Yunus Emre’nin Sevgi ve Barış Dünyası

Mayıs 2012 - Yıl 101 - Sayı 297

        İnsanlar bunalımlı dönemlerde hep aynı veya yakın konulara yönelir. Bu belki de o konunun kaynağından güç alabilmek için bir sığınıştır. Nitekim Yunus Emre’nin şiirleri yüzyıllar boyudur, onu seven kişi ve çevrelerin sığınağı olmuştur. Çünkü insanlar onda huzur, sükûn, barış ve hepsinin üstünde sevgi bulmuşlardır.

         

                   

        Yunus, bilindiği gibi, bunalımlı bir çağın insanıdır. Onun yaşadığı yıllarda Anadolu’nun henüz manevî bütünlüğü kazanılamamış, millî birlik dağılmış, Selçuklu devlet yapısı taht kavgaları sebebiyle temelinden sarsılmış, Moğol orduları her yanı ezip geçmiş, büyük bir kuraklık yurdu kavurmaktadır. Genç Osmanlı beyliği henüz taze bir fidan olarak boylanmaktadır, kinin, mevki ve mansıp ihtirasının at oynattığı, kardeşin kardeşe düşman olduğu o yıllarda Yunus, sanki insanları bütünleyici, birleştirici, bir potada kaynatıp birbirine kaynaştırıcı unsur olarak gönderilmiş bir Tanrı lütfu, bir Tanrı ihsanı ve armağanı, bir Tanrı rahmetidir.

         

                   

        O, türlü iç ve dış etkenlerle parçalanmış, sükûn ve huzura muhtaç bir yurda, elinde sevgi, dilinde barış reçeteleriyle sevmeyi, sevilmeyi aşılamak, kini yok etmek, sevgiye dayalı bir barış düzeni kurmak için dünyaya gelmiştir.

         

                   

        Kabul ettiği felsefenin temeli olan Tanrı tevhidinden söz ederken ülkenin vahdetine yani birliğine de dikkati çekmek ister ve

         

                                “Tevhid imiş cümle âlem, tevhidi bilendir âdem

                                  Bu tevhidi inkâr eden öz canına düşman imiş” der. Yani:

         

        “Tanrı’yı birlemek, gerçekte cümle âlemin birliğidir. Birlemeyi insan olan bilir. Onu inkâr eden öz canına kasteden düşman gibidir.” demek ister. Yunus’un şiirleri yüzyılları birbirine bağlayan bir ruh olmuş, Yunus sevgiyi, sevilmeyi öğütlerken bu yurdun topraklarını, bu milletin insanlarını bir dirlik ve barış düzeni içinde görmek dilemiştir.

                   

         

        Risâletü’n-Nushiyye’sindesevgisizliğin ve türlü kötülüklerin viraneye çevirdiği gönlü bir şehre benzetmiş, bu şehrin sevgiyle onarılmasını dilerken sanki kinin, haset, düşmanlık ve dedikodunun harap ettiği bir ülkeyi sevgiyle onarmayı tasarlamıştır.

                   

         

        Yunus, karşılık beklemeden, almadan veren, kendinde olanı, karşısındakine yüce bir gönül zenginliği içinde sunan, yılın her gününde, günün her saatinde, eserinde bir başka güzellik, bir başka iyilikle karşılaşılan büyük bir dosttur. Onun şiirleri bitip tükenmeyen bir sevgi pınarı gibi, aynı zamanda bir ahlâk ve edep, bir öğretim ve eğitim kaynağıdır. Yunus, Türk edebiyatının unutulmaz atası, Türk şiirinin büyük ustası, bugün yurdun on beş köşesinin paylaşamadığı, paylaşmaya kıyamadığı Yunus, Türk dilinin temeli, Türk kültürünün dayancı ve güvencesi koca Yunus, kısaca “Bizim Yunus” bir ahlâkçı ve bir büyük eğiticidir.

                   

         

        Onun dostluk pınarından, yüzyılların ötesinden, akıp gelen mısraları, içilmekle doyulmaz tazeliktedir. Her dizesinden bir başka güzellik ve uyumlu ses duyulur…           

         

         

        Bazen akıl ve ilimden, alçak-gönüllülük karşısında kibir ve gururun, iyilik ve sevgi karşısında kin hiddet ve öfkenin kötülüğünden, ibadetten, sadakat ve doğruluktan, dünya nimetlerine sırt çeviren kanaat ve gönül tokluğundan, tabiat güzelliklerinden, ölümden, yaşamadan söz eder. Bunların hepsinin üstünde sevgiden, bütün kin ve kötülüklerden arınmış, Tanrı’ya, Tanrı’nın yarattığı bütün güzelliklere, yaratılanların en üstünü olan insana duyulan sevgiden bahisler açar. Yunus’un sevgi dünyası, insanları sevmeyi ve sevgi kazanmayı öğreten okuldur. Yunus’un gönlü, güllerini düşman ellerinin solduramadığı bayındır bir ülke, kısacası bülbüllerin sevgi ve hoşgörü üzerine şarkılar söylediği bir bahçedir… kısacası:

         

                                “Aşkı süren âşık gerek, ne olısar aşktan yegrek

                                  Aşktır yerden göğe direk, kalanı hep söz öküşü”

                   

         

        Evet, Yunus kendine bir sevgi ve barış dünyası kurmuştur. Ancak bu kolayına kurulmuş bir dünya değildir. Bu huzur ve sükûn uzun bir mücadele sonucu kazanılmıştır. Bu, Yunus’un büyük bir nefis mücadelesidir.

                   

         

        Tanrı’nın yüce Peygamber’inin büyük cihat dediği insanın kendi nefsiyle yaptığı savaşı, Yunus kazanmasını bilmiş ve herkesi de bu savaşı yapmaya çağırmıştır:

         

                                “Hakikate bakar isen nefsin sana düşman yeter

                                  Var imdi ol nefsin ile uruş savaş tokuş yürü

                                  Nefstir eri yolda koyan yolda kalır nefse uyan

                                  Ne işin var kimse ile nefsine kakı buş yürü

                                  Diler isen bu dünyanın şerrinden olasın emin

                                  Terk eyle bu kibr u kini hırkaya gir derviş yürü

                                  Kimse bağına girmegil kimse gülün dirmegil

                                  Var kendi maşûkun ile bahçede ol alış yürü

                                  Gönüllerde iğ olmagıl mahfillerde çiğ olmagıl

                                  Çiğ nesnenin ne tadı var gel aşk oduna piş yürü”

         

         

        Nefsine hâkim olup gönülleri kırmayacak ya da iğ gibi delmeyecek, toplantılarda acı konuşmayacak, aşk ateşine girip yürüyecek duruma gelinceye kadar, Yunus Emre’nin kendini alabildiğine suçladığını görürüz. Yunus’un bu kendini suçlayan, kötü huylarını açıklayan şiirlerine ilgililer melâmet dönemi deyişleri demektedirler. Onun Risaletü’n-Nushiyye’si ise baştan sona kadar iyi huylarla kötü huyların çarpıştığı bir insan vücudu değil, sanki bir savaş alanıdır, bu savaş alanında huzuru sağlayacak tek vasıta sevgidir.

                   

         

        Sevgi Yunus için başa konulmuş bir devlet tacıdır. Onunla aklını başına devşirdiğini, onunla karayı aktan ayırdığını, onunla iyiliği kötülükten seçtiğini söyler; bir şiirine de:

         

                                “İşidin ey yârenler kıymetli nesnedir aşk

                                  Değmelere verilmez hürmetli nesnedir aşk”

         

        beytiyle başlar, şu beytiyle sona erdirir:

         

                                “Miskin Yunus neyleyesin derdin kime söyleyesin

                                  Varsın dostu toylayasın lezzetli nesnedir aşk”

         

                   

        Onun sevgi dünyasında şefkat başta gelir. Örnek olarak minicik çocukların mezarları karşısında söyledikleri gibi:

         

                                “Yemiş kurt kuş bunu keler, nicelerin bağrın deler

                                  Çok ufacık naresteler gül gibice solmuş yatur

                                  Gece gündüz oğlancıklar söyler iken bülbül gibi

                                  Ayrılmışlar anaları sinlerini bekler yatur.”

         

                    Belki bu iki beyitte tek şefkat kelimesi geçmemektedir. Ancak sözleri öylesine dizmiştir koca Yunus ki, onun çocuklara şefkati bundan daha iyi anlatılamazdı. Hele gençlerin ölümleri karşısındaki deyişi insanın içini kanatır:

         

                                “Bu dünyada bir nesneye yanar içim köynür özüm

                                  Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi”

         

                   

        Genç kızlar, gül yüzlü tazecik gelinler, yaşamışlar, kocamışlar onun sevgi deryasından paylarını alırlar. Onun ölüm korkusunu dile getirdiği şiirleri vardır. Ancak bir beytinde Yüce Tanrı’ya, sanki sebep olduğu ölümü bağışlatmak için baharı yarattığını söylemekten çekinmeyecek kadar da cesurdur. Çünkü onun huzur dünyası korku üzerine kurulmadığı gibi kin ve nefret üzerine de yapılmamıştır. Kin için verdiği hüküm kesindir:

         

                   

                                “Giderdim gönülden kini

                                  Kin tutanın yoktur dini”

         

                   

        Her şey, kinsiz, hoşgörüyle karşılamak zor bir iştir. Nitekim:

         

                   

                                “Bu yola yarak(hazırlık) gerek çok eksik kezek gerek

                                  Key demir yürek gerek bu sarp yola varası”        

         

        derken bir nefis savaşından söz eder:

         

                   

                                “Doğruluk mancınığı istiğfar taşı ile

                                  Doğru vardı atıldı yıkıldı nefs kal’ası

                                  İman aldanguçları bilin çoktur bu yolda

                                  Nefsine uyanların gitmez yüzü karası

                                  Yüz bin riya çerisi bilin vardır bu yolda

                                  Nefs öldürmüş er gerek ol çeriyi kırası”

         

         

        Yunus nefis savaşını kazanıp ikiyüzlülüğü de kin ve kibir gibi kendi sevgi dünyasından sürüp çıkarmıştır. O dünyanın yolu doğruluktan geçer:

         

                                “Yol oldur ki doğru vara göz oldur ki Hakk’ı göre

                                  Er oldur ki alçakta dura yüceden bakan göz değil

                                  Doğru yola gittin ise er eteğin tuttun ise

                                  Bir hayır da ettin ise birine bindir az değil

                                  Yunus bu sözleri çatar sanki balı yağa kadar

                                  Halka meta’ların satar yükü gevherdir tuz değil”

         

                   

        Evet, onun mücevher değerindeki sözleri balla yağın uyumu gibi tatlıdır. Bir şiirinde sevginin tatlılığını, ne denli değerli olduğunu, değme kişiye verilmeyecek kadar saygınlığı bulunduğunu, güçlülüğünü dile getirirken sevgiden yoksun kişileri de taşa benzetir ve:

         

                                “Taş gönülde ne biter dilinde ağu tüter

                                  Nice yumuşak söylese sözü savaşa benzer

                                  Aşkı var gönlü yanar yumşanır muma döner

                                  Taş gönüller kararmış sarp katı kışa benzer”

         

        diyerek sevmeyi bilenle bilmeyeni kıyaslar.

         

                   

        O, barış, sevgi ve huzur dünyasının çetin ve güç bir kışla soğumasını istemez, onun dünyasında sevecen bir sıcaklık, yumuşaklık, tatlılık egemendir. Yunus bu dünyanın dedikodularla, kötü ve çirkin sözlerle bozulmasını da istemez. Kaygıyı sevince çeviren sözü, dostu düşman edecek sözden üstün tutar, yüceltmenin de aşağılatmanın da sözden geldiğini söyler:

         

                                “Söz kılar kaygıları şad, söz kılar bilişleri yad

                                  Eğer horluk eğer izzet her kişiye sözden gelir”

         

                   

        Yunus, kendi sevgi dünyasında da huzur ve barışın kurulmasında ve bozulmasında sözün yerini bütün ustalığı ile açıklar:

         

                                “Keleci bilen kişinin yüzünü ağ ide bir söz

                                  Sözü pişirip diyenin işini sağ ide bir söz”

                                  Kelecilerin pişirgil yaramazını şeşirgil

                                  Sözün us ile düşürgil demegil çağada bir söz

                                Gel ahî ey şehriyârı sözümüzü dinle bari

                                  Hezâran gevher dînârı kara toprağ ide bir söz

                                  Kişi bile söz demini demeye sözün kemini

                                  Bu cihan cehennemini sekiz uçmağ ide bir söz

          Yürü yürü yolun ile gafil olma bilin ile

                                  Key sakın key dilin ile canına dağ ide bir söz

                                  Yunus imdi söz yatından söyle sözü gayetinden

                                  Key sakın o şeh katından seni ırağ ide bir söz”

         

         

        Söylemesini bilen kişinin yüzünü ağartan söz, pişirilip yani düşünülerek söylenen sözün sahibinin işi daima doğru ve sağlıklıdır. Onun için sözün pişirilip, yaramaz olanların ayıklanıp akılla desteklenip söylenmesi ve çiğ yani pişmemiş, ham, olmamış bir söz söylenmemesi gereklidir. Çünkü binlerce cevheri ve altının değerini bir söz kara toprak derecesine indiriverir, sözün zamanında söylenmesi, kötü söz söylenmemesi gereklidir. Bilinmelidir ki, bir cihan kadar büyük cehennemi bir söz bir anda sekiz katlı cennete çeviriverir. Bir sözün insanını canına bile mal olacağını bilen Yunus, asıl söyleyeceği bir sözün kendisini Tanrı katından uzaklaştırmasından korkar. O sır sözünün açıkça söylenmeyeceğini öğütleyenlerdendir. Onca iyi sözle başarılamayacak iş yoktur:

         

                                “Yunus’tan bir nasihat tutan yavuz olmaya

                                  Bil kim iyi söz ile her bir iş gelir başa”

         

         

                    Bu öğütleri verirken büyük bir alçakgönüllülük örneği verir, sözün aslının kendi olmadığını, değerli sözlerin Tanrı’dan kaynaklandığını söyler:

         

                    “Ey sözlerin aslın bilen gel de bu söz nerden gelir

                      Söz aslını anlamayan sanır bu söz benden gelir”

          Söz karadan aktan değil yazıp okumaktan değil

                                  Bu yürüyen halktan değil Hâlik avazından gelir”

         

                   

        Çok sözün karşısındadır, çok sözü hayvan yüküne benzetir. İçinde cevher olup da anlayabilene tek söz yeter der.

         

                   

                    Yüzyılların ötesinden kendi sevgi ve huzur dünyasına insanları çağıran Yunus, kısacası insanların arasına ikilik ve kavga sokacak sözün karşısında, iyi sözle başarılmayacak işin olmayacağı inancındadır. Güvenlik için dedikodudan, barış için savaştan vazgeçilmesini ister. Kendisi nasıl insanlar arasında savaşı kesecek, ağılı aşları bal ile yağa dönüştüren sözler söylemişse herkese de böyle sözler söylemelerini öğütlemiştir. İnsanlara sevgi ve huzur dünyasına giden yolları gösterip öğretmiştir.

         

                                “İşit Yunus sözünden ibret algıl özünden

                                  Eğer kabul edersen birkaç dahi katarsın”

         

         

                    Sözlerinden ibret alınmasını ister. Yurdun doğusundan batısına, kuzeyinden ortasına on beş yerde makam ve mezarları bulunan Yunus çoğunlukla mayıs ayında anılmaktadır. Sözlerini duyanların, öğütlerine uyanların anıldığı yerlere gelmelerini ister.

         


Türk Yurdu Mayıs 2012
Türk Yurdu Mayıs 2012
Mayıs 2012 - Yıl 101 - Sayı 297

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele