ÖTEEVREN (METAVERSE): GERÇEKLİĞİN ÇÖKÜŞÜ

Mart 2022 - Yıl 111 - Sayı 415



Gerçeklikten kastettiğimiz şey, var olanlardan ve olup bitenlerden oluşan dünya, varlık düzeni olarak dünyanın mevcudiyetidir. O, algıladığımız ve bildiğimiz kadarıyla, kendi başına mevcut olmayı sürdürmektedir. Bu nedenle de sormak gerekir: Bizi kuşatan bu bütüncül ve mevcut gerçeklik neden çöksün? Çöküş derken neyi kastediyoruz?

Maddi varlıklar ve olaylar topluluğu olarak karşımızda duran dünyanın kendi başına bir anlamı yoktur. Dünya zihnimizde anlam kazanır. Zihinlerde herhangi bir anlam yüklemeye konu olmamış dünya, kendi başına var olmaya devam etse bile onun hakkında söylenecek bir şey olmaması bakımından, âdeta yok hükmündedir. Dünya hakkında konuşmak, onun zihnimizdeki anlamından konuşmaktır. Herhangi bir etkenin, herhangi bir olgunun (Örneğin, konumuzu oluşturan öteevren) bizi çevreleyen maddi dünyaya yüklediğimiz anlamı kökten değiştirmesi, dünyayla ilişkimizin en alt düzeye inmesi, yaşamın anlamının mevcut gerçeklikten kopması ve sanal gerçekliğe kayması, gerçekliğin çöküşüdür. Bu vakıa, zihinlerde bir tutum değişikliğine neden olur. Kişiler dünya ile araya mesafe koyarak ondan gitgide kopmaya başlarlar. Zihinlerdeki anlam ve değerlerin altüst oluşu, algıların gerçeklikten kopuşu, kişinin dünyaya sırtını dönerek kendi kabuğuna çekilmeye yönelmesi, gerçekliğin çöküşünün başka cephesidir. Bugünün oyun bağımlısı kişilikleri bunun basit bir örneğini oluşturmaktadır. “Çöküş” derken maddi bir hadiseden, dünyanın hasar görmesinden söz etmiyoruz. İnsanın dünyadaki varoluş biçiminin değişmesi durumuna işaret ediyoruz.

Bu dünya içinde yaşamakla, onunla önce zorunlu olarak bağlantı kurmaktayız. Ona sırtımızı dönmeyiz. Yaşamak dünya ile ilişki içinde olmak demektir. Bu ilişki de mutlaka belli bir biçimde ve nitelikte olmalıdır. Bu noktada, asıl belirleyici, biziz. Nesne dünyası ile kurduğumuz ilişkiyi kendimize göre biçimlendirmekteyiz ve dünyaya damgamızı vurmaktayız. Dünyaya yönelmekteyiz, yönelimin hedeflerini belirlemekteyiz. Her halükârda, ilişki içinde olan da ilişkinin içeriğini belirleyen de insandır, yani öznedir. Elbette bu belirlemede en büyük rolü, nesne dünyasının imkânları ve insanın amaçları oynar. Bu imkânları amaçlarımıza erişmek için kullanırız. İşte teknolojinin doğuşu bu noktada gerçekleşir. Teknoloji de insan ile dünya ilişkisini derinden etkiler.

İnsan, hem hayatını sürdürmek için alet yapmak zorunda kalır hem de bu araç gereç âdeta ona geri döner ve onun dünyayla bağlantısını değiştirir. Bu ilişki insani varoluşun tekâmülünü sağlayacak yönde gerçekleşirse “olumlu” diye nitelendiriyoruz. Ama bu varoluşu olduğundan daha kötü bir duruma sürüklerse kötüdür/olumsuzdur.

Yeni Teknoloji

Teknoloji kavramı tek bir olguya işaret ediyor gibi görünse de gerçekte iki ayrı teknolojiden söz edilebileceği açıktır: mekanik ve dijital teknoloji; makine teknolojisi ve elektromanyetizma teknolojisi… 19. yüzyılın başlarından 20. yüzyılın sonlarına kadar, dünyanın gidişatı ve insanlık üzerinde makine teknolojisi etkiliydi. Ancak bu teknoloji artık bütün imkânlarını tüketti, varabileceği en son sınıra ulaştı; bu çerçevede yapılabilecek bütün keşifler yapıldı. Dijital teknoloji ise 1990’lı yıllardan itibaren hayatın içinde yerini aldı. Dolayısıyla artık üzerinde durulması gereken teknoloji budur. Öteevren de bu teknolojinin ürünüdür.

Dijital teknoloji, günlük hayatta fevkalade işe yarar kullanım araç gereçleri sundu. Lakin bu böyle diye, onu mekanik teknoloji ile aynı kefeye koymak yanlış olur. Her şeyden önce, bu yeni teknolojinin ürünlerinin bireysel ve toplumsal hayattaki etkisi, eski teknolojiden çok farklıdır. Elbette farklılık bu yeni teknolojinin yapısından başlamaktadır.

Mekanik teknoloji somut/maddi nesnelerin amaca uygun şekillendirilmesinden ibarettir. Dijital teknoloji ise, maddi bir şey içinde barınan soyut bir olgu, bir komutlar zinciri, neredeyse tamamen bir yazılımdır. Mekanik teknoloji, dünyanın zihinlerdeki anlamını etkilese de altüst etmedi. Dünya karşımda/orada var olan ve beni kuşatandı, öyle var olmaya devam etti. En fazla, öznenin bu dünyayla ilişkisi değişime uğradı. Örneğin, yürüyerek değil de otomobille mesafeleri aşmaya başlamak gibi! Dolayısıyla dijital teknolojinin egemenliğine kadar, bilfiil mevcut dünyada, bilinen, kavranabilen; etkisi ve sonucu hesaplanabilen teknik olgularla/gelişmelerle yaşadık, dünyaya öyle baktık. Sadece maddi dünyaya değil, insan dünyasına da benzer şekilde baktık. Her ne olursa olsun, her şey el altında, göz önünde, reel ve olgusal olarak kavranabilir süreçler/aşamalar içermekteydi. “Yeni” ile birşeyler altüst olsa da yaşanan süreç, aslında bilfiil mevcut olanın gerçekten yapısal değişimi ve dönüşümü idi. Oysa dijital teknoloji, öncelikle işleri pratik olarak yürütmemizi sağlayan kullanımıyla değil de iletişim ortamını değiştiren yönüyle, mekanik teknolojiden tamamen farklı bir etki alanına sahip oldu. Bu teknolojinin hem yapısı farklı idi, örneğin karşımızda çalışan bir makine değil, çiplere yüklü yazılım vardı hem de hayatın her alanına, mekanik teknolojiye bile uyarlanabilirliği bakımından, kısa zamanda yaygınlık kazandı. Dolayısıyla 21. yüzyıldan itibaren dünya başka bir şekil almaya, başka bir yöne doğru gitmeye başladı.

Dünyayı doğru algılamazsak, dünyanın gidişatını doğru değerlendiremezsek, mevcudu ve olası geleceği doğru okuyup doğru tahmin edemezsek bütün söylemlerimiz gerçek dünyada karşılığı olmayan bildirimlere dönüşür. O nedenle, mevcut durum hakkında doğru bilgiler edinmek, bunlara dayanarak tefekkür etmek ve olası geleceğe ilişkin çıkarımlarda bulunmak gerekir. Dijital çağı kavrayabilmek için, bu teknolojiyle insanın ilişkisine bakmak icap etmektedir. Başka bir deyişle, artık alışılagelen yaşama düzeninde, kendi konfor alanımızda, Cemil Meriç’in deyimiyle “fildişi kule”mizde, ahkâm keserek yaşayamayız. Çığ gibi gelen bir süreç var… Ve bunun birçok şeyi değiştireceğinden, bireylerin dünyaya bakışlarından dünya jeopolitiğine, insanın zihninden/zihniyetinden sosyal ve ekonomik hayata kadar çok şeyi âdeta ezip geçercesine dönüştüreceğinden kuşku duyulmamalıdır.

Sorun ise şudur: Bu çığ gibi gelen süreç neyi nasıl değiştirecek? Örneğin öteevren, insanın dijital dünya ile ilişkisini nasıl etkileyecek? Algılar ve ilgiler nereye doğru evrilecek? İşte bu ve benzeri sorular için teknoloji üzerine yeniden düşünmek lazımdır.

Öteevren (Metaverse) Nedir?

2021’in ikinci yarısında gündeme gelen ve muhtemelen dijital dünyanın bizatihi kendisi olacak gibi görünen öteevren hakkında konuşanların yazılımcılar, bilgisayar uzmanları gibi, daha çok işin teknik yönüyle uğraşanlar olduğu görülmektedir. Onlar, öteevren ortamının yepyeni ve fevkalade bir şey olduğunu, geleceğin dijital dünyasının öteevren üzerine kurulacağını büyük bir şevkle dile getiriyorlar. Teknoloji üzerine konuşmanın problemliliği bu noktada ortaya çıkıyor: Onlar bize sadece olguyu anlatıyorlar ve teknolojiyi sadece işe yararlığı ve işleyişi bakımından değerlendiriyorlar. Tabii, teknolojinin başarısından gözü kamaşmış kişiler olarak! Oysa bu teknolojinin alıcıları ve kullanıcıları, bir değer ve duygu dünyasına, öznel varoluşa sahip “insan varlıkları”dır. Dolayısıyla sadece kullanıcı bakış açısından, sadece kullanıma sunulan bir dijital teknoloji ürünü olarak konuşmak yetmez. Bu bakış açısı, bizi bir kullanıcı olarak bilgilendirebilir. Ama böyle bir dijital platformda, insani varoluşumuzun ne ve nasıl olacağı sorusunu sormaksızın yapamayız. Çünkü yukarıda da belirtildiği gibi, mekanik teknoloji ile dijital teknolojinin insan zihnine etkileri birbirinden çok farklıdır. Bunu ise sözü edilen uzmanlar ele almamaktadır.

Gerçekten de öteevren, dijital teknolojinin yeni bir evresidir. Popüler olması nedensiz değildir. Çünkü bu dijital ortam, şimdiye kadarki dijital platformların neredeyse tümünü etkisiz kılmaya adaydır. Eğer öteevren ortamına taşınmazlarsa tüm platformlar ilgi kaybedecektir. Onun zihne/insana etkisi de mevcut dijital platformların hepsinden daha derin olacak gibi görünmektedir.

Hemen belirtelim; öteevren, bir yazılımdır. Açık kaynaklardan da öğrenilebileceği üzere, öteevren yeni bir sanal dünya, sanal gerçekliğin iki boyutluluktan çıkıp üç boyutlu hâle getirilmiş biçimi; başka bir deyişle “derinleştirilmiş sanal gerçeklik”tir. Tek bir öteevren ortamından söz edilemez. Her yazılımcı, kendi öteevrenini oluşturabilir. Sanal gerçeklik gözlüğüyle içine girilmiş gibi algılanan bu üç boyutlu sanal gerçeklikte, herkes avatarıyla yer alacaktır. Şimdiki sanal gerçeklik ortamından farklı olarak ekran karşısında yazışmayla ve görsel görüntüyle değil, âdeta yanımızdaymış gibi bir görsellikle ilişki kurulabilecek. Aslında iki boyutlu bilgisayar ekranının yerini, özel gözlük yardımıyla, üç boyutlu sanal ortam alacak. Mevcut sosyal medya ortamında, yazılı veya görsel olarak mesaj verilip alınmakta; okunmakta; insanlar birbirini algılayan/algılanan ikiliği içinde izlemektedir. Oysa bu üç boyutlu sanal evrende, iletişim kurulacak kişi sanal mekânda avatarıyla veya hologramıyla âdeta diğerinin yanında durabildiği gibi, jest ve mimiklerini de kullanarak diğerlerinin avatarlarıyla, dolayısıyla “dijital öteki” ile sanal iletişim kurabilecektir. Kişiler, konuştuklarında tıpkı bir aradaymış gibi birbirlerini algılayacaklar. Benim filmim gibi, ama çekilip biten ve doğrudan anlık olarak bana bağlı olmayan, bu yönüyle benim anlık uzantım olmayan, benim olmaktan çıkan, müstakil bir mevcudiyet kazanmış olan, olmuş bitmiş, tamamlanmış bir film değil; her an film sahnesini benim canlandırdığım bir ortam!

Web ortamını, aşamalara göre şöyle sıralayalım: Web 1, sadece yazılı haberleşme ağırlıklı, yazılanların okunduğu bir ortam idi. Web 2’de, dijital ortamda karşıdaki ile anlık yazılı iletişime geçildi; artık daha interaktif bağlantılar oluştu. Web 3 ise, kendi sanal görüntümüzle, bilfiil dijital ortamda yer alış durumumuzu ifade etmektedir.

Aslında öteevren ortamı, özel gözlüklerle oynanan bazı oyunlarda uzun zamandan beri mevcut idi. Öteevren yazılımları gittikçe geliştirilmektedir. Kişi, kendi oluşturduğu ve “sanal kendisi” olan avatarını eklediğinde, artık seyirci olarak değil, görüntüsüyle de sanal gerçeklik dünyasında olacaktır. Tüm internet ortamının, sosyal medya ve alışveriş sitelerinin yakın gelecekte öteevren tarzı platformlardan oluşması beklentisinin nedeni budur. Sanki yanımızdaymış gibi, sanki hakikaten el altındaymış gibi bir dünya ve bilfiil görsel olarak parçası olduğumuz, uzaktan ama yakınmış gibi kurulan iletişim biçimi…

Öteevren yazılımları geliştiğinde, ekrandan bakılarak değil; örneğin, mağazanın içine girilerek alışveriş yapılabilecek, alışverişlerin biçimi değişecektir. Bu, her türlü iletişim tarzını da değiştirecektir. Örneğin iki boyutlu dijital platformlarda toplantı yapmak yerine, aynı sanal mekânda, görüntüler yoluyla bir aradaymış gibi toplantı yapılabilecek; dolayısıyla yüz yüze iletişim ve bir araya geliş zorunluluğu ortadan kalkacaktır. Ancak bütün bunlar, işin teknik tarafını oluşturmaktadır. Bizi ilgilendiren ise, belirtildiği gibi, bu sürecin ve vakıanın sosyal, kültürel ve zihinsel sonuçlarıdır. Çünkü bizim insani varoluşumuz, bu sosyal ve kültürel ortamda vücut bulmaktadır. Dijital teknolojinin gelişmesi, sanal gerçekliğin sadece en, boy şeklindeki iki boyuttan çıkarılması ve derinliğin de eklenmesine, üç boyuta geçilmesi, teknik manada bir başarı diye görülebilir. Ama bu başarı, insani varoluşumuzu tehdit edecek bir düzeyde olursa başarı, felaket hediyesi hâline gelmiş demektir.

Eleştirel bakış: Derinleşen Mağara

Belirtildiği gibi, şimdiki sosyal medya ortamı ve düzeni, şimdiki dijital alışveriş ortamları tarih olacaktır. Bunun nedeni, onların öteevren karşısında daha az gelişmiş bir düzey ve yazılım durumuna düşecek olmalarıdır. Peki, “az gelişmiş” olan bu ortamlar, bu kadar sarsıcı etkilere yol açtıysa dijital ortamların çok daha fazla gelişmiş olan şeklinin, yani öteevren ortamının etkisi ne ve nasıl olur? Örneğin, sosyal medya bağımlılığı; genel olarak kişilerin, özellikle de yeni kuşakların psikolojisinin, algı ve düşünüş biçimlerinin bir etki bombardımanı altında şekillenmesi, daha derin ve şiddetli olmaz mı? O durumda da nasıl bir insani ve toplumsal gerçeklik bizi bekler?

“Biz, yaşayan son biyolojik nesil olacağız.” diyen, “özgürce düşünebilen son nesil” olduğumuzu öne süren Dr. Harari, bu yargıları öteevren henüz ortaya çıkmadan, Davos Toplantıları’nın birinde telaffuz etti. Onun bu feryadı, nedensiz ve sırf kurgusal bir şey değildi. O, böyle feryat ederken dijital teknoloji olguları dünyasından aldığı yeterli kanıtlara sahipti. Dijital ortama -deyim yerindeyse- batmış olan bireylerin, kendilerini sanal mağaralara hapsettikleri ortadadır. Onun muhayyilesindeki gibi, acaba yaşayan son özgür nesil mi olacağız? Ya da reel gerçekliği bilen tanıyan, reel gerçekliğin bir parçası olan son nesil mi olacağız?

Teknoloji eleştirileri, sanayi devrimi sürecinde de yapıldı. Özellikle makine teknolojisinin insan hayatını monotonlaştırdığı, insanın da âdeta makine hâline geldiği, geleneksel toplumsal dokuyu yaraladığı öne sürüldü. Ama hiçbir eleştiri, bu sanayi devrimi sürecinde, insan varlığını tehlikede görmedi. Harari’nin feryadını ise, insan varlığının geleceğine ilişkin bir kaygı olarak okumak lazımdır.

Web 1 döneminde sadece bilgiye kolay ulaşım ve evrensel ölçekte iletişim gerçekleşmekteydi. Web 2’de sanal ortamda, dijital dünyanın çeşitli kısımlarında interaktif iletişim gerçekleşti. Bu iki aşamada algılayan-algılanan ikiliği devam ettiği hâlde, kişilerin zihin dünyası sanal ortamdaki uyarımlarda büyük ölçüde etkilendi ve yönlendirildi. Trendlere uymak, popülere yönelmek, “toplumsal genel”e ayak uydurmak, sadece dünyevi tutkularına kulak vermek gibi! Bunlar, eğer bizzat kendi bilincimizin, bilinçli varoluşumuzun eseri ise özgürce muhakemenin sonucu demektir; işte insanilik orada ete kemiğe bürünür. Ama bunlar sadece “uydumcu bir tutum” ile başkalarınca sunulanı onaylama, kendimiz olmaya çaba sarf etmeden öteki gibi olmaya yönelme ise kendisi olmaktan vaz geçmek, kendini ötekine devretmek demektir. Bu noktada, doğal etkilenme ve böylece oluşan bir tercih düzeni değil, derin bir etki altında, kendini başkasına göre inşa etme söz konusudur. Ki, bu, özne-nesne ikiliğinin olduğu Web 2 düzeyinde yaşanmaktadır. Bu düzey bile, zihinlerde, insan dokusunda kökten değişime yol açmıştır.

Web 3 döneminde durum ne olacak? Belirtildiği gibi öteevren, dijital gelişimin bir üst aşamasını ifade ettiği için, toplumsal ve bireysel etkisinin daha yoğun olması beklenmelidir. Şöyle hayal edelim: Herkes ortalıktan çekilmiş, özel gözlükleriyle öteevrende, derinleştirilmiş dijital dünyada yerini almıştır. Orada kendini hoşnut ve mutlu edecek olan izlenimler peşindedir. İlişkiler, iletişimler, talepler, ihtiyaç karşılanması vb. insani durumlar artık sadece sanal ortamda gerçekleşmektedir. Bilfiil mevcut olana, maddi gerçekliğe âdeta perde çekilmiştir. Böyle bir tabloda kişi, dijital dünyanın seyircisi olmaktan, onun bir parçası olmaya geçmiş; fiziksel dünya bağlantısı ve fiziksel dünyaya ihtiyaç en alt düzeye inmiş; ötekinin bilfiil yeri ya kalkmış ya da çok azalmış olacaktır.

Bugün sosyal medya ilgisinin ve bağımlılığının en önemli nedenlerinden biri de sosyal medyanın para kazanma yeri hâline getirilmesidir. Böylece sınırları zorlayan, özendiren, öteki gibi olma duygusunu teşvik eden kişiler ve etkiler zinciri oluşmuştur. Gelecekte öteevrende de para kazanılabileceği için, daha etkileyici sanal ortam olarak öteevren, bugünün dijital platformlarından daha derin bir bağımlılık oluşturmaya aday gibi görünmektedir. Bu yönüyle öteevren, dijital dünyanın zirvesi, dijital mağaranın bir labirente dönüşmesidir.

Sonuç

Özgürce düşünebilen son nesil mi olacağız, bilemeyiz. Ama dijitalleşme sorunu tüm insanlığın sorunudur. Bu gidişat devam ederse gerçeklikten, bilfiil mevcut nesne dünyasından ayağımızın kesileceğini öngörmek kehanet olmayacak. Bu, insan ilişkilerinden toplumsal dünyayı algılamaya, ben bilincinden değer dünyasının farkındalığına kadar çok şeyi değiştirecektir. İnsanı, toplumu, yaşama dünyasını, dünya algısını…

Bu dijital uygulama da diğerleri gibi “yeni sosyalleşme” zemini olarak tanımlanmaktadır. Sosyalleşme gerçekten bu değildir; daha önemlisi bu, sosyalleşme değildir. Kelimenin gerçek manasındaki sosyalleşmede, zihinsel olarak duyusal ve duygusal olarak gerçek paylaşımlar yapılır. Öteki bireylerle gerçek dünyada, bağlantımızı mümkün kılan birtakım müşterekliklerde buluşuruz. Oysa dijital dünyadaki iletişimde, bu manada bir bağlantı halkası, bu nitelikte müşterek kabuller oluşmaz; iletişim kurarız, haberleşiriz, sadece o kadar… Öteevren ortamında da iletişim sanal olmaktan çıkamaz. Duygulanımlarımız bireyseldir; kendimiz yaşarız, kurgularız, tepki gösteririz veya tavır koyarız. Bunu reel dünyada, bilfiil sürdürdüğümüz hayatta gerçekleştiririz. Sanal âlemde ise her biri, âdeta buharlaşmaya aday ilişkiler ve izlenimlerdir.

Böyle bir gerçeklik algısında, zihinler bir sıçrayış yapamaz; kavrayışlar yüzeyselleşir. “Öteki” her an silinip gidebilecek bir imge olduğundan, orada özneler arası ortam eğretidir; orada dengeli ve kapsamlı bir değer dünyası oluşumu problemli bir hâl alır. Böyle bir özneler arası dünyada, insanın anlam ve değer dünyası, insani ruh oluşamayacaktır belki de. Bilinen anlamıyla, ta baştan beri insanlığın taşıyıcısı olan; kaynağı, verimli zemini olan özneler arası dünyanın iptali veya etkisizleşmesi, insanı dünya cennetine değil, dijital mağara cehennemine götürecektir. İnsanın ortalıktan çekilmesi demek, dijital mağaraya kapatılması veya sürgün edilmesi demektir. Bu süreç, yeni bir Alamut Kalesi inşası gibi duruyor. Tıpkı bu Kale gibi, dijital dünyada da bilfiil yaşanan kötülük yok; ölüm, işkence, acı yok. Bir şey olmak veya bir güzelliğe kavuşup mutluluk duygusunu yaşamak için çok çabalamak, koşulların sınavından geçmek de yok. Sadece hoşnut edici, keyif verici izlenimler ve görüntülere ulaşması yeterli!

Dijital dünyayı kurgulayanlar, insanlığın önüne harikalar diyarı sermediler. İnsanlara bir deneyim zenginliği, kendini “olduğundan daha iyi” kılacak bir bilinçlilik ortamı sunmadılar. İnsanın arzularını, tutkularını harekete geçirecek içerikler yanında, onu dijital dünyaya müptela kılacak mekanizmaları da icat ettiler. Bu da, teknoloji ile hemhâl olan insanları âdeta dijital mağaralara hapsetti. Dijital dünya, gittikçe cendereye dönüştü. İnsanlık burada kurtulabilir mi?

İnsanın insan olarak varlığını sürdürdüğü her daim, bir ümit vardır. Bu yolda atılacak ilk adım, olsa olsa olup bitenin farkına varmak olabilir. O zaman dijital mağaranın kapıları aralanabilir. Belki de bir gün “geriye, gerçekliğe dönüş” çağrısı her yanda yankılanacak. Bu çağrıya kulak vermek hiç de imkânsız olmaz. Çünkü gerçeklik orada, kendine gelecek olan bireyleri beklemektedir. Gerçekliğe yeniden dönüş, varoluşsal gerçekliği tehdit etmek bir yana, varoluşu güçlendirir. Sanal mağaranın derinliklerine yolculuk ise gerçekten de insanın özgürce varoluşunun ve özgürce düşünebilmesinin sonu olur.