İki Edip-Düşünürün (Yusuf Has Hacip ve Yunus Emre) Gözünden Dil

Mayıs 2012 - Yıl 101 - Sayı 297

Toğuğlı ölür kör kalır belgü söz

Sözüñ edgü sözle özüñ ölgüsüz

Yûnus’dan bir nasîhat dutan yavuz olmaya

Bil-kim eyü söz-ile her bir iş gelür başa

 

 

                    Dilin ne olduğu, nasıl oluştuğu, ilk insanın hangi dili konuştuğu gibi konular ilk çağlardan beri filozofların ve dilcilerin merak ettiği ve üzerinde incelemeler yaptıkları alanlar olmuştur. Dilin yapısını ve oluşumunu ilgilendiren, dil bilgisi ve/veya dil bilimin araştırma alanına giren bu konular yanında, sosyal paylaşım alanın en önemli parçası ve iletişimin temeli olan dilin, sosyal hayatta insan bakımından rolü de üzerinde önemle durulan konulardan biri olmuştur. Batılı düşüncenin, fikirleri açıkça söyleme hürriyetine -pratikte olmasa bile- sağladığı geniş alanın aksine, Doğu düşüncesi; susma veya az söz söylemenin erdem kabul edildiği bir temel üzerine oturtulmuştur. Türk düşünce sistemi de biraz daha sorgulayıcı olmakla birlikte bu düşünce etrafında şekillenmiştir.

         

                    İnsanlar dil üzerine düşünmeye başlayınca, dilin düşünceyle ilişkisi de kaçınılmaz olarak gündeme gelmiştir. Aristoteles'e göre: "Konuşma, zihnin yaşantılarının temsil edilmesidir." Durum böyle olunca düşüncenin aksi olan sözün düşüncenin ürünü olan iyiyi veya kötüyü göstermesi de kaçınılmaz olacaktır. Bu anlamda dilin kaynağının tespiti sonra da neyin söylenip neyin söylenmeyeceğinin büyük önem taşıdığı görülür.

         

                    Türk düşünce evrenini kuran edip ve düşünürlerin büyük bir kısmı da dilin kullanımı ve mahiyeti üzerinde görüş belirtmişlerdir. Bu düşünce adamlarından ikisi şüphesiz maddi âlemle manevi âlem arasında bağ kurulmasını sağlayan dil konusunu, kendi düşünce dünyalarının, bu arada da eserlerinin de konularından biri yapmışlardır. Yusuf Yas Hacib’in devlet, toplum ve fert bağlamında kuta erişme bilgisini sunduğu eseri; bir taraftan eski inanç izlerinin taşındığı diğer taraftan da yeni filizlenen Türk ve İslam düşüncesinin bir ürünü olmuştur. Yunus Emre ise Anadolu’nun bağrında yeni hayat bulan ve ilhamını eski Türk inanç sistemlerinden alan, bununla birlikte İslamiyet’in süsüyle yeni bir şekil almış tasavvuf düşüncesinin, bu alandaki en samimi temsilcisidir. Bu iki düşünür edip, dili yaşayan bir varlık olarak insanlar için faydaları ve zararları bulunan bir olgu olarak görmüşlerdir. Bu fayda ve zarar çerçevesinde iki yönlü olan dil şöyle değerlendirilir:

         

         

  1. Dilin Kaynağı 

         

                    Her iki edibin de dilin kaynağını ilahi ya da ilahi olana varma yolunda bir araç olarak değerlendiklerini görmekteyiz. Kutadgu Bilig’de Yusuf Has Hacib dilin kaynağını belirtmezken, kuta ulaştırıcı bir araç olduğunu açıkça ortaya koyar:

         

kişig til ağırlar bulur kut kişi

kişig til uçuzlar barır er başı (163)

 

Yine Kutadgu Bilig’e göre kişinin aydınlanması, gerçeklere ulaşması ancak dil aracılığıyla olur:

 

ukuşka biligke bu tılmaçı til

yaruttaçı erni yorık tilni bil (162)

 

 

        Yunus Emre ise dili, daha açık bir ifadeyle sözü, maddi âleme bağlı ya da insan kaynaklı olarak algılamaz. Ona göre dil tamamen ilahi kaynaklıdır. Surette sözü söyleyen insan olsa da, sözün kaynağı Hak’tır.

         

  1. 01.   Ey sözlerüñ aslın bilen gel-dė bu söz kandan gelür

                         Söz aslını añlamayan sanur bu söz benden gelür

         

                    Söz, bilgi gibi ancak Hak’tan gelirse bir anlam ifade eder. O nedenle sözün kaynağı maddi bilgi değil ancak yaratıcının bilgisinden müteşekkildir:

         

                         Söz karadan akdan degül yazup okımakdan degül

                         Bu yürüyen halkdan degül Hâlık âvâzından gelür

        0               Ne elif okudum ne cîm varlığındadur kelecim

                         Bilmeye yüz biñ müneccim tâli‘üm n’ılduzdan gelür

         

         

  1. Dilin Yararları

         

Yusuf Has Hacib’e göre hayatta olan her insan mutlaka söz söyler. Konuşmak bir gerekliliktir. Ancak az ve doğru konuşmak asıl olandır. Konuşamayacak ve konuşmaması gereken iki türlü kişi vardır. Birisi özrü nedeniyle konuşma yeteneği olmayan dilsiz kimse, bir diğeri ise konuşmaması gereken bilgisiz kişidir:

 

ilig aydı uktum sözüñni tükel (968)

tirig sözlemese idi ök muhâl

meger iki törlüg kişi ol bilin

birisi biligsiz birisi ağın(969)

ağın kendü berklig tili sözlemez

biligsiz tili ol sözin kizlemez(970)

 

Söz söylemek erdem sahibi ve bilgili insanlara ait olması gereken bir özelliktir. Çünkü onların her zaman doğru sözleri bulunur. Sözleri akan saf bir pınarın suyu gibi hiçbir zaman eksilmez:

 

biliglig kişiniñ sawı eksümez

akığlı süzük yul suwı eksümez(973)

 

         

        Beden ve ruhtan oluşan insanın bedeni için besin ne ise, insan ruhu için de doğru söz odur. Besin boğazdan girerek bedeni; doğru ve güzel söz ise kulaktan girerek ruhu besler:

         

et öz ülgi barça boğuzdın kirür

bu cân ülgi çın söz kulaktın kirür(991)

 

        Dil insanı Tanrı’ya yaklaştıran, Tanrı ile insan arasında bağ kuran bir vasıtadır. Kullar kulluklarını, yakarışlarını, isteklerini, Tanrı’yı zikirlerini hep dil vasıtasıyla dile getirirler:

         

kamuğ teprenigli bu sansız kalın

tanukluk bėrür bir bayatığ tilin(1021)

törütti tümen miñ halâyıklarığ

tili birle teñrig ögerler arığ(1022)

 

         

        11. yüzyıl Türk-İslam düşüncesinin ilk ürünü olan Kutadgu Bilig, sosyal hayatı düzenlemenin yollarını gösterirken, bu düzenlemenin kişi ve nesne bağlamındaki araçlarına da işaret eder. İster sözlü ister yazılı olsun bütün düzenlemeler sonuç olarak dilde ifade bulacağına göre dilin niteliklerini iyi belirlemenin çok büyük bir önemi vardır. Yusuf Has Hacib, dilin sosyal hayattaki öneminin farkındalığıyla eserinde “Dilin Yararları ve Zararlarını Söyler” adını taşıyan bir bölüm açar. Buna göre dil, insanı kuta ulaştıran, bilgili olarak adlandırılmasına neden olan, ölümsüzleştiren bir araçtır:

         

bilip sözlese söz biligke sanur

biligsiz sözi öz başını yėyür (170)

toğuğlı ölür kör kalır belgü söz

sözüñ edgü sözle özüñ ölgüsüz (180)

iki neñ bile er karımaz özi

bir edgü kılınçı bir edgü sözi (181)

kişi tuğdı öldi sözi kaldı kör

özi bardı yalñuk atı kaldı kör(182)

tiriglik tilese özüñ ölmegü

kılınçıñ sözüñ edgü tut ay bügü(183)

kişidin kişike kumaru söz ol

kumaru sözüg tutsa asğı yüz ol (190)

bu ay toldı aydı söz ornı sır ol

söz ülgi on ol sözlegüsi bir ol(998)

biri sözlegü ol tokuzı tıdığ

tıdığ söz tüpi aslı barça yıdığ(999)

 

                    Yunus’ta da dil, iyi ve kötü nitelikleri olan bir olgu olarak değerlendirilmiştir. Sözü bilerek ve yerinde söylemek, zamanında söylemek kişinin yüzünü ak ederken, olması istenen işler için de bir anahtar görevi görür. Tanışmak ve tanınmak için de söze ihtiyaç vardır. İzzet ve ikbalin yolu da dili iyi kullanmaktan, yerinde ve doğru söz söylemekten geçer. İyi ve güzel söz her işin kolayca yoluna girmesi için kullanılacak önemli bir araçtır:

         

Sözü bilen kişinin,

Yüzünü ak ede bir söz

Sözü pişirip diyenin,

İşini sağ ede bir söz

                   Söz var kılur kayğuyı şâd söz var kılur bilişi yad

Eger horlık eger ‘izzet her kişiye sözden gelür

                   Kelecilerüñ bişirgil yaramazını şeşirgil

                   Sözüñ us-ıla düşürgil dėmegil çağa ėde bir söz

        Yûnus’dan bir nasîhat dutan yavuz olmaya

        Bil-kim eyü söz-ile her bir iş gelür başa

         

         

        Yine Yunus’a göre çok ve kötü söz söylememek insan için cehennem gibi olan bu geçici dünyanın cennet olmasını sağlar:

         

Kişi bile söz demini,

Demeye sözün kemini

Bu cihan cehennemini,

Sekiz cennet ede bir söz

 

 

  1. 3.     Dilin Zararları

 

            Dil tüm iyi niteliklerine rağmen tehlikeli bir silahtır. Erdem sahibi olmayan kaba insanın elinde, başta kendisine olmak üzere herkese zarar veren bir olgudur. İnsanlar arası ilişkiler, amir-memur ilişkileri, bey-bodun ilişkisi dille düzene girdiği gibi, dilin neden olduğu olumsuzluklar nedeniyle bozulabilir. Her fert başta kendi dilinden ve dilinden çıkan sözden sorumludur. Dil iki ucu keskin bir bıçak gibidir; hangi amaçla kullanılacağı veya nasıl kullanılacağı bilinmezse daha önce olduğu gibi insanların değersizleşmesine, hakarete uğramasına hatta ölmesine neden olabilir. Yusuf Has Hacib’e göre dil, eşikte duran bir aslandır, şimdiye kadar birçok baş yemiştir, daha da yemek için hazır beklemektedir. Ne kadar az söz söylenirse can o kadar emniyettedir:

 

til arslan turur kür ėşikte yatur

ayâ ewlig er sak başıñnı yėyür(164)

sözüñni küdezgil başıñ barmasun

tiliñni küdezgil tişiñ sınmasun(167)

tilig ked küdezgil küdezildi baş

sözüñni kısurğıl uzatıldı yaş(176)

til asğı telim bar yası ma üküş

ara ögdilür til ara miñ söküş(177)

kızıl til kılur kısğa yaşlığ sėni

esenlik tilese katığ ba anı(964)

başıñnı tilese tiliñni küdez

tiliñ tegme künde başıñnı yanur(967)

esenlik tilese seniñ bu özüñ

tiliñde çıkarma yarağsız sözüñ(169)

 

 

Sadece bilgili ve kut sahibi kişiler dili iyi kullanabilir veya bu beceriye sahip olabilir. Bilgisiz, sıradan insan için dil; başını yemek, canını tehlikeye sokmak için ancak bir araçtır. Çünkü bu tip insandan ancak boş sözler duyulabilir:

 

kara kılkı teñsiz yawa sözlegen

yawa söz-turur bu kara baş yėgen(986)

kara baş yağısı kızıl til-turur

neçe baş yėdi bu takı ma yėyür(966)

kara karnı todsa kör ud teg yatur

yawa sözke awnur özin semritür(988)

yėse todsa yatsa bu yılkı-turur

bu yılkı tėdüküm bu kılkı-turur (989)

 

            Kutadgu Bilig’de sözü söylemesi gereken kişileri toplum ve statü bağlamında değerlendiren, sözün mahiyeti kadar sözü söyleyenin kimliğine de önem veren Yusuf’un aksine, Yunus Emre için sözün kimin tarafından söylendiği değil, nasıl söylendiği ve içeriği değer taşır. Yunus için boş söz binlerce cevheri kara toprak eden, yani değersizleştiren bir vasıtadır:

 

                         Gel ahî ėy şehriyârî sözümüzi diñle bârî

                         Hezârân gevher dînârı kara toprağ ėde bir söz

         

            Yunus Emre de Yusuf Has Hacib gibi dili yerinde kullanılmadığı zaman insanın canına mâl olan bir araç olarak görür. Gereksiz söz, insanı itibarsızlaştıran, bulunduğu makamlardan eden, şah katından insanı uzak eden bir araçtır. Burada şah sözcüğünü bir de Allah, Rab olarak anlarsak gereksiz sözler söyleyen dili, insanı Hak katından uzaklaştırıcı bir unsur olarak da algılamak mümkün olmaktadır:

 

                   Yüri yüri yoluñ-ıla ğâfil olma bilüñ-ile

                   Gey sakın ki dilüñ-ile cânuña dâğ ėde bir söz

         

         

        Yunus şimdi söz yatından, 
Söyle sözü gayetinden 
Gey sakın o şah katından, 
Seni ırak ede bir söz

         

         

Sonuç

 

            Türk düşünce sistemini inşa eden iki önemli fikir mühendisinin dil ile akıl arasında bir bağ kurulması gerektiğine inandıkları görülmektedir. Söz söylenmeden önce akıl süzgecinden geçirilmeli, gönle de tasdik ettirilmelidir. Sözün faydalısı hem bireyin hem de toplumun yararına olmak üzere mutlaka söylenmelidir. Kıymet taşıyan sözler insanı bu dünyada mutluluğa, ahirette huzura eriştirir. Akıl ve gönül imbiğinden süzülmüş söz ne kadar kıymetliyse; boş söz, birey ve toplum için o derece tehlikelidir. Bireyi canından edebileceği gibi toplum düzeninin bozulmasına ve çıkar çatışmalarına neden olabilir.

 

            Dile ilişkin sözlerini söylerken her iki edip-düşünürün yaşadıkları çağlar arasındaki farka rağmen aynı söylemleri dile getirmeleri de ilgi çekicidir. Bu durum, asırlar boyu süzüle süzüle oluşmuş Türk düşünce sisteminin her iki düşünür-edibin fikir dünyasını da inşa ettiğinin bir kanıtıdır. Bu iki edip-düşünürü kendilerinden önce yaşamış diğer düşünürlerden farklı kılan şey; fikir dünyalarını inşa eden Türk düşünce sitemine İslami rengi katmış olmalarıdır.

 


Türk Yurdu Mayıs 2012
Türk Yurdu Mayıs 2012
Mayıs 2012 - Yıl 101 - Sayı 297

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele