Bir Finans Kapital Klasiği: Kesintisiz Savaş

Mart 2014 - Yıl 103 - Sayı 319

        “Yıl 1947. Yağmurlu ve soğuk bir şubat günü, öğleden sonra, yani oyun merkezimizin [CIA karargâhı kastediliyor] kurulmasından bir yıl önce, Washington’daki İngiliz Büyükelçiliği, Loy Henderson’u telefonla aradı. Vereceği çok önemli iki mesaj olduğunu söylüyordu… Ulaştırılan mesajlar, gerçekten bir fırtına koparmaya yetecek güçteydi. İki mesaj, dünyanın büyük bölümünü 100 yıldan fazla zamandır baskısı altında tutan ve nizam veren Pax Britannica Birliği’nin sona erdiğinin resmî dilde ifadesiydi.”1. Kitabının ikinci kısmına bu şekilde başlıyor, yıllarca Orta Doğu ve bilhassa Mısır’da, CIA adına Nasır’ın en yakınında bulunan Miles Copeland.

         

        Aslında filmin başlangıcı çok daha eskilere, on dördüncü yüz yılda Floransa’daki büyük ekümenik konsülün oluşmaya ve kuvvet bulmaya başladığı yıllara kadar uzanır. Dünya sistemi ya da onun alt sistemlerinde rol alan aktörlerinden birinin yeniden belirlendiği tüm dönemler böyledir. Politik ve ekonomik sarsıntılar peş peşe gelir, küre-i arzın her yerinde herc-ü merçler yaşanır. Roma’nın bıraktığı büyük boşluk sonrasında ve onu takip eden bütün hegemonik yapılanma anlarında hep böyle olmuştur. Sistemin doğası gereği böyledir bu. 1947 yılı da bunlardan biridir ve Amerikan hegemonyasının fiilen başladığı yılı gösterir.

        

        On dördüncü yüzyılda Bardi ve Peruzzi aileleriyle temsil edilen bu yapı bir tür finans sermaye oligarşisidir. Dört büyükler olarak da adlandırılan Venedik, Floransa, Cenova ve Milano kentlerinde “zor-yoğun” değil, “sermaye-yoğun” güç depolarının, yani finans kapitalin bu ilk örnekleri Floransa’dan Cenova’ya, oradan da on yedinci yüzyılla birlikte Amsterdam’a geçer2. 1492’de Christopher Columbus’un Amerika’ya yaptığı uzun seyahatin hemen ertesinde başlayan ve 1648’te Westphalia barışıyla sona eren Braudel’in “uzun on altıncı yüzyılı”, sadece Avrupa’daki uzun din savaşlarının değil, aynı zamanda büyük ekonomik ve siyasal istikrarsızlıkların da yaşandığı uzun bir hegemonik çatışma çağını simgeliyordu. Sonunda Cenovalı denizcilerle ittifak hâlindeki teritoryal bir imparatorluk olan İspanya ve Portekiz hâkimiyeti, uzun bir güç mücadelesinden sonra yerini, Venedik mali oligarşisinin tipik bir kopyası olan Hollandalı kapitalistlere terk eder3

         

        Westphalia Barışı’ndan hemen sonra sistemin merkezine yerleşen Hollanda, inşası için Portekizlilerin 100 yıl harcadıkları ve neredeyse bütün enerjilerini tükettikleri Hindistan yolunu finans ve mübadele oyunlarının otobanı hâline getirir. Fakat bu başarı uzun sürmez. Dünyanın bu en parlak denizcilerinin saltanatı, Amsterdam’ın bu göz kamaştırıcı tecrübesi, yönünü başka bir yere, Manş’ın karşı yakasına çevirir. Mali Kapitalizm işte burada, 1830–1860 döneminde, bankaların sanayi ve ticaret dâhil her şeyi ele geçirdiği, on dokuzuncu yüzyılda güç ve yeni bir ivme kazanır4.

         

        Teritoryal politik bir iktidar alanından ziyade, toprağa bağımlı olmayan bu tip finansör oligarşilerin yapısı, iletişim devrimiyle birlikte çok daha farklı bir düzleme kaymaya başlar. ‘1861–1865 Amerikan Sivil Savaşında Birleşik Devletler, İngiltere destekli bir iş olan Abraham Lincoln suikastına rağmen dünyanın yeni endüstriyel gücü olarak doğmaya başlar. Yeni endüstriyel güç koruyucu tarifeler, ulusal bankacılık, altyapı yatırımları, bilim teknoloji ve diğer yatırımlara devlet desteği sağlanması gibi enstrümanlarla “politik iktisadın” temelleri atılmakta, yeni bir dünya kurulmaktadır. İngiliz sistemi olarak da bilinen serbest ticaret, özel merkez bankacılığı, köle emeği ve küresel kartellerin iktidarı sona ererken yeni yapı, ağır ağır sahnedeki yerini alır. Bunun mimarları arasında Birleşik Devletler Hazine Bakanı Alexander Hamilton başta olmak üzere daha sonra gelen Henry Carey, John Quincy Adams, Henry Clay, E. Peshine Smith, Alman Friedrich List gibi isimler vardır.’

         

        “Aynı yıllarda Friedrich List’in fikirlerinden hareketle Prens Bismark, Birleşik Almanya idealini hayata geçirmeye başlar. Bu yıllar aynı zamanda, Thomas Alva Edison ve Alman sanayicileri Walther Rathenau ve Werner von Siemens gibi Amerikan rüyasının lider girişimcilerinin ortak sınai yatırımlar yapmaya başladığı yıllardır. Rusya’da da aynı yıllarda Amerikalı ve Rus mühendisler Trans-Sibirya demiryolu projesinde birlikte hareket ediyor, yeni bir dönemi haber veriyordu. On dokuzuncu yüzyılın sonunda, Sergey Witte liderliğinde, Avrasya’da hızla büyüyen endüstriyel bir ulus olarak Rusya doğmaya başlar.

         

        Japonya’da Meiji restorasyonu Amerikan sistemini aynen adapte etmiş, imparator ekonomik danışmanını bile E. Peshine Smith isimli bir Amerikalıdan seçmiştir. Amerikan sistemine benzer fikirlerin etkileri Fransa’da da hissedilir. Orada da benzer şekilde Kuzey Afrika’ya demiryolu inşa düşüncesi yayılmaya başlar. Çin’de de Amerikalı misyonerler tarafından eğitilen Sun Yat-sen ve Çin’in cumhuriyetçi hareketi, Çin’in modernizasyonu ve entegrasyonu için detaylı programlar geliştirilir.

         

        Bütün bunların bir anlamı vardır; İngiliz yüzyılı sona ermekte, yeni bir yüzyıl başlamaktadır Londra’da, daha sonra Kral Edward VII olarak tahta geçen Kraliçe Viktorya’nın oğlu Prens Edward Albert, küresel ölçekli Amerikan sisteminin yayılmasını bu dönemde fark eder. Çok dehşetli bir fark ediştir bu. İngiltere’nin cevabı, gelecek 40 yıl boyunca Avrasya’da kalıcı bir savaşı yaymak şeklinde kendini gösterir. Manipülasyonlar tertip etmek, diğerine karşı başka bir milliyeti sahaya sürmek, kilit politik şahsiyetlere suikastlar düzenlemek, yapay politik hareket ve ideolojileri beslemek, rejim değişikliklerini tahrik etmek, iki dünya savaşına da liderlik etmek. Her durumda İngiliz ajanları resmî diplomatik görüntü altında operasyonlar yapmak, hedef milletler içindeki köktenci hizipler ve feodal eğilimlerle sahte ittifaklar kurmak, sık sık masonik localar ve diğer gizli cemiyetlerle işbirliğine geçerek sahte liberasyon hareketleri yaratmak ve kilit ajanlar devşirerek bunları istihdam etmek.

         

        İngiltere tam da bu istikamette, Fransa-Prusya, Balkan Savaşları, Çin-Japon ve Rus-Japon savaşlarını körükledi. Balkan Savaşları, sonuçta I. Dünya Savaşı’na yol açtı. Türkiye’deki Jöntürk devrimi, İngiltere ve müttefiki Fransa için güvenli ama imparatorluk Türkiye’si için dağılma ve nihayetinde Yakın Doğu’nun Anglo-Frank denetimine girmesi demekti. Bu gayretlerin bir sonucu olarak İngiliz istihbaratı İslam dünyası içinde kesintisiz isyancı bir güç olarak İslam Kardeşliği ideolojisini destekledi. İslam Kardeşliği kavramının mucidi İngiliz ajanı Cemaleddin Afgani, bir mason locası olan Fransız Sinarşistlerinin işbirlikçisiydi. XX. yüzyılın diğer büyük tertipleri henüz ortada yoktu.”5

         

        Kısa yirminci yüzyılın sonu anlamına gelen SSCB’nin dağılmasından bugüne, çevremizde ve dünyanın bütün bölgelerinden yaşanan gelişmelerin önemli bir kısmında bu tür kirli eller devrede ve iş başındadır. Yüzyılın başındaki büyük harp yıllarının öncesi ve sonrasında Balkanlar, Orta Avrupa, Almanya, Rusya, Türkiye gibi ülkelerde aldığı kritik rollerle hepimizi şaşkına çeviren bir şahsiyet6, Alexander Israel Helphand Parvus, bu tarz çok katmanlı operasyonların tipik örnekleri arasında gösterilebilir. Küresel ölçekli malî ve politik operasyonların doğrudan ve birinci dereceden aktörü olduğunda şüphe bulunmayan böylesi kritik şahsiyetler, dünya sisteminin içine girdiği fırtınalı bütün dönemeçlerde karşımıza çıkar.

         


         

         

        *   Doç. Dr., Bilecik Şeyh Edebalı Üniversitesi İİBF

        1 Copeland, Miles, (1987), Devletler Oyunu: Bir CIA Ajanının Anıları, (çev.) Bedirhan Muhib, Nehir Yayınları, İstanbul, s. 27.

         

        2 1492’de Christopher Columbus’un Amerika’ya yaptığı uzun seyahatin hemen ertesinde başlayan ve 1648’te Westphalia barışıyla sona eren “uzun on altıncı yüzyıl”, sadece Avrupa’daki uzun din savaşlarının değil, aynı zamanda büyük ekonomik ve siyasal istikrarsızlıkların da yaşandığı uzun bir egemenlik mücadelesine sahne olmuştu. İspanyanın havlu atmasıyla sona eren hegemonik mücadele, yörüngeyi başka bir eksene, Antwerp, Anvers ve Amsterdam istikametine kaydırmıştı. Başkenti Madrit’e taşınan İspanya, dünya egemenlik mücadelesinden vazgeçmiş, kendi içine kapanmıştı. Aslında İspanya’nın mücadeleyi kaybetmesinin başlangıcı, 1582’de başkenti Lizbon’dan, Kastilya’nın hareketsiz kalbi Madrid’e taşıdığı zaman başlamıştı. Bkz. Braudel, Maddi Uygarlık: Dünyanın Zamanı, (çev) Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Yayınevi, Ankara, s. 24, Braudel, Fernand, (1991), Maddi Medeniyet ve Kapitalizm, (çev) Mustafa Özel, Ağaç Yayıncılık, İstanbul, s.80. Ayrıca bütün bu olan bitenin detaylı bir analizi için bkz. Arrighi, Givannı, (2000), Uzun Yirminci Yüzyıl, (çev), Recep Boztemur, İmge Kitabevi, Ankara, kitabının bir bütün olarak “Tarihsel Kapitalizmin Üç Hegemonyası” başlıklı birinci bölümüne bakılabilir.

         

        3 Braudel, Amsterdam’a kapitalizmi getirenlerin Sefarad Yahudileri olduğu iddiasını biraz abartılı bulmakla birlikte Werner Sombart’a atfen belirtmekle kalmıyor, “Yahudiler bu faaliyetlerin efendileri, hatta yaratıcılarıdır.” deme gereği duyuyor. Bkz. Braudel, Fernand, (2004), Maddi Uygarlık: Dünyanın Zamanı, (çev.) Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Kitabevi, s.158.

         

        4  Braudel, Fernand, (1991), Maddi Medeniyet ve Kapitalizm, (çev.) Mustafa Özel, Ağaç Yayıncılık, İstanbul, s.62-64.

         

        5 Jeffrey Steinberg, Allen Douglas, and Rachel Douglas, “Cheney Revives Parvus ‘Permanent War’ Madness”, Feature EIR, September 23, 2005. Bu makaleyi şahsi arşivinden gönderme nezaketinde bulunan genç araştırmacı Cenk Beyaz’a hassaten müteşekkir olduğumu belirtmek isterim.

         

        6 Bu şahsiyet Rus devriminin finansmanı dâhil, uluslararası bütün bağlantılarında doğrudan doğruya rol alan Odessa doğumlu bir Rus Yahudisi, Alexander Israel Helphand Parvus’tur. Bir dedektif romanını aratmayacak kadar ilginç olan hayat hikâyesi, Yusuf Akçura marifetiyle girdiği Türk Yurdu yazarlığından, Balkan Harbinde Emannuel Karassu’yla birlikte yaptığı savaş spekülatörlüğüne kadar çok geniş bir alana uzanır. Bu olağan dışı şahsiyet hakkında oldukça başarılı sayılabilecek bir çalışma, “Dersaadet’te Bir Sosyalist: Parvus Efendi” başlığıyla Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanmıştır. Bkz. Beyaz, Cenk, (2013), “Dersaadet’te Bir Sosyalist: Parvus Efendi”, Ötüken Neşriyat, İstanbul.


Türk Yurdu Mart 2014
Türk Yurdu Mart 2014
Mart 2014 - Yıl 103 - Sayı 319

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele