Türk Güreşçilerinin ve Atlet Ruhi Sarıalp’ın 1948 Londra Olimpiyat Oyunları’ndaki Zaferi

Mart 2012 - Yıl 101 - Sayı 295

        Türkiye Cumhuriyeti Devleti, uluslararası spor organizasyonlarının en önemlisi ve en prestijlisi olan olimpiyatlara ilk olarak 1924 yılında Paris’te katılmıştır. Türkiye, 1924 Paris Olimpiyat Oyunları’nda 41 kişilik bir grupla temsil edilmiştir. Bu ilk olimpiyat kafilesinde; atletizm, bisiklet, eskrim, futbol, güreş ve halter dallarında sporcular yer almışlardır. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin spor teşkilatı henüz çok yeni olduğundan bu Olimpiyat Oyunlarında Türk sporcuları herhangi bir başarı gösterememiş olup, uluslararası deneyim açısından tecrübe kazanmışlardır.

         

        1928 Amsterdam Olimpiyat Oyunları’nda Türkiye, 38 kişilik sporcu grubuyla temsil edilmiştir. Bu Olimpiyatlarda; Futbol, atletizm, güreş, bisiklet, eskrim ve halter dallarında yarışmalara katılan Türk sporcuları, anılmaya değer bir başarı elde edememişler, güreşçiler de henüz yeni yeni tecrübe kazanmaya başladıklarından, sadece 67 kiloda Tayyar Yalaz’ın aldığı dördüncülük, bu konuda ümit verici bir başlangıç olmuştur.

         

        1932 Los Angeles Olimpiyat Oyunları’na, Türkiye Cumhuriyeti, maddî imkânsızlıklar nedeni ile katılamamış, sadece bir gözlemci göndermiştir.

         

        1936 Berlin Yaz Olimpiyat Oyunları’na Türkiye; basketbol, binicilik, bisiklet, eskrim, futbol ve güreş dallarında 61 sporcu ile katılmıştır. Berlin Olimpiyat Oyunları’nda Türkiye, serbest güreşte 79 kg’da Mersinli Ahmet Kireççi’nin üçüncülüğü ve grekoromen stilde 61 kg da Yaşar Erkan'’ın birinciliği ile ilk olimpiyat madalyalarını kazanmıştır. Türkiye, Berlin Olimpiyat Oyunları’nda alınan 1 altın, 1 bronz madalya ile genel tasnifte 19’uncu olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin Berlin Olimpiyat Oyunları’nda Yaşar Erkan’la aldığı ilk altın madalya ile Mersinli Ahmet Kireççi’nin bronz madalyası Türk basınında büyük yer tutmuştur. Türkiye’ye dönüşlerinde de karşılama ve kutlama törenleri düzenlenmiştir. Daha önce olimpiyat oyunlarına küçük bir grupla katılan Türkiye Cumhuriyeti için 1936 Berlin Olimpiyat Oyunları, spor teşkilatı, sporcular, spor yazarları ve tüm spor adamları için faydalı bir deneyim olmuş ve ilk altın madalyanın kazanılması ile de unutulmazlar arasında yerini bulmuştur. Bunun dışında 1936 Berlin Olimpiyat Oyunları, Türkiye Cumhuriyeti’nin tanıtımını yapması bakımından da önemli görülmelidir.

         

        Bu makalede; 1948 Londra Olimpiyat Oyunları’na katılan Türk güreşçilerinin ve atlet Ruhi Sarıalp’ın başarıları ve Türk güreşinin başarısında rol oynayan sosyo-kültürel dinamikler incelenmiştir.

         

         

Türk Güreşçilerinin ve Atlet Ruhi Sarıalp’ın 1948 Londra Olimpiyat Oyunları’ndaki Başarısı

 

         

        İkinci Dünya Savaşı sebebiyle 1940 Tokyo ve yapılacağı yeri belirlenemeyen 1944 Olimpiyat Oyunları yapılamamıştır. 1945 yılında II. Dünya Savaşı sonrasında dünyaya barışçı duygular hakim olmaya başlamış ve 1936 Berlin Olimpiyatları’nın yapılmasından on iki yıl sonra tekrar 1948 yılında olimpiyat oyunlarının yapılmasına karar verilmiştir. Barış ve kültür münasebetlerinin yansımasını gösterecek olan oyunlara pek çok ülke katılırken, 29 Temmuz-14 Ağustos 1948 tarihleri arasında Londra’da yapılan 14. Olimpiyat Oyunları’na Almanya ve Japonya davet edilmemiş, Rusya, Bulgaristan ve Romanya gibi ülkeler de iştirak etmemişlerdir.

         

        Londra‘da Olimpiyat Oyunları‘nın hazırlıkları için yoğun bir çalışma içine girilmiş, II. Dünya Savaşı Londra‘da büyük hasarlar ve tahripler meydana getirdiğinden, Organizasyon Komitesi sporcuların kalacağı Olimpiyat köyünü maddî imkânsızlıklardan dolayı yapamamıştır. Erkek sporcular, ordu mensuplarının kaldığı barakalarda, kadınlar da okullarda misafir edilmişlerdir. Şehirde yiyecek ve giyecek sıkıntısı da görülmüştür. 29 Temmuz-14 Ağustos 1948 tarihleri arasında  Londra’da yapılan  Olimpiyatlara 59 ülkeden 4.104 sporcu iştirak etmiş, Türk kafilesi de Londra’ya Vildan Aşir Savaşır Başkanlığı’nda 67 kişilik sporcu (66 erkek 1 bayan) ve 16 kişilik yönetici ile gitmiştir. Türkiye Londra Olimpiyatları’na; atletizm, binicilik, bisiklet, eskrim, güreş ve futbol branşlarında katılmıştır. Türkiye olimpiyat ekibi, Londra’ya 22 Temmuz ve 25 Temmuz tarihlerinde iki kafile halinde gitmiştir. İlk kafile; futbolcular, atletler, üç eskrimci ve kafilenin idarecileri ile birlikte toplam 44 kişilik olarak yola çıkmıştır. Londra’ya yolculuk yapan ikinci kafilede ise; güreşçiler, bisikletçiler, iki eskrimci ve idareciler ile birlikte 39 kişi bulunmaktadır.

         

        Ayrıca, Türk sporcularına Türk yemekleri yapmak üzere Londra’ya aşçıbaşı Mehmet Aksoy götürülmüştür. Olimpiyatlara yalnız Türk sporcuları değil diğer memleketlerin sporcuları da aşçıları ile beraber gelmişlerdir. Londra’da yiyeceklerin çoğu vesika ile verildiğinden, Londra’ya giderken yiyecek ve mutfak malzemesi götürülmeye de mecbur kalınmıştır.1 Türk kafilesinin beraberinde getirdiği gıda maddelerinden artan kısım, Olimpiyatların bitiminde Türk idarecileri tarafından İngiliz İaşe Bakanlığı vasıtasıyla bir çocuk hastanesine teberru edilmiştir.2

         

        Güreş millî takımının 1946 yılında Stokholm'de yapılan Avrupa Serbest Güreş Şampiyonası’nda 15 puanla takım halinde alınan birinciliği esas tutularak, 3 dünya ölçüsünde bir başarı elde etmek için, o günün güreş tekniğinin gereklerine göre hazırlık yapılmıştır. 1948 Londra Olimpiyatları için Emirgan’da sıkı bir hazırlık dönemi geçirilir. Güreşçiler, Emirgan’da açık havaya kurulan ot minderlerde, ekli kamyon brandaları üzerinde antrenman yaparlar. Güneş brandaya vurunca minderi yakıyor, güreşirken yere düşen güreşçilerin vücutlarının da soyulmaması mümkün değildir. Güreşçiler bu ekli brandalı ot minderde yere düşmemeye o kadar çok alışmışlar ki Londra Olimpiyatları‘nda onları kimse yere kolay kolay düşürememiştir. Serbest stil güreşçilerden Mersinli Ahmet de antrenman yaparken bacağından sakatlanınca, onbeş günlük bir dinlenmeden sonra Antrenör Nuri Boytorun tarafından grekoromen stilde güreştirilmeye karar verilir. Mersinli Ahmet, Londra‘da grekoromen stilde olimpiyat şampiyonu olur.

         

        Londra Olimpiyatları'nda, serbest stildeki güreşçilerden, Gazanfer Bilge, Celâl Atik ve Yaşar Doğu'nun aynı anda üç ayrı minderde final maçlarını yapmaları ve üçünün de şampiyon olarak minderden inmeleri, seyircilere duygulu anlar yaşatır. Önce Gazanfer Bilge’nin şampiyon ilan edilip eli kaldırıldığı zaman, güreşleri seyreden Türk sporseverler coşkuyla Gazanfer’i tebrike giderken, o anda Celâl Atik rakibini yenince, seyircinin yarısı daha büyük bir heyecanla ve sevinçle Celâl’e doğru yönelir, bu sefer de Yaşar Doğu rakibini yenmiş ve eli yukarı kalkınca, Türk seyirciler üçe bölünür. Türk seyirciler aynı anda üçünü de kutlayarak, bağırlarına basarak yalnız bırakmazlar.

         

        14. Londra Olimpiyat Oyunları'nda Türkiye, serbest stilde takım halinde 40 puanla ezici bir üstünlükle şampiyon olurken, 4 altın ve 2 gümüş madalya kazanır. Grekoromen stilde ise; 27 puanla takım halinde ikinci  olurken, 2 altın, 2 gümüş ve 1 bronz madalyanın sahibi olur. Türkiye güreşte kazandığı bu başarı ile dünyada hem serbest stilde hem de grekoromen stilde ilk akla gelen ülkelerden olmuştur. Londra Olimpiyatları'nda dereceye giren Türk güreşçileri şunlardır:

         

                    Serbest stil güreşte: 52 kg Halit Balamir 2., 57 kg Nasuh Akar 1., 62 kg Gazanfer Bilge 1., 67 kg Celâl Atik 1., 73 kg Yaşar Doğu 1., 79 kg Adil Candemir 2., 87 kg Muharrem Candaş 4., Ağır Sadık Esen 4.

         

        Grekoromen stil güreşte: 52 kg Kenan Olcay 2., 57 kg Halil Kaya 3., 62 kg Mehmet Oktav 1., 67 kg Ahmet Şenol 6., 73 kg Ali Özdemir sakatlandı, 79 kg Muhlis Tayfur 2., 87 kg Mustafa Çakmak 8., Ağır Ahmet Kireççi 1.

         

                    Atletizmde “üç adım atlama”da Ruhi Sarıalp 15.025 m’lik derecesiyle güreşçilerden sonra bronz madalya alan ilk atlet oldu. Türkiye’de henüz büyük başarıların olmadığı atletizm branşında, Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümü öğrencisi olan Ruhi Sarıalp’ın Olimpiyat üçüncülüğü kazanmış olması, özellikle Amerika Birleşik Devletleri gibi atletizmde ileri gelen ülkelerin atletlerine rağmen ilerleme kaydedemedilemeyen atletizmde bronz madalya alınması, Türk atletizmi için büyük bir başarıdır ve ilerisi için çok hayırlı bir işaret olarak kabul edilmelidir. Ruhi Sarıalp, Olimpiyatlara hazırlanırken 25.05.1948 tarihinde 15.075 m’lik derecesiyle kırdığı Türkiye rekorunun tesadüfi olmadığını, 3 Ağustos 1948 tarihinde Londra Olimpiyat Oyunları’nda bronz madalya, daha sonraki yıllarda 23-27 Ağustos 1950 tarihinde Brüksel’de Avrupa Şampiyonası’nda 14.53 m’lik derecesiyle bronz madalya, 1950 Roma ve 1952 Kopenhag Askeri Olimpiyat Oyunları’nda altın madalya alarak gösterdi.

         

        Ruhi Sarıalp Olimpiyat Oyunları’ndaki şanssızlığı hakkında şöyle diyor: “Müsabakalar yapıldığı zaman hava yağmurlu idi. Bilhassa ben atlarken sıkı bir yağmur yağıyordu. Ben bir atlayışta finale kaldım. Rakiplerim ise birkaç atlayıştan sonra finale kalabildiler. İlk atlamada 14.43 m, ikinci atlamada 15.02, üçüncü atlamada 14.98, dördüncü atlamada 15.48 yaptım. Fakat bu son atlamada bir cm faulle girdiğim için yaptığım bu mesafe sayılmadı. Benden sonra atlayan atlet 15.40 atlayarak şampiyon oldu. Şu hale göre, eğer faul şanssızlığına uğramamış olsaydım, şampiyonadan 7 cm farkla müsabakayı ben kazanmış olacaktım. Maamafih daha iyi rekor tesis edebileceğimden emin bulunmaktayım. Samimi söylemek icabederse ben birincilik bekliyordum. Bunu hiç kimseye söylemiyor ve bir sürpriz olarak saklıyordum. Fakat ah şanssızlık…” 4,5

         

        Semih Türkdoğan yazdığı bir makalede Ruhi Sarıalp’ın "üç adım atlama”da alt yapısının gelişmesinde rol oynayan “çelik” oyunundan bahsederek şöyle diyor “Ruhi Sarıalp, eski bir çelik çomak şampiyonu. Malûm ya çelik çomakda üç adım atlama vardır. Ruhi de bu kâbiliyetini küçükten bu oyunla inkişaf ettirmiş6  

         

        Tecrübeli olimpiyat şampiyonları arasında yarışmak zorunda kalan diğer Türk atletleri belki Olimpiyat ölçüsünde bir başarı alamadılar; ancak, Londra Olimpiyat Oyunları’nda beş Türkiye rekoru kırarak, gösterdikleri performansları da kayda değerdir.

         

        Futbol dalında ise Türk millî futbol takımı şimdiye kadar katıldığı olimpiyatlarda ilk defa galibiyet almıştır. Çin takımını 4-0 gibi oldukça farklı bir netice ile yenen futbolcular, Yugoslavya’ya karşı oynadıkları ikinci maçı, dış memleketlerle olan, temas azlığından doğan tecrübesizlik ve biraz da asabiyete kapılma yüzünden 3-1 kaybetmişlerdir. Mağlup olunan Yugoslavya takımının Olimpiyat ikinciliğini kazanmış olduğu göz önünde tutulursa Türk futbolcularının aldığı neticeyi pek de küçümsememek gerektiği anlaşılır.

         

         

        Kendilerinden çok şeyler beklenilen bisikletçiler, 195 kilometrelik yol mukavemet yarışında büyük bir talihsizliğe uğrayarak, dört bisikletçi de bisikletlerinde meydana gelen; lastik patlaması, tekerleğin parçalanması gibi nedenlerden dolayı müsabakayı terk etmek zorunda kalmışlardır.

         

        Binicilik branşında; biniciler de aynı talihsizliğin kurbanı olmuşlar ve en fazla ümit bağlanılan kıymetli binicilerden Saim Polatkan, antrenman sırasında atı Uygur ile beraber düşüp sakatlanarak, müsabakalara katılamamıştır. Bu yüzden sportmence hareketleri ve müsabaka kâbiliyetleriyle genel takdiri kazanan biniciler son müsabakalara katılamamışlardır.

         

        Eskrim branşında; eskrimciler çok tecrübeli rakipler karşısında cidden sportmence dövüşerek takdir toplamışlardır.

         

        14. Londra Olimpiyat Oyunları’nda ülkelerin kazandığı madalya sıralamasında Türkiye; 6 altın, 4 gümüş, 2 bronz ve toplamda 12 madalya alarak 7., genel tasnifte ise 64 puanla 12. olmuştur.7

         

        Böylece 14. Londra Olimpiyat Oyunları, Türk sporu bakımından kendini ilk kez bu kadar büyük başarılarla tüm dünyaya göstermiş olduğu bir platform olarak kayıtlara geçmiştir.8  

         

        Londra'da, Wembley Stadı'nın ortasındaki şeref direğine ay yıldızlı Türk bayrağı 12 defa çekilirken, İstiklâl Marşı da altı defa çalınarak söylenir. Wembley Stadı'nda 3 Ağustos günü yaşanan bu tarihî gün, yabancı otoriteler tarafından "Türklerin Zafer Günü" şeklinde değerlendirilir. Yabancı sporseverler arasında, “Neredeyse Türkiye’nin millî marşını ezberleyeceğiz,” diye konuşmalar olur. Londra Olimpiyatları, seyirciler ve basının Türk güreşçilerini “Korkunç Türk”, "Kara Saçlı Kuvvet İlahları" gibi sözlerle anmalarına da sahne olmuştur. Yine çeşitli süreli yayınlarda Türk güreşçileri ile ilgili olarak yer alan yorumlara bakıldığında: Mehmet Oktav'ın finalde meşhur Anderberg'i yenerek şampiyon olması, ağır sıklette Mersinli Ahmet'in bütün rakiplerini toplam 64 dakika içerisinde yenerek şampiyonluğu alması ve saltoları ile ün yapması, 57 kiloda Nasuh Akar'ın fırtına gibi esmesi, 62 kiloda Gazanfer Bilge'ye bütün rakiplerini tuşla yendiği için,"Tuş makinesi" denilmesi, 67 kiloda Celâl Atik için “Güreşi şiir gibi okudu” denmesi, 73 kiloda Yaşar Doğu için "Türk gibi kuvvetli", "Acı kuvvet timsali", "Müthiş Türk", “Bir Türkten kuvvetli ancak iki Türk vardır", gibi sözlerin yer aldığı görülmektedir. 1948 Londra Olimpiyatları’ndaki şampiyonluk haberleri, Türkiye’de büyük bir heyecan ve duygulu anlar yaşatarak, göğüsleri kabartmış, sevinçten gözyaşlarını akıtmış ve Türk milleti hem şampiyonluk sevincini, hem Ramazan Bayramı’nı ve hem de 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı bir arada kutlamıştır. Bu bakımdan Londra Olimpiyat Oyunları’nda kazanılan başarılar, hem Türk güreş tarihi hem de dünya güreş tarihi açısından önemlidir. Türkün gücünün spor alanlarında gösterilmesi, 1948 Londra Olimpiyat Oyunları’nın en önemli hadisesi olmuş ve bu başarı, uzun zaman gündemde kalmıştır.

         

        1948 Londra Olimpiyatları’nda hiç yenilmeden şampiyon olan ve Türk bayrağının şeref direğinde dalgalanmasını sağlayan güreşçilerden Celâl Atik’in eşi Nadiye Atik duygularını şöyle dile getiriyor: “Giderken bana “ gidiyorum” dedi, o kadar ve yanımdan ayrıldı. Kapıdan çıkarken bir daha döndü ve Dua et! Millet ve vatan için kazanmam için dua et, dedi. Zaten oruç tutuyordum, kazandığı zaman bir gün daha oruç tutacağıma yemin etmiştim. Dualarımda onun kazanmasını bir defa eksik etmedim ve kazandı.” Aynı konuda Yaşar Doğu’nun kayınvalidesi Perihan da şöyle diyor; “Çok dindardır ve giderken de namazcığını kıldı. “Muhakkak Yeneceğiz;” dedi”.9   

         

         

        Celâl Atik’e şampiyonluk ile ilgili duyguları sorulduğunda şöyle cevap veriyor: “Hepimiz memnunuz, zaten biz fazla bir şey yapmadık ki, vazifemizi yaptık. Bütün arzumuz bizden sonra gelecek olan kardeşlerimize örnek olup, bizim başladığımız bu işi onların bizden daha iyi şekilde devam ettirmesidir.” Güreşçilerin bu tevazuu cidden çok güzel bir davranıştır. İtaatleri, çalışmaları, hocalarına, arkadaşlarına karşı gösterdikleri sevgi ve bağlılıkları ile kısa zamanda herkesin sevgi ve saygısını kazanmış olup, Türke özgü bütün meziyetleri en güzel şekilde spor sahalarında da göstermişlerdir. Gazanfer, Yaşar, Nasuh ve diğer güreşçiler de aynı fikirdedirler. Hiç birinde en ufak bir övünme, bir gurur yok. Dişlerini tırnaklarına takıp, binbir mahrumiyet içinde elde ettikleri bu muazzam zafer, hiçbirinin başını döndürmemiş. Hepsi gayet sakin ve rahat. Hakikaten Türk sporu için bir şeref sayfası açmış, bir tarih yaratmış ve Türkiye adına Londra’da büyük bir propaganda vesilesi olmuş olan güreşçilerle ne kadar iftihar edilse azdır.10 Güreşte spor geleneğimiz bozulmamış, atalarımızdan gelen, feragat, çelebilik, erlik ve hoşgörme vasıfları bütün bozulmamış özellikleriyle devam ettirilerek, geleneğin zaferi bir daha görülmüştür.11  

         

        Yürekleri sevinç, iftihar ve gururla dolduran Türk güreşçileri, başarılarını yalnız maddî ve manevî kudret ve kuvvetle kazanmamışlardır. Bu başarılar, uzun ve devamlı, bilgili ve metodik çalışmalar sayesinde, gene güreşçilerin her türlü zevk ve safadan nefislerini mahrum etmek suretile gösterdikleri azimkâr feragat ve takdire lâyık fedekârlık sayesinde kazanılmıştır. Onların millî şeref uğrundaki çalışmaları, feragetleri ve nefislerini körletmeleri bütün sporcu gençliğe, hatta bütün Türk gençliğine örnek olmalıdır.12

         

        Türk güreşçilerinin Londra Olimpiyatları’nda kazandıkları başarı incelendiğinde; o günün geçerli güreş tekniğinin gereklerine göre en iyi şartları temin edecek bir programla hazırlandıkları, bu programın hedefinin güreşçilerin Stokholm’de aldıkları Avrupa birinciliğini esas tutarak dünya ölçüsünde bir başarı elde etmek olduğu görülmüştür.13 Güreşçilerin yaptıkları maçlara bakıldığında; rakiplerine göre daha formda olmaları, teknik ve taktik bilinci içerisinde her iki stilde de güreşmeleri, güreşi hemen tuşla kazanmaları ilk anda görülen özellikler olarak söylenebilir. Güreşçilerin millî duyguları, millî şuurları ve millî kimliklerini yüksek seviyede etkilemiştir. Kurtdereli Mehmet Pehlivan’ın “Ben her zaman güreşirken arkamda Türk milletinin olduğunu ve millet şerefini düşünürdüm,” sözünün güreşçilerin kimliklerinde yaşamaya devam ettiği görülmüştür. Bundan başka güreşçilerin Londra Olimpiyatları’nda başarılı olmalarında antrenör Nuri Boytorun’un da rolünün olduğunu vurgulamak gerekir. Nuri Boytorun’a Londra Olimpiyat Oyunları’ndan sonra yurt dışından antrenörlük teklifleri gelir. Boytorun da bu teklifleri değerlendirerek uzun yıllar yurt dışında antrenör olarak çalışmıştır.

         

         

         

Şampiyon Güreşçilerin Türkiye’ye Gelişleri ve Yapılan Törenler

 

 

        29 Temmuzda başlayan Londra Oimpiyatları 14 Ağustos günü sona erer.  İlk kafile, uçakla 17 Ağustos 1948 tarihinde saat 22.15’de Yeşilköy Havaalanı’na gelir. Bu birinci kafile, eskrimcilerden, futbolculardan ve atletlerden oluşmaktadır. Kafileye, Beden Terbiyesi Genel Müdürü Vildan Aşir Savaşır ve Federasyon Başkanı Ulvi Yenal da refaket etmiştir. Güreşçilerin bulunduğu ikinci kafile, Burhan Felek Başkanlığında, 20 Ağustos 1948 günü hareket etmiştir.14  

         

         

        Türkiye’ye dönmesi beklenen olimpiyat şampiyonları dönüş yolunda iftiharla karşılamak için tüm millet, hazırlıklara başlamış, havaalanını, sokakları çiçeklerle süslemişler, buketler hazırlanmış, kamyonlar, otobüsler tutulmuş, otomobiller donatılmış, davullar– zurnalar temin edilmiştir.

         

        Türk güreş tarihinde altın bir sayfa teşkil eden 1948 Londra Olimpiyatları'nın başarılı takımı, 20 Ağustos günü saat 14.15'de Belçika uçağı ile Londra’dan Yeşilköy Havaalanı'na gelir. Güreşçiler havaalanında eşi ender görülen bir törenle karşılanır. "Yaşayın!... Varolun!.." sesleriyle güreşçilere sarılan halk, sevinç gözyaşları dökerek, güreşçileri omuzlara alır ve kendilerine tahsis edilmiş bulunan çiçeklerle süslenmiş otobüse kadar taşırlar.15   Güreşçilerimiz, Yeşilköy Havaalanı’ndan, tahsis edilen vasıtalarla, İstanbul yolu üzerinden kendilerini karşılamaya gelen kilometrelerce uzunluktaki konvoyun katılmasıyla muazzam bir şekilde,Türbe-Babıali-Sirkeci'ye arabayla, oradan Taksim'e kadar omuzlarda gelirler. Taksim meydanı iğne atılsa yere düşmeyecek şekilde kalabalıktır. Güreşçiler burada abideye çelenk koyduktan sonra, halkla beraber İstiklâl Marşını söylerler. Güreşçiler daha sonra Ayazpaşa'daki Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü binasına gelirler. 

         

        Büyük salonda kendilerini bekleyen Vali ve Belediye Başkanı Dr. Lütfi Kırdar, İstanbul Bölge Parti Müfettişi Sadi Irmak’la siyasi partiler temsilcilerine, Beden Terbiyesi Umum Müdürü tarafından teker teker takdim edilirler. Halkın coşkun tezahüratından dolayı güreşçiler balkona çıkarak halkı selamlarlar. Alkıştan inleyen tezahürat 15 dakika kadar sürer. Bundan sonra balkondan içeri giren güreşçilere pasta, çay ve limonata ikram edilir. Bu toplantı iki saat kadar sürer.16

         

        Toplantı esnasında Yaşar Doğu, gazetecilerle konuşurken kendisini kucaklayanlardan birisi, eline bir telgraf tutuşturur. Bu telgrafta: "Bir oğlunun dünyaya geldiği" müjdelenmektedir. Etrafındakiler Yaşar'ı, bir kere daha tebrik için kucaklarlar. Gazeteciler, oğluna ne isim koyacağını sorarlar: Yaşar Doğu, düşünmüş, düşünmüş bir türlü isim bulamamıştır. Gazeteciler, “Zafer” , “Kahraman”, “Şeref” gibi isimler teklif etmişlerse de Yaşar: “Ankara’ya dönüp oğlumu görmeyince isim koyamam,” cevabını vermiştir.17. Yaşar daha sonra oğlunu gördüğünde: "Bu mutlu günde oğlumun adını Zafer koydum," der.

         

         Serbest stilde gümüş madalya alan güreşçilerden Halit Balamir ve Adil Candemir'e de oğlun oldu müjdesi verilir. Halit Balamir oğluna “Zafer” adını verirken, Adil Candemir de oğluna  “Cihan” ismini verir.  Yaşar Doğu, daha sonraki yıllarda doğan oğullarına da “Muzaffer”  ve “Gazanfer” isimlerini verecektir.

         

        Görülüyor ki, Türk olimpiyat şampiyonları, şampiyonluğu ve kazanılan başarıları bir zafer gibi görüyor ve bunu oğullarına verdiği adla bütünleştiriyor. Böylece şampiyonluğu zafer ile sembolleştiriyor. Güreşçilerde başarının "Zafer" olarak kabul edilme geleneği sonraki yıllarda da devam etmiştir. Örneğin: Millî güreşçilerden Bekir Aksu'ya,1966 yılında Essen'de yapılan Avrupa Grekoromen Şampiyonası’na giderken, Havaalanında oğlun oldu haberi gelir. Bekir Aksu orada oğluna "Zafer" ismini verir. Kendisine, “Bu ismi neden verdiniz?” diye sorduğumda: "Zafere gidiyorduk, onun için bu ismi verdim" diye cevaplandırmıştır. Yine 1948 Londra Olimpiyatlarında şampiyon olan Mehmet Oktav, Londra Olimpiyatları’na giderken ailesine: "Oğlum olursa adını Zafer koyun," diyerek Londra'ya gitmiştir. 1948 Londra Olimpiyatlarından sonra, doğan erkek çocuklara verilen adlar incelenecek olunursa, Yaşar, Celâl ve Gazanfer isimlerinin, önceki yıllara göre daha fazla verildiği görülecektir.

         

        Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü’nde yapılan toplantıdan sonra Kasımpaşa Kulübü’nde şereflerine düzenlenen toplantıya otomobillerle giderler. Bu sırada kurbanlar kesilmiş, genç şampiyonların aileleri, çocukları ve arkadaşlarıyla kucaklaşmaları heyecanlı sahneler yaşatmıştır.18 Londra Olimpiyatları’ndaki şampiyonlardan Mehmet Oktav, Gazanfer Bilge ve Mersinli Ahmet, Kasımpaşa Kulübü’nün güreşçilerindendir. Kasımpaşa Kulübü serbest ve grekoromen stilde Londra’ya beş güreşçi göndermiştir. Grekoromen stilde olimpiyat ikincisi olan Kenan Olcay ile bir talihsizliğe uğrayan emektar Mustafa Çakmak da aynı kulübe mensupturlar. Kasımpaşa Gençlik Kulübü, bu güreşçilerin bazılarını kendisi yetiştirmiş; bazılarını da bilgili bir şekilde çalıştırarak şampiyonluğa hazırlamıştır. Bu bakımdan dört güreşçinin elde ettikleri zaferlerde kulübün büyük şeref hissesi vardır. Bilhassa kulübün güreş şubesi kaptanı Şaban Kaptanın şahsî gayret ve himmetleriyledir ki, o aslanlar, bu parlak neticeleri sağlayacak bir teknik kudrete ve tam kıvama ulaşmışlardır.19  

         

        22 Ağustos 1948 tarihinde saat 17.30’da, İstanbul’da Dolmabahçe Stadı'nda, Kasımpaşa Gençlik Kulübü tarafından bir tören düzenlenir.20 Vali ve Belediye Başkanı’na takdim edilerek kabul gören bu tören programına binlerce kişi katılır. Bu törende derece alan güreşçilere, antrenör Nuri Boytorun’a ve atlet Ruhi Sarıalp’e diplomaları ve Hürriyet Gazetesi tarafından da şampiyon olanlara birer altın kronometre kol saati, ikinci ve üçüncü olanlara da Sheaffers marka mürekkepli kalemler hediye olarak verilir. Kasaplar Cemiyeti’nin şampiyon güreşçiler adına 12 kurban kestiği, stadyumda ilân edilir.21 Bundan sonra mikrofon başına sırasıyla gelen güreşçiler, kısa cümlelerle heyecan ve şükranlarını bildirirler.22,23  

         

        23 Ağustos 1948 tarihinde saat 16’da İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği tarafından Marmara Lokali’nde tertiplenen bir toplantı da muzaffer güreşçiler ve olimpiyata katılan sporcular yüksek tahsil gençliğine takdim edilir. Toplantıda, Birlik Başkanının açılış konuşmasından sonra, Burhan Felek, Vehbi Emre, Nuri Boytorun, Vildan Aşir Savaşır, Ulvi Ziya konuşmuş, sonra sırasıyla güreşçiler kürsüye gelerek yaptıkları müsabakaları nasıl kazandıklarına ait hatıraları nakledmişlerdir. Muzaffer güreşçilerin bu konuşmaları Üniversite gençliğini çok heyecanlandırır. Güreşçilerden sonra olimpiyat “üç adım atlama”da üçüncü olan Ruhi Sarıalp de konuşur ve bunu bazı futbolcu ve atletlerin konuşmaları takip eder.24 Konuşmaların devamında İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği tarafından derece alan sporculara birer altın dolma kalem hediye edilir ve hazırlanan büfede davetliler ağırlanarak toplantıya son verilir.25,26  

         

        Güreşçilerimiz, bu törenden iki gün sonra 25 Ağustos Çarşamba günü saat 20.50’de Ankara'ya gidecek trene eklenen özel bir vagonla Ankara'ya hareket etmiş ve garda kalabalık bir halk kütlesi tarafından uğurlanmıştır.27 İstanbul'dan Ankara'ya kadar bütün yol boyunca istasyonlarda, o yörenin civar halkı sporcuları sevgi gösterileriyle karşılayarak uğurlarlar. Güreşçiler İzmit’ten geçerlerken, gecenin geç olmasına rağmen istasyonu ve civarını dolduran en az beş binden fazla kişi tarafından büyük sevgi gösterileriyle karşılanmışlar ve şiddetle alkışlanmışlardır. Vali tarafından kendilerine vilâyet adına şeker verilmiş, ayrıca kâğıt fabrikası tarafından da güzel bir buket takdim edilmiştir. Aslan güreşçiler gene halkın coşkun gösterileri arasında “Yaşa!, Varol!” sesleri arasında uğurlanmıştır.28

         

        Eskişehir’de de büyük bir kalabalık, sporcuları coşkun gösterilerle karşılamış ve sabah kahvaltısı ikram etmişlerdir. Bütün bu içten sevgi havası içinde Olimpiyat şampiyonları Etimesgut İstasyonu’nda da Ankara Belediye Başkanı adına Belediye Müfettişlerinden Ferit Karslı tarafından karşılanmış ve kendilerine kırmızı beyaz çiçeklerden yapılmış büyük bir çelenk verilmiştir. Güreşçiler 26 Ağustos Perşembe günü saat 15.25’de Ankara Garı'ndaki karşılanışları da çok heyecanlı olmuştur. Bütün kulüp sporcuları, ellerinde buketler ve kulüp bayrakları olduğu halde Gar’ın peronlarında yer almış, bunlardan başka, kalabalık bir halk ile grup grup gençler, ellerinde sporculara hitap eden dövizler taşımışlardır. Güreşçileri karşılayanlar arasında: Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu olmak üzere, Vali Avni Doğan, Belediye Başkan Ragıp Tüzün, Ankara Emniyet Müdürü, Kulüpler ve çeşitli teşekkül mensupları da vardır. Bu dekor içerisinde tren Gar'a yanaşınca, Gar'ı dolduran binlerce kişi "Yaaşayıınn!, Var olun!" gibi hitaplarla güreşçileri selamlarlar. Trenden inen her güreşçi kendisini omuzlarda bulur. Halk, güreşçileri elleri üzerinde 19 Mayıs Stadyumu'na kadar götürür. Güreşçilerin stada girişi, stadda bulunan binlerce kişinin çoşkun gösterilerine sahne olur. Güreşçiler şeref tribününden halkı selamladıklarında, stadı, halkın alkış ve Yaşa!... tufanı kaplar. Bundan sonra şampiyonlar sahaya çıkarak mikrofondan halka takdim edilirler. Güreşçilerin halka takdiminden sonra Ankara Valisi Avni Doğan şu konuşmayı yapar:

         

        "14. Londra Olimpiyatları'nda bayrağımızı dalgalandıran aziz çocuklarımız şimdi huzurunuzda bulunuyor. Bu kahramanların zaferlerindeki sırrı adalelerinin asıl kuvvetinden ziyade ruhlarındaki imân ve karakter üstünlüğünde aramak icap eder. Binlerce yıldan beri bu üstünlük, bazen Atatürk'ün dehasında, bazen ordumuzun şecaatinde, cesaretinde, bazen mütevazı bir çiftçinin toprağını sürerken gösterdiği tahammülde, bazen de sporcularımızın adalelerinde kendini gösterir. Yüz aklığı ile dönen bu kıymetli çocuklarımızı sizin namınıza selamlamakla engin bir şeref duyuyorum... Sizin adınıza, onları yetiştiren idarecilere teşekkür ediyorum." 29,30   

         

        Bu konuşmadan sonra Beden Terbiyesi Umum Müdür Vildan Aşır Savaşır şu konuşmayı yapar: "...Büyük emeklerle yetiştirip üzerlerine ağır vazife verdiğimiz sporcu evlatlarımız, sizlere lâyık olmak için, bütün varlıklarıyla mücadele ettikten sonra, şimdi huzurlarınızdadırlar. Başarılarında, emeklerinizin olduğu kadar sevginizin de değeri vardır. Bu gençler, burada gördüğünüz 11 güreşçi ve 1 atletimiz bayrağımızı şeref direğine çektirmeğe muvaffak olan bahtiyarlardır," der.

         

        Daha sonra güreşçilerin hocası Nuri Boytorun ve devamında da sırasıyla güreşçiler, alkışlar arasında mikrofonda halka hitaben kısa bir konuşma yaparlar. Stadyumdaki tören, gençlerin ve halkın "Gençlik Marşı”nı hep birlikte söyleyerek şehire dağılmalarıyla sona erer. Aynı gün güreşçiler, radyoda da birer konuşma yaparak vatandaşlara duygularını anlatırlar. Stadyumdaki bu törene gençlerin ve halkın hep birlikte söyledikleri “Gençlik Marşı” ile nihayet verildikten sonra Olimpiyat şampiyonları şeref tribününde hazırlanan büfede aileleri ve yavrularıyla birlikte çay içerler. Güreşçiler stadyumdaki törenden sonra, Ulus meydanına giderek Zafer anıtına ve oradan da Atatürk’ün geçici kabrini ziyaretle birer çelenk koyarlar.31  

         

        Daha sonra Cumhurbaşkanı İsmet İnönü,  Çankaya’da, Londra Olimpiyat Oyunları’nda derece alan sporcuları kabul eder. Bu kabulde Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu, Ankara Valisi Avni Doğan ve Ankara Belediye Başkanı Dr. Ragıp Tüzün hazır bulunur. Millî Olimpiyat Kafilesine Başkanlık eden Beden Terbiyesi Genel Müdürü Vildan Aşir Savaşır’dan müsabakaya girenler hakkında izahat alan Cumhurbaşkanı İsmet İnönü sporcuları tebrik etmiş ve iltifatlarda bulunmuşlardır. Beden Terbiyesi Genel Müdürü Vildan Aşir Savaşır, arka arkaya altı genci dünya birincisi, dünya birincisi diye tanıttıkça, İnönü’nün çehresinde, yıllardan beri millî ve modern spora verdiği emeğin mükâfatını gören bir vatan evladı olarak haklı ve tatlı bir sevinç vardır. İnönü, kabul sırasında sporcuların her birinin adını, ayrı ayrı sorar. Adıyla tanınan sporcuların soyadlarını kendisi ilave ederek her biriyle yakından ve özden alâka göstererek, sporcuları bir kez daha sevindirir. Sporcular, salonda İnönü’nün etrafını sararlar. İnönü, her birinin kaç güreş yaptığını, müsabakaların ne kadar sürdüğünü sorar, cevaplar sıralanır:32,33  

         

        - Altı güreş, beş güreş

        - Ne kadar sürüyordu?

        - İki, üç dakika efendim..

        - Yani, tuşla öyle mi?

        - Öyle efendim.

         

        Vildan Aşir Savaşır, güreşçilerin hocası Nuri Boytorun’un, takdire lâyık olduğunu söylediği zaman İnönü, onu ayrıca taltif eder:

         

        - Nuri de güreşiyor mu?

        Vildan Aşir Savaşır cevap verir.

        - Hocaları, hepsi ile birlikte, karşımıza çıkan bütün güreşçilerle güreşiyordu, diyebilirim.

         

        İnönü, serbest güreş neticeleriyle belki yetinmişti, fakat grekoromende de daha üstün neticeler istiyordu.

         

        - Peki, grekoromen ne olacak?

        - Grekoromende dünya ikincisi olduk, 2 birincilik, 2 ikincilik, 1 üçüncülük aldık. İsveçliler ise dört birincilik aldılar.

        - Güreşleri hep almalıyız.

         

        İnönü “üç adım atlama”da Olimpiyat üçüncüsü olan genç atletle de ayrıca ilgilendi, modern atletizmin bu ilk müjdecisine iltifat etti.

         

        Sporcular sevinç içinde hep coşkundular. Şerbetlerini içtikten sonra, İnönü’nün ayrı ayrı elini öptüler. İnönü, hocalarını kucakladı.

         

        - Bana güzel hediyeler getirdiniz seneye İstanbul’da yapılacak Avrupa birinciliklerinde rakiplerinize kibar davranacaksınız, nazik güreşeceksiniz, fakat hepsinin sırtını yere getireceksiniz, dedi.

         

        Sporcular, İnönü’nün yanından, Cumhurbaşkanı İnönü’ye er meydanında aldıkları güzel sonuçlarla ödemiş insanlar sevinciyle ayrıldılar.34

         

        Akşam saat 20.30 da Ankara Belediye Başkanı Dr. Ragıp Tüzün tarafından güreşçiler şerefine Gar Gazinosu’nda bir akşam yemeği verilir. Yemekte konuşmalar yapılır. Bundan sonra güreşçiler bir müddet daha salonda kalırlar ve sonra Ankara Radyosu’na giderek Radyoda da birer konuşma yaparak vatandaşlara duygularını anlatırlar.35   

         

        14. Londra Olimpiyatlarında Türkiye’nin kahramanlığı ve şerefini belirten 10 güreşçi ve bir atletle 5 idareciden mürekkep 16 kişilik spor kafilesi 28 Ağustos’ta sabah hususi bir uçakla İzmir’e giderler.36 Güreşçiler İzmir Hava Alanı’nda Millî Eğitim Müdürü, Beden Terbiyesi Bölge Müdürü ve İzmirli sporcular tarafından karşılanır. Alandan otomobillerle Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü’ne giden güreşçiler, kalabalık bir halk kütlesi tarafından, “Yaşayın aslanlarımız!, Var olun!, Yüzümüzü güldürdünüz!” sesleriyle ve büyük gösteri ile karşılanırlar. Bölge Müdürlüğü’nün balkonuna çıkan sporcular halkın uzun alkışlarını topladıktan ve orada bir müddet istirahat ettikten sonra Belediye dairesine giderek Belediye Başkanı Reşat Leblebicioğlu tarafından kabul edilirler. Belediye Başkanı sporculara hitap ederek: “Aziz ve kahraman çocuklarımız, sizler bütün dünyanın seçkin güreşçileriyle karşılaşırken her İzmirli ve her Türk yurttaşı gibi kalbim de büyük heyecanlar geçirdi. Sizler, bütün dünya karşısında Türkün kudret ve kuvvetini göstererek her Türkün kalbinde cidden heyecanlı ve ulvî titreşimler yaşattınız!” demiş ve bu başarılarda değerli hissesi bulunan arkadaşı Nuri Hocayı överek andıktan sonra güreşçileri heyecanla selâmlar. Belediyeden ayrılan kafile, vilâyete giderek makamında Vali Vekili Agâh Erhan’ı ziyaret eder. Öğleyin Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü tarafından Deniz Gazinosu’nda güreşçiler şerefine bir öğle yemeği verilir.37

         

        Olimpiyatlarda dünya şampiyonluğu kazanan güreşçiler şerefine 29 Ağustos’ta Tüccar Kulübü’nde Cumhuriyet Halk Partisi İdare Kurulu Başkanı Nazif Çağatay tarafından bir öğle ziyafeti verilir.38 Aynı gün saat 17’de Kızılçullu Köy Enstitüsü’nde Türkiye’nin 20 Enstitüsünden gelenler, güreşçilerin karşılanmalarında hazır bulunurlar. Şampiyonlar, yolda ve karşılanma yerinde halkın coşkun gösterileriyle alkışlanırlar.39 İzmir Ticaret ve Sanayi Odası tarafından saat 21’de de Tüccar Kulübü’nde şampiyon güreşçiler şerefine büyük bir akşam ziyafeti verilir. Ziyafette mülkî ve askerî erkân, milletvekilleri ve birçok tüccar hazır bulunur.40  

         

        Londra Olimpiyatları'nda güreşçilerin elde ettiği şampiyonluklar, ülkede uzun zaman gündemde yer alır. Bu arada güreşe karşı ülkede muazzam bir sevgi başlar. Örneğin 1958 yılında Budapeşte'de grekoromen stilde Dünya şampiyonu olan millî güreşçilerden Rıza Doğan,1949 yılında serbest stilde güreşe başlar. Yine millî güreşçilerden ve aynı zamanda Yaşar Doğu'nun öğrencilerinden olan Sadrettin Özden, Yalova'dan İstanbul'a 1 Ocak 1949 akşamı güreşçi olmak amacıyla gider. Güreş sevgisi için gittiği günün hatırasına, kebap salonuna da  "Kebap 49"  ismini verir.

         

        Türk güreşçilerinin başarıları hakkında Türkspor dergisinde çıkan bir yazıda: "…Serbest güreş takımımızın kazandığı parlak zaferler silsilesi, bir günde Türkiye'nin ismini milyonlarca kimsenin ağzında dolaştırdı. Denilebilir ki; senelerdir yapamadığımız propagandayı, sekiz Türk genci bileklerinin acı kuvveti sayesinde vatanlarına yapıverdiler. Bu millî kahramanları, zaferlerine lâyık bir şekilde karşılayıp, bağrımıza basmak istememiz tabiîdir. Çünkü onların uzak diyarlarda ismimizi meşhur etmeleri, spor meraklısı olsun olmasın hepimizin göğsünü iftiharla şişirmiş, bize sevinç gözyaşları döktürmüştür. Onlar, böylelikle sadece birer güreşçi olmaktan çıkmış, Kırkpınar efsanesi yaratan Türk akıncıları ve büyük Türk güreşçileri arasında yer almaya hak kazanmışlardır...

         

        Kahraman güreşçilerimizi taltif etmek için matbuat âlemi geniş bir faaliyete girişmiş bulunuyor. Bazı gazeteler altın saat, bazıları birer ev hediye edilmesini istiyorlar. Fakat böylelikle manevî kıymeti ölçülemeyecek kadar yüksek olan zaferleri, nihayet muayyen bir nakit bedelle ödemek yolu seçilmiş olunuyor..."41 

         

        Türkspor dergisinde yayımlanan bir yazıda güreşçilerin başarısı şöyle değerlendiriliyor: "…Vatan ve bayrak muhabbetinin gönüllerimizde bir iman, bir aşk gibi dolaştığı ve birbirimize bağlaşıp kaynaştığımız bu sıralarda, bir avuç Türk çocuğunun dünya milletleri önünde kahramanlığı geride bırakan hamleler yaparak Türk milletinin dünyaca malûm vasıflarını göz kamaştırıcı zaferler şeklinde göstermeleri, Türk ulusunu baştanbaşa sevince gömdü. Varolsunlar, er meydanlarının aziz kahramanları... Çok yaşasın bu aslan yürekli Türk çocukları...

         

        Kahramanlık, Türk milletinin sembolüdür ve bu kudret bize ecdadın mirasıdır. Biz de onlara lâyık bir topluluk olduğumuzu gösterdik ve bütün davanın özünü, ruh ve manasını anlayarak hararetli ve heyecanlı girişlerle dünya milletlerinin sırtlarını ayrı ayrı yere getirdik. Hemen ilâve edelim ki, Wembley'i dolduran halk tabakaları ve hiçbir olimpiyat, arka arkaya Türk millî marşını dinlememişti. Bu kahramanlık ve üstünlüğün manasını derinden görmek lâzım gelirse bu çok mühimdir. Bunun içindir ki Türk ulusu pek haklı olarak bayramı gönüllerde tebrik etmektedir.

         

        Nefislerini aylarca memlekete ve bayrağa hasrederek, bir mahpus hayatı yaşayarak bize ve Türk sporunun tarihine unutulmayacak günler, şerefler, zaferler kazandıran kahramanları içten gelen bir sevgi ile selamlarız.

         

        Halk topluluğu ve büyük vatanı temsil etmek hakkını omuzlarına alıp taşıdıkları günden bugüne kadar feragat, fedakârlık, büyük sevgi, temiz insanlık ve bağlılık göstererek, bir tek dava peşinde koşan aziz güreşçilerimizin kazandıkları, zaferleri ve bizi dünyaya kol ve kafa ile tanıttırmaları, Yavuz‘un muazzam Çaldıran seferinden daha kıymetlidir. Ve her şeyden önce, şunu da söylemek isteriz ki, her biri bir atom çapında olan bu yağız aslanlar, örnek kudret ve kâbiliyetlerini dünyanın her köşesine gönderirken, manevî ve cismanî güzelliğin de mükemmeliyetini gösterdiler.

         

        Güreş kafilesi, İstanbul'dan ayrılırken Eyüp Sultan'ı ziyaret ederek dua ettiler, Londra'da Cuma namazın kıldılar. İşte bu ulvî hareket, enterasan tablo, kahramanların herbirini bir lâv haline, yenilmez bir kudret abidesi şekline soktu. İşte uzun seneler bu ruh ve bu şuurla beslenen kahraman güreşçiler, artık dünyaya ün saldılar ve zafer yarışının en mütekâmil şeklini ve ülke bağlılığının en temizini gösterdiler. Bütün bunlar, sporumuzun adı ve istikbali namına şerefli hadiselerdir.

         

        Londra zaferi, kahraman güreşçilerin beş on kuvvetli dünya pehlivanını yenmesi demek değildir. Bu şanlı, şerefli neticeler, tarih boyunca Türk milletinin neler yaptığını, neler yapacağını, Türk gibi kuvvetli sözüyle neler yaratacağımızı ve bütünlüğümüzü göstermesi itibariyle daha dikkate şayandır. Ve hemen ilâve edelim ki, hiç bir millet genişleme, yayılma, kalkınma imkânlarını bu derecede gösterememiştir.

         

        Artık ehemmiyeti çok mühim olan bu ana dava üzerinde hassasiyetle durmak zorundayız.Ve esefle söyliyelim ki, şimdiye kadar bu sahada yükselen ve bizi yükselten bahadırlardan bir tekine dahi küçük bir abide, beyaz bir taş dahi dikemedik. Ayıp değil mi?

         

        Bir ideoloji peşinden değil, bir ideal arkasında gidiyoruz. Bunun içindir ki, aslan çocuklara bir piyango tertip edip, güreş mahallesi hediye edelim. Ve memleket stadlarına heykellerini dikelim ki; onlar da beklediklerini görsünler. Türk milleti daima kuvvetlidir ve bünyesinde birçok kaynak ve vasıtalar da vardır. Sıcaklık geçmeden aslanları bağrımıza basalım."42  

         

        Güreşçilerin başarıları hakkında Cihat Baban, Tasvir Gazetesi’nde yayımlanan “Türk Gibi Kuvvetli” başlıklı yazısında şöyle diyor:

         

        “Çoktanberi bayram yapmak ve sevinmek zevkini kaybetmiştik, hayat ağırlığı ve derdi, millet olarak muvaffakiyetlerin dışına sürülüp atılmış olmak ve daima bir zümrenin yaptıklarına muvaffakiyet demek mecburiyeti yurtta umumî bir bezginlik uyandırmıştı. Kurtuluş günlerinin senei devriyelerinde bile, ciğerlerimizi şişire şişire, memnuniyetten her türlü derdimizi unutacak hale bir türlü gelemiyorduk, ya şekerin ortadan yok olması, ya mütevverrim oğlumuza bir röntgen filmi bulamamak, zilleti ya seçim kanununun kötülüğü karşısında duyulan ümitsizlik bizleri üzüyor, âsabımızı geriyordu. İşte senelerden beri ilk defa bu hâleti ruhiyeyi unuttuk. Kahvelerde, evlerde, gazetelerde, meydanlarda her derdimizi kenara bırakarak radyoları can kulağı ile dinledik. Kahraman güreşçilerimiz, bu milletin seneler ve senelerden beri hasret kaldığı bir muzafferiyeti bize temin ettiler, futbolcularımızda yeni bir galibiyet ve şeref için bizi ümide sevkettiler. Dündenderi, bu memleketin çocukları heyecan içindedirler. Büyükleri, millî gururlarının tatmin edilmiş olması dolayısıyla sevinç duyuyorlar. Kırmızı- Beyaz renklerimizin yakıcı hareketini damarlarında duyan herkes, güreşçilerimize ve futbolcularımıza dua ediyor. Bu genç insanlar memlekete büyük hizmet yapmışlardır. Yalnız Türk gücünün kudretini tanıtmakla iktifa etmemişler, asırlık bir haşmetin kaybolan izlerini meydana çıkararak bu izleri dünyanın gözüne sokmuşlardır. Güreşçilerimiz, birçok âtıl sefirlerimizin yapamadığı, bir çok konferanslardaki delegelerimizin başaramadığını hariciyemizin, turizm büromuzun hakkından gelemediği işleri başarmışlar, Türk ismini ilâ eylemişler bütün bir medeniyet dünyasına Türklüğün mevcudiyet, kudret ve vakarını hatırlatarak, senelerden beri devletin yapmak istemediği propaganda işini gürbüz omuzlarına alarak yurtlarına karşı vazifelerini görmüşlerdir. Er meydanının bu asil kahramanlarına, minnettarlığımızı ve şükranlarımızı ifade etmeliyiz. Ve göstermeliyiz ki, bu memleketin şerefini yükselten insanlara karşı kadirşinaslık hissi bütün yurda hâkimdir. Bu münasebetle bir şey teklif ediyoruz: Dünya şampiyonu olan arslan güreşçilerimize her birine bir kat tahsis edilmek üzere dört daireli bir apartman hediye edelim. Bu apartmana dördü de  tasarruf edeceği için bir gün dara gelip satma tehlikesi de az olur. Bu paranın toplanması için  halkın hamiyetine müracaat etmek lüzümuna kaniiz, hükümetten böyle bir yardım beklemenin mümkün olmayacağı muhakkaktır. Biz sevgili arslanlarımız, memlekete geldikleri zaman kendilerine, solacak bir tutam çiçek yerine tapu senedleri verelim diyoruz. Evet böyle bir yardım yapılmasını hükûmete teklif etmiyoruz. Çünkü bugüne kadar kendilerine rasgele iş verilen bu kuvvetli insanlar milletin malı olamadılar, onların zaferiyle sevinip şereflerini paylaşmasını bildiğimiz kadar onların mukadderatını da paylaşmak vazifesini biz millet olarak üzerimize alalım ve devlet elinde yardımın perişan olmasına müsaade etmiyelim. Okuyucuların Tasvir‘e gönderecekleri teberrü paralarını kabul edip ilân edeceğiz, aynı şeyi Son Saat refikimiz de yapacaktır. Diğer gazetelerin de açacakları listeler ile bize şeref vermiş olan ve bu üzüntülü senelerin bize tek bir gün bayram sevinci yaşatan insanlara karşı minnettarlığımızı ifade etmiş oluruz.” 43

          

        Denizli Milletvekili Reşat Aydınlı, olimpiyatlarda başarılı olan güreşçilere devletçe ikramiye verilmesi hakkında bir kanun teklifi hazırlamıştır. Aydınlı bu teklifinde şöyle demektedir:

         

        “Sadece ‘bravo çocuklar’ diyerek cesaretlendirmek veya hediyeler vermek suretiyle sporcularımızın gönlünü almaya çalışmak kâfi değildir. Bu meselenin ehemmiyetini şümülunu kavramak, davayı, hükûmet ve Büyük Millet Meclisi işi olarak ele almak lâzımdır. Bugün güreşçilerimizle diğer sporcularımızın kazandıkları zaferler sayesinde bütün dünya basınında Türk kelimesi geniş yer işgal etmektedir. Böyle müsbet ve semere verici propagandayı, bize hangi müessese şimdiye kadar yapabilmişitir. Ben, altın madalya alarak dünya şampiyonu olan Türk sporcularına büyükçe ikramiyeler verilmesini muvafık bulmaktayım. Bu fikre birçok milletvekili arkadaşlarımın katılacağını ümid ederim.”44

         

        Londra Olimpiyat Oyunları’nda Olimpiyat şampiyonu olmak her amatör sporcunun gayesidir. Olimpiyatlarda kazanılan bu şampiyonluklar yalnız güreşçilere ait bir başarı değil, onların mensup olduğu Türk milleti için de bir şereftir. Şampiyon güreşçiler, Türk’ün gücünü bütün dünyaya tanıtarak Türk bayrağını şeref direğinde çektirip, İstiklâl Marşını dinletmişlerdir. Koca Yusufların, Kurtdereli Mehmet Pehlivanların çocukları olduklarını bir kez daha dünyaya ispat ederek isimleri spor tarihine geçen şampiyonlar, nesillerden nesillere yâdedilerek anılacaktır.

         

        Türkiye’nin tanıtımına ölçülemeyecek değerde büyük katkı sağlayan şampiyon güreşçilere Türk milleti de vefa borcunu kadirbilirlik duyguları içerisinde ödemek istemiştir. 1948 Londra Olimpiyatları'nda güreşçilerin kazandığı başarılar uzun zaman gündemde kaldı. Bu başarının ülkede yansımaları milletimizin millî duygularını kabarttı ve coşturdu. Türk milleti şampiyonlara kanını verecek hale gelmişti. Halkımız, Londra Olimpiyatları’nda başarılı olan güreşçileri görmek için, Türkiye'nin her tarafından çektikleri telgraflarla illerine davet ederler. Güreşçilerin geleceği iller, önceden gerek afişlerle ve gerekse Belediye'nin yaptığı anonslarla halka duyurulur. Güreşçiler şehirde konvoylarla gezdirildiği gibi, onlara gösteri güreşleri de yaptırırlar. Halkımız da güreşçilere, kazandığı başarının önemine lâyık olacak ve istikballerini sağlayacak tarzda taltif ederek armağanlar vermek isterler. Bu armağanların miktarı o kadar çoğalır ki, bunlar "Sporcuları Koruma Derneği" adı altında açılan bir hesapta toplanarak güreşçilere borç senedi karşılığında verilir. Londra Olimpiyat Oyunları’nda dereceye giren sporcular, imza karşılığında borç senedi şeklinde teyit ve tevsik edilerek (doğrulamak ve belgelemek) aldıkları bu paralar (Şampiyon olanlara 20 bin TL, ikinci olanlara 15 bin TL ve üçüncü olanlara da 10 bin TL) yüzünden, 1952 Helsinki Olimpiyatları öncesinde Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi tarafından profesyonellikle itham edilerek “amatörlük fişleri” onaylanmaz. 1948 Londra Olimpiyat Oyunları’ndan sonra iki Dünya ve bir Avrupa Şampiyonasına katılmış olan amatör güreşçilerden Yaşar Doğu, Gazanfer Bilge, Halil Kaya, Nasuh Akar ile yine uluslararası yarışmalara katılan atlet Ruhi Sarıalp ve bu vaziyette olan diğer arkadaşları 1952 Helsinki Olimpiyatları‘na gidilmesine çok az bir zaman kala, profesyonel ilân edilerek amatör sporculuk hayatlarına son verdirilmiş olur.

         

         

         

        “Olimpiyat” Filminin Türkiye’de Gösterilmesinin Protesto Edilmesi

         

         

        14. Londra Olimpiyat Oyunları’ndaki müsabakalar renkli olarak filme alınarak, Olimpiyatların bitiminden üç hafta sonra gösterilmek üzere dünyanın her tarafına dağıtılacaktır. Gösterilmesi 2 saat 15 dk sürecek olan bu filme, İsviçre’de yapılan Kış Olimpiyat Oyunları da eklenecektir.45 

         

         Sporun Zaferi” adını alacak olan bu film, on iki renk üzerinden bütün Olimpiyat Oyunlarını tespit edecektir. Film J. Arthur Rank müessesi hesabına İngiliz produktör Castelton Knight tarafından hazırlanacaktır.46Londra Olimpiyatları Filmi”nin ilk kısımları uçakla İstanbul’a getirilerek 21 Ağustos 1948 tarihinde matinelerden itibaren önce İstanbul’da Atlas, Melek ve İpek sinemalarında seanslara ilave olarak gösterilir. Filmde; Olimpiyatların İngiliz Kralı önünde açılışı, geçit resimleri, engelli koşular, yüzme ve atlama müsabakaları, cirit, gülle, yüksek atlama, yürüyüş gibi vesaire branşlara yer verilmektedir. Filmcilik Türk Anonim Şirketi, bu filme ait reklamları gazetelere vererek halka duyurur.47  “Olimpiyat” filminin ilk kopyası da 2 Eylül 1948 tarihinde Londra’da renkli olarak ikibuçuk saat gösterilir. Bu filmin diğer kopyalerı da yaklaşık olarak 29 ülkeye gönderilir.48

         

        Londra Olimpiyatlarına dair çevrilen filmin bazı Avrupa memleketlerinde olduğu gibi Türkiye’de de gösterilip gösterilmemesi konusu, Ankara’da resmî makamlar tarafından ilgi ile takip edilir. Başta Türk Talebe Birliği olmak üzere siyasi partilerin şubeleri tarafından da Basın ve Yayın Genel Müdürlüğü’ne bu hususta müracaatlar olur. “Olimpiyat” filmi, film ve film senaryosu kontrolüne ilişkin tüzüğün 7. maddesinin üç ve altıncı fıkralarının ruhuna aykırıdır. Yani film millî hislerimizi rencide eder mahiyettedir. Kontrol Heyeti, Genelkurmay, Millî Savunma, İçişleri ve Dışişleri Bakanlıkları, Basın Yayın Genel Müdürlüğü temsilcilerinin katılımı ile toplanır ve toplantı sonucunda filmin Türkiye’de gösterilmesine izin verilir.49

         

        1948 Londra Olimpiyat Oyunları’nda üstün başarılar gösteren Türk millî güreşçilerinin kazandıkları başarılara, "Olimpiyat"adlı filmde hiç yer verilmemesi üzerine, 4 Şubat 1949 tarihinde Millî Türk Talebe Birliği, "Olimpiyat" filminin Türkiye'deki sinemalarda gösterime girmemesi için protesto eder.50

         

        Kayseri Milletvekili Fikri Apaydın, TBMM’de söz alarak “Olimpiyat” filmi ile ilgili olarak şu konuşmayı yapar:

         

        “…Bayrağımızı şeref direğine altı defa dalgalandırmaya muvaffak oldukları dünya ölçüsündeki bu müspet şanlı propagandaya bütün dünyada gösterilen Olimpiyat filminde yer verilmemiştir. Türk gençliğinin bu filmin gösterilmemesi için gösterdiği hassasiyetin değer ve kıymeti karşısında aynı hassasiyetle durulmamış olması üzülecek bir keyfiyettir.51  

         

        Afyon Karahisar Milletvekili Kemal Özçoban da TBMM’de söz alarak “Olimpiyat” filmi ile ilgili olarak şu konuşmayı yapar:

         

        “…İçerdeki ataleti aşikâr olan müdürlüğün (Basın Yayın Genel Müdürlüğü) dışarıdaki faaliyetini hâlâ yabancı ülkelere bizi ve memleketimizi bugünkü vaziyetimizle tanımıyanlarının büyük bir yekûn teşkil etmesinden anlıyabiliriz. Bizim dış propagandamızı başarmak şöyle dursun, bizi Olimpiyatta bütün cihana tanıtmış olan kahraman güreş şampiyonlarımızın üç beş yüz metrelik filmini bile elde etme


Türk Yurdu Mart 2012
Türk Yurdu Mart 2012
Mart 2012 - Yıl 101 - Sayı 295

Basılı: 20 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele