XXI. Yüzyılda Türk Vizyonu: Tarih ve Çağdaşlık

Temmuz 2015 - Yıl 104 - Sayı 335



 

        Tarihin muhteşem bir dönemi olan Orta Çağ, bir yandan geçmişimize karşı gurur duygusu yaratırken diğer yandan kaybedilmiş hazineye özlemi beraberinde getiriyor.

        Tarihteki ibret dolu olaylar, zaman zaman geçmişimizin gözden geçirilmeye büyük ihtiyacı olduğuna işaret eder. O hâlde, tarihî ayrıntılardan ziyade, doğal yasaların, genel eğilimlerin ortaya çıkarılması daha önemlidir. 

        “Kılıç Devri”ndeki kendimize güveni, bilim ve teknoloji çağında sanki kaybetmiş oluyoruz. Sanki bilim, sadece Batı’ya özgü bir şeymiş gibi. Bu durumun sebebi ise bizim genellikle başka birinin bizi tanımlamasına dayalı olarak kendimizi tanımamızdır. Mesela Rus kaynaklarını hâlâ güvenli ilmî kaynaklar olarak kabul ediyoruz. Oysa Rusya`da Türk tarihine ilişkin eserlerin pek çoğu Ermeni milliyetçilerinin açık ve gizli rolleri aracılığıyla telif edilmiştir. Türk tarhinin çarpıtılması, diğer ülkelerde de geleneksel ideolojik ilke hâline gelmiştir. Peki, “yüksek düzeydeki bir medeniyet”, “barbar” karakteriyle bir arada bulunabilir mi? Tabii ki, hayır!

        Fakat gerçek çok farklıdır. İlim ve medeniyet tarihini incelerken daha güvenli birinci el kaynakları tanımak, geç kalmamıza rağmen bizlerde, kendi tarihimizi kendimizin yazması gerektiği hususunda bir kanaat oluşturmaktadır. Daha doğrusu, İngiliz ve Rus kalemiyle telif edilmiş dünya tarihinin şimdi Türk kalemiyle telif edilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

        Günümüzde Batı dillerindeki “civilisation” kelimesinin karşılığı olarak Türk dilinde kullanılan “medeniyet” kavramının İsmail Gaspıralı’nın (1851-1914) ve Ahmed Ağaoğlu’nun (1869-1939) yaşadığı dönemde daha ziyade sinkretik bir anlam ifade ederek, hem “medeniyet”i hem de “kültür”ü kapsadığı görülmektedir. Bu bağlamda, günümüzde Azerbaycan Türkçesinde kullanılan “medeniyyet” kelimesinin Türkiye Türkçesindeki “medeniyet” kavramından ziyade “kültür” kavramının karşılığı olarak kullanılması da bir rastlantı değildir. Bunun sebeplerinden biri, “medeniyet” kavramını, A. Ağaoğlu’nun toplumun durumu ve hayat tarzı anlamlarında kullanmış olmasıdır. Diğer taraftan Azerbaycan Türkçesindeki “medeniyyet” kavramı ile din ve ahlak konularının medeniyetin mi yoksa kültürün mü kapsama alanına girdiği ile ilgili tartışmalı konular âdeta ortadan kalkmış oluyor. Fakat bu durumda da problem muğlak kalmaya devam etmektedir. Ziya Gökalp’ta kavramlar farklı olsa da söz konusu iki olgu arasındaki mahiyet farkı açıklığa kavuşturulmamaktadır. Yeri gelmişken, A. Toynbee’de de “medeniyet” (civilization) kavramı, A. Ağaoğlu’nda rastladığımız şekilde sinkretik anlam ifade etmekte ve çeşitli medeniyetler düşüncesi temel alınmaktadır.