TÜRK ÜLKÜSÜ YOLUNDA BİR ÖMÜR: SADİ SOMUNCUOĞLU

Mart 2022 - Yıl 111 - Sayı 415



27 Şubat 2022’yi 28 Şubat’a bağlayan gece Hakk’ın rahmetine kavuşan ve yakından 1973 yılı başlarında tanıyıp Töre, Devlet, Bozkurt dergilerinin çatısı altında birlikte çalışma imkânı bulduğum Sadi Bey’le olan irtibatımız, hemen hemen hiç kesilmedi. O, eli kalem tutan, fikir üreten bir ülkü eri olarak bize ağabeylik yaptı, yol gösterdi.

Sadi Somuncuoğlu, Galip Erdem’in, “Ülkü yoluna giren birine hayatta iken ‘Ülkücü’ denemez. O kişi davasından sapmaz ve nefsine yenik düşmeden ömrünü tamamlarsa ancak öldükten sonra ‘O bir Ülkücü idi.’ denir.” dediği “Ülkücü” tarifine uyan yegâne kişilerden biri idi. O, genç yaşında girdiği Ülkü Yolu’nda sağa sola sapmadan yürüyerek duruşu, yazdıkları ve söyledikleriyle “İşte, Ülkücü budur.” dedirtmeyi başardı.

1940 yılında, o sırada Niğde’ye bağlı olan Aksaray’da doğan Sadi Somuncuoğlu, ilk ve ortaokulu Aksaray’da, lise ve yükseköğrenimini Ankara’da tamamladı. 1957 yılından itibaren İbrahim Metin, Nuri Gürgür, Şerafettin Yılmaz gibi arkadaşlarıyla birlikte Türk Ocakları Genel Merkezinin Gençlik Kollarında görev aldı. O dönemde Prof. Dr. Osman Turan, Sadettin Bilgiç, Galip Erdem, Osman Yüksel Serdengeçti gibi değerler, onlara ağabeylik yapıyordu.

Çeşitli devlet memuriyetlerinde bulunan Somuncuoğlu, 1965 yılında “Bâb-ı Ali’de Sabah” gazetesinde çalıştı. 1967’de, o sıralarda Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi adıyla anılan ve 1969’da Milliyetçi Hareket Partisine dönüşen siyasi partide görev alarak Gençlik Kolları Genel Başkanlığı’na getirildi. Somuncuoğlu, o sıralarda palazlanmaya başlayan sol hareketlere karşı milliyetçi-ülkücü gençliğin yetişmesinde öncü rol oynadı. Daha sonra MHP’de Genel İdare Kurulu Üyesi, Genel Sekreter ve Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Bu arada İbrahim Metin ve Emine Işınsu ile birlikte Töre, Devlet ve Bozkurt dergilerini yayımladılar. Sadi Bey, Devlet ve Bozkurt dergilerinde yazılar yazdı; yine Emine Işınsu, İbrahim Metin ve İskender Öksüz’le birlikte Töre-Devlet Yayınevi’ni kurdular.

1977 yılında yapılan seçimler sonunda, Niğde Milletvekili olarak TBMM’ye giren Somuncuoğlu, Demirel başkanlığında kurulan ve “Milliyetçi Cephe Hükûmeti” diye anılan koalisyon hükûmetinde Devlet Bakanı olarak görev aldı. 1980’de yapılan 12 Eylül darbesi sonunda, pek çok siyasi gibi o da tutuklandı ve yargılama sonucu beraat etti.

Sadi Somuncuoğlu ve çağdaşları, bu davaya tepeden inen, indirilen kişiler değildi. Onlardan sonra gelen bizim kuşak da öyle idi. Hiçbir menfaat gözetmeden Türk milletinin varlık ve birliğine, dünya Türklüğünün kardeşliğine ve Turan ülküsüne kayıtsız şartsız inanmışlık vardı.

Sadi Bey, 1973 yılında Niğde’den Milletvekili adayı olduğu zaman MHP, yalnızca “Türkeş’in Partisi” olarak biliniyor; Başbuğ’un 27 Mayıs İhtilali’ne katılmış olması, Parti’nin geniş kitlelere ulaşıp fikriyatını anlatmasının önünde büyük bir engel olarak duruyordu. O yıllardaki seçim çalışmalarında daha çok, Türkeş’in ihtilal komitesi içinde neler yaptığı, idamları önlemek için nasıl mücadele verdiği ve yükselişini çekemeyenler tarafından arkadaşları ile birlikte nasıl tasfiye edildikleri anlatılmak zorunda kalınıyordu.

Töre, Devlet ve Bozkurt ekibi olarak bizler de Niğde bölgesindeki seçim çalışmalarına katılmıştık. Rahmetli Galip Erdem ve İbrahim Metin Ağabeyler, ikinci ve üçüncü sıra adayları olmuşlar; biz de Osman Çakır arkadaşımla dönüşümlü olarak şimdi Aksaray’ın bir ilçesi olan Ortaköy’de seçim çalışmalarına katılmıştık. Güçlü bir ilçe teşkilatı olmadığı gibi kalacak bir otel, bir ev bile yoktu. Terzi Kemal isimli vefakâr, cefakâr bir parti mensubunun elbiseleri kesip biçtiği tezgâh üstünde kırk gece yattığımızı, gündüz akşama ve akşamları gecenin bir vaktine kadar köyleri dolaşıp 9 Işık’ı, Tarım Kentleri’ni, Ülkücü Şehitlerin mücadelesini, Türkiye ve Türk dünyası için hayallerimizi anlatmamız, şimdiki nesle masal gibi gelebilir. Galip ve İbrahim Ağabeylerin kendilerinin seçilmesi için hiçbir ihtimal ve şahısları için en ufak beklentileri yokken Sadi Bey’e destek olarak yalnızca MHP’nin bir milletvekili çıkarabilmesi için yaptıkları olağanüstü gayreti de şimdiki menfaat gruplarına anlatamayız. Atılan o temeller ve yapılan olağanüstü çalışmalar meyvesini verecek ve Sadi Bey, 1977 seçimlerinde milletvekili seçilecekti. O da, yukarıda işaret etiğimiz gibi 12 Eylül darbesi ile sona erdi.

1980-1995 yılları arasında faal siyasetle uğraşmayan Somuncuoğlu, gençlik yıllarında bir nefer olarak görev aldığı Türk Ocaklarının Genel Merkez Heyeti’ne girdi ve Genel Başkanlık’a seçildi.

1995’te yeniden siyasete giren Somuncuoğlu, 1995 ve 1999 seçimlerinde artık bağımsız bir il olan Aksaray’dan milletvekili seçildi. Bu seçimlerin ardından ANAP-DSP-MHP ortaklığı ile kurulan ve “Türkiye’nin en uzun süreli ve en uyumlu koalisyon hükûmeti” olarak ün yapan bakanlar kurulunda, 1977’de olduğu gibi yine Devlet Bakanlığı’na getirildi.

Sadi Bey, Millî konulardaki hassasiyetinden dolayı bakanlar ile zaman zaman ters düşüyordu. Özellikle, Doğu Türkistan’daki soydaşlarımıza zulmeden Çin’in Devlet Başkanı Jiang Zemin’e, Türkiye ziyareti sırasında “Devlet Nişanı” verilmesi kararını uzun süre imzalamaması, koalisyonu tehlikeye atmıştı. Koalisyonun dağılma noktasına gelmesi ve MHP Genel Başkanı’nın ısrarı üzerine bu kararı imzalamak zorunda kalan Somuncuoğlu, durumu şöyle anlatıyordu:

“Bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararnamesi’ne diğer bütün Bakanlar imza atmış, yalnızca benim imzam yoktu. Doğu Türkistan’daki kardeşlerimize zulmeden bir devlet başkanına böyle bir nişan verilmesini kabul edemezdim. Bu imzayı atmazsam ilişkilerimiz açısından büyük sıkıntıların ortaya çıkacağı ısrarla söylenince içime sinmeyerek imzalamak zorunda kaldım. Ancak hiç olmazsa tavrımız ortaya konmuş oldu.”

O günleri ve Sadi Bey’in bu konudaki tavrını, “Doğu Türkistan Davası”nın yılmaz savunucu Hamit Göktürk, şöyle anlatıyor:

“Merhum Sadi Somuncuoğlu büyüğümüzün mazlum Doğu Türkistan Türklerinin kalbinde ayrı ve özel bir yeri vardır. 2000'li yıllarda ülkemizi ziyaret eden, Doğu Türkistan Türklerine yönelik baskı, zulüm, etnik ayırımcılık ve gizli soykırım (Şimdi açık ve yasal soykırım var) cinayetlerinin ÇKP'li uygulayıcısı Çin Devlet Başkanı Jiang, ülkemize resmî bir ziyaretinde Hükûmet kendisine T.C. Devlet Şeref Madalyası vermeyi kararlaştırdı. Somuncuoğlu Büyüğümüz, o zaman Koalisyon Hükûmeti’nde, MHP'den Devlet Bakanı idi. Bu, madalya verilmesi kararnamesini kabullenememişti. Onun için Çin Başkanı’na Onur Madalyası tevdi edilmesi törenine de katılmadı.

Bunun yerine, Doğu Türkistan Vakfı Başkanı Mehmet Rıza Bekin Paşa’mızın davetine icabet ederek İstanbul’a geldi. TDAV Başkanı, merhum Prof. Dr. Turan Yazgan Hoca’mız, Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erkal ve diğer birçok önde gelen STK Başkanlarımızla kalabalık bir Doğu Türkistan topluluğunun iştiraki ile TDAV Süleymaniye Kültür Merkezi’nde düzenlenen yemekli bir toplantıya katılıp Doğu Türkistanlı mazlum soydaşları ile birlikte olmayı tercih etti. Bu yiğitçe, yerinde, değerli ve doğru tavrı ile günümüzde çok az rastlanan bir devlet adamlığı örneğini sergilemiş ve Türk tarihine not düşmüştür.”

2000 yılında, MHP’li birinin Cumhurbaşkanı olma şansı doğmuştu ve Genel Merkez, bu konuda ısrarcı olursa mesele kalmayacaktı. Sadi Somuncuoğlu, partisi içinde ön görüşmelerini de yaptıktan sonra en tabii demokratik haklarından birini kullanıp Cumhurbaşkanlığına adaylığını koymaya karar verdi. Ancak ne var ki 25 Nisan 2000 akşamı, adaylık müracaatı için TBMM’ye giderken Meclis bahçesinde kendi partisine mensup milletvekillerinden bazılarının engellemesi ile karşılaştı.

Bu saldırı, televizyonlardan naklen yayımlandığı için görmeyen, duymayan kalmamıştı. Hâliyle bu durum, Türk milliyetçilerini hayal kırıklığına uğrattı. Çünkü ilk defa bir Türk milliyetçisi, Cumhurbaşkanı adayı olacaktı ve o günkü şartlar gereği seçilme şansı da vardı. Cumhurbaşkanlığı’na aday olamadı ve daha sonra Bakanlık görevinden de alındı.

Devlet Bakanlığı döneminde Emlak Bank, Toplu Konut İdaresi, Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü, Devlet Bakanı olarak Sadi Bey’e bağlı idi ve buralara güvendiği, dürüst kimseleri getirmişti. 1950’li yıllardan beri Ülkü yoluna girip Türk Ocakları Gençlik Kolları’nda, MHP Genel İdare Kurulu’nda birlikte çalıştığı, Devlet ve Bozkurt dergilerini birlikte çıkardığı yakın arkadaşı, elbette ilk aklına gelen oldu ve İbrahim Metin’i Emlak Konut Genel Müdürlüğü’ne getirdi. İbrahim Bey’in çalışma azmini yakından biliyorduk. Hemen hesapları inceleyerek oradaki bazı suiistimalleri ortaya çıkardı. Devlet malına zarar vermemek, onun şiarıydı ve verenlere de müsamaha etmezdi. Bu arada Kanuni Sultan Süleyman’ın Semendire Sancak Beyi Gazi Bali Bey’e yazdığı fermanı bulup çıkarttı. O yüce Sultan’ın tuğrası ile birlikte düzenlettirdikten sonra da “Yücelik Belgesi” başlığı altında tablo hâlinde bastırarak bütün çalışanlarına ve devlet bürokrasisinde görev alan herkese ulaştırdı.

Her iyiliğin kaynağı adalettir. Adil olmayan kişinin elinden çıkan iş kötü iştir.” diye başlayan bu ferman devlet adamlarına, mevki ve makam sahiplerine öğütler niteliğinde idi ve bir yerinde şu ifadeler vardı: “Hizmetinde kullandığın adamların dış hâllerine aldanma! Mala muhabbet göstereni devlet hizmetinde kullanma!..

Ancak ne var ki, Sadi Bey Bakanlık’tan alındıktan sonra başından beri MHP’nin en büyük çilekeşlerinden biri olan İbrahim Metin’i de Emlak Konut Genel Müdürlüğü’nden aldılar. Ne yazık ki siyasetin böyle cilveleri vardı.

Aslında Sadi Bey’in Bakanlık’tan alınması, “Her işte bir hayır vardır.” sözü mucibince güzel sonuçlar da verdi. Bir süre resmen MHP’li ama sade bir milletvekili olarak kalan Somuncuoğlu, bu dönemi çok iyi değerlendirdi. Bazı arkadaşları ile kurdukları Millî Düşünce Derneği çatısı altında milliyetçi-ülkücü çalışmalarına devam ederken engin kültürüne, siyasi tecrübelerine ve belgelere dayanarak peş peşe kitaplar hazırlayıp yayımladı; Yeniçağ gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Onun, belgesel niteliğinde olup herkesin kitaplığında bulunması gereken kitaplarından bazıları şunlar:

Gümrük’te Kuşatma (2002), Kıbrıs’ta Sirtaki (2002), Avrupa Birliği: Bitmeyen Yol (2002), İstanbul’da Yeni Roma İmparatorluğu (2004), Annan Planı Gerçeği ve KKTC’nin Kurtuluşu, Bir Millet Uyanıyor, Göz Göre Göre Kapana Düştü Türkiyem.

Sadi Somuncuoğlu, benim de hizmetinde bulunduğum Bozkurt Aylık Ülkü dergisinin Ekim 1972’de çıkan ilk sayısında yayımlanan “Milliyetçilik, Türkçülük, Ülkücülük” başlıklı yazısında şu ifadelere yer veriyordu:

“Milliyetçilik bir inanç sistemidir. Ülkücülük ise, bu inancın ortaya koyduğu hedefleri gerçekleştirmek için mücadele etmektir. Ülkücü, ideallerini gerçekleştirmek isteyen bir savaşçıdır. O hâlde Ülkücülük, milliyetçilikten bir adım daha ileri merhaleyi teşkil eder.

Vatanseverlik, milliyetçilik ve ülkücülük iç içe geçmiş dairelerdir. Millet fertlerinin sayısı kadar geniş daire vatanseverleri, Türk Milleti’nin kendi millî değerlerine dayanarak yeryüzünün en güçlü, refahlı ve medeni milleti hâline gelmesini isteyen ve buna inananların sayısı kadar daire milliyetçileri; bu idealleri gerçekleştirmek için mücadeleye girişenlerin sayısı kadar daire de ülkücüleri ifade eder.

Ülkücüler, dünyanın her yerinde ve devrinde, bir topluluk içinde daima az sayıda çıkarlar. Çünkü Ülkücü olabilmek için yaratılıştan bazı vasıflara sahip olabilmek ve bu vasıfları geliştirici bir eğitim ve öğretimden geçmek gerekir…”

Sadi Somuncuoğlu, Ülkücü Gençlik’in yetişmesi için yazılarıyla, seminer ve konferanslarıyla, 1950’li yılların sonlarından itibaren büyük bir gayret içine girmiş; siyasi faaliyetleri sırasında da bu konuda önemli çalışmalar yapmıştır. Bir tarafta MHP Genel Merkez yönetimindeki görevlerini yürütürken öbür tarafta Devlet ve Bozkurt dergilerinin yayımlanmasına öncülük ederek yazılar yazmış; Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in başka bir basın yayın organının olmadığı o dönemlerde, İbrahim Metin’le birlikte her türlü fedakârlığa katlanarak büyük bir iş başarmışlardır.

Sadi Bey, CKMP döneminden başlayarak Hareket’in hemen her safhasında görev aldığı, 70’li yıllarda kamuoyuna MHP davasını anlatabilmek için “On Soruda MHP” gibi kitap ve broşürleri hazırlayıp parti bildirilerine imza attığı için MHP ve Ülkücü Hareket’in hafızası durumundadır.

Ancak ne var ki siyasetin kötü bir huyu vardır ve hafızasını yok etme hastalığına tutulabilir. Onun için “Her şey siyaset değildir ve aslolan Ülkücülük’tür.” diyoruz.

Ömrünü Türk Milliyetçiliği Ülküsü’ne adayan Sadi Somuncuoğlu, seksen yılı aşan ömrü boyunca Ülkü Yolu’ndan sapmadığı için Ülkücü olduğuna şahitlik ediyor ve diyoruz ki, “O bir Ülkücü idi.”

Allah rahmet eylesin.