Baltacıoğlu Düşüncesinde Milliyet Din Eğitim ve Demokrasi İlişkisi Üzerine Bir Deneme

Mart 2012 - Yıl 101 - Sayı 295

        İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu (1886-1978), bir aydın, düşünür ve kültür insanı olarak, ülkenin ihtiyaç duyduğu ve kendisinin yararlı olacağına inandığı her alanda eserler vermiş, faaliyette bulunmuştur. Eserlerinin sadece listesine bakıldığında bile nasıl bir düşünür ve kültür insanı ile karşı karşıya olunduğu anlaşılmaktadır (Bayraktar, 2008:405-438).

         

        Sınırlı insan ömründe, bir tek disiplin ve alanda uzmanlaşabilmenin ne kadar zor ve emek isteyen bir iş olduğu göz önünde tutulduğunda Baltacıoğlu’nun hayatı ve eserleri daha da anlamlı hale gelmektedir. Zira o, başta pedagoji olmak üzere felsefe, sosyoloji, folklor, tiyatro ve din alanlarında birbirinden değerli eserlere imza atmıştır.

         

        Baltacıoğlu’nun eserlerinin merkezi teması insandır. insanoğlunun kültür adına ortaya koyduğu her şey değerlidir, anlamlıdır ve insanı yansıtır. İnsanın varlıkla kurduğu ilişki ne kadar geniş ve derinlemesine olursa, insanlık ürünleri de o derece yetkin olacaktır. Bu aynı zamanda bir eğitim meselesidir. İnsan, eğitim yoluyla özgür ve yaratıcı bir birey olmayı öğrenebilir. Fakat alınan eğitim ile kişi yabancılaştırılmadan yetkinleşmesi sağlanmalıdır. Çünkü Baltacıoğlu’na göre eğitimin temel işlevi, demokratik ve milli bir kişilik kazandırmaktır.

         

        Baltacıoğlu, Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet inkılâpları ile durmadan çalkalanmış, Balkan Harbi, İstiklâl Harbi ve bu harplerde geçirilen felaketlerle hırpalanmış insanımıza, belirli bir ideal verilmediğinden, ahlâkî değerlerinin devamlı tahrîp edildiğinden yakınır. O, toplumumuzun insanının, zevkiyle, duygusuyla, düşünüşüyle bizim insanımız olmasını ister. İnsanımızın bu hâle gelebilmesi, kaybettiği değerleri yeniden edinebilmesi gerekmektedir. Ona göre insanımızı Viyana kapılarına dayatan ahlâk, bugünkünden tamamen başka bir ahlâktı. O dönemin insanında bulunan azim, teşebbüs, sebat, şecaat, nefislerini fedâ etmek gibi büyük hasletler sonradan, zaaf, inhitat hâlini aldı. Ona göre, bugün için bir değerler buhranı içinde bulunabiliriz. Fakat bundan çıkış yolunu artık mazideki değerlerimizi eski halleriyle ihya etmekte aramamalıyız. Çünkü hayat geri dönmez. Hayat sürekli bir akıştır. Bu nedenle dünün değerlerini bugün yaşamaya kalkmak yanlıştır. Değerlerin de hayatın icaplarına göre tazelenmesi gerekir. Ama bu, maziyi silmek anlamına da gelmez. Zira “mazisiz hayat, hamlesiz inkılâp olmaz” (Baltacıoğlu, 1337a [1921]:19). Baltacıoğlu’na göre, nasıl mazideki değerleri bugün eski halleriyle yaşayamıyorsak, kendi medeniyet dairemizin dışındaki değerleri de aynen alıp kopya ederek yaşayamayız. “Şu andaki âdetlerimiz somutlaşıp görünür hâle gelmedi diye, ne mazinin âdetlerini ihya etmeye ne de hariçten âdet almaya hacet yoktur” (Baltacıoğlu, 1337b [1921]:50). Yine yüksek seviyeden, yeni bir ahlâk oluşturabilmek için, bütün fertleri, belirli bir ideal etrafında toplamak gerekir. Baltacıoğlu’na göre bu ideal, kaynağını dinden almalıdır. “Her din nasıl bir medeniyete giderse, her medeniyet de öylece bir dinden gelir. Dinin eseri medeniyet, medeniyetin hâlıkı dindir” (Baltacıoğlu, 1337a [1921]:19). İnsan, bütün öteki hususiyetlerinin yanı sıra manevî bir varlıktır. Büyük bir eğitimci olan Baltacıoğlu, bu nedenle eğitimde de insanın manevî yönünün esas alınması gerektiğini belirtir. Eğitimin de, toplum gibi, bir mefkûresi olmalıdır. Ona göre; “mefkûresiz maarif, ruhsuz bir ceset gibidir” (Baltacıoğlu, 1942:6). Tıpkı bunun gibi, toplumu da ayakta tutan mefkûredir. Bu mefkûrenin ise din kökenli veya manevi olduğunu belirtir: “Bir milletin dînî mefkûresini, yani iyilik, doğruluk, güzellik hakkındaki fikirlerini ilmî, ahlâkî, bediî duygularını kaldırınız, ortada kalan, menfaat ve ihtirastan, vahşetle ölümden başka nedir!” (Baltacıoğlu, 1337a [1921]:19). Baltacıoğlu’na göre medeniyet, ilahî mefkûrelerden vücuda gelmiştir. “Her medeniyet fertten ferde, tarihten tarihe intikal eden, rahmani bir kuvvetin; peygamberlerin mucizesinden, evliyaların kerametinden, dâhilerin ilhamından fışkıran canlı bir hamlenin, taşlar topraklar üzerinde bıraktığı eserlerden, hâtırâlara, vicdanlara nefh ettiği (üflediği) ruhdan başka nedir? Her medeniyet bir dinindir. Onun için bir dinin cesedi olan medeniyeti, diğer bir medeniyetin ruhu olan dîne eklemek nasıl mümkün olur?” (Baltacıoğlu,1337a [1921]:19) diyerek, her medeniyet bir dinden doğduğuna göre, başka bir medeniyeti örnek almanın, ona benzemeye çalışmanın anlamsız olduğunu söyler. Kendi medeniyetimizi, kendi millî medeniyetimizi oluşturmanın gerekliliğine vurgu yapar.

         

        Ona göre millî kişilik, manevî bir varlıktır ve geleneklerle aktarılmaktadır. Baltacıoğlu millî kişiliğin ne olduğunu anlayabilmek için “kişilik”in ne olduğunun bilinmesi gerektiğini söyler. Kişilik, şuur üstü bir varlık değil, şuuraltı bir varlıktır. Milliyeti milliyet yapan da din, dil, sanat dediğimiz şuuraltı unsurlardır. Bu unsurlar olmadıkça da millî kişilik olamıyor.  Milliyet her şeyden önce bir şuuraltı işidir. Millî kişiliği verebilmek için bu şuuraltına kadar inmek, oraya seslenmek gerektir (Baltacıoğlu, 1965:24). Baltacıoğlu millî kişiliğin yalnız dil, söz ve mantık ile verilemeyeceğini savunur. Bunlar ancak kişiliğin kabuk kısmını ifade edebilirler. Asıl kişilik bu kabuğun altında ruhun derinliklerinde oluşur. Yani şuuraltında. Millî kişiliğin şuuraltı olması da akıl ve mantıktan çok duygularla ilgili olduğunu gösterir. Baltacıoğlu millî kişiliğin oluşumunda din, dil ve sanatın yerini her fırsatta vurgulamaktadır. Ona göre; millî kişiliği olan insan din kişiliği, dil kişiliği, sanat kişiliği olan insandır. Millî kişiliği var eden, millî kültür dediğimiz değerlerdir (Baltacıoğlu, 1965: 21 ). Bu değerler din, dil, sanattır. Baltacıoğlu bu değerlerle eğitilecek nesillerin millî kimlik sahibi olabileceğini ifade eder.

         

        Baltacıoğlu’na göre din, sosyal evrimin hazırlayıcı ve şekillendirici en önemli dinamiklerinden biri konumundadır. O, dîni sadece milliyet gerçeğinin en önemli kurucu unsurlarından biri olarak görmekle kalmayıp, millî kalkınma hamlesinin de temeline yerleştirmektedir. Baltacıoğlu din hakkındaki görüşlerini bir cümle ile şöyle özetliyor: Dinsiz ne milliyet ne de kalkınma oluyor (Baltacıoğlu,1965:26). Baltacıoğlu için din ve milliyet, ruh ve beden gibi biri olmadan diğerinin düşünülemeyeceği bir bütündür. Dinli olmadan milliyetli olmak mümkün değildir. Din insanın bütün benliğini birden saran bir şuurdur. Din olmasaydı insanlık da olmayacaktı. “Kansız yaşanamayacağı gibi dinsiz de yaşanamaz. Ancak şu var ki kan yalnız damarlarda dolaşmalıdır, dışarıya akmamalıdır. Din de öyle. Din kendi yatağında kalmalı, politika topraklarına taşmamalıdır” (Baltacıoğlu, 1956a:4). Baltacıoğlu dinin politikadan ayrı tutulmasını ve dînî sahanın mutlaka ilmî, objektif ve akademik bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini savunur. Böylece din bir takım çıkar odaklarının istismarından kurtarılarak millî hayatın aslî bir dinamosu olabilecektir (Baltacıoğlu, 1956b:2).

         

        Baltacıoğlu, millî kişiliğin temeline de din, dil ve sanat kurumlarını koymaktadır. İnsan bu kurumların formasyonundan geçerek şekillenir, bir kültür, bir kimlik sahibi olur. İşte buna Baltacıoğlu, “millî kişilik” der. Bu süreci tabiattaki diğer süreçlerden ayıran şey; bunun, insan eliyle, insanî yöntemlerle, insandan insana aktarılmasıdır. Böylece mesele tekrar insan gerçeğinde düğümlenmekte veya insan gerçeğiyle buluşmaktadır.

         

        İnsan varlığının en önemli ve ayırıcı özelliklerinden birisi eğitilebilir ve eğitebilir olmasıdır. İnsanoğlunun bu özelliğini sadece bir kuşak için unuttuğu veya gereğini yerine getiremediği tahayyül edilse, yeryüzünde insan soyunun tükeneceğini tahmin etmek hiç de zor olmayacaktır. Bu nedenle, Baltacıoğlu, ilgilendiği bütün konu, disiplin ve bilim dallarını ayrıca bir de eğitimlerinin nasıl verilebileceği açısından incelemektedir. Çünkü bir sanat, kabiliyet veya bilimin öğretilememesi; unutulup yok olması anlamına gelmektedir. Bu noktada onun milliyeti, millî geleneklere bağlı ya da dayalı olarak tarif etmesi bir kat daha anlam kazanmaktadır.

         

        Millet, millî geleneklerle veya gelenek birliğiyle tarif edilince, bu geleneklerin din, dil, sanat, düşünce, bilim, teknik gibi alanlarda da gösterilebiliyor ve kuşaktan kuşağa aktarılabiliyor olması gerekir.

         

        Baltacıoğlu insana eğitim yoluyla hangi bilgi ve becerilerin kazandırılması gereği üzerinde titizlikle durarak, “Yeni Adam” [i]dediği insan modelini yetiştirmeye çalışmıştır. Yeni Adam kimdir? Nasıl yetiştirilir? Hedefleri ve yeryüzündeki amacı nedir? Bu endişelerle Baltacıoğlu, birçok disipline ait ya el kitapları yazmış, neşretmiş ya da bu bilim ve disiplinlerin nasıl öğretileceklerine dair “usul-ı tedris” kitapları hazırlamıştır. Ayrıca Şems-ül Mekâtip’de özel öğretim metotları geliştirmiş, uygulamaya koymuştur (Baltacıoğlu, 1998:185-200). Görülüyor ki, Baltacıoğlu düşüncesinin bazı temel kavramları; ‘insan’, ‘toplum’, ‘millî kişilik’ ‘yeni adam’ ve ‘adam olmak’ şeklinde sıralanabilmektedir. Bütün bu kavramların merkezinde ise bunları hayata geçirecek, gerçekleştirecek insanın yetiştirilmesi, eğitimi yer almaktadır.

         

         

        Baltacıoğlu’nun düşünce sistematiğinde ele alınan her konu, soru ve mesele hem millî hayat ve millî kişilik açısından hem de bir pedagoji meselesi olarak ele alınıp incelenmiştir.

         

        Baltacıoğlu’nun Türk kültür hayatında önemini vurguladığı, dikkat çektiği kavramlardan biri de “gelenek” kavramıdır. Ona göre “gelenekçi olmak” değil “gelenekli olmak” gerekir. Çünkü millî hayat, millî gelenekler üzerinden yaşanır ve aktarılır. Öyleyse buradan Baltacıoğlu düşüncesi adına çıkarılabilecek genel bir sonuç da dil, din, sanat, felsefe, bilim ve teknik alanlarında, kültür ve medeniyet unsurlarının her birinde ayrı ayrı gelenekler oluşturabilmek zorunluluğudur. Ancak böylelikle, bir kimlik ve kişilik sahibi olunabilir. Bu durum bireysel insan hayatında olduğu gibi toplumlar ve milletler için de geçerlidir. Bireysel bir şahsiyetten veya bireyin şahsiyetinden bahsedilebileceği gibi, bir toplumun veya milletin şahsiyetinden de bahsedilebilir. İşte Baltacıoğlu’na göre toplumların şahsiyeti, kültür ve uygarlık alanlarında ortaya koymuş oldukları gelenekli başarılarıyla şekillenir, bir kimlik kazanır. Bu gelenekler ve gelenekli başarılar sayesinde de millî kişilik kazanılır.

         

Baltacıoğlu millî hayatı ilgilendiren her meseleyi büyük bir titizlik ve hassasiyetle masaya yatırmakta ve irdelemektedir. O, ilgilendiği konu veya problem ne olursa olsun dönüp bir de millet ve milli hayat açısından değerlendirmektedir. Çünkü toplumsal hayat bir bütündür. Dil, din, ekonomi, sanat, ahlak vb. bütün kurumlar birbirleriyle etkileşim halindedirler. Birindeki aksama veya hastalık diğerlerinin de işleyişini etkilemektedir. Bu tespitten hareketle Baltacıoğlu ele aldığı sosyal konu ve problemleri sadece parça olarak değil, bütün içindeki anlamı ve işlevi açısından da değerlendirmektedir. Bunu yaparken sosyolojist bir kaygıdan çok toplumsal hayatın ihtiyaç duyduğu gerçekçi ve bütüncü tavırdan hareket etmektedir.

 

        Baltacıoğlu, dini, sosyal olayları etkileyen temel unsur olarak değerlendirmiştir. Din, dil ve sanatı toplumun üç temel kuvveti olarak görmekte, dini en önemli sosyal faktör olarak ele almakta ve ekonomiyi sıralamada en alt düzeye indirgemektedir (Kaçmazoğlu, 2002:197-198). Yine, Baltacıoğlu, din-millet ayrılığına karşı çıkarak bu ikilinin birbirinden ayrılamayacağını sürekli vurgulamakta, toplumu yaratan temel unsurları kültür birliği, medeniyet birliği ve sosyal iş bölümü olarak görmektedir.

         

        Baltacıoğlu’nun düşünce sistematiği insan ve toplum gerçeği üzerine oturur. İnsan ve toplum dinamik varlıklardır. Bunun anlamı, bu konulara bir tabiat meselesi gibi bakılamayacağıdır. Gerçi tabiat da dinamiktir, oluş halindedir, ama konu insan ve toplum olunca, tabiat düzeninden kültür ve değerler alanına geçilmiş olur. Kültür, tabiatta hazır bulunmayan, insanla beraber, insan eliyle ortaya konulan varlıktır. İnsan bir yanıyla bu kültür içerisinde oluşup şekillenirken, bir yanıyla da bu kültürün oluşumuna katkıda bulunur, ona etki eder, ilavelerde bulunur veya onu yeni istikametlere sürükler. Baltacıoğlu, insan varlığını bir yanıyla tabiat varlığı olarak ele alır. Bu onu fizik, biyolojik ve psikolojik açıdan ele almaktır. Ancak bununla yetinilemez olduğu için, ayrıca kültür ve değer varlığı olarak da ele alınması gereğini savunur. Onun düşünce sistematiğinde insan, önce ailesine sonra toplumuna, milletine ve insanlık âlemine mensuptur. Bu mensubiyetler fizikî olmaktan çok kültür ve değerler üzerinden olmaktadır. Böyle bakınca Baltacıoğlu’nun bir ömür boyunca millî kişilik nedir, nasıl kazandırılır ve adam nedir, nasıl yetiştirilir, diye sorup cevap araması anlamını bulmaktadır.

         

         

        Baltacıoğlu düşüncesinde demokrasi sorunsalı ise sistemin doğrudan olmaktan çok dolaylı bir sonucudur zira Baltacıoğlu’nun temel ilgi alanı yetkin kişiliği açığa çıkartmak ve inşa edilmesinin koşulları ve süreçlerini tasarlamaktır. Yetkin kişilik, yetkin bir toplum yaratmanın temel taşıdır. Böylelikle şahsiyet eğitimi ve inşası yoluyla demokratik ilişkiler ağının merkezinde yer alan temel çekirdek olan kişi/şahıs ortaya çıkarılmış olmaktadır. Bu şahsın biyolojik bir birim olan bireyden temel farkı, değerlerle donanmış olmasıdır. Değerler milli ve evrensel olmak üzere iki kaynaktan alınmalıdır. Kişi bir yandan kendi tarih ve kültürünün insanı olmalı, bir yandan da çağını ve geleceği okuyabilecek evrensel kabiliyetlerle donatılmalıdır.

         

                    Demokrasi ve eğitim kavramlarının merkezinde insan bulunur. İnsan tabiatta kendisine dönebilen, kendisini, çevresini ve eylemlerini konulaştırıp inceleyebilen yegâne varlıktır. İnsanın manevi tekâmülü eğitimi zorunlu kılar. Zira insan sadece biyolojik bir varlık değil aynı zamanda psikolojik, zihinsel, kültürel kısacası manevi bir varlıktır. Yine tabiatta tek başına bırakılamayacak olan tek varlık da insandır. Biyolojik-canlı evrende doğal çevre içerisinde bütün öteki canlılar varlıklarını ve nesillerini sürdürebiliyorlarken bir tek insan bunu başaramıyor ve mutlaka maddi ve manevi bir korumaya ve bakıma ihtiyaç duyuyor. Bu durum aynı zamanda insana gerekli olan bakımın genetik olarak değil, eğitim yoluyla aktarıldığını ve üretilip uygulandığını görmeyi gerektirir. İnsanoğlu soyunu devam ettirebilmek ve var olabilmek için eğitilmeye ve eğitime mecburdur. Zira “terbiyenin mukadderatı cemiyetin mukadderatıdır. Terbiye durduğu, terbiye cemiyetin ihtiyacına uymadığı, terbiye bozulduğu gün cemiyet de durmuş, kendinden geçmiş, bozulmuş demektir” (Baltacıoğlu, 1930:28). Böylece eğitim ve insan olmak bir madalyonun iki yüzü gibi ele alınabilir. Ancak “İnsanlar içinde terbiyenin müddeti bir değildir. Bu müddet basit bir medeniyetten mürekkep (karmaşık) bir medeniyete doğru gittikçe artar. İnsan ne kadar basit bir cemiyete mensup ise, terbiye müddeti o kadar kısa; insan ne kadar mürekkep bir medeniyete mensup ise terbiye müddeti o kadar uzundur” (Baltacıoğlu, 1930:8-9). Öyle ise insana lazım olan şey nedir, ne yolla ve nasıl verilmelidir? Baltacıoğlu’na göre; insan ancak eğitim yoluyla toplumsallaşır, şahsiyet kazanır ve yetkin bir insan olabilir. Bu ise ancak demokratik bir ortam ve toplum düzeninde mümkündür.

         

                    Baltacıoğlu net bir şekilde “Türkiye Cumhuriyeti’nin mektepleri ancak demokratik olabilir” diyerek demokrasinin eğitimle olan yakın ilişkisine dikkat çeker (Baltacıoğlu, 1932:113). Aynı düşünce hattı üzerinde devam edersek; Baltacıoğlu, demokratik eğitimin nasıl olması gerektiğine dair birtakım önerilerde de bulunur: “Demokraside mektepler kapılarını diğerlerine kapamış olan hücreler değildir, hepsi millet evleridir, hepsi millet fertleri içindir. Bir çocuğun filan mektebe devamını tanzim edecek olan yegâne amil o mekteplerin nizamnamesi değil, çocuğun istidadı olmalıdır” (Baltacıoğlu, 1932:110) diyerek eğitimin kitlesel olacağını, belli bir zümrenin yahut sınıfın tekelinde olamayacağının ve öğrencilerin devam edecekleri okulların belirlenmesinde kıstasın öğrencinin yetenekleri olması gerektiğinin altını çizer. Ona göre demokrasinin en büyük vazifesi yeteneklerin hakkını vermektir. Demokrasi ve Cumhuriyet inkılâbı namına mektepte görmek istediğimiz en büyük değişiklik yeteneklere hürmet etmek, yeteneklerin gelişmesine müsait faaliyetleri hazırlamak ve yeteneklerin gelişmesine müsait usuller kullanmaktır (Baltacıoğlu, 1931:247). “Türk çocuğu mektep için bir alet değil, mektep bilakis, Türk çocuğunun hayatı için bir vasıta olmalıdır” (1932:114).

         

        Baltacıoğlu’na göre insan demokratik eğitim yoluyla özgür ve yaratıcı bir şahsiyete dönüşebilir. Eğitimin amacı bir yandan kişiyi kendisi yapabilmek, bir yandan da içerisinden çıktığı toplum ve değerleri kavrayan, geliştiren yetkin bir insan kılabilmektir. Bütün bunların olabilmesi, en küçük toplumsal birim olan aileden başlayarak, kişinin özgür, yaratıcı ve demokratik bir çevrede var olmasıyla yakından ilişkilidir.

         

         


        


        

        [i] Baltacıoğlu Yeni Adam adında bir de haftalık (daha sonra aylık) fikir gazetesi çıkarmıştır. Bkz. Hayatım, s. 334

        Baltacıoğlu, İ.H. (1337a). “Yeşil Medeniyet”, Dergâh, 1(1)

        Baltacıoğlu, İ.H. (1337b). “Hayatımızın Mantığı Kendindedir”, Dergâh, 1(4)

        Baltacıoğlu, İ.H. (1930). Umumi Pedagoji. İstanbul: Milliyet Matbaası

        Baltacıoğlu, İ.H. (1931). Mürebbilere, İstanbul: Sühulet Kütüphanesi

        Baltacıoğlu, İ.H. (1932). Terbiye, İstanbul: Sühulet Kütüphanesi

        Baltacıoğlu, İ.H. (1942). Kalbin Gözü, (Yeni Adam Yay), İstanbul: Kültür Basımevi

        Baltacıoğlu, İ.H. (1956a). “Türkiye’de Din Anlayışı”, Din Yolu, 1(1)

        Baltacıoğlu, İ.H. (1956b). “Bir Din Kongresi Toplamalı”, Din Yolu, 1(6)

        Baltacıoğlu, İ. H. (1965). Türk Milliyeti, Ankara: Gen.Kur.Başk., Yayınları

        Baltacıoğlu, İ. H.(1998). Hayatım, (yay. haz. Ali Y. Baltacıoğlu), İstanbul: Dünya Yayınları

        Bayraktar, L. (2008). “İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu”, Türkiye’de Sosyoloji İsimler-Eserler, (ed. M. Çağatay Özdemir), Ankara: Phoenix Yay.

        Kaçmazoğlu, B. (2002). Türk Sosyoloji Tarihi Üzerine Araştırmalar, İstanbul: Birey Yay.

         


Türk Yurdu Mart 2012
Türk Yurdu Mart 2012
Mart 2012 - Yıl 101 - Sayı 295

Basılı: 20 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele