün doğanların öleceğini, bunun kaçınılmaz bir kader olduğunu ve ölümden korkmak gerektiğini söyler:

         

        “Yûnus sözi âlimden zinhâr olman zâlimden

        Korka durun ölümden cümle togan ölmişdür” (T, 76-5). Ama başka bir şiirinde:

         

         

        “Ölümden ne korkarsın korkma ebedî varsın” (T, 35-2), diyerek hazır olunduğunda ölümden korkmamak gerektiğini de belirtir.

         

        Teslimiyetçi bir anlayışa sahip olan Mahtumkulu’nda ölüm korkusu ile ilgili duygulara çok rastlanmaz. Ancak birkaç şiirinde bir bilinmeyen olan ölümü hiç unutmadığını, ölüme karşı bir korku beslediğini ifade etmektedir. Dinde varlığından bahsedilen metafizik bir âleme inanan şairin, Yunus Emre gibi korkuyu hafifletmek için insanlara öbür dünyaya hazırlıklı gidilmesi konusunda öğütler vermesi de bu duygularla bağlantılıdır.

         

         

        “Magtımgulı, övüt bardır sözümde[4],

        Ölüm yadımdadır, gorkı gözümde,” (M: 2/33, B: 439).

         

         

        Mahtumkulu’na göre ölüm zalimdir. Ne zaman karşılaşacağımızı bilmediğimiz ölümden korkmamak mümkün değildir. Ölüm şu mısralarda sarı rengin çağrıştırdığı bir yokluk korkusuyla ifade edilmektedir:

         

        “Ölüm zulmun adam boynuna goysañ,

        Gorkusından saralmazmı solmazmı” (M: 2/40–47)?

         

         

        Yunus Emre’de de “ettiğini bulma” endişesi ölüm korkusunu doğurmaktadır:

         

         

        “İy yâranlar iy kardaşlar korkaram ben ölem diyü

        Öldügümi kayurmazam itdügümi bulam diyü”(T, 285-1).

         

         

        Ölüm korkusu, yok olma korkusuna kaynaklık eder. Bunu bir yakınımızı kaybettiğimizde acı bir şekilde hissederiz. Ölüm her insan için tek bir defa gerçekleşecektir. Yani bu fermanı herkes bir defa okuyacaktır. (Balcı, 2008: 91) Aslında insanoğlunun ulaşacağı son nokta daha doğarken bellidir, o zaman ölümden korkmak da kaçınılmaz olmaktadır.

         

         

        “Niçe çok yaşarısan sonucı ölüm vardur” (T, 51-4).

         

         

        Her iki şairimiz de öbür dünyaya hazır gitmemekten korkar. Bu korku ancak Yaradana bağlanarak yani ona sığınarak azaltılabilir. Burada teslimiyetçi anlayışın hâkim olduğu görülür.

         

         

         

        2. Teslimiyet: Yunus da Mahtumkulu da din ve kadere olan inançları dolayısıyla teslimiyetçidirler. Onlara göre ölüme teslim olmaktan başka çare de yoktur. Ölüm Allah’tandır. İnanan insan Allah’tan gelene katlanır.

         

         

        “On gat öyüñ bolsa demir galadan,

        Hakıkat är yüz döndermez beladan

        Acal tapar emir bolsa alladan,

        Hak rızası bilen başa daş gelse” (M: 2/62–63, B:118).

         

         

        “Ölüm Hak’dur bilürsin niçün gâfil olursun”  (T, 311-6).

         

         

        Bu can bize misafirliğe gelmişse, bir süreliğine de olsa tenimizi kendine yurt edinmişse bunun kıymetini bilmek ve sonunda misafiri uğurlayacağımızı kabul etmek gerekir.

         

        “Her niçe yaşasañ, ahır ölümdir,

        Eziz canlar, tende bize mıhmandır” (M: 2/33, B: 439).

         

         

        “Gice konuk olan kişi gine sabah göçer fi’l-hâl” (T, 153-1).

         

         

        Kaygılanmaya gerek yoktur. Nasıl Allah var edense yine O canımızı alacaktır.

         

         

        “Öldügüm içün gussa mı yirem

        Ala cânumı yine Yaradan” (T, 284-2).

         

         

         

        3. Ölü ve Ölümle İlgili Tasvirler: Mahtumkulu ölüm kelimesini çok fazla kullanmaz. Bunun yerine şu kelime ve deyimlerle ölümü çağrıştırır: acal camın sunmak; acal desti yakadan tutmak; acal ok kezini kirişe giymek; acal tapmak; acal yetmek; açılan täze gülüni soldurmak; ahıret sarı gadem urmak; ak parça don-kepen geymek; amanadın almak; amanat canın goymak; älemden umıt üzmek, cayı cennet-huyr bolmak; badı hazan soldırmak; bakı galmamak; baş göre girmek; başına acal matasını oramak; can acıgın çeke-çeke gitmek; can cesetten gitmek; canın cesetten, etin süyekten gitmesi; canın tenden ayrılması; ceset içre canın köymesi; can köymek; caya salmak; ceset içre can tapılmamak; çıragı öçüp barmak; cismi hazan urmak; çıragı öçmek, demi tükenmek; dövran geçmek (gitmek); elden aldırmak; gahba pelek alına düşmek; gara yeri guçmak, geçmek; gızıl gül solmış yalı olmak; gonup göçmek; göçi-gonı birle gitmek; göçmek; göz görmekden galmak; gözi baglı guş dey uçup barmak; gözi gumdan dolmak; gözi yumulmak; göz yummak; gum bolup yatmak; guş dey uçup barmak; güli solunmak; gül ömri solmak; güm bolup ötmek; Hak’dan perman yetişmek; Hak rızası bilen başa daş gelmek; hazan degmek;  ıkbalını laya batırmak; kaza; kaza gahra münmek; Kazanın kılıç çekip gezenip durması; kepen biçmek; kepene çolanmak; kerveni göçmek; mey içmek; naharın zäher eylemek; nobatı ötmek; nov gunçanı yoldurmak; oragını eline alıp öl, gurı dannamay biçip barmak; ozmak; ömri ahır bolmak; ömri-sal geçmek; ömri solmak; ötmek; öyi talanmak; panıdan geçmek;  panıdan bakıya göçe-göç bolmak; panıdan bakıya göçmek; peymana dolmak; reyhanı solmak; sarayı veyran bolmak; solmak; şirin canı urup gitmek; şum ayralık salınmak; takdırı-acalın emi tapılmamak; uçmak; vepat bolmak; yeñ-yakasız dona salmak; yer düşek bolmak;  yer goynun guçmak; yeriñ goynuna girmek; yok bolmak, vs.

         

        Mahtumkulu’na göre değerlendirildiğinde Yunus Emre’de ölüm kelimesi daha çok kullanılmaktadır. Ek olarak farklı kelime ve deyimlerle de ölüm çağrıştırılmaktadır: ölüm şarâbın içmek; gök ekini biçmek gibi; ecel gelmek; va’de irmek; ömür kadehi dolmak; yakasız don geymek; başsuz ata binmek; sinleye varmak; ömür ipi üzülmek; suret bozulmak; ecel irmek; va’de yitmek; fânî dünyadan geçmek; bâkî mülkine göçmek; ecel şerbetini datmak; geçmek; göçmek; ışk şerbetin içmek; ölmek; ömrin yavı kılmak; ağaç ata bindürmek; yir altına indürmek; ecel atı segirdüp irmek; çüritmek; gözüne toprak toldurmak; canın kurban kılmak; ömür başa yitişmek; aceb sefer itmek; gözünin karası gitmek; tamarda kanı kurumak; Azrail canını almak; ten çüriyip toprak olmak; teni toprağa düşmek; vakti tamam kılmak; yensüz gömlek giymek; emaneti ıssına virmek; şerbet içmek; köpriden geçmek; fenâ sarayından göçmek; bekâ sarayına geçmek; varanın gelmemesi; menzile yitmek; ömir kavli yitmek; ağaçdan ata binmek; can terkin urmak; can terk itmek; kendözin yok eylemek; ömrüni utmak; ecl yol baglamak; ecel elin sunmak; ecel belin bükmek; ecel dilin söyletmemek; ölüm evreni yutmak; ecel hırmanlarını yile sermek; ecel ivine girmek; yir yutmak; tamar boşanıp kan akmak; devrandan ötmek; kervan gitmek; vs.

         

         

        Dünya geçici bir mekândır, öyleyse ölüm mutlaka gelecektir. Hazırlanarak beklemek gerekir. Ölüm, “insanın aklını başından alır”. Her kul, dönüşü olmayan bu uğursuz ayrılığı yaşayacaktır. İnsanoğlu bu gerçeği bilir, yaşar ama kabullenmekte zorlanır.

         

         

        “Her bir gula şum ayralık salındı,

        Magtımgulı, işim kıl-u kal boldı,

         

         

        Cismim hazan urdı, güli solundı,

        Şum ayralık bile aklım lal boldı,

         

         

        Gaznası uruldı, öyi talandı,

        Bilmedim, ne sövda, niçik hal boldı,

         

         

        Ne anda bir akıl, ne bir huş galdı.

        Can tenden ayrıldı, gurı läş galdı.” (M: 1/83, B: 512)

         

         

                    Mahtumkulu’nda rastladığımız ayrılık benzetmeleri Yunus Emre’de pek karşımıza çıkmaz.

         

         

        Mahtumkulu ve Yunus Emre ölümü çeşitli unsurlara benzeterek de tasvir ederler. Mesela ikisinde de ölüm, “orakla ekin biçme”ye benzetilmiştir. Onun orağı, vakti gelmiş gelmemiş demeden bütün ekinleri kendi bildiğince, ayırmadan seçmeden biçmektedir. Mahtumkulu’nun,

         

         

        “Bir gün oragını alar eline,

        Öl, gurı dannamay, biçip baradır.” (M: 2/44-45, B: 71), deyişi, Yunus Emre’nin,

         

         

        “Bu dünyada bir nesneye, yanar içim göynür gözüm,

        Yigid-iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi” (T, 207b-4) ifadelerine dikkat çekecek şekilde benzemektedir.

         

         

        Her iki şairde en benzer noktalardan biri de dünyanın bir ucu gelimli diğer ucu gidimli bir yer olmasıdır. Dünya kapısından binilir, ölüm kapısından inilir:

         

         

        “Dövürler dolanar, gerdişler döner,

        Niçäniñ maş’alı täzeden yanar,

        Niçeler göçerler, niçeler gonar,

        Niçäniñ çıragı öçüp baradır.”( M: 2/44-45, B: 71)

         

         

         “Bildük gelen geçerimiş konan girü göçerimiş

        ‘Işk şerbetin içerimiş her kim bu ma’niden duyar” (T, 28-8).

         

         

        Yunus Emre gibi Mahtumkulu da ölüm konusunu işlediği şiirlerinde teslimiyetçi ve kaderci bir bakış açısıyla “dünyanın geçiciliği ve ölümün mutlak olduğu” fikrini ele almıştır. Dünyadaki her şey geçicidir. Yeryüzünde hiçbir şey kalmayacaktır.

         

         

        “Ne gerd galar, ne gerdan,

        Pil, peşe-yu kergeden,

         

         

        Ne mert galar, ne merdan,

        Derrendeler galmazlar.”( M: 2/83, B:122)

         

         

        “Dünyaya gelen göçer bir bir şerbetin içer

        Bu bir köpridür geçer câhiller anı bilmez” (M: 103-4).

                   

         

        Fanilikten bakiliğe doğru çıkılan yolculukta insanoğlu sadece şaşkındır. Fakat canı acısa da bu kaçınılmaz yolculuğa gitmek zorundadır:

         

         

        “Panıdan bakıya göçe-göç bolsa,

        Acal camın sunup iç-hä-iç bolsa,

        Telmurıban, baka-baka gider-sen,

        Can acıgın çeke-çeke gider sen.” (M: 2/57–58, B: 125)

         

         

        “Fânî dünyeden geçerüz bâkî mülkine göçerüz” (T, 112-3).

         

         

        Ölüm yanı başımızdadır. Bir rüya, bir masal gibi insan bir gün vardır, bir gün yok. Bir varmış, bir yokmuş... Mahtumkulu bu gerçeği;

         

         

        “Acal yetip, adam yumulsa gözi,

        Göyä bu dünyäge geldi, gelmedi.” (Ikbal Bolmadı 2/37–38, B:127) diye dile getirirken Yunus;

         

         

        “Bu ma’nîden kimse almaz anda varan yine gelmez

        Bu dünyâya kimse kalmaz gelen göçer illerine” (T, 345-8) der.

         

         

 

        4. Ecel Değişmez: Ecel mutlaktır, doğan bir gün ölür. Hayat içinde yer alan insanın kaderi, kaçınılmaz olan ölümdür. İnsanoğlu, kaderini bilse de bunun zamanını bilmez. Belki de bu bilinmezlik hayatı anlamlı kılan şeylerden biridir. Burada zaman karşısında insanın aczi ortaya çıkar. Hayatı biçimlendiren zamandır (Balcı, 2008: 53):

         

         

        “Bilermi sen haçan tükener demiñ,

        Ahırı ötermiz üstünden biz hem,

        Gabır bolar bir gün basan gadamıñ,

        Gubarıp galar sen hali, dünyä, hey!” (M: 2/31–32, B: 88)

         

         

        Mahtumkulu’na göre bu bilinmeyen son gelince insanın mekânı kabir olacaktır. O, “Ne başlangıç ne de son mutlaktır” görüşüne sahiptir (Bauman,  2000: 32). Yunus Emre vadesi gelenin öleceğini, ecelin mutlaka geleceğini vurgular:

         

         

        “Va’de yitüp ölicegez ol sinleye varıcagaz” (T, 16-3)

         

         

        “Âhir bir gün ölürsin ölüm vardur bilürsin

        Qamulardan ayrılup varup sinde yatdun tut” (T, 18/10)

         

         

        İnsan, ölüm karşısında çaresizdir. Sadece ah eder, ağlar. İnsanoğlu bu çaresizliği bilir,  değiştiremeyecek olsa da tepki gösterir. Bu, bir tavır, insanî bir duruştur:

         

         

        “Magtımgulı diyr merde,

        Bir başım sansız derde,

        Dünyä bentdir, ten perde,

        Duşdı diyip agların.”( M: 1/170–171, B: 130).

         

         

        Yunus’un da ölüm karşısında içi yanar:

         

         

        “Yanar içüm göyner özim ben ölümi anıcak” (T, 127-1)

        “Dünyeye gelen kişiler yola bile gelmek gerek

        Ölümini anubanı dün ü gün aglamak gerek” (T, 137-1).

         

         

                    Mahtumkulu ölümün korkunçluğunu “elinin belinin burulması, damarlarının çekilmesi, kanının durulması, aklının dağılması ve şaşırma” sözleriyle tanımlamaktadır. Bu, ölümün insana darbesidir. Bu, hayatın sona ermesi ve bilinmeyen yere yolculuğun başlangıcıdır:

         

         

        “Magtımgulı, elip bilim buruldı,

        Ölüm zarbı üç tarapdan uruldı,

        Damarım dartıldı, ganım duruldı,

        Akılım dagılıp, hayrana geldi.”( M: [5], 1/36, B: 459)

         

         

                    Aynı söyleyişleri Yunus Emre’de de görüyoruz:

         

         

         “Ölene baq gözüñ aç dökülür saqal u saç” (MK, 74b-2)

                   

         

        “Yakasız don geyem gidem başsuz ata binişicek” (T, 127-3)

         

         

        “Olmış bu dünyâdan bizâr yensüz gönlek geydi gider” (T, 87-5)

         

         

         

        5. Ölümsüzlük: Ölümsüzlük ve sonsuz olma duygusu her insanda vardır. Kimse ölmek istemez. Hâlbuki insan biyolojik olarak ölümlüdür. Bütün yollar bilinmeyene, ölüm denilen karanlık bir dünyaya çıkmaktadır. Bauman, ölümlülük olmadan ölümsüzlüğün, tarih, kültür ve insanlığın olamayacağını, ölümlülüğün olabilirliği yarattığını söyler (2000: 17–94). Sıradan bireyler bu dünyayı kabullenir, bırakıp gitmek istemez. Ama ölümün zıddı olan “ölümsüzlük” de insanîdir. Sorun, ölümlülüğün nasıl aşaılabileceği sorunudur. Bu fiziken mümkün olmadığına göre ancak düşüncede mümkündür.

         

         

        Yunus Emre’ye göre insan, ölümlü olandan ölümsüz olana yolculuk yapan bir yolcudur. Öze dönmek, ölümsüzlüğe ulaşmaktır:

         

         

        “Âşık öldü diyü sala virürler

        Ölümden ne korkarsın korkma ebedî varsın

        Ölen hayvân durur âşıklar ölmez.” ve ya

         

         

        Çün kim işe yararsın bu söz fâsid da’vîdür” (T, 113-8)

         

         

        Mahtumkulu, geride iyi bir ad, iyi bir evlat ve güzel şeyler bırakmayı ölümsüzlük olarak kabul eder. Aslında bu da bir teslimiyettir. İnsanoğlu sonsuz/ölümsüz olamayacığını anlayınca ölümsüzlüğü farklı yollarla gerçekleştirmeye çalışır. Kendinden sonraya iyi bir ad, iyi bir evlat veya iyi bir eser bırakmak da bir bakıma ölümsüzlüktür. Ona göre ölümsüzlük, insandan bir parçanın gelecek içinde varlığını devam ettirmesidir:

         

         

        “Mal tapınça, züryat galsın!

        Pis oguldan yahşırakdır,

        Pıragı, yagşı at galsın!” (M: 1/205–206, B:120)

         

         

        İnsanın bu yalancı dünyaya bırakacağı diğer güzel şey eserleridir. Söz uçar, yazı bakî kalır.

         

         

        “Taraşlap şaglatgıl köñle geleniñ,

        Senden soñkulara yadıgär bolar!” (M: 1/105, B: 369–371)

         

         

        Yunus Emre’de böyle bir kaygı görmeyiz. O daha teslimiyetçi bir ruh hali içindedir.

         

         

        İnsanın ardından dua edecek, hayrını yapacak evlatlar gereklidir. Eğer bir insanın adını anıp ardından dua edecek bir evladı yoksa asıl yok olma, işte o zaman ortaya çıkacaktır. Yunus’ta;

         

         

        “Bolmasa yigdiñ züryadı,

        Tutaşmaz sınanıñ odı,

        Ölende tutulmaz adı,

        Başda hıyalı bolmasa.”(M:1/176, B: 492),

         

         

        mısralarında dile getirilen bir ölümsüzlük anlayışı da işlenmez. Onda işlenen tema ölümsüzlüğe ulaşmaktır. Ölümsüzlüğe varış için tek yol, ölüm kapısından geçmektir. İnsan, ölmeden ölümsüzlüğe ulaşamaz.

         

        Bu, Yunus’ta sık işlenen bir temadır:

         

        “Ölmek lâzımdur qamuya ben ölmedin qança varam” (MK, 143a-6)

         

         

        “Ten fânîdür cân ölmez gidenler gine gelmez

        Ol iki cihân güneşi zâhir dünyâsın degşürdi

        Ölür-ise ten ölür cânlar ölesi degül.” (MK, 111a-2)

         

         

        “Câhil anı öldi sanur ol hod ölmez ölür degül.” (T, 157-7)

         

         

         

        6. Mezar ve Mezarlık: Mezarlık, bu dünyayla ölüme giden yol arasında bir ara merhale, yani ölüme açılan kapı, geçici konaklama yeridir. Mahtumkulu’nun ölüm konulu şiirlerinde mezar yanında “gabır, gör, göristan, kümmet (< kümbet)” kelimelerine de rastlanmaktadır. Mezarlık daha çok “(gara) yerin goynu” gibi tabirlerle anlatılır. Yunus Emre’de ise en çok “sin” kelimesi kullanılır. Bunun yanında kullanılanlar “kara toprak, kabir, gûr, yir altı”dır.

         

                  “Ölülerinizi ziyarete gidin ve onları selamlayın. Çünkü onlarda sizin için ibret vardır. Hz. Muhammed” (Ga.:175), hadisinde belirtildiği gibi yaşayanlar için birer ibret vesikası olan kabir, Mahtumkulu’nda da Yunus’ta da son duraktır:

         

         

        “Gabırbolar bir gün basan gadamıñ” (M: 2/31–32, B: 88),

         “Her yan gitseñ barar yeriñ gör bolar” (M: 2/59–60, B: 101),

                    “Döşegi toprag u kabir yasdugı taşdur ‘âşıkun” (T, 146-2).

         

         

        Kul, ahirete hazırlıklı giderse yatacağı yer “rahat bir mezar” olacaktır:

         

         

        “Bäş vagtı bercay kıl, musulman bolsañ, 

        Hanıñ barlıgında hayır gazansañ,

        Bilip ahıretiñ, gamını iyseñ,

        Rahat yatcak yeriñ – kümmet yagşıdır.”(M:1/112, B: 441)

         

         

        “Her yan gitseñ barar yeriñ gör bolar,

        Yagşı bolsañ cayıñ cennet-huyr bolar,

        Hayır gazan yatan yeriñ nur bolar.

        Yaman bolsañ köydürerler nar bile!”(M:2/59–60, B: 101)

         

         

        Yunus yine de kabir azabından korkar:

         

         

        “Yûnus kabre vardukda Münker-Nekir geldükde

        Bana su’al sordukda dilüm döne mi yâ Rab”(T, 15-5). Bazen de rahattır:

         

         

        “Miskîn Yûnus ölicek sini nûrla tolıcaq” (MK. 75a-7).

         

         

         

        7. Ahirete Hazırlık: Hz. Muhammed, bir hadisinde “Akıllı insan kendini hesaba çeken ve kendini ölüme hazırlayan kimsedir.” buyurur (Gazali: 7). Ölüm ve ahiret için eli boş gitmemek, hazırlık yapmak gereklidir. Mahtumkulu bu düşüncesini “ahretini gazanmak; ahıretin hâsılın bu dünyada eke-eke gitmek; beş gün sınamaya gönderilmek; dünya öyüne mıhman bolmak” gibi ifadelerle anlatır:

         

         

        “Aklıñ bolsa ahıretiñ hasılın,

        Bu dünyäde eke-eke gidersen.” (M: 2/57–58, B: 125)

         

         

        Yunus Emre de ölümü düşünerek hareket etmek gerektiğini sık sık vurgular:

         

         

        “Namâz kıl zikr eyle elün götür şükr eyle

        “Neyise dirligün oldur ölümün

        Ölecegün fikr eyle tur irte namazına” (T. 315-4). 

         

         

        “Bugünki gün durur yarıngı günün”(RN-453)

         

         

        Bu dünya geçicidir. Allah’ı anmak, emirlerini yerine getirmek ve ahireti kazanmak gerekir. Her iki şaire göre de bu dünyada iken öbür dünya için hazırlık yapmamak gaflette yaşamak demektir. Mahtumkulu;

         

         

        “Akmaklar bu yerde galar gaflatda,

        Akıl bolan öz gamını yir gider.” (M: 1/166, B: 306–307) derken, Yunus da:

         

         

         “Ölüm haqdur bilürsin niçün gafil olursun” (MK, 172a-6) der.

         

         

        Dünya nöbetle gelinip gidilen bir imtihan yeridir. Nöbeti biten gidecektir. Burada öbür dünya inancının da ele alındığını görmekteyiz. Mahtumkulu, nöbetin geçtiğinden bahseder:

         

         

        “Magtımgulı aydar, barha yol tanı,

        Senden burun öten cananlar kanı?

        Bäş gün sınamaga iberdi seni,

        Her kim nobatında öte başladı” (M: 1/174, B: 446).

         

        Yunus’a göre de ölüm nöbetleşe aramızda gezmektedir:

         

         

        “Hiç bilmezem kezek kimün aramuzda gezer ölüm” (T.198–1).

         

         

        “Toprağa düşmiş tenleri, Hakk’a ulaşmış cânları

        Görmez misin sen bunları nevbet bize gelmiş yatur” (T74–4).

         

         

                    İnsanoğlu güçlü olsa bile ölüme güç yetirmesi mümkün değildir. Gücü onu ölümden kurtarmaya yetmeyecektir. Altınlarıyla tanınan Karun, dünyaya hâkim olan Feridun, suya, yele hükmeden Süleyman, güçleriyle tanınan İskender ve Rüstem Pehlivan bile öldükten sonra diğer insanların ölümü daha kaçınılmazdır. Onlar için ölümsüzlükten bahsetmeye gerek yoktur.

         

         

        “Hemayun gorganın saldıran Harun,

        Kırk şähri gızıldan dolduran Karun

        Dünyäni tört bölen kanı Feridun,

        Gözi gumdan doldı, puldan dolmadı”( M: 2/37, B: 127).

         

         

        “Dırnak bilen gatlar dilen Benican,

        Kanı ol İsgender, Rüstem Pälivan,

        Suva, yele hökmi geçen Süleyman,

        Sen dünyäni tutacak sen kim bolup” (M: 2/55, B: 82)?

         

         

        Aynı söyleyiş Yunus Emre’de de yer almaktadır:

         

         

        “Ne kadar çok ise mâlun ecel sana sunar elin

        Ne assı eyledi Kârûn bu dünyâya batmış iken” (T, 273–8).

         

         

         

        8. Fanilik: Bu dünyanın fanîliği, dinî ve tasavvufî düşüncenin temelleri arasında ele alınmış, her iki şairde de en çok işlenen temalardan biri olmuştur. Mahtumkulu, tasavvufî düşünceden hareketle “bu fani dünyayı bırak, gerçek dünya olan ahiret için canını ver”, diyerek “ölmeden ölmek” görüşünü öne sürmektedir. Geçici olanı sahiplenmek gereksiz olduğuna göre aslolan için çabalamak gerekir:

         

         

        “Magtımgulı, ermiş bu dünyä panı,

        Ömrüñ berip satın alma dünyäni,

        Panını goy ahıret diyp ber canı,

        Bu dünyäniñ düybi görnüp duruptur” (M: 2/50).

         

         

                    Yunus’a göre aslolan dünya bu değilse o zaman bu dünyayı terk etmek gererkir:

         

         

        “Behey miskin aç gözüni bu fâniden yum gözüni” (T, 414-3).

         

         

        Faniliği anlatmak için şairin kullandığı kelimelerden biri de “yalançı”dır. Dünya yalancıdır, yani geçicidir. Öyle değilmiş gibi davrananlar için daha da aldatıcıdır. Son menzil ahirettir:

         

         

        “Gelen geçer, gonan göçer, adamzat,

        Yalançıda yegdir galsa yagşı at,

        Yöri, sen hem bir menzile yeter sen,

        Bu dünyäge gelmiş bolsañ, öter sen[6] (M: 2/28).

         

         

        Yunus dünyayı bakî sananlara şöyle seslenir:

         

         

        “Behey miskin gâfil olma dünyâ fâni bâkî sanma” (T, 414–4).

         

         

         

        9. Ölüm, Bir Nimettir: Yunus da Mahtumkulu da ölüm karşısında şikâyet etmeyi bırakıp kabullenmemiz ve bu gerçekle birlikte yaşamayı öğrenmemiz gerektiğini ifade ederler. Bu acı gerçek bir gün her insanın başına gelecek ve her canlı bunu mutlaka yaşayacaktır. Mahtumkulu, ölümü atalardan miras sayar:

         

         

        “Magtımgulı, çekseñ derdi-dügünden,

        Bu ölmek, ayrılmak galıpdır öñden,

        Ası bolup şıkat etme bu günden,

        Peder bize miras goymuş bu derdi” (M: 1/20–21, B: 143).

         

         

        Yunus ise ölüm vacib olsa bile canını kurban eyleyecektir:

         

        “Ölüm eger vâcib ola cânumı qurban eyleyem” (MK, 120a-3). Ona göre âşıklar zaten ölmemektedir:

         

         

        “Qoğıl ölüm endîşesin ‘âşıqlar ölmez bâqîdür

        Ölüm ‘âşıquñ nesidür çünki nûr-ı ilâhîdür” (MK, 76b-9).

         

         

        Hatta Yunus Emre kendisi için “aşığa kavuşmak” dediği ölümü o kadar ister ki, ölümünü dileyenlere Allah’ın bin yıl ömür vermesini ister:

         

         

        “Kim ölümüm isterise bin yıl ‘ömür virsün ana” (T, 13-4).

         

         

         

        10. Ölmeden Önce Ölmek ve Tabii Ölüm: Düşünürler de, mutasavvıflar da ölümü iki ayrı şekilde ele alırlar. Bunlardan birisi ruhun bedeni terk etmesi yani bedenin özünü yitirmesidir. Diğeri ise insanın dünyaya ait isteklerini öldürmesi, başka bir deyişle nefsi öldürmesidir. Buna “ölmeden önce ölmek” de denir. Bu durum, mutasavvıflar arasında insanı mutlu eden bir hal olarak görülür. Mevlânâ bu konuda;

         

        “Ne mutlu o kişiye ki, ölmeden önce öldü;

        Yani bu bağın, bu üzümün aslından bir koku aldı[7]  der.

         

                    Yunus Emre’de insanın bir ölümlü bir de ölümsüz bir tarafının olduğu, beşerî yönüyle insanın ölmeye mahkûm olduğu ama ruh yönüyle ebedî olduğu vurgulanır. Bedenin ölümü tekâmül etmek için şarttır. Dolayısıyla ölüm yokluk demek değildir (T. I, 1997: 238).Yunus Emre, bütün bunlardan sonra ölmeden önce ölmeyi tavsiye eder:

         

         

        “Ko ölmek endişesin âşık ölmez bâkîdür

        Ölmek senün nen ola çün canun İlâhîdür” (T, 33-1).

         

         

        Mahtumkulu’nda da nefsi öldürme konusuna değinilir. Mahtumkulu, ölmeden evvel ölmeyi “acalsız ölen köñlüm” diyerek anlatmaya çalışır.

         

         

        “Oyan habı-gaflatdan, acalsız ölen köñlüm,

        Umıt üzüp älemden, dergahdan dilen, köñlüm” (M: 1/218, B: 288–289).

        “Tirilikde ölüm işin görever” söyleyişinde de aynı anlayış söz konusudur.

        “Gaflat içre gapıl yatma, turaver,

        Tirilikde ölüm işin görever,

        Her ne berseñ, eliñ birle berever,

        Bir gün ceset içre bu can tapılmaz”( M: 2/41, B: 516).

         

         

                    Yunus:

                    “Bundayiken öldür beni varup anda ölmeyeyin” (T, 269-3) mısrasında aynı görüşü dillendirir.

        Mahtumkulu’nun “tirik erken öli bolup galıp men” ifadesinde de aynı anlayış hâkimdir.

         

         

        “Beyik pikre galdım, aklım yitirdim,

        Tirik erken, öli bolup galıp men” (M: 1/23, B: 52). Yunus’ta da aynı anlayışın olduğunu görürüz:

         

         

        “Diriyiken ölür sabrı başaran” (RN–313).

         

         

         

        11. Ölümden Sonraki Hayat: Bilinmezliklerle dolu olan ölümden sonraki hayat, bu yüzden merak konusudur. Bütün semavî dinlerde “ölümden sonra diriliş” inancı vardır. Mahtumkulu’nda –açık ifadeler olmasa da- “Ahiret inancından bahseden şiirler “tekrar dirilişi” de anlatmaktadır:

         

         

        “Bu dünyäden barsañ, ol dünyä, gardaş,

        Adam oglı ya da salsa asılıñ,

        Näler görecekdir, bu şum gara baş,

        Kaza goymuş acal atlı masılıñ,

        Hayır gazan munda – yanıña yoldaş,

        Aklıñ bolsa ahıretiñ hasılın,

        Yogsa gabra yeke-yeke gider sen.

        Bu dünyäde eke-eke gidersen”( M: 2/57, B:125).

         

         

        “Bäş vagtı bercay kıl, musulman bolsañ,

        Hanıñ barlıgında hayır gazansañ,

        Bilip ahıretiñ, gamını iyseñ,

        Rahat yatcak yerin- kümmet yagşıdır” (M:1/112, B: 441).

         

         

        Yunus’ta da Mahtumkulu’yla hemen hemen her açıdan aynı olan görüşlerle karşılaşırız:

         

         

        “Ölecegün fikr eyle tur erte namazına” (MK.174a–4).

         

         

        Yunus, İsrâfil’in sûra üflemesiyle ölenlerin tekrar dirileceğini anlatır:

         

         

        “İsrâfil sûrın urıcak cümle mahluk uyanıcak” (T, 138–2).

         

         

        Her iki şair de bu konuları şiirlerinde İslamî bilgiler çerçevesinde ele alarak işlemiştir.

         

         

         

        12. Ayrılık-Ölüm Kıyaslaması: Ayrılık ile ölümün kıyaslandığı şiirlerde Mahtumkulu, dünyevî aşktan çektiği sıkıntıyı, Meñli Hanım’a olan aşkını anlatır. Yunus Emre’de ise Hakk’tan ayrı olmanın üzüntüsü vardır. Dünyevî bir aşk söz konusu değildir. O, Allah aşkı olmadan ölmüş olacağını, ancak bu aşkla diri sayılacağını ifade eder:

         

         

        “Ansuz olursam ölürem anunla diri oluram” (T. 180–6).

         

         

        “Ayurma beni senden yaradan

        Düşüp ölürem ben bu yaradan” (T. 284–1).

         

         

        Mahtumkulu, sevdiğinden ayrı olmanın ölümden daha beter olduğu fikrinden hareketle ölüm ve ayrılık konusundaki kıyaslamasıyla karşımıza çıkar:

         

         

        “Bilen yanda meñzär gımmat düre sen,

        Kadır kısmat etse, maña bara sen,

        Tanımaza düşüp, degme yere sen,

        Seniñ kimi yardır meniñ ölenim”( M:1/18, B: 450).

         

         

         

        Değerlendirme / Sonuç:

         

        Öncelikle her iki şairin şiirlerinde ölüm tabii bir olgu olarak kabul edilmektedir. Her insan nasıl doğduysa bir gün de ölecektir. Birçok düşünür ve sosyal bilim araştırıcısı ölüme kendi hayat anlayışı ve inancı doğrultusunda yaklaşmıştır.

         

        Ölüm korkusunu yenmenin yolu, Yunus Emre ve Mahtumkulu’nda dinî inançlar ve yine bu inançlar doğrultusunda öbür dünya için hazırlıklı olmaktır, teslimiyettir.

         

        Şairlerimizin ölümle ilgili görüşleri İslamî inançlar çerçevesinde toplanmıştır. Ölüme bakış açısından teslimiyetçilik söz konusudur. Tasavvuftaki “ölmeden ölmek” fikri Yesevî medresesinde irşad olan Mahtumkulu’nda da bir derviş olan Yunus Emre’de de dile getirilmiştir.

         

        Her iki şairin mısralarından hareketle mezarlıkların ölümün daha çok hissedildiği, ders alınması gereken mekânlar olduğunu söylemek mümkündür. Mezarlıklar, ölümle hayat arasındaki ara merhaledir.

         

        Mahtumkulu ve Yunus’ta ölüm sonrası hayat da ahiret hayatı ve buna bağlı inançlar çerçevesinde ele alınmıştır. Bu dünyadaki hayatımız ahiret hayatımızı belirleyecektir. Bu düşünce tarzı ölüme de anlam kazandırmaktadır.

         

        Kısacası Yunus Emre ve Mahtumkulu’nda ölüm mutlak olan, tabii bir hadisedir. Bu dünyada güzel yaşamak, ölümü de hazırlıklı bir şekilde ve huzurla karşılamak gerekir. Bu üç günlük hayatın başka gayesi var mıdır? İnsanoğlu, nefsini daha bu dünyadayken yok etmeli, yani ölmeden önce ölmelidir.

         

         


        


        

        [1] Ankebût Suresi, Ayet 57; En’am Suresi, Ayet 94.


        

        [2] El-İsrâ Suresi, Ayet 85.


        

        [3] Yazıda “Himmet BİRAY, Mahtumkulu Divanı, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara, 1995” ve “TSSR Ilımlar Akademiyası Magtımgulı Adındakı Dil ve Edebiyat İnstitutı; Magtımgulı – Saylanan Eserler I-II, Aşgabat, 1983“; “Mustafa Tatçı, Yunus Emre Divanı I, II, III, IV, MEB Yay., İstanbul 1997”; “Mustafa Kaçalin, Yunus Amra-Dîvân, İstanbul, 2004” adlı eserler esas alınmıştır.


        

        [4] “Magtımgulı aydar, iller, özüm-de,”


        

        [5] a. Halk arasında anlatıldığına göre, Magtımgulı’nın kız kardeşi Hanmeñli, diğer kız kardeşi Canesen, onun eşi Bayram, üçü bir günde ölmüşler. Şair, bu şiiri o gün yazmış. O zamanlar Mahtumkulu 21 yaşında imiş.

        b. Şiirin baş kısmı yok.


        

        [6] Bu dünyaya gelmiş isen geçersin.


        

        [7] Mevlana, Mesnevi ve Şerhi (Şerheden A. GÖLPINARLI), MEBY., İst.1974, c.IV, S.203, 1372. beyit.

        Kısaltmalar ve Kaynakça

        Balcı       BALCI, Yunus (2008). Tanpınar-Trajik Bir Şair ve Şiiri, İstanbul.

        Bauman  BAUMAN, Zygmunt (2000). (çev. Nurgül DEMİRDÖVEN). Ölümlülük, Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri, Ayrıntı Yay., İstanbul.

        B             BİRAY, Himmet (1995). Mahtumkulu Divanı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., Ankara.

        Brown     BROWN, Norman O. (1996). Ölüme Karşı Hayat – Tarihin Psikanalitik Anlamı, Ayrıntı Yay., İstanbul.

        Ga. I        İmâm-ı Gazâlî, (Çev. Ramazan YILDIZ), Tasavvufun Esasları, Tercüman 1001 Temel Eser, İstanbul.

        Ga.          İmâm-ı Gazâlî, (Çev. Abdullah AYDIN), Ölüm ve Ötesi, Seda Yay., İstanbul.

        MK          KAÇALİN, Mustafa S. (2004). Yunus Amra (1240–1320) – Dîvân,  İstanbul.

        Lévinas  LÉVİNAS, Emmanuel (2006). (çev. Nami BAŞER), Ölüm ve Zaman, Ayrıntı Yay., İstanbul.

        M             Magtımgulı – Saylanan Eserler I, II (1983). TSSR Ilımlar Akademiyası Magtımgulı Adındakı Dil ve Edebiyat İnstitutı, Türkmenistan Neşiryatı, Aşgabat.

        Mevlana, Mesnevi ve Şerhi (1974). (Şerheden A. GÖLPINARLI), MEBY., İstanbul.

        T             TATCI, Mustafa (1997). Yûnus Emre Dîvânı I, II, MEB Yay., İstanbul.


Türk Yurdu Mayıs 2012
Türk Yurdu Mayıs 2012
Mayıs 2012 - Yıl 101 - Sayı 297

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele