Doğu Türkistan ve Rabia Kadir

Ağustos 2015 - Yıl 104 - Sayı 336

        

         

        Doğu Türkistan

         

        Turkhia adı, VI. yüzyılda Yunan kaynaklarında Türk adına bitişen Yunanca “-hia” ekiyle Orta Asya için söylenmektedir (Kafesoğlu 2003: 45). Türkistan adı ise yazılı kaynaklarda ilk kez Turkastanak biçiminde geçmiş, eski Yunanlıların İskitya kelimesine karşılık olarak VIII. yüzyılda yaşamış olan Ermeni tarihçisi Musa Horenki (Moses Xorenac’i) tarafından kullanılmış ve batıda İdil, doğuda İmaos yani Tanrı Dağlarının doğu tarafları, güneyde Maveraünnehir mukabili olan Sogd ile Arik yani Horasan arasındaki topraklara atfedilmistir (Togan 1960: 14). Avesta’da da Turan ve Türkistan kelimesi geçmekte ve Tanrı Dağlarının doğusundan İdil Irmağı, Seyhun ve Ceyhun, Horasan arasında kalan topraklar kastedilmektedir (Hayit 1988: 23).

         

        Türkistan, coğrafi olarak Hindukuş, Karakurum ve Tanrı Dağlarının birleştiği noktadan Batı ve Doğu olarak ikiye ayrılır. Günümüzde Türkistan, Sovyetler Birliği’nden bağımsızlıklarını kazanmış olan Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan topraklarını içine alan bölge ile Çin Halk Cumhuriyeti işgali altındaki Doğu Türkistan bölgesidir.

         

        Çarlık Rusyası, 1716 yılından itibaren Batı Türkistan’da istila siyaseti izlemeye başlamış, Çin ise 1755-1765 yılları arasında Doğu Türkistan’ı işgal etmiştir. Mançu-Çin ordusunun komutanı Zozung Tang, Doğu Türkistan’a 18 Kasım 1884’te Xin-jiang (Hsin-chiang) “yeni toprak” adını vermiştir. Batılılar da bu adın yanı sıra Doğu Türkistan adını da kullanmışlardır (Hayit 1988: 25). Çinliler, tarihte Doğu Türkistan’a “Doğu Türkistan” veya “Batı ülkeleri” anlamına gelen Hsi-yu diyorlardı. İngiliz tarihçiler, XIX. yüzyılın başlarına kadar Batı Türkistan için Büyük Buhara, Doğu Türkistan için Küçük Buhara adını kullanmışlar; fakat XIX. yüzyıldan sonra Batı Türkistan’ı Türkistan adıyla anmaya başlamışlardır (Yıldırım 2012: 423).

         

        Bu tarihî topraklar üzerinde Ötüken Uygur Kağanlığı (744-840); Hanlıklar (Şa-çu / Sha-Chou Uygurları; Kan-Su Uygurları; Turfan Uygurları); Karahanlılar (840-1212); Kara Hitaylar (1124- 1211); Cengizliler (300 yıl)[1]; Seidiye (Yarkent) Hanlığı (1514) (Emet 2010: 17) dönemleri hüküm sürmüştür.

         

        Doğu Türkistan, 73° +02 ile 96° 20’ doğu enlemi ile 35° 10’ ile 49° 20’ kuzey boylamı içinde bulunur. Tanrı Dağları tarafından güney ve kuzey olarak ayrılmıştır. Güneyi Tarım Havzası ya da Kaşgarya, kuzeyi ise Cungarya olarak bilinir. Tarım Havzası, Taklamakan Çölü’nün yer aldığı düzlüklerden oluşur. Bu düzlükler Karakurum ve Tanrı Dağlarından doğan Tarım Irmağı ile kolları arasında sulanır. Doğusunda Bağraç ve Lop Gölü yer alır. Doğusu Çin’in Çinhay ve Gansu eyaletleri ile komşudur.

         

        Bugün Doğu Türkistan’da Turfan, Kumul, Aksu, Kâşgar, Hoten, İli, Çöçek ve Altay adını taşıyan sekiz yönetim bölgesi vardır. İli Kazak Özerk Yönetim Bölgesi, Böritala Moğol Özerk Yönetim Bölgesi Cimisar Huy Özerk Yönetim Bölgesi, Bayangol Moğol Özerk Yönetim Bölgesi ve Kızılsu Kırgız Yönetim Bölgesi olmak üzere beş “özerk alt bölge” bulunmaktadır. Ürümçi, Karamay ve Şihenze kentleri doğrudan doğruya Şin Jiang Uygur Özerk Bölgesi hükûmetine bağlı olarak yönetilmektedir.

         

        Doğu Türkistan’da en kalabalığı Uygurlar olmak üzere pek çok Türk topluluğu ve diğer milliyetlerden halklar birlikte yaşamaktadır. 2000 yılı nüfus sayımına göre Doğu Türkistan’ın % 45’sini oluşturan Uygur Türklerinin nüfusu 8.345.622’dir; nüfusun %40’ı olan 7.489.919 kişi (Çin Halk Kurtuluş Ordusu Halk Silahlı Polisi hariç) Han milliyetindendir; Kazak Türklerinin sayısı 1.245.023’dir (% 6.74). Ayrıca bölgede 839.837 Hui (Çinli Müslüman); 158.775 Kırgız Türkü; 149.857 Oyrat; 55.841 Tungşan; 34.566 Şibe; 39.493 Tacik; 12.096 Özbek Türkü; 19.493 Mançu; 5.541 Dahur; 4.501 Tatar Türkü, 8.935 Rus; 7.006 Miao; 6.153 Tibetli; 3.762 Salar; 15.787 Tuçia ve 5.642 Çuang yaşamaktadır.[2]

         

        1863-1877 yıllarında Mançu-Çin istilası ve zulmüne karşı halk ayaklanması neticesinde, Yakup Bey önderliğinde Kaşgariya Devleti kurulmuştur. Yakup Bey’in ölümünden sonra yaşanan çeşitli olumsuzluklardan dolayı halkın bağımsızlık mücadelesi törpülenmiş; halk, yaşam mücadelesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bir taraftan zengin derebeyleriyle mücadele eden halk, bir taraftan da Çin Millî Partisi’nin siyasi baskısına maruz kalmıştır. 20. yüzyılda ise Doğu Türkistan'da iki defa Doğu Türkistan Türk Devleti kurulmuştur. Bunlardan ilki, Doğu Türkistan Türklerinin Çin mezalimine karşı silahlı mücadelesi neticesinde 12.11.1933 tarihinde Kaşgar'da kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti'dir. Bu Cumhuriyet, Rus-Çin işbirliği neticesinde 1934 yılında yıkılmıştır (Kaşgarlı 2004: 12). İkincisi ise Çin'in müstemlekecilik ve zulüm siyasetine karşı Doğu Türkistan'ın kuzey bölgesindeki İli, Çevçek (Tarbagatay) ve Altay vilayetlerinde cereyan eden silahlı ayaklanmalar neticesinde zafer kazanılarak 12.11.1944 tarihinde Gulca şehrinde büyük merasimle kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti’dir. Ay yıldızlı bayrağa ve millî orduya sahip olan Doğu Türkistan Türklerinin bu müstakil devleti, 1950 yılının başına kadar devam etmişse de 1949 ve 1950 yıllarında Stalin'le Mao'nun gizli anlaşması neticesinde, önce devlet başkanlarının öldürülmesi ve sonra da Kızıl Çin ordusunun işgali ile son bulmuştur.

         

        1949 yılında komünist Çin işgalinden sonra, Çin hükûmeti tarafından 1 Ekim 1955’te eyalet statüsüne son verilmiştir. Doğu Türkistan’ın adı, 1955 yılında “Sinkiang” olarak değiştirilmiş, Sinkiang Uygur Özerk Bölgesi, bugüne kadar Çin egemenliğinde bir Türk yerleşim birimi olarak kalmıştır. Bölgenin başkentinin Dihua olan eski adı da “Urumçi” olarak değiştirilmiştir. Bu hükûmetin kuruluşundan sonra Çin Komünist Partisi Merkez Komitesinin özerklik siyasetini uygulamamıştır. Uygur Türkleri siyasi yaşama faal olarak katılamamış, hükûmet çalışmalarının içinde yer alamamıştır. Uygur halkı ekonomik bakımdan yoksul, eğitimsiz bırakılmıştır. Uygur Türkü birçok yazar, şair, bilim adamı, "pantürkist", "millî ayrılıkçı", "panislamist" olmakla suçlanmış; sürgün edilmiş; hapsedilmiş; öldürülmüştür. Bir kısmı da ülkelerini terk etmek mecburiyetinde kalmıştır.

         

        Ülke dışındaki birçok Uygur Türkü geride kalanlar için mücadele etmekte, yaşadıklarını ve mevcut uygulamaları anlatarak Doğu Türkistan meselesine dikkat çekmeye çalışmaktadır.

         

        Günümüzde barış yoluyla Uygur Türkleri için, Uygur Türklerinin insan hakları için Çin’le mücadele edenler arasında Rabia Kadir isimli bir Türk anası var.

         

        Rabia Kadir, bu huzursuz coğrafyada, 15 Kasım 1946’da doğmuştur (Cavelius 2009: 102). Yoksul bir ailenin çocuğudur. 1965’te evlendikten sonra Aksu’ya taşınır. Ev hanımı olan Rabia Kadir, o günlerde aile bütçesine katkı sağlamak amacıyla küçük şeyler alıp satmaya başlar. İlk evliliği yürümez; altı çocuk sahibi olan Rabia Kadir, eşinden ayrılır. İlk eşinin, hükûmetin baskıları sonucu kendisinden ayrıldığını belirtir (Cavelius 2009: 102-103). 27 yaşında, tekstille ilgili bir şirket kurar. Bu işte oldukça başarılı olur ve Urumçi’de iki mağaza açar. 1978’de Sıdık Hacı Rozi ile evlenir. Evlat edindiği iki çocukla beraber bu evliliğinden de beş çocuk sahibi olur. 1992’de Millî Halk Kongresi üyesi olan Kadir, Sincan Ticaret Odasının da başkanı seçilmiştir. 1994’te Forbes Dergisi tarafından Çin’in en zengin on kişisi arasında gösterilen Rabia Kadir’in yaşam serüveni Uygur halkına, özellikle Uygur kadınına yardım etmeye çalıştığında değişir. Çin Hükûmeti’ni temsilen, kadın hakları savunucusu olarak 1995 yılında Birleşmiş Milletler’in Pekin’de gerçekleştirdiği Dünya Kadınlar Konferansı’na katılır. Eşi Sıdık Rozi, 1996’da ABD’ye sığınır ve Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için mücadelesini oradan sürdürür. Eşinin yapmış olduğu açıklamalar sebebiyle siyasete girme girişimi engellenen Rabia Kadir, 1997 yılında Çin Halk Kongresi’nde Çin Hükümeti’nin Sincan politikasını eleştirdiği için Kongre üyeliğinden çıkarılır. Aynı yıl Bin Analar Harekâtı’nı başlatan Rabia Kadir, kadın hakları ve kadınların meslek edinme imkânlarını genişletmek amacıyla mücadeleye girişir. Eşine, ülkede yayımlanan gazeteleri göndermesi sebebiyle Çin Hükûmeti tarafından devlet sırlarını ifşa etmekle, bölücü faaliyetlerde bulunmakla suçlanan Rabia Kadir, 1999 yılında tutuklanarak sekiz yıl hapis cezası alır.

         

        Suçlama gerekçeleri:

         

        1. Doğu Türkistan’ın Feyzabad şehrinde meydana gelen deprem sonrası bölgeye on kamyon yardım malzemesi göndererek devleti küçük düşürmek ve halkı devlete karşı kışkırtmak.

         

        2. 4 Şubat, Gulca direnişi sonrası çıkan çatışmalarda çocukları ölen, yaralanan ailelere para ve erzak yardımı yaparak ayrılıkçı güçlere destek vermek.

         

        ABD’de ticari şirket kuran eşi Sıdık Hacı Rozi’nin yedi aydır ABD’den Çin’e dönmemesi, siyasi faaliyetlerde bulunması gibi sebeplerle Rabia Kadir’e yurt dışına çıkma yasağı getirilmiştir. Bu, Rabia Kadir’in ilk tutuklanması değildir: Kültür Devrimi sırasında da tutuklanmıştır. Deriden dokumaya birçok sanayi koluyla ilgili fabrikaları, ticaret merkezleri olan Rabia Kadir, Bill Gates’in davetiyle gittiği ABD’de de şirket kurmuştur.[3]

         

        2005 yılında Çin Hükûmeti’ne yapılan uluslararası baskılar sonucu serbest bırakılan Rabia Kadir, ABD’ye iltica etmiştir ve Uygur Türkleri için mücadeleyi ABD’den sürdürmektedir. Çocuklarından beşi hâlâ Çin’de bulunmaktadır. Rabia Kadir bir röportajında “Benim çocuklarım, torunlarım baskılar sebebiyle evlilik yapamadılar; benimle yakınlıkları sebebiyle onlarla evlenmekten çekiniyorlar.” diyor. Onun mücadelesi, yalnızca kendi hayatını değil; ona yakın olan herkesin hayatını etkilemektedir. 2004 yılında insan hakları konusundaki mücadelesi sebebiyle Norveç’te Thorolf Rafto Ödülü’nü almıştır. Rabia Kadir, 2006 yılında Münih’te kurulan Dünya Uygur Kurultayı’nın (WUC) başkanıdır. Rabia Kadir, zaman zaman terörist olmakla ya da casus olmakla suçlanmaktadır.

         

        Rabia Kadir’le 2014 yılında ABD’de tanıştım. Uzmanlık alanımın Çağdaş Uygur Türklerinin dili olması sebebiyle kendisini basındaki haberlerden tanıyordum. Washington DC’de ofisine gittim, elimde Türk lokumu ve Türk kahvesiyle. Kendimi tanıttım, masasından kalkıp beni kucakladı. “Sizi görünce arkanızda binlerce Türk’ü görmüş kadar mutlu oldum.” dedi. Washington DC’de işim gereği bulunduğumu ve Uygur Türkçesi üzerine çalıştığımı söyledim. Uygur Türkçesi üzerine çalışıyor olmam, onu daha çok mutlu etti. Birçok soruyla gitmiştim karşısına ama zaten hakkında epeyce araştırma yapmıştım. Hayatını, çocuklarını, ülkesinden neden, ne zaman ayrıldığını biliyordum. “Yol uzun, menzil ırak; siz ülkenin en zengin kişilerinden biriydiniz, güçlüydünüz; niçin bu mücadeleye başladınız?” diye sordum. “Milletim mutlu olmadan mutlu olamam.” dedi. Buydu işte, buydu duymak istediğim. Milleti için dertlenen bir yürek görmekti dileğim. Ona Türk milletinden selam getirdiğimi ve gönüllerimizin kapısının ardına kadar açık olduğunu söyledim. Bana, hayatını anlatan Ejderha Savaşçısı (2009) adlı kitabını hediye etti, bir Uygur eşarbı bağladı boynuma; bir de “Qehriman Uygur Ayalliri (Kahraman Uygur Kadınları) başlıklı bir takvim verdi. İçerisinde Amannisaxan, İparxan, Nazüyüm (Çolpangül), Mayımxan, Aycan Turdaxun, Xéliçem İlieva, Ayşem Şemieva, Qemberxanim, Çimengül Turmanova, Rizvangül, Dilbirim Samsaqova ve Rabia Kadir’in biyografileri ve fotoğrafları yer alıyordu. Bir Ramazan akşamında, iftar yemeğinde birlikte olmak üzere sözleştik. Üniversiteden arkadaşlarımla birlikte Rabia Kadir’le orucumuzu açtık. ABD’den ayrılmadan önce onunla The National Press Clup’ta basın açıklaması yaparken görüştük. Onu izlerken “Haklılığına inanmış, kararlı, korkusuz bir Türk anası o!” diye düşündüm.

         

        Çin ve Türkiye’den bazıları Rabia Kadir’i ajan olmakla suçluyor. Rabia Kadir de diyor ki “Türkiye’ye, Kırgızistan’a, Kazakistan’a ve Arap ülkelerine, Müslüman olan hiçbir ülkeye giremiyorum; izin verilmiyor. Bu ülkeden başka gidebileceğim bir yer yok.”. Evlatlarından birkaçını, malını mülkünü geride bırakmış, 68 yaşındaki bu kadının oradan oraya koşup Uygur Türklerinin acıları için, uğradığı haksızlıklar için mücadele etmesinin neresi yanlış? Bunu o yapmazsa kim yapacak? Başka yapabilen var mı? Uygur Türklerinin daha insanca bir hayat sürmesi için, kaybetmeye başladığı dili için, uğradığı mağduriyetler için kim konuşacak? Haberlerin hızla unutulduğu, unutturulduğu dünyada bir meselenin, amacın arkasından gidip düzelmesi için gündem oluşturmanın neresi yanlış? Keşke bunu Türkiye’den yapabilse…

         

        Bu kapıyı açmak için Türk Ocakları Genel Merkezi bir kez daha harekete geçti. Bu destekle Türkiye bunu da başaracaktır.

         

         Doğu Türkistan, Türkler için önemlidir. Neden mi? Doğu Türkistan, Türklerin ana yurdudur, ata toprağıdır. Kaşgarlı’nın, Satuk Buğra Han’ın ve Yusuf Has Hacib’in yaşadıkları, Hakk’a yürüdükleri, emanetlerinin, türbelerinin, bulunduğu yerdir. Tanrı Dağlarının eteklerindeki bu yurt, bir zamanlar Göktürklerin İpek Yolu ticaretini ellerinde tuttukları, taşı toprağı yadigâr bir vatandır.

         

        Türk milleti, gidip Çin’i işgal edelim, demiyor; kendi topraklarında yaşayan bir milleti, Uygur Türklerini yok etmeyin; bırakın töresini, dinini uygulasın; bırakın dilini, kimliğini unutmasın, diyor; bırakın benim insanımı; canını yakmayın, gözünden yaş akıtmayın, diyor. Bırakın çocuklarımızı okutalım; cahil kalmasınlar, işsiz aşsız kalmasınlar; hanımlık kızları cariye, beylik oğulları kul olmasın, diyor. Benim de seçme şansım olsun; ben de yanlış uygulamalarda eleştireyim, söz söyleyeyim, diyor. Bir Uygur Türkünün sizin sunduğunuz hastaneyi, okulu yaktığını, hiçbir sebep yokken askere, polise saldırdığını gördünüz mü? Çin bayrağını yakıp çiğnediğini gördünüz mü? Uygur Türkleri bölücü değildir; mazlumdur. Her biri yaşama savaşı veren, hayatta kalmaya çalışan birer mazlumdur. Çin bunu anladığı gün zaten aramızda sorun kalmayacak. Türkiye Türklerinin göstermiş olduğu tepki bundan dolayıdır.

         

         Bilinmelidir ki, güçlü olmak insanı haklı kılmaz.

         

         


        


        

        [1] Timur tarafından oğlu Çağatay’a verilir. Çağatay Devleti, Doğu Türkistan’da 150 yıl yaşamıştır (Emet 2010: 17).


        

        [2] https://tr.wikipedia.org/wiki/Sincan_Uygur_%C3%96zerk_B%C3%B6lgesi#N.C3.BCfusu_ve_etnik_yap. C4.B1s.C4.B1 (23.07.2015). Resmî rakamlar böyle gösterse de Uygur Türklerinin sayısı daha fazladır.


        

        [3] www. hürgökbayrak.com (21.07.2015).

        Kaynakça

        Cavelius, Alexandra, (2009), Dragon Fighter: One Woman’s Epic Struggle For Peace with China, Rebiya Kadeer with Alexandra Cavelius; introduction by His Holiness The Dalai Lama (Ejderha Savaşçısı: Bir Kadının Barış Yoluyla Çin’le Destansı Mücadelesi, Rebiyee Kadir ile Alexandra Cavelius) ,W.W. Norton&Company, Inc. ISBN 978-0-9798456-1-1.

        Emet, Erkin, (2010) Doğu Türkistan Uygur Ağızları, TDK Yay., Ankara.

        Hayit, Baymirza (1988), “Türkistan Terimi üzerine”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, No. 53, Nisan.

        Kafesoğlu, İbrahim, (2003), Türk Millî Kültürü, İstanbul.

        Kaşgarlı, Sultan Mahmut, (2004), Uygur Türkleri Kültürü ve Türk Dünyası, Çağrı Yay., İstanbul.

        Togan, Zeki Velidi, (1960 ), Türk Türkistan, İstanbul.

        Yıldırım, Kürşat, (2012), “Doğu Türkistan ve İlk Sakinleri”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi/ Journal of Turkish Wold Studies, XII/1, Yaz: 419-440.

         

         

         


Türk Yurdu Ağustos 2015
Türk Yurdu Ağustos 2015
Ağustos 2015 - Yıl 104 - Sayı 336

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele