Rabia Kadir ile Söyleşi

Ağustos 2015 - Yıl 104 - Sayı 336

 

RABİA KADİR: BU KAMPANYA BENİ TÜRK MİLLETİNE MEDYUN ETTİ.

 

 

 

 

 

        Doğu Türkistan Türkleri için mücadele veren, Uygur Türklerinin uğradığı haksızlıkları, acıları dillendiren, barış yoluyla çözümler arayan Uygur Türklerinin manevi annesi Rabia Kadir, 26 Temmuz 2015 Pazartesi gecesi, Türkiye saatiyle gece 02.00’de internet üzerinden telefonla görüşmemizde, sorularımızı cevaplandırmıştır. Tercümanı Ömer Kanat’ın aracılığıyla yapmış olduğumuz bu görüşmede, Rabia Kadir’in eşi Sıdık Rozi Bey de yanındaydı.

         

        - Öncelikle size ve eşiniz Sıdık Bey’e hürmetlerimi iletiyorum. Nasılsınız? Sağlığınız yerindedir inşallah.

         

        - İyiyim, çok teşekkür ediyorum.

         

        - Sabahın bu erken saatinde (ABD’de sabah saat 07.00) görüşmeyi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Çok da vaktinizi almadan sorularımı yöneltmek istiyorum izin verirseniz.

         

        -Buyurun, buyurun…

         

        - Sayın Rabia Kadir, Türk Ocakları Genel Merkezi sizin Türkiye’ye gelebilmeniz için bir kampanya sürdürmekte. Geniş katılımın olduğu bu kampanya ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?

         

        - Efendim, uzun yıllardan beri ben Türkiye’ye gitmek istedim elbette. Ama Türkiye’den resmî olarak bir vize talebinde bulunmadım. Çünkü başka kanallardan, başka kaynaklardan Türkiye’ye gitmemden rahatsız olunacağını anladığım için, resmî olarak bir girişimde bulunmadım. Bu rahatsızlığı anlayınca da eğer vizeye başvurursam vize verilmeyebilir, vize vermeyi reddedebilirler, düşüncesiyle vize talebinde bulunmadım. Elbette, resmî vize talebinde bulunup da bu vize talebim Türkiye tarafından reddedilseydi, bu hem Türkiye Hükûmeti için iyi olmayacaktı hem uluslararası platformdaki itibarım için iyi olmayacaktı hem de bu Türkiye Hükûmeti ile Türk halkı arasında bir kriz yaratacaktı. Bunları önlemek için resmî olarak bir vize talebinde bulunmadım.

         

        -Peki, şunu merak ettim, şu ana kadar Türk yetkili makamlarından “Gelin vize başvurusunda bulunun, siz vize başvurusunda bulunursanız vize vereceğiz, gibi bir teklif aldınız mı? Böyle olsa herhâlde bunu değerlendirirdiniz?

         

        - Efendim, 2009’da Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, tabii ki o zaman başbakandı, televizyonda açıkça ilan etti; “Rabia Hanım vize talebinde bulunursa Türkiye vize verecek.” diye bir açıklama yaptı. Onun dışında da Türk Ocaklarının büyük bir toplantısı oldu. Bu toplantıya ben de çağrıldım. Bir de aslında Milliyetçi Hareket Partisinin girişimi oldu; kurultayı vardı. Resmî olarak ona çağrıldım. Birçok sebeple Türkiye’ye giremedim. Öncelikle ben Türk Ocaklarının yürütmekte olduğu geniş katılımlı kampanya konusundaki duygularımı size söyleyeyim: Bu büyük bir iştir, bizim için bir onurdur. Çünkü Türk Ocaklarının bu hareketi hem Türk halkını hem beni hem de Doğu Türkistan halkını sevindirdi. Türkiye’ye girmem benim için bir haysiyet meselesiydi; böyle bir kampanyanın başlamasını bu açıdan da çok önemli buluyorum. Türk Ocaklarının başlattığı bu hareketten çok etkilendim, çok duygulandım. Türk Ocakları Genel Merkezine nasıl teşekkür edeceğimi, şükranlarımı nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum. Türkiye’nin bütün köşelerine masalar konulmuş, ilçelerinde de yürütülmekte olan bu kampanyayı, Türk Ocakları Genel Merkezi mensubu bütün kardeşlerimi görünce gözlerimden yaş geldi; çok duygulandım. Kampanyayı günü gününe saati saatine Washington’dan çok yakından takip ediyorum. Ben Türkiye’ye daha girmedim, girmem için de bir şey yapılmadı, ama bu kampanyanın başlatılması, kardeşlerimizin bu yakınlığı, kardeşlerimizin böyle fedakârlıkla bu kampanyayı yürütmesi ile sanki Türkiye’ye girmiş gibi hissediyorum kendimi; sanki onlarla görüşüp kucaklaşmış gibi hissediyorum. Bu aynı zamanda Türk Ocakları Genel Merkezinin gücünü de gösterdi; çok sayıda insanın Ocak’ın kampanyasına katılması; on binlerce, yüz binlerce insanın katılması Ocak’ın hem siyasi hem manevi hem de insani gücünü ortaya koydu. Ayrıca ben buradan bu hareketin başlatılmasıyla Türk milletinin Doğu Türkistan’a olan samimiyetini, sevgisini ve muhabbetini gördüm. Doğu Türkistan halkı da bu olayı takip ediyor. Onlar da büyük bir sevinç içinde bu kampanyayı takip ediyor. Binlerce kişinin kampanyaya katılması, binlerce kişiye imza attırmak çok büyük bir olaydır, Batı ülkelerinde. Bugün Türkiye’de yüz binlerce insanın bu kampanyaya katılması, ses vermesi, desteğini göstermesi büyük bir mana ifade eder, herkes için. Bu kampanya beni Türk milletine medyun etti.

         

        - Aslında geç kalmış bir kampanya, inşallah amacına ulaşacak; öyle olmasını istiyoruz. Son günlerde Uygur Türklerinin oruç ibadetlerini yerine getiremedikleriyle ilgili birçok haber duyduk. Türk milleti, Doğu Türkistan meselesine büyük ilgi gösterdi. Bu ilgiyi nasıl buluyorsunuz,  Türk halkının bu ilgisi hakkında neler düşünüyorsunuz?

         

        - Efendim bu çok önemliydi,  manidar bir hareketti. Türkiye’nin Doğu Türkistan Türklerinin Ramazan ayında maruz kaldıkları olaylara karşı yaptığı protestolar, Çin Hükûmeti’nin herkesin gözü önünde Doğu Türkistan halkına acımasızca yürütmekte olduğu soykırıma, bütün dünyanın seyirci kaldığı bir anda, Türkiye’de böyle bir tepkinin gösterilmesi, Türk halkının kendi kardeşlerine sahip çıktığının bir ifadesiydi. Tabii, bu Çin baskısı inanılmaz dereceye ulaştı. İnsan kelimelerle ifade edemiyor bu baskıyı. Bir yandan soykırım var, öbür yandan Doğu Türkistan halkının dinine, kültürüne, örfüne, âdetlerine karşı bir hareket var;  baskı var, yasaklamalar var. Çin’de bu mübarek Ramazan ayında orucun yasaklanması bir tarafa, Doğu Türkistan halkının dinine, örf ve âdetlerine, millî ananelerine karşı hakaretler yapılmıştır. Mesela bu ay içinde Çin’de, belki haberiniz var, imamları, ihtiyarları, yaşları altmış yetmişe varan imamları, cami imamlarını şehir meydanlarına toplayarak onlara dans ettirdi. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir hareket yapılmaz, dine karşı böyle bir hakaret yapılmaz. Bunu ben yalnız Uygurlara değil bütün dünya Müslümanlarına, bütün dünya Türklerine yapılan bir hakaret olarak görüyorum. Elbette bu hakarete haklı bir sesle Türkiye Türklerinin, Türkiye halkının tepki göstermesini yerinde, zamanında olan, müspet bir cevap olarak görüyorum. Bundan başka iyi olmayan şeyler oldu, bu Ramazan ayında. Eskiden de yasaklamalar vardı tabii, yıllardan beri sürüyordu ama bu Ramazanda Çin polisi, Çinli yetkililer hükûmet organlarına, sınıflara, üniversitelere girerek öğrencilerin ve öğretmenlerin oruç tutup tutmadığını denetlemek için onlara zorla su içirdi, karpuz yedirdi. Böyle hakaretler oldu. Bunun dışında bu mübarek Ramazan ayında Doğu Türkistan’ın, Uygurların yoğun olarak yaşadığı bölgelerde bira festivalleri düzenlendi, yani Doğu Türkistan halkını ayaklandıracak, bunları Çin Hükûmeti’ne karşı ayaklandıracak her şeyi yapmaktadır, Çin Hükûmeti. Bu Ramazan ayı içinde, sadece dinî sebeplerle binlerce insan tutuklandı, daha sonra Çin polisi, evlere baskın yapıp onlarca Müslümanı kendi evlerinde ibadet ederken katletti. Bu şeylerin hepsi Doğu Türkistan halkını öfkelendirdi. Tabii oruç tutanlar da var; Çin’e gidenleri, gazetecileri o bölgelere, camilere götürüyorlar. Onlarda ibadet serbesttir, insanlar ibadetini yapıyor, orucunu tutuyor, diyorlar ama bu serbestlik değildir. Yabancı yetkili ve gazetecilere göstermek için bunu yapıyorlar. Yabancı gazeteci de Çin’in oyununa geliyor “İbadet serbestmiş.” diyor. Böyle bir şey yok, ibadet serbest değildir. 

         

        - Sayın Rabia Kadir, bir kısım basın organlarında, Doğu Türkistan’daki işkence ve eziyetlerin asılsız olduğu, abartıldığı yönünde de haberler çıktı. Sizce bu işkenceler, eziyetler abartılmış haberler mi? Bu konudaki görüşlerinizi açıklar mısınız?

         

        - Şimdi bir gerçek var. Bu gerçek nedir? Gerçek, Çin baskısının devam ettiğidir. Çin soykırımının, Uygurlara yönelik soykırımın devam ettiği; bunların kültürüne, millî benliğine karşı soykırımın devam ettiği, bir gerçektir. Ama elbette oruç tutan var, ibadetini yapanlar var. Fakat bu ibadetini yapan insanlar da Çin Hükûmeti nezdinde bir şüphelidir, kara listeye alınır. Bu ailelerin hepsi şüpheli aile olarak listeye alınır. Gelecekte bunların hepsi, bir hareket olduğu zaman, bir olay olduğu zaman ilk olarak tutuklanacak insanlar arasına girer. Bunu katiyen reddediyoruz. Doğu Türkistan’da Uygurlara baskı yok demek, ayıp bir şeydir. Hatta şimdi Türkiye’de Türk basınında böyle bir haberin çıkması bizi çok üzdü. Çünkü böyle bir haber Çin basınından başka hiçbir basında çıkmadı. Batı basınında olsun, Amerika, Avrupa, nereye giderseniz gidin, hiçbir devletin hiç bir basınında Doğu Türkistan’da Uygurlara hiçbir baskı yoktur diyen, mesela Pakistan basınında da böyle bir haber yoktur. Hatta Pakistan o kadar yakın, her zaman Çin propagandası yapar, Pakistan bile Doğu Türkistan’da Ramazanda Doğu Türkistanlılara baskı yapıldı, diye haber verdi. Şimdi Tayland Güvenlik Konseyi Başkanı gitti, biliyorsunuz, Çin’den döndükten sonra bir açıklama yaptı; “Tayland’dan Çin’e zorla gönderilen 109 Uygur Türkü’nün durumu iyidir, bunlar baskı altında değildir.” diye. Bu inanılmaz bir şeydir. Siz de resimlerini görmüşsünüzdür. Daha uçağa bindirirken onların başlarına çuvalları geçirerek kelepçeyle götüren bir insanın, baskı yok demesi çok ayıp bir şeydir. Ama Çin bunu yapıyor, insanları böyle aldatıyor. Mesela, Müslüman ülkelerin heyetleri Çin’e gittiği zaman Çin bir cami düzenliyor, sahte imamları getiriyor, Müslümanları getiriyor, onlar serbest ibadetlerini yapınca onlarla konuşunca heyet de “Hiç baskı yoktur, ibadetlerini serbestçe yerine getiriyorlar.” diyor. Elbette bu Çin’in oyununa gelmemek lazım. Güvenlik Konseyi Başkanı’nın yaptığı ayıptır. Herkes bunu anladı, herkes buna gülüyor. Amerika Dış İşleri Bakanlığında davetliler gülüyor, Taylandlı yetkililerin yaptığına, hatta yattıkları yerler tutuklama merkezi bile değilmiş, böyle şey mi olur? Başka bir şey daha söylemek istiyorum: Bir kere insanda bir insaf olması lazım. Şunu bir düşünün, Doğu Türkistan çok güzel bir ülkedir. Öyle güzel ormanları var, denizleri var, deryaları var, dağları, çölleri var. Dünyadaki güzelliğin hepsini Doğu Türkistan içinde bulabilirsiniz. Böyle bir ülkede yaşını başını almış; çocuğu, ailesi olan insanlar bütün her şeyi, hapsi işkenceyi göze alarak Doğu Türkistan’ı, akrabalarını, dostlarını, bütün cemaatini bırakıp başka ülkelere sığınmacı oluyor; kötü şartlarda yaşamayı göze alıyor. Buna bakarak bile Doğu Türkistan’da baskının ne kadar ciddi olduğunu, gerçekten baskı olduğunu anlayabilirsiniz.

         

        - Çin’de “iki dillilik projesi” adı altında bir proje uygulanıyor. Bu proje, Uygur Türkleri için yararlı mı, zararlı mı?

         

        - Bu iki dilli eğitim sistemi aslında iki dilli değil, tek dilli eğitim sistemidir. Bunun maksadı, Uygur Türkçesini ortadan kaldırarak Çin dilini yediden yetmişe hâkim kılmaktır; kısaca Doğu Türkistan’da Türkçeyi yok etmektir. Doğu Türkistan’da bu uygulama 2003’te üniversitelerde başladı. Bundan sonra kademeli olarak genişledi. Bugün Doğu Türkistan’da bütün ilkokul ve kreşlerde, üniversiteye kadar, bütün eğitim Çince yapılmaya başlandı. Bunun amacı açık, Doğu Türkistan halkını kendi dilinden ayırmak. Bir millet kendi dilini kaybederken kendi benliğini de kaybeder; her şeyini kaybeder; karakterini de kaybeder; efendim örf âdetini de kaybeder; millî benliğini de kaybeder. Bu, Çin’in asimilasyon politikasının çok önemli bir parçasıdır.

         

        - Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan, 29 Temmuz 2015’te Çin’e kapsamlı bir gezi yapacaklar. Bu basından da duyuruldu. Özellikle olayların olduğu sıralarda ilan edildi.  Uygur Türkleri için bu gezinin önemi nedir? Uygur Türkleri bu geziden neler bekliyor?

         

        - Şimdi, elbette bu ziyareti çok önemli buluyoruz; Doğu Türkistan halkı da çok önemli buluyor. Doğu Türkistan halkı ve biz çok merakla bekliyoruz burada nelerin konuşulacağını. Sayın Erdoğan’ın da Uygur Türklerine yönelik yaptığı açıklamalardan da bir güç alarak, bundan cesaret alarak, Sayın Cumhurbaşkanımız Çin’e gittiği zaman, Çin’de Uygur meselesini mutlaka Çin yetkilileriyle görüşeceğini, oradaki baskının azalması için, bu meselenin Türkiye’nin millî siyasetinin bir parçası olduğunu, Uygur meselesinin Türkiye’nin bir parçası olduğunu, Türkiye’nin bu işe karışmak zorunda olduğunu açıkça ortaya koymasını umuyoruz, bekliyoruz. Uygurlar, işte bu geziden de faydalanarak Çin ile Uygur meselesinin çözümü için, oradaki olayların yatışması için bir arabuluculuk rolünü üstlenebileceğini, bunu ortaya koymasını bekliyor. Çünkü Uygurlarla bir diyaloğun başlaması için Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir teşebbüste bulunacağını ümit ediyor; teşebbüste bulunmasını da istiyoruz. Tabii Çin bir çözüm aramıyor; Doğu Türkistan meselesini çözmek niyetinde değil. Çünkü bildiğiniz gibi milyonlarca insan Türkiye’de yürüyüş yapıyor, Çin baskısını lanetliyor. Ondan sonra Amerikan Hükûmeti de Çin’i bazı şeylerde mahkûm ediyor. Çin’in bu tutumunu kınayan Batılı devletler de var, Müslüman ülkeler de var. Bütün dünyada bir tepki var. Tabii Amerikan Kongresi’nde de hemen hemen her ay bir açıklama yapılıyor. Böyle bir zamanda bile Çin Hükûmeti çözüme yanaşmıyor, baskısını daha da artırıyor. Daha iki gün önce Çin Hükûmeti’nin bir öldürme olayı oldu. Çin, Uygur Türklerini, günahsız insanları tutuklamaya bile teşebbüs etmeden, en ufak bir direnmede öldürüyor; ondan sonra da onlara terörist, anarşist diyerek işin içinden çıkıyor. Burada yargısız infaz var. 2013-2014’te yüzlerce insan öldürdü Çin güvenlik güçleri ve bunlara “Teslim ol!” çağrısında bulunmadan yargısız infaz yaptı. Vuruyor, öldürüyor ve ondan sonra dinî radikal, diyor; terörist diyor, her türlü sıfatla bunları adlandırıyor. Bu, bizi endişeye sevk eden meselelerden biri. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Çin yetkilileriyle görüştüğü zaman bu meseleyi de ortaya koyması, bir çözüm bulunması için teşebbüste bulunması lazım.

         

        - Sayın Rabia Kadir, uzun yıllar Çin’de ticaret yapmış; orada ticaret hayatını tanımış; Çin’in zengin kişileri arasına girmiş birisiniz. Tabii mutlaka Türkiye’nin bu ziyareti sırasında Türkiye ve Çin arasında birtakım ticari anlaşmalar imzalanacaktır. Sizce Uygur meselesini gündeme getirmek, Türkiye’ye zarar verir mi, Türkiye’yi etkiler mi? Rabia Hanım bu konudaki öngörünüz nedir?

         

        - Efendim tam aksi olur. Eğer Uygur meselesini ortaya koyarsa, görüşmelerde bunu gündeme getirirse Çin’le ticari münasebetler gelişir. Bunun misalleri var. Çin Hükûmeti, Avusturalya’ya bana vize vermemesi için baskı yaptı. Çin Hükûmeti ile Avusturalya Hükûmeti arasında bir kriz yaşandı. En sonunda Avusturalya Hükûmeti vize verdi. Çin’in tehditlerine rağmen iki-üç sene içinde Avusturalya’yla Çin arasındaki ticaret birkaç kat daha fazla oldu. 50 milyar dolarlık anlaşma yapıldı. Bu Çin Hükûmeti’ne bu meselelerin ortaya konulması, dile getirilmesi Çin’le ilişkilere daha çok katkıda bulunur. Çin Hükûmeti zaten bunu kabul etti. Uygur Türkleri ile Türkiye Türklerinin kültürel, tarihî münasebetleri olduğunu kabul etmiştir. Çin aslında Türkiye Hükûmeti’nin eline bu kozu vermiştir. Türkiye’yle Uygur Türklerinin tarihî, kültürel, dinî münasebetlerinin bulunması, Türkiye’yi bu konuda söz sahibi yapmaktadır. Kazakistan’da bir milyon Uygur Türkü var. Kazakistan, Doğu Türkistan’la sınırdaştır. Çin Hükûmeti tabii ekonomik açıdan çok katkıda bulunmuştur. Oraya birçok ülke yatırım yapmaktadır.  

         

        - Sayın Rabia Kadir, çok az sorum kaldı, çok fazla tutmayacağım sizleri. Sabahın erken saatlerinde vakit ayırdığınız için ayrıca çok teşekkür ederim. Sizin Amerikan casusu olduğunuz yönünde birtakım haberler duyuruldu, siz Amerikan casusu musunuz? Bu haberlerle ilgili neler düşünüyorsunuz?

         

        - Böyle asılsız haberleri dağıtanların bunu maksatlı dağıttıklarını, bunun arkasında maksatlı güçlerin olduğuna inanıyorum. Benim itibarımı yok etmek, beni gözden düşürmek, insanların kafasında benim hakkımda soru işaretleri yaratmak için, maksatlı olarak yapılan bir propaganda olarak görüyorum. Bunun başka bir yönü de var. Benim halkımın menfaatinin dışında hiçbir şeyi düşünmüyorum. Hiçbir ülkenin menfaatini kendi halkımın menfaatinin üstüne koymuyorum. Eğer başka bir ülkenin casusu olmayı ya da başka bir ülkeye alet olmayı kabul etseydim çıkar için, o zaman Çin’den hiç gitmezdim; Çin’e karşı çıkmazdım. Oradaki sermayemi yok etmezdim. Oradaki kendi nüfuzumdan, makamımdan faydalanarak orada yaşardım.

         

        - Sayın Rabia Kadir, hayatınızı anlatan kitabı okudum. Hayatınızla ilgili pek çok ayrıntıyı öğrenme fırsatım oldu. Yazımda da bundan faydalandım. Yayımlandığında sizler de göreceksiniz; inşallah doğru anlatmışımdır sizi. Bazıları “Rabia Kadir, Uygur Türklerini temsil edemez.” diyor. Peki, Uygur Türklerini kim temsil edecek, bu insanlar seslerini nasıl duyuracaklar?

         

        - Aslında sorunuzun cevabını siz kendiniz verdiniz. Ben Uygur kızıyım, Uygur anasıyım. O halkın içinde doğdum, büyüdüm,  yaşadım. Ben onları temsil etmek için çıkmadım, onlar beni temsilci seçtiler. Her liderin herkes tarafından sevilmesi zaten mümkün değildir, ama Uygur halkının büyük çoğunluğu beni lider olarak kabul edip Uygur Türkleri için mücadele vermem beklentisi içindedirler.

         

        - Sayın Rabia Kadir, sabahın erken saatlerinde sorularıma, lütfedip vakit ayırdığınız için tekrar teşekkür ederim.

         

        - Ben de inşallah Türkiye’de sizi görüp kucaklarım. Türk Ocakları yetkililerine, mensuplarına, kampanyaya katılıp destek verenlere çok teşekkür ederim; onlara selamlarımı iletin.

         

         


Türk Yurdu Ağustos 2015
Türk Yurdu Ağustos 2015
Ağustos 2015 - Yıl 104 - Sayı 336

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele