Orta Asya Kültüründen Sümer Medeniyetine Gök Biliminin Keşfi

Ağustos 2015 - Yıl 104 - Sayı 336

         

        Tarihte öyle bir medeniyet düşünelim ki, edindiği mirasın üzerinden yükselsin ve bundan binlerce yıl evvel bolluk bereket içinde yaşasın. Bataklıkları kurutup bulunduğu bölgeyi döneminin en verimli toprakları hâline getirsin. Kendinden sonraki medeniyetlerin temelini oluştursun. İşte Sümerler böyle bir uygarlık olarak karşımıza çıkmakta.

         

        Sümerler "Bundan 6.000 yıl önce Dicle ve Fırat nehirlerinin arasında bulunan Mezopotamya'nın güneyine gelip yerleşmişlerdir (Bkz. Şekil:1). Orada 2.000 yıl varlıklarını korumuşlardır." (Çığ, 2007, s.29) Toprağı ekip biçmeyi öğrenen Sümerler yerleşik hayata ilk geçen, tekerleği, yazıyı icat eden ve matematiğin temellerini atarak astronomi alanında bugünün temellerini atmışlardır ( Köksoy, 2003, s.205). Sümeroloji uzmanı Samuel Kramer "Tarih Sümerlerde başlar" adlı kitabında Sümerlerin getirmiş olduğu 39 adet ilk saymaktadır. Bunlar arasında ilk yazı, ilk eğitim, ilk vergi, ilk para birimi, ilk yasalar ve sosyal reformlar bulunmaktadır (İlter, 2004, s. 239-241).

         

         

        

         

         

        Uygarlıklarındaki en önemli olay ise bir yazı icat etmeleri ve okullar kurarak bu yazıyı geliştirip her istediklerini yazabilmiş olmalarıdır. Çivi yazısı adı verilen bu yazı ile ilgili araştırmalar ise 1800 yıllarında başlamış olup bu araştırmalar neticesinde Türk dili ve Sümerler arasında büyük benzerliklere rastlanmıştır. 1874'de Francois Leonorment tarafından da bu dil Ural- Altay dil grubuna eklenmiştir. Yapılan araştırmalar sonucunda ise Sümerlerin Orta Asya, özellikle Türkmenistan ile pek çok benzer noktaları bulunduğu tespit edilmiştir (Çığ, 2007, s. 32-33-34). Sümerlerin Mezopotamya'da tarım ve hayvancılığa başladığı fikrinin aksine Türkmenistan'da tarım ve hayvancılığa başlamış olduğu Sümer medeniyetinin geçmişini anlamamıza kaynaklık etmektedir (Gerey, 2004, s. 41, 78). Dil benzerliği ve Türkmenistan'da tarım ve hayvancılığa başlamış olmaları ışığında, Sümerlerin Orta Asya'dan göç eden Türklerin bir kolu olduğu bilinmektedir (Çığ, 2007, s.36 ). Dil benzerliklerinin yanı sıra, Sümerler ile Orta Asya Türkleri arasında kültürel olarak da birçok benzer noktalar bulunmaktadır. Bu kültürel benzerlikler içinde iki önemli başlık ise çift başlı kartal figürü ile hayat ağacı sembolleri olarak karşımıza çıkmaktadır (Bayat, 2007, s.178).

         

         

        Çift Başlı Kartal ve Hayat Ağacı

         

        Havyan figürleri tarih içinde bazen hanedanlıkların sembolü, totemleri, bazen de göçler sırasında insanlara rehberlik edip yol gösteren ve koruyucu özellikleriyle büyük öneme sahiptir. Tarihin birçok döneminde önem verilen hayvan figürünün Sümer medeniyetinde de bundan 4.000 yıl önce hayvanların yalnız içgüdüleriyle değil akıllarıyla da davranış gösterdiklerini düşünerek hayvan masalları yazdığı, hayvan figürlerine önem verildiğini ve bu konuda araştırmalar yapıldığını görmekteyiz (Çığ, M.İ, 2000, s. 1). Hayvan figürleri özellikle kartal figürü Gök Tanrı inancına sahip, Kam yani Şaman kültüründe de önemli bir yere sahiptir. Davullarıyla transa geçen geleceği gören ve hastaların kötü bir ruh tarafından kaçırılan ruhlarını geri getirdikleri, doğaüstü bir yolculukla onları iyileştirdiği bilinen kamlar için yeryüzünde kurt neyin sembolüyse, gökyüzünde de kartal aynı sembole karşılık gelmektedir (Candan, 2004) (Bkz. Şekil:2).

         

         

         

        

         

         

        Gökler arasında yolculuk etmek için kamların nasıl bir ağaca tırmandığı ve bu yolda onu taşıması için nasıl hayali hayvanlar kullandığını ve insanların gökte uçabilmek ya da dünyanın içinde hızlı hareket edebilmek, toprağın derinliklerine inebilmek için hayvanlara dönüşme isteği görülmektedir. Kamlarda kartal figürü ise ''Atalarının evi kurbanlarının alıcısı ve yüce tanrı Gök'e ulaşmak gibi bir öneme sahiptir.” (Baldick, 2011, s.18-194). Anlam olarak ise aklın, kahramanlığın, irfanın, keskin görüşün, ruhun aydınlanmasının, yaratılışı saklı manevi gerçekleri görme ve maddeden yukarı yükselmeyi temsil etmektedir (Kalafat, 2004, s.123). Ayrıca dış giysileri ve din törenlerinde çalarak oynadıkları davulların üzerinin de kartal tasvirlerine rastlanması, kartalın yırtıcı kuşlar arasında en güçlü ve en yükseğe çıkabilen kuş olmasıyla ilişkili olarak Kam inancında önemli bir yer tutmaktadır (Ögel, 1971, s.287) (Bkz Şekil:3).

         

        

         

         

         

        Bugün bile birçok ülkede kentlerin ve kimi kuruluşların yanında resmi bayraklarda da kullanılmaktadır. Gök tanrıya yakınlığın simgesi çift başlı kartal Sümerler'de de Lagaş kentinin simgesidir (Bkz. Şekil:4).

         

        

         

        Sümerlerde uygarlığın en büyük özelliklerinden biri tanrılar ile aşırı iç içe olmasıdır. Güzel görülen her şeyi tanrılarının yardımıyla yaptıkları biliniyor (İlter, 2004, s. 243). Ayrıca Orta Asya Türklerinde de görüldüğü gibi Sümer tanrıları incelendiğin de her birinin güneş sistemi ve uzay ile ilgili olduğu görülmektedir (Türkkan, 2012, s.120). Çok tanrılı inanca sahip olup on iki tanrıları bulunmaktadır. Aralarında en kıdemlisi ise Anu'dur ve gökyüzündedir. Giriş kapısında hayat ağacı bulunduğu, iki tanrının koruma görevi yaptığı ve diğer tanrılar Gök Tanrısı Anu ile görüşmek istediklerinde buraya gittiği bilinmektedir (İlter, 2004, s. 243) (Bkz. Şekil:5-6.).

         

         

        

         

         

        

         

         

        Kültürel açıdan saygı duyulan, insanların kaderiyle yakından ilişkilendirilen ve tanrısal iktidarın ve güçlerin özel bir görünümünü temsil edilen hayat ağacı, evrenin üç aşaması olarak bilinen gök (tanrıların), yer (insanların) ve son olarak da yeraltı (ölülerin) dünyasını birbirine bağlayan bir direk görevinde olmuştur. Kam kültüründe de görülmekte olan hayat ağacı, kamlara öbür dünyaya geçiş yapmakta yardım eden sembolik anlatım içermektedir. Kartal figürü ise bu hayat ağacının üzerinde bulunmakta ve ebedi hayata doğan ruhları taşıyan bir araç görevindedir (Bkz. Şekil.7).

         

         

         

        

         

         

        Yine Orta Asya inançlarına göre hayat ağacı, yer, gök ve gezegenlerle temsil edildiği bilinmektedir (Eliade, 1957, s. 82- 259- 160). Kırgız Türklerinde de manas destanında belirtildiği üzere "dokuz dallı kutsal ağaç" şeklindedir. Dokuz gezegen simgesinden yola çıkarak Kam'ın düzenlediği ayinlerde, dokuz çentikli hayat ağacının tepesine çıkarken uğradığı her basamakta, yani her gezegende insan ruhunun yazgısı ve geleceğini anlamaya o kadar yakın olduğu anlaşılmaktadır (Ermetin, 2009, s.308).   

         

         

        Gökbiliminin Keşfi Üzerine

         

        Gerek hayat ağacının gezegenler ile temsil edilişi gerekse çift başlı kartal figürünün tanrıya ulaşmak anlamında büyük öneme sahip oluşu, bizi insanlığın varoluşundan bu yana en fazla merak konusu olan gökbiliminin çıkış noktasını ve geldiği noktayı anlamamızı sağlamaktadır. İnsanların bu dönem içinde gökbilimine olan meraklarında dönem itibarıyla sanayileşmenin ve hava kirliliğinin bulunmaması, gökyüzünün daha net olarak görülmesi gibi bir dizi yardımcı faktörün yanında dini inanışları ve yaşamsal ihtiyaçlarında kolaylık sağlaması gibi etmenler, bu keşifte daha büyük rol oynamıştır.

         

        Yapılan gözlemlerin bilimsel bir temele oturtulamadığı süreç ile tanrıya erişme fikri, birbirini besleyen bağlantılar içermektedir. Gerek Türklerde gerekse Sümerlerde görmüş olduğumuz semboller, bilimsel temelde değerlendirilemeyecek olgular iken tanrıya erişme fikri üzerinden bu sembolleri kullanarak birçok bilimsel buluşa ön ayak olunması, bu semboller ile bizi gökbilimine götüren iki ayrı noktayı hesaplamamızı sağlamaktadır. Örneğin; 22 Aralık'ta güneş ışınlarının dünyaya farklı olarak gelmesi yani günlerin uzaması ve güneşin daha uzun kalması Türklerde kutlanacak bir gün olarak kabul edilmekte ve yerden göğe kadar bir ağaç olarak kabul edilen, üzerinde gök tanrının olduğu kabul edilen hayat ağacına hediyeler bırakıldığı bilinmektedir. Aynı şekilde Sümerlerde de kullanılan semboller ve bu sembollerin tanrıya erişme fikri, bugün gökbilimini besleyen iki unsur olarak görülmektedir. (Çığ, 2007, s.40). (Şekil: 8)

         

        

         

        Bilindiği gibi tarihin ilk dönemlerinden itibaren insanlık, tarlaların ne zaman ekileceği, hasat zamanının ne zaman yapılacağı ve yönlerini bulabilmek gibi birçok durumda gökyüzünden faydalanmış ve hayatlarını kolaylaştırmak adına matematiğin ve geometrinin bulunmasıyla bu bilim dallarından fazlaca yararlanmışlar, aynı zamanda bugün kullandığımız matematik biliminin temellerini atmışlardır.

         

        Bugün; 21. yüzyıl tekniği, ekonomisi, uzay araştırmaları hep matematiğe dayanmaktadır. Sümerler de matematikte altılı sistemi geliştirmiş ve bu sayede en karmaşık hesapları dahi yapabilmişlerdir. Güneş ve ayın görünüşüne göre zamanı yıla, yılları aya, ayları haftalara, haftaları günlere ve günleri de saatlere bölmüşlerdir (Türkkan, 2012, s.79). Yüzyıllar önce gökbilimi ile ilgili tüm bilinmeyenleri tabletlerine resmeden Sümerlerin inanç sistemine göre; tanrıların güneş, ay ve yıldızlarda oturduğu düşüncesi birbiriyle paralellik göstermektedir (Narcın, 2007,s.11, 19, 20) (Bkz. Şekil: 9-10)

         

        

         

         

        

         

         

         Benzer durumun Orta Asya Türklerinde de olduğu görülmekte. Türkler tüm gezegen ve yıldızları tanrının kutsal atları olarak tasavvur etmişlerdir. Bu atlar gökte bir kazığa bağlı hareket etmekte ve bu kazığın da kutup yıldızı olduğu söylenmektedir. Bunun yanında Orta Asya Türkleri bir işteki başarı olanaklarını ayın yıldızların dönüşleri ile kontrol ederdi ve kamların davullarında bulunan yıldız resmi olmazsa olmazlarındandı (Ermetin, 2009,s.299.309).

         

        Doğa olayları ilgili bu ve bunun gibi birçok bilgiye erişmiş olmaları dönemin insanları açısından bir ihtiyaçtan kaynaklı doğmakla birlikte aynı zamanda tanrısal bir güç olarak görüp kutsal olarak kabul etmeleri de bu konuda büyük rol oynamıştır.

         

         

        Sonuç

         

        - Çift başlı kartal figürü ve hayat ağacı sembolleri bugün, bilimsel anlamda gökyüzü çalışmalarının altyapısını oluşturmuştur.

         

        - Gökyüzünün keşfi ve buna kaynaklık eden sembollerin ortaya çıkışı, ihtiyaç kaynaklı olmakla birlikte dinsel bir ifadenin aracı olmuştur.

         

        - Günümüzde "batıl" bir inanç olarak görülen hayat ağacı salt günümüz koşulları içinde değerlendirilmeyip, kendi tarihsel durumuyla irdelenerek kıyaslandığında doğru bir çözümleme yapılmış olunacak. Aynı şekilde çift başlı kartal figürünün de sadece bir sembol olmaktan çok daha fazla anlamları olduğu ve bunun insanoğlunun gelişimiyle paralel bir çizgisi bulunduğu görülmüştür.

         

        - Sümer medeniyetinin oluşmasında Orta Asya kültürünün büyük ölçüde rol oynadığı tespit edilmiştir.

         


Türk Yurdu Ağustos 2015
Türk Yurdu Ağustos 2015
Ağustos 2015 - Yıl 104 - Sayı 336

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele