Türk Ocaklarının Kuruluşu ve Misyonu

Mart 2012 - Yıl 101 - Sayı 295

                    Türk milletinin hizmetinde yüz yılını tamamlayarak yeni bir hizmet asrına hazırlanan Türk Ocakları; 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Osmanlı Devleti’nin çözülme ve yıkılma sürecinin ağır şartları altında bunaldığı, Türk milli varlığının yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı bir ortamda milli bir ihtiyaçtan doğmuştur. Bu sebeple Türk Ocakları, yaşanan iç ve dış gaileler içinde milli varlığı tehlikede görerek Türk milletini kurtarmak gerektiğine inanan Türk gençleri ve aydınlarının bir hayat hamlesi ile kurdukları milli bir mefkûre merkezi olarak doğmuştur.

         

        Türk Ocaklarının kuruluşunu ve misyonunu ortaya koyabilmek için öncelikle devrin şartlarına ana hatları ile temas etmemiz gerekir. 19. yüzyılda Osmanlı devleti, Avrupa devletlerinin emperyalist yayılmalarına sahne olmuştur. Bu yayılmanın sebepleri bir yandan sanayileşen Avrupa’nın hammadde ve pazar bulma ihtiyacı iken, diğer yandan bu pazarları ve hammadde kaynaklarını korumak için stratejik ve askeri bölgeleri ele geçirmek ve elde tutmak arzusu idi. Bu genel sebepler, her büyük devletin kendine has yayılmacı politikasının itici gücünü ve gerekçesini oluşturmaktaydı. Nitekim Osmanlı Devleti, ekonomik potansiyeli, jeopolitik yapısı ve temelinde şark meselesi yatan Avrupa’nın dini, siyasi ve emperyalist gayeleri eklenince dünyada üstünlük kurmak isteyen büyük güçlerin amansız bir rekabet alanı haline gelmiştir. Avrupa devletlerinin politikaları sonucu giderek küçülen Osmanlı devleti çözülmeyi durdurmak amacıyla askeri, siyasi ve idari alanda reformlar yapmıştır. Bu çerçevede 24 Temmuz 1908 tarihinde II.Meşrutiyet ilan edildikten sonra Osmanlı Devleti, çeşitli iç ve dış olayların sebep olduğu bunalımlar içine düşmüştür. Avusturya’nın Bosna-Hersek’i ilhakı, Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan etmesi, Girit meselesi, 31 Mart Vakası, Trablusgarp savaşı gibi olaylar, İmparatorlukta derin yaralar açmıştı. Fakat bütün bu olaylardan daha önemlisi; ağır bir yenilgiyle sonuçlanan Balkan Savaşlarının yarattığı travmadır. Bu savaş sonunda Rumeli kaybedilmiş, Evlâd-ı Fatihân katliamlara, göçe ve sürgünlere maruz bırakılmıştı. Rumeli’yi zor şartlar altında kaçarak terk etmek zorunda kalan yüz binlerce insan İstanbul’a akın etmiş ve İstanbul sokakları yaşlı, kadın, çocuklardan oluşan göçmen Türk’le dolmuştu. Bu manzara, İstanbul halkında şok etkisi yaratmış ve o zamana kadar savunulan Osmanlıcılık ideolojisinin fiilen iflas etmesi sonucunu doğurmuştur.

         

        Diğer taraftan II. Meşrutiyeti ilan eden İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin “İttihad-ı Anâsır” politikasına rağmen, İmparatorlukta Türklerin dışındaki unsurlar arasında milliyetçi akımlar ve milli bağımsızlık hareketleri büyük boyutlara ulaşmıştı. Osmanlılık örtüsü içinde bağımsızlık faaliyeti yürüten Rum, Ermeni ve Bulgar cemaatlerinin dışında, Arnavutluk’ta başlayan ayaklanmalarla beraber Müslüman unsurlar da artık ayrılık teşebbüslerini açığa vurmaya başlamışlardı.

         

        Bütün bu iç ve dış gaileler içinde, millet haline gelememenin sancılarını çeken tek unsur Türklerdi. Milli şuur ve milliyetçilikten mahrum bir vaziyette bulunan Türkler arasında, durumun vahametini gören bir grup aydın ve yönetici, milli mefkûreden ve şuurdan mahrum bu kitleyi, adına millet dediğimiz ortak duygu ve düşünce etrafında toplamaya çalışıyordu. Resmen iflas etmiş olmasına rağmen toplumun ve devletin önde gelenlerinden bazıları hâlâ Osmanlıcılık fikrinde ısrarcıydılar ve memleketin bekası için bu ideolojiye sarılmaya devam ediyorlardı. Hâlbuki o sıralarda Türk toplumunun en temel problemi, bir millet halinde toplanamamış olmaktı. Bu fikri savunan bir avuç aydın, Türk Derneği ve Genç Kalemler etrafında toplanmış ve hummalı bir gayretin içine girmişlerdi. Türklüklerinin farkına varan ve bunu bir ülkü haline getirmeye, milleti de bu ülkü etrafında birleştirmeye çalışan bu mütevazı grubun amacı, Türkler için köklü ve milli bir değişim yaratmaktı.

         

        Bu amaca ulaşmak için Genç Kalemler’de savunulan “dil ve kültürbirliğinin sağlanması” yoluyla Türk milletini uyandırma fikri, gençler arasında tesirler bırakmaktaydı. Gazetelerde Türk unsuruna ve Türklüğe önem verilmesi gerektiği yolunda makaleler sıkça çıkmaya başlamıştı. Siyasi bir parti olan İttihat ve Terakki, imparatorluğun bütünlüğü açısından önemli gibi görünen “Osmanlıcı” bir politika izlerken, Genç Kalemler, Türk Derneği ve Türk Yurdu’ndaki Türkçü aydınlar, Türk olarak bilinçlenen kitleyi ön planda tutmaya başlamış, sosyal ve kültürel Türkçülüğün yanında siyasal Türkçülüğü de dile getirmeye başlamıştı.  İşte tam bu esnada, milli varlığın tehlikede olduğunu görerek, iç ve dış tehlikeler karşısında Türkleri, Türk varlığını ve Türk milletini kurtarmak gerektiğine inanan Türk gençleri ve aydınları, bir hayat hamlesi olarak Türk Ocakları cemiyetini kurarlar. Cemiyetin ilk nüvesi, İttihat ve Terakkinin takip ettiği Osmanlıcılık politikasının başarısızlıkla sonuçlanmakta oluşu ve Türk olmayan öğrenciler arasında yayılan milliyetçilik hareketleri karşısında endişeye düşen Askeri Tıbbiye öğrencileri arasında bir düşünce hareketi olarak doğmuştu. Askeri Tıbbiye ve Mülkiyeli gençler arasında yayılan vatanperverlik ve milliyet duygusu, nihayet 11 Mayıs 1911’de “190 Tıbbiyeli Türk Evladı” adına yayımlanan beyanname ile ortaya çıkmıştı. Bu beyannamede; “Türk kavminin hayat-ı inkıraz yaşadığı, buna selefleri gibi lakayt kalamayacaklarını belirten “Tıbbiyeliler” hayatın ebedi bir mücadele ve bu mücadelede muvaffakiyetin en büyük şartının maarif ve mekteplerin galebesi’’ olduğunu ifade ederek “ziraat, ticaret ve sanayi ile kazanılmış bir içtimai hâkimiyeti, kuru bir siyasi hâkimiyete tercih ettiklerini’’ belirtiyorlardı. Ayrıca “müstakbel neslimiz miskinliği günah, çalışmayı ibadet bilsin” diyen Tıbbiyeliler amaçlarının gerçekleşmesi için de “her türlü fırka ihtilaflarının üstünde, her türlü siyaset dağdağalarının haricinde yeni bir cereyan’’ meydana getirebilecek “Donanma Cemiyeti kadar geniş fakat sırf milli ve içtimai bir cemiyet teşkil etmek’’ lüzumunu vurgulamışlardı.

         

        Tıbbiyeli gençlerin beyannameyi sundukları aydınlarla yaptıkları ön görüşmelerden sonra birkaç toplantı daha yapılmıştır. Genellikle nizamnamenin ele alındığı bu toplantıların birinde Fuad Sabit’in teklifi üzerine kurulacak cemiyete Türk Ocağı ismi verilmiştir. Sonuçta fiili kuruluşu 20 Haziran 1911 tarihinde gerçekleştirilen Türk Ocakları, resmi kuruluşunu 25 Mart 1912’de tamamlamıştır. Resmi kuruluşu mesul murahhas olarak seçilen Kâhyaeminağaoğlu Halis Turgut tarafından Tanin gazetesinde ilan edilmiştir. Böylece fiili kuruluşundan yaklaşık 9 ay sonra resmen kurulan Türk Ocaklarının ilk yönetim kurulu şu kişilerden oluşmuştur. Ahmet Ferit (Reis), Yusuf Akçura (II. Reis), Mehmet Ali Tevfik (Umumi Kâtip). Dr. Fuad Sabit (Veznedar)’dir. Daha sonra Türk Ocakları Hamdullah Suphi Bey’in genel başkan seçilmesi ve Balkan felaketine paralel olarak İstanbul dışında da teşkilatlanmaya başlamıştır.

         

        Türk Ocaklarının amacı, 1912 tarihli nizamnamesinin 2. maddesine göre “…Akvam-ı İslamiye’nin bir rükn-ü mühimi olan Türklerin milli ve ilmi, içtimai, iktisadi seviyelerinin terakki ve ilâsıyla Türk ırk ve dilinin kemaline çalışmaktır” şeklinde ifade edilirken, 1918 yılında yapılan değişiklikle “Ocağın maksadı Türklerin harsî birliğine ve medeni kemaline çalışmak” olarak değiştirilmiştir.

         

        Türk Ocakları nizamnamesine göre; amaçlarını gerçekleştirmek için “… Sırf milli ve içtimai bir vaziyette kalacak, asla siyaset ile uğraşmayacak ve hiçbir vakit siyasi fırkalara hadim bulunmayacaktı.” Aynı anlayış, 1918 nizamnamesinde “Ocak, siyasetle uğraşmaz, hiçbir Ocaklı, cemiyeti siyasi emellerine alet edemez” şeklinde yer almıştır.

         

        Öncelikle İmparatorluk yapısı içinde milli şuurdan mahrum olarak yaşayan, bu sebeple de millet haline gelememenin sancılarını çeken Türkler arasında, milli şuur yaratarak millet haline getirmeyi amaçlayan Türk Ocakları; felaketinin yaşandığı günlerde devrin ihtiyaç ve heyecanlarını temsil etmiştir. Bu sebeple devletin Osmanlıcı politikası sonucu siyasi, sosyal, kültürel ve iktisadi açıdan birçok bunaltıcı olaylar yaşayan Türk unsurunun kimlik bunalımına cevap vermeye çalışmıştır. Sonuçta Türk milletini kurtarmak gereğine inanan aydın ve gençler, Türk milliyetçiliğinin faaliyet ve fikri merkezi olarak kurulan Türk Ocaklarının çevresinde toplanmıştır. Böylece Türk milliyetçiliği sınırlarını İmparatorluk dışına da genişleterek hakiki merkezini Türk Ocaklarında bulmuştur..

         

        Osmanlı Devleti bünyesindeki çeşitli unsurların, milliyetçilik hareketleri karşısında Türk milliyetçiliğinin öncüsü olma ve mensup oldukları millete hizmet etme misyonunu üstlenen Türk Ocakları, kısa zamanda devrin birçok önemli ilim ve fikir insanını bünyesinde toplamıştır. Özellikle Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Mehmet Emin(Yurdakul), Hamdullah Suphi Tanrıöver, Akil Muhtar (Özden), Ömer Seyfettin, Necip Asım (Yazıksız), Yahya Kemal (Beyatlı), Ali Canip (Yöntem), Hüseyinzade Ali (Turan), Ahmet Hikmet (Müftüoğlu), Mehmet Fuat (Köprülü) vb. gibi devrin önemli ilim, fikir ve aydın şahsiyetleri Türk Ocaklarında çok canlı bir fikir ve düşünce ortamı hazırladılar. Bu aydınlar tarafından düzenlenen konferanslar, sohbetler ve serbest derslerle Türk Ocakları, genç nesillerin eğitilip şuurlandığı milli bir mektep olmuş, adeta bir halk üniversitesi gibi çalışarak millette yön vermeye çalışmıştır. Bu faaliyetlerde işlenen konuların hemen hemen tamamını Türklüğe ait meselelerin teşkil etmesi milli ruhun etkili bir kaynağı olmuştur. Ayrıca Ocak çevresinde toplanan bu aydınlar günlük siyasi çekişmelerin dışında kalmaya çaba sarf ederek çalışmalarını Türk milliyetçiliğinin teorisini kurma konusunda yoğunlaştırmışlardır. Bu sebeple Türk Ocağı çevresindeki aydınların çalışmaları sayesinde, Türk milliyetçiliği siyasi, sosyal, iktisadi ve kültürel hayata bakışlar getirmiş, dönemin etkili ve belirleyici bir fikir akımı haline gelmiştir.

         

        Türk Ocaklarının yürüttüğü faaliyetler ve ortaya koyduğu fikir ve görüşler, yaşanan problemlerin ağırlığı karşısında bunalan ve çaresiz kalan Türk aydın ve gençleri için yeni bir ümit, heyecan ve milli ruhun etkili bir kaynağı olmuştur. Birinci Dünya Savaşı içinde Ocak fikrinin yayılışı ülkede açılan şube sayısından daha hızlı olmuş, “vatanda ocaklı’’ diye bir tip yaratılmıştır. Gerçekten I. Dünya Savaşı’nda Enver Paşa’nın Doğu’da hazırladığı büyük harekât için Türk Ocağı’na devam eden veya onun üyesi olan zabitlerin isimlerini istemesi, Çanakkale cephesinde olağanüstü fedakârlığı gerektiren görevlerde ortaya atılan gönüllülerin çoğunun Türk Ocağı mensupları olan yedek subaylardan çıkması, Vehip Paşa’nın Çanakkale Savaşları sırasında İstanbul gazetecilerine “Ne vakit çok müşgül bir vazife yapılmak icap ederse en evvel Ocaklı zabiti hatırladığımızı size haber vermeliyim.” demesi, Ocağın milli şuur yaratmada olumlu tesirler bıraktığının delilleridir.

         

        Türk Ocaklarının milli şuur yaratmadaki öncü rolü ülkemizin ve milletimizin kaderinin belirlenmesi açısından son derece önemli olmuştur. Çünkü Türk Ocaklarında milliyetçi ve vatansever fikir atmosferi içinde yetişen ve bu düşüncelerden etkilenen asker-sivil Türk aydınları, milli bir ruhla kazanılan Çanakkale Savaşlarında ve Milli Mücadele’nin kazanılmasında önemli rol oynamışlardır. Çünkü Ocakta aşılanan milliyetçi ideoloji ve ruh, Mondros Mütarekesi’nin boğucu havası ve yalnızlığı içinde Müdafaa-i Hukuk hareketinin kaynağı olmuştur Nitekim Milli Mücadele döneminde Türk Ocakları mensupları hem fikriyat, hem de teşkilatlanma safhasında, Mustafa Kemal Paşa’nın yanında yer alarak oldukça etkin olmuşlardır. Dolayısıyla Türk Ocakları imparatorluktan milli devlete geçiş dönemi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş safhasında üstlenmiş olduğu misyonla yakın tarihimize damgasını vurmuştur.

         

        Türk Ocakları, kuruluşundan itibaren Türk milletini ilgilendiren siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik konularla ilgili fikir üretmeyi kendisine şiar edinerek milli vicdanın, milletin temel hassasiyetlerinin ve beklentilerinin temsilcisi olmayı başardığından tam anlamıyla milli bir teşkilat olma hüviyetini kazanmış ve bu temel çizgisi ve duruşuyla günümüze intikal etmiştir. Türk Ocaklarının bilim ve fikir alanında verdiği hizmetlerin en önemli zemini yüz yıldır yayımlanmakta olan Türk Yurdu dergisi olmuştur.

         

        Milletinin hizmetinde yüzyılını tamamlayarak yeni bir hizmet asrına hazırlanan Türk Ocakları, Türkiye’nin en uzun ömürlü sivil toplum kuruluşu olma özelliğine de sahiptir. Türk Ocaklarının yüzüncü hizmet yılına ulaşabilmesinin en önemli sebebini tarihi misyonuna uygun bir şekilde zamanın ruhunu yakalayarak yürüttüğü faaliyetler ile Türkiye ve Türk dünyasının meselelerine koyduğu teşhislerin ve çözümleri konusunda ortaya koydukları fikirlerin doğruluğu ve isabetinde aramak gerekir. Ayrıca Türk Ocaklarının günlük politik tartışmaların dışında, partiler üstü bir duruş sergilemesi etki alanını genişleten, toplum nezdinde itibarını yükselten ve uzun ömürlü olmasını sağlayan faktörlerden biri olmuştur.  Günümüzde Türk Ocakları geçen yüzyılın başlarında olduğu gibi, büyük, milli ve tarihi görevlerle karşı karşıya bulunmaktadır. Çünkü bir yandan dünyada 1990’larda meydana gelen gelişmeler ve Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlığını kazanması milletimizin önünde yeni ufuklar açarken, ülkemiz geçmiş dönemlerdeki şartlarla kıyaslanmayacak derecede büyük bir siyasi ve ekonomik güç ve imkânlara sahip olmuştur.

         

        Diğer yandan milli kültürümüz, millete ait değerlerimiz küresel baskıların yanı sıra, kimliksiz aydınların oluşturduğu kozmopolit çevrelerin saldırılarıyla yıpratılmaya ve yozlaştırılmaya çalışılırken, 1980’lerde başlayan PKK terörü ve bu teröre vücut veren Kürtçü-bölücü hareket, giderek ülkemizin birlik ve bütünlüğünü tehdit eder boyutlara ulaşmış, Türkiye’nin en büyük problemi haline gelmiştir.

         

        Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu bu kritik süreçte Türk Ocaklarının misyonu hiç şüphesiz geçmişten daha az ve kolay değildir. Bunun şuurunda olan Türk Ocakları şubeleri ve bütün çalışma kurullarıyla tarihi mirası ve misyonuna uygun bir vakarla ülkemizin birliği, bütünlüğü, ilerlemesi, milli kültürümüzün geliştirilmesi, yetenekli ve milli şuur sahibi gençlerin yetiştirilmesi, bütün dünya Türklüğünün yücelmesi ve 21. yüzyılı “Türk asrı” yaparak milletimize küresel rekabet ortamında onurlu ve saygın bir yer açmak idealiyle yeni bir hizmet asrına hazırlanmaktadır.

           

         

        Türk Ocağı’nın Kuruluşunun 100. Yılına Tarihtir:

        25 Mart 2012

         

        Türkçülerin bu mümtaz ocağı cihanda

        Sesini ila nihayet hep duyuracak

         

        Bir ışık bir meşale olmalı ocakta

        Türkçüyüm diyen herkes kendini bulacak

         

        Böyle olursa eğer sönmesi mümkün mü?

        Var olduğu müddetçe hep sahip çıkacak

         

        İki ocaklı gelip söyledi tarihi:

        “Bir asırdan beri tütüyor bizim ocak”

        2010+2=2012

        بر عصردن برى توتيور بزم اوجاق

         

         

         

         

         

         

         


Türk Yurdu Mart 2012
Türk Yurdu Mart 2012
Mart 2012 - Yıl 101 - Sayı 295

Basılı: 20 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele