MART AYININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Mart 2022 - Yıl 111 - Sayı 415



İnsan hayatında olduğu gibi, toplum hayatında da günlerin, ayların ve yılların tatlı ve acı hatıraları vardır. Özel hayatımızda olsun, millet hayatında olsun üzerimizde derin izler bırakan sayfaları hep hatırlarız; unutamayız. Özel hayatımızda evlilik, doğum, ölüm vb. gün ve yıl dönümlerini hep hatırlarız. Aynı şekilde millet hayatında da yaşadığımız tarihî olayları unutamayız. Yeri ve zamanı geldikçe bu olayları düşünür, sorgular ve yargılarız.

Özel hayatımızda, toplum hayatımızda Mart ayını andığımızda aklımıza gelen atasözlerimiz vardır: “Mart ayı, dert ayı.”, “Mart geldi, dert geldi.”, “Mart çıkmadıkça dert çıkmaz.”, “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.” vb. bu sözlerden bazılarıdır. İklim ve mevsime bağlı olarak hafızalarımıza kazınan bu sözler kadar, millet olarak da tarih sayfalarında unutulması mümkün olmayan olayları hatırlarız. Olumlu ya da olumsuz, bu gelişmeleri kendimizce sorgularız.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden modern Türkiye’nin kuruluş sürecine girdiğimiz yıllarda da tarihimizde yaşadığımız önemli ve unutulmaz olaylar vardır. Bunlardan Mart ayında vuku bulanları gözden geçirecek olursak aşağıda sıralamaya çalışacağımız bir tabloyla karşılaşırız:

31 Mart 1909’da Meşrutiyet’e karşı İstanbul’da bir ayaklanma yaşanır.

28 Mart 1913’te Bulgarlar, Edirne’yi alırlar.

18 Mart 1915’te Fransa, İngiltere ve Rusya, Osmanlı İmparatorluğu’nu aralarında paylaşırlar.

18 Mart 1915’te Çanakkale Deniz Savaşı’nda Türk ordusu büyük bir zafer kazanır.

12 Mart 1918’de Erzurum, düşman işgalinden kurtarılır.

8 Mart 1919’da Zonguldak ve Ereğli, Fransızlar tarafından işgal edilir.

İngiltere; 9 Mart 1919’da Samsun’a, 11 Mart 1919’da Merzifon’a, 24 Mart 1919’da Urfa’ya girer; Urfa’yı sonradan Fransa’ya bırakır.

28 Mart 1919’da İtalyanlar Antalya’ya girer.

16 Mart 1920’de Müttefikler, İstanbul’u işgal ederler; kendilerince sakıncalı gördükleri vatansever önemli şahsiyetleri Malta’ya sürerler.

18 Mart 1920’de Meclis-i Mebusan, kendini fesheder.

19 Mart 1920’de Mustafa Kemal, yeni Meclis’in Ankara’da toplanacağını bildirir.

11 Mart 1921’de Türk ordusu Batum’a girer.

12 Mart 1921’de Mehmet Âkif’in yazmış olduğu marş, Meclis’te İstiklâl Marşı olarak kabul edilir.

15 Mart 1921’de Talât Paşa, bir Ermeni tarafından Berlin’de öldürülür.

16 Mart 1921’de Türk-Sovyet Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması imzalanır.

30 Mart 1921’de İkinci İnönü Muharebesi’nde Yunanlar yenilgiye uğrar.

27 Mart 1923’te Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey katledilir.

3 Mart 1924’te Halifelik kaldırılır, Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu kabul edilir.

4 Mart 1924’te Abdülmecit Türkiye’den uzaklaştırılır.

4 Mart 1925’te Takrir-i Sükûn Kanunu kabul edilir.

5 Mart 1926’da İngiltere, Türkiye ve Irak arasında Ankara Antlaşması imzalanır.

Yukarıda belirttiğimiz gelişmeler, 1909-1926 yıllarının sadece Mart ayında yaşanan gerçeklerini sergilemektedir. Diğerlerini de göz önünde tutacak olursak yurdumuzun İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan, Bulgar ve Ruslar tarafından nasıl parsellendiğini görmüş oluruz. Bu kuşatmaya rağmen Türk ulusunun vatan sevgisi ve iman gücünün bunların üstesinden nasıl geldiğine tanıklık etmiş oluruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çelikten iradesinin, sarsılmaz gücünün bu amansız işgal ve dayatmalara, içte ve dışta yaşanan zorluklara nasıl direndiğini ve ülkemizi esenliğe kavuşturduğunu görürüz. Savaş meydanlarında halkıyla bütünleşen yüce Ata’mızın bu başarısını bizim kadar, dünya ulusları da hayranlıkla takdir etmişlerdir. Bir ulusu ayakta tutan gücün, iman ve inanç olduğu, bütün dünyaya gösterilmiştir. Tarihte Türk’ün yenilmez bir millet olduğu, Atatürk’ün önderliğinde tarihin sayfalarına nakşedilmiştir.

Yukarıda sıralamaya çalıştığımız olaylardan en dikkat çekici olanlarından biri, hiç kuşkusuz bağımsızlık mücadelesini simgeleyen İstiklâl Marşı’nın Meclis’te kabul edilmiş olmasıdır. Bu vesileyle her yıl 12 Mart’ta, İstiklâl Marşı’nı ve Mehmet Âkif Ersoy’u minnet ve şükranla anmaktayız. Bu konuya kısaca değinmek isteriz.

Mehmet Âkif Ersoy (1873-1936), Anadolu’da başlayan Millî Mücadele’ye katılmak üzere Ankara’ya gelir. Haziran 1920’de Burdur’dan milletvekili seçilir. 25 Aralık 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisinde yerini alır. Ankara’da Millî Mücadele için var gücüyle çalışır.

Mehmet Âkif, dönemin Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi’nin (Tanrıöver) ısrarı üzerine İstiklâl Marşı Yarışması’na katılır. Ankara’da Taceddin Dergâhı’nda bu ruhla, Millî Marş’ımız olan İstiklâl Marşı’nı yazar ve yarışmaya katılır. Yarışmaya 724 şiir gönderilir. Âkif’in şiiri, bunlar arasından seçilir. İstiklâl Marşı, 17 Şubat 1921’de Sebilü’r-Reşad dergisinde yayımlanır. İstiklâl Marşı, 1 Mart 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisinde okunur. Şiirin Hamdullah Suphi tarafından okunuşu büyük bir coşkuyla karşılanır. 12 Mart 1921’de resmen Millî Marş’ımız olarak kabul edilir. Mehmet Âkif, İstiklâl Marşı’nı, İstiklâl Savaşı’nı kazanan Kahraman Türk Ordusuna armağan eder. Bu yarışmada kazandığı 500 lirayı, Dârü’l Mesâî adlı hayır kurumuna bağışlar.

İstiklâl Marşı, 1921-1930 yılları arasında Ali Rifat Çağatay’ın, 1930’dan bu yana da Zeki Üngör’ün bestesiyle okunur. İstiklâl Marşı, o günden bu güne kadar, İstiklâl Savaşı’nın heyecanını dile getiren, bağımsızlığımızın gür, özgür ve ölmez sesi olarak yankılanır. Yankılanmaya da devam edecektir. Hiç kuşkusuz bu ses, Türk ulusu var oldukça sonsuza değin okullarımızda, kışlalarımızda ve ulusal törenlerimizde coşkuyla söylenmeye de devam edilecektir.

Yukarıda sıralamaya çalıştığımız önemli olaylardan biri de 18 Mart 1915’te Çanakkale Deniz Savaşı’nda Türk ordusunun kazanmış olduğu büyük zaferdir. Bu konuya kısaca değinerek yazımızı sonlandırmak isteriz.

I. Dünya Savaşı’nda Rus-İngiliz ittifakının gerçekleşmesi için, Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının elde edilmesi amaçlanmıştı. Bilindiği üzere Goeben ve Breslau (Yavuz ve Midilli) adlı iki Alman gemisi, Çanakkale Boğazı’na sığınmıştı. Boğaz, sadece Almanya ve Avusturya ticaret gemilerine açık tutulmuştu. Bunun üzerine İngiliz donanması, Çanakkale Boğazı’ndaki bazı yerleri topa tutmuştu. Fransızların da desteğiyle İngilizler karadan ve denizden Çanakkale Boğazı’nı zorlamaya başlamış, ablukaya almışlardı. Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi üzerine, İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa, Rusya), Çanakkale Boğazı’nda cephe açmaya mecbur kalmışlardı. İngiliz, Fransız zırhlıları top atışlarına başlamışlardı. Karşılıklı kayıplar verilmişti. İngiliz ve Fransızlar, Boğazlar’ı Ruslara zafer hediyesi olarak vermeyi vaat etmişlerdi. Amaçları, Rusları yanlarına çekmekti. Olmadı, olamadı. Türk milleti; kahraman ordunun Mehmetçikleriyle cepheye koşan ve inançla savaşan kadını erkeği, yaşlısı genciyle büyük bir dayanışma içinde kader birliği ederek buna canları pahasına izin vermedi. Çanakkale ve İstanbul, Türk’ün gözbebeği olarak kalmaya devam etti ve sonsuza dek de edecek…

Nusret mayın gemisi, Karanlık Liman’a döktüğü mayınlarla 18 Mart Deniz Savaşı’nda etkili oldu; savaşı, Türk ordusu için kazanılır duruma dönüştürdü. Türk ordusu, var gücüyle direnerek ve savaşarak 18 Mart Çanakkale Zaferi’ni kazanmış oldu. İngilizler, 18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazı’nı geçmeye yeltendi; ancak Türk kuvvetlerinin güçlü direnişi karşısında emellerine ulaşamadı, geri çekilmek zorunda kaldı.

Yüce önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Geldikleri gibi geri gidecekler.” sözü, gerçekleşmiş oldu. Karada, Anafartalar ve Arıburnu cephelerinde, yaklaşık dokuz ay süren şiddetli çarpışmalar yaşandı; beş yüz bin dolayında kayıp verildi. Göğsüne isabet eden şarapnel misketi, Mustafa Kemal’in kalbinin üzerindeki saati parçalayarak hafif yaralanmasına neden oldu.

Bu zafer, Anadolu’da büyük bir heyecan uyandırdı.

“Çanakkale içinde aynalı çarşı,

Ana ben gidiyom düşmana karşı ”

dizeleriyle başlayan içli türkü, bu vesileyle söylendi; Çanakkale’nin geçilmez olduğu kanıtlandı. Bu konuda yazılan şiirler “Çanakkale Geçilmez!” dedirtti.

Böylece, düşman güçler “Geldiler, Gördüler, Döndüler.”. 18 Mart, bugün Çanakkale Günü olarak anılmaya devam ediliyor. Edebiyatımızda anılar ve günlüklerin yanı sıra, “Çanakkale Destanı” ve destanları ile ölümsüz “Çanakkale Ruhu” oluştu. Çanakkale Mahşeri, Uzun Beyaz Bulut -Gelibolu, Diriliş- Çanakkale 1915, Şafakta Yanan Mumlar Çanakkale Savaşı’nı dile getiren başarılı ve etkili romanlarımız arasında yerlerini aldılar.