ATSIZ’IN YENİ BİR MEKTUBU

Ekim 2021 - Yıl 110 - Sayı 410



Atsız’ın mektuplarını toplama ve neşretme çalışmaları sürmektedir. Rahmetli Yücel Hacaloğlu ile ikinci baskısı 2013 yılında yapılan ve yayınevinin yeniden neşretmeyi düşünmediği “Atsız’ın Mektupları”nı yeni ulaştıklarıyla birlikte yayımlanmak üzere Ankara’daki bir yayıncıya götürmüştük. Naşirin işi ağıra almasından dolayı vazgeçmesi, akabinde rahmetli olmasıyla mektupların yeni baskısı yapılamadı. Kendisine yazanlara muhakkak cevap veren, henüz gün ışığına çıkmayan çok sayıda mektubunun bulunduğunu düşündüğümüz Atsız’ın bazı mektuplarına ulaşan Serkan Alagöz de yeni bir kitap neşretmiştir.[1] Yeni temin ettiğimiz bazı mektuplarını önce Türk Yurdu’nda yayımlayıp daha sonra Türkçüler hakkındaki kitabımıza aldık.[2] Daha önce yayımlanmayan yeni bir mektubunu dostumuz Prof. Dr. Yavuz Akpınar bize ulaştırdı. Türk fikir hayatının önemli ismi Atsız’ın metrukâtının derlenmesi çalışmalarına katkılarından dolayı kendisine müteşekkiriz.

Erzurum Atatürk Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencisi Yavuz Akpınar, Atsız’a yazdığı mektupta, bölgedeki bölücülerin faaliyetleri hakkında bilgi vermiş; Kürtlerin yayımladıkları ve kendilerinin cevabi bildirilerinin örneklerini göndermiştir. Bu mektubunun örneği elimizde olmadığı için bunları Atsız’ın mektubundan çıkarıyoruz. Atsız, 22 Haziran 1967 tarihli cevabında, etnik bölücülük hakkındaki görüşlerini açıklamış; faaliyetlerine destek olmak gayesiyle göndereceği Ötüken nüshalarını çevresine dağıtmasını istemiştir. Mektupların metnini vermeden önce, kaleme alınmalarına vesile olan etnik bölücülüğün o dönemdeki durumunu özetlemek uygun olacaktır.

Demokrat Parti, oy endişesi ile geçmişte devlete karşı isyan hareketlerine katılan bazı Doğu eşrafını listesine alarak Meclis’e taşımıştı. 1918 yılında yeniden örgütlenen Hamidiye Alaylarının Tutak’taki birliğinin komutanı Abdülmecit Bey’in oğlu, 1926-1930 yılları arasındaki Ağrı İsyanı’nın yönetici kadrolarından, mağlubiyete uğradıklarında İran’a kaçan ve af üzerine Türkiye’ye dönen Halis Öztürk’e 1950’de milletvekili olmasının yolu açılmıştı. Ağrı İsyanı sırasında Baytar M. Nuri Dersimi‘nin başkanlığındaki isyancılar, devletin resmî görevlileri ile her iki tarafça sınır kabul edilen yerde, Türkiye tarafında görüşmüşlerdir. Resmî heyette TBMM’den iki milletvekili ve askerler bulunuyordu. Dersimi’nin yanındaki Halis Bey Tutaklı, Sipkan Aşireti Reisi idi.[3] Diyarbakır’dan milletvekili seçilen Mustafa Ekinci, Şeyh Sait Ayaklanması sırasında tutuklanmış; bölgede Kürtlerin demokratik haklarının savunuculuğunu yapmış; Özalp’ta 33 kişinin kurşuna dizilmesini TBMM’ye getirenlerden biri olmuştur. Ağrılı Celal Yardımcı, Millî Eğitim Bakanlığı gibi önemli bir görevi üstlenmiş; bölücülüğe uzak durmakla birlikte Yassıada’da mahkûm olup Kayseri Cezaevinde iken Kürtçe öğrenmeye başlaması dikkat çekmiştir.[4] 1959’da aralarında Musa Anter, Dr. Naci Kutlay, Dr. Sait Kırmızıtoprak, Ali Karahan, Mehmet Bilgin, Ziya Şerefhanoğlu, Yaşar Kaya, Fevzi Kartal, Canip Yıldırım, Mustafa Ramanlı gibi bazıları yıllar sonra farklı siyasi partilerden Meclis’e giren isimlerin bulunduğu, 49’lar olarak bilinen Kürtçülerin ilk toplu tutuklanma ve yargılamaları olmuştu.[5] 1961’de yeni seçim kanununa göre yapılan seçimler sonucunda hiçbir parti çoğunluğu sağlayamadığından 1965 yılına kadar dört koalisyon hükûmeti kuruldu. 27 Mayıs 1960 askerî müdahalesi ile kapatılan ve yargılama sonucu muhtelif cezalara mahkûm olan Demokrat Parti milletvekilleri için çıkarılacak af hususu, koalisyonların ana gündem maddesi oldu. CHP grubunda Başbakan İsmet İnönü’nün yönetim tarzına muhalif olanlardan, tek parti döneminde Doğu’da umumi müfettişlik yapan Avni Doğan, 1962’de Dünya gazetesinde neşrettiği yazı dizisinde, geçmiş tecrübelerinin ışığında bölücü davranışları değerlendirdi.[6] Başbakan İsmet İnönü’nün kurduğu II. Koalisyon Hükûmeti’nde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı ve Yeni Türkiye Partisi Diyarbakır milletvekili olan Dr. Yusuf Azizoğlu’nun bakanlık imkânlarını Kürtler için kullandığı yönünde CHP’li İçişleri Bakanı Hıfzı Oğuz Bekata’nın beyanatları krize sebep oldu. Milliyetçi Kürtçü olan Azizoğlu, Demokrat Partisi listesinden de milletvekili seçilmişti. Bekata, onun Halis Öztürk’ün hapis cezasını Ağrı’da çekmesi için il valisine telefon ettiğini açıkladı. Tartışmanın büyümesi üzerine her iki Bakan da görevlerinden istifa ettiler. 1965’te TİP milletvekili seçilen Tarık Ziya Ekinci, hatıralarında Bekata’yı Turancı, antikomünist ve Kürt düşmanı olarak nitelendiriyor.[7] Gençliğinde aylık Çığ dergisini çıkaran, Turancılığa oldukça uzak, Anadoluculuğa yakın çizgide bir siyasetçi olan Bekata, bakan olarak kendisine ulaştırılan istihbarat raporlarına dayanarak açıklamalar yapmıştı. 1965’te Meclis’e Türkiye İşçi Partisi listesinden Kürtçüler de girmişti. Sovyetlerin 1968’de Çekoslovakya’yı işgal etmesini eleştiren TİP lideri Mehmet Ali Aybar’a milletvekilleri Behice Boran, Sadun Aren karşı çıktılar. Aybar, parti içi muhalefet ile mücadelesinde en büyük desteği Doğulu delegelerden gördü. Bu kutuplaşma, 12 Mart 1971 Muhtırası’ndan sonra TİP’in etnik bölücülükle suçlanarak kapatılması sürecinin başlangıcı oldu.

Atsız, Akpınar’a yazdığı mektubunda, yavaş yavaş kendini göstermekte olan Kürtçülük hareketine müdahale etmeyen hükûmeti tenkit etmektedir. Ötüken’in Nisan 1967 tarihli 40. sayısında neşrettiği “Konuşmalar” başlıklı yazısında, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay Gaziantep’te sarf ettiği bir söz hakkında, gazete haberleri, daha sonra kısa bir süre TİP Genel Başkanlığı yapan Av. Mehmet Ali Aslan’ın çıkardığı Yeni Akış dergisinin neşriyatı üzerine görüşlerini açıklamıştır.[8] Bu yazının devamı 41. sayıda çıkmıştır. Haziran 1967 tarihli 42. sayıdaki “Kızıl Kürtlerin Yaygarası” başlıklı yazıda önceki yazılarına gösterilen tepkiler, çıkarılan bir bildiri hakkında açıklamalar yapmıştır. Temmuz 1967 tarihli 43. sayıda “Konuşmalar III” neşredilmiştir. Tarihten aldığı örnekleri sıralamış, aleyhinde konuşan farklı partilerden Reşit Ülker ile Diyarbakır senatörü Selahattin Cizrelioğlu’na bazı sorular yöneltmiştir. Altı dönem CHP ve ANAP milletvekilliği yapan Reşit Ülker’in hekim olan oğlu Süreyya Ülker, “İstanbul Çerkezleri” başlıklı yazıları ile ailenin menşeini açığa vurmuştur.[9] Muarızlarının ekseriyetinin etnik problemleri vardır. Dergide Nejdet Sançar açık ve müstear imzası ile Kürtçülük konusunda yazılar neşretti. Atsız hakkında “Konuşmalar” başlıklı yazısından dolayı açılan davanın ilk duruşması, 20 Eylül 1967 tarihinde yapıldı. Atsız ve sorumlu müdür Mustafa Kayabek’in yargılanmaları uzun sürdü. Eylül 1967 tarihli Ötüken’in kapağında “Doğu Anadolu Meselesi mi, Kürdistan Devleti Davası mı?” ibaresi bulunuyordu. Atsız bu sayıdaki “Bağımsız Kürt Devleti Propagandası” başlıklı yazısında komşu Irak’taki Barzani hareketine ve Türkiye’deki örgütlenmesine dikkati çekmiştir.

Atsız’ın dava konusu olan yazıları çıkmadan Doğu ve Güneydoğu’nun bazı il ve ilçelerinde mitingler yapıldı. Bunların düzenleyicileri TİP yerel yöneticileri, yeraltında faaliyet göstermekte olan T(Türkiye)-Kürdistan Demokrat Partisi mensupları, TİP genel merkezi idi. İlk miting, Silvan’da 13.8.1967’de yapılmıştır. TİP adına genel sekreter Dr. Nihat Sargın ile birlikte toplantıya katılan Tarık Ziya Ekinci, T-KDP yetkililerinin Kürt olmayan hatiplere itiraz ettiklerini, Sargın’ın müdahalesi ile konuşabildiğini belirtiyor.[10] Bu toplantıların bazılarını takip eden İsmail Beşikçi, aynı yıl “Doğu Mitinglerinin Analizi” başlıklı araştırmasını teksir olarak yayımlamıştır. Bu toplantıları Türkiye’nin iç ve dış güvenliğini sarsmak, 1965’ten sonra başlayan planlı kalkınma hamlesini engellemek isteyen ülkelerin denetimlerindeki grupları eyleme sevk etmelerinin işareti olarak değerlendirmek gerekir. Komünizmin destekçisi Sovyetler ile İngiltere’nin Orta Doğu’da geçmişte temellerini attığı istihbarat ve denetim yapılanmasını harekete geçirdikleri açıktır. Atsız’ın yazılarının, mitinglerin düzenlenmesinde tetikleyici rolünün olup olmadığı tartışılabilir. Etnik bölücülüğün önderlerinin yazıları ve hatıraları incelendiğinde 1967 yılına kadar bu hareketin sessiz ve derinden çok mesafe aldığı görülüyor. Silvan TİP ilçe başkanı olan Mehdi Zana, matbaada bastırdığı Atsız’ın yazısını, kendi imzası ile kaleme aldığı matbu bir bildiri ile birlikte bütün bölgede dolaşarak dağıtmıştır.[11]

1944 yargılamalarında Atsız ve arkadaşlarını mahkemeye sevk eden İstanbul Merkez Komutanlığında görevli Askerî Hâkim Kâzım Alöç, davanın hazırlık safhasında sorgu yargıcı daha sonra savcı olarak görev yapmıştır. Irak Türklerinden, Askerî Hâkim Enver Yakuboğlu da Merkez Komutanlığı emrinde idi. Balıkesir Lisesi öğrencisi iken Atsız’a, 1935 yılında neşrettiği “Komünist Don Kişotu Proleter Burjuva Nazım Hikmetof Yoldaşa” adlı risalesini okuyarak bağlanmış; üniversitede Bozkurt, Gökbörü, Tanrıdağ gibi Türkçü dergileri takip etmiştir. Askerî görevinden ayrılarak 1952’den itibaren serbest avukatlık yapmış, 1956’da Atsız’la tanışmıştır. İlişkileri sürmüş, “Konuşmalar” başlıklı yazıdan dolayı savcılığa çağrıldığında görüştüğü Yakuboğlu, “Bir dava adamı olarak ifade vermeyin, kasdınızın ne olduğunu tavzih edin.” tavsiyesinde bulunmuştur. Atsız, “Yok ben ne demişsem, ne kasdetmişsem, onu aynen söylerim.” cevabını vermiştir.[12] Savcılık, gerekli incelemeleri yaptıktan sonra suça yönelik bir tespite ulaşamadı. Ankara’daki komünist kuruluşlar, hazırladıkları bildirileri sokaklarda dağıtıp AP’li Diyarbakır senatörü Selahattin Cizrelioğlu’nun Senato kürsüsünde aleyhinde ağır bir konuşma yapmasından sonra konu siyasi bir mecraya girmiş; Adalet Bakanı Hasan Dinçer’in yeniden açtırdığı soruşturma üzerine mahkemeye sevk edilmiştir. Siyasi yönlendirme sonucu Ankara Savcılığı, Dergi’nin incelenip gerekli işlemlerin yapılması için konuyu İstanbul Savcılığına intikal ettirmiştir. Bu işlemlerden sonra Atsız’ın ifadesi alınmadan önce İstanbul savcılığı yazıları bilirkişi olarak seçtiği İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinin üç öğretim üyesine göndermiştir. Savcılık sonra Atsız’ı ifadeye çağırmış, bilirkişi yazılarda suç unsuru bulunduğuna dair rapor vermiştir.[13] Dava açılmış, duruşmalar devam etmiş; Yakuboğlu, Atsız’ın vekili olarak duruşmalara iştirak etmiş; bir hayli vesika verilerek hadise aydınlatılmaya çalışılmış; avukatının yazıların yeni bir bilirkişi tarafından incelenmesi teklifi kabul edilmemiştir. Sonuçta Atsız ve yazı işleri müdürü Mustafa Kayabek mahkûm edilmiş, mahkemenin verdiği karar temyiz edilmiştir. Bu arada 12 Mart 1971 muhtırası verilmiş, siyasi iktidar değişmiş, Sıkı Yönetim idaresi komünist ve Kürtçü eylemlere karşı tedbir olarak geniş tutuklamalar yapmak zorunda kalmıştır. TİP, 4. Büyük Kongre’sinde Kürtlerin varlığı kabul edildiği için sıkıyönetimce kapatılmış; açılan dava sonucu yöneticiler ırkçı ve komünist örgüt kurmakla suçlanarak değişik cezalara çarptırılmışlardır. Temyiz Mahkemesi, Atsız hakkındaki kararı usulden bozmuştur. Mahkeme, dosyayı yeniden görüşerek kararında ısrar etmiş; reisin muhalefetine rağmen iki üyenin oyuyla 15 ay hapis cezası verilmiştir. Dosya temyize gittiğinde onanmış, avukatının tashih-i karar talebi kabul edilmemiştir. Mustafa Kayabek, hapis cezasını memleketi Eğin’de çekmiştir. Atsız’ın sağlık problemi olduğu için infazın dört ay tehir edilmesi talebi savcılıkça kabul edilmiştir. Sürenin bitiminden sonra rahatsızlığı sebebiyle hastanenin verdiği raporun Adli Tıp tarafından kabul edilmemesi üzerine reviri bulunmayan Üsküdar Toptaşı Hapishanesine konmuştur. Bu gelişmeler sırasında eski TİP milletvekili, gazeteci Çetin Altan cezasını çekmek üzere hapishanede iken basındaki sol kalemlerin oldukça etkili propagandaları sonucunda kamuoyu etkilenerek sağlık sebebiyle Cumhurbaşkanınca affı sağlanmıştır. Atsız, basın mensubu olarak çevresinin bütün ısrarlarına rağmen kendisi ve avukatının af talep ettiği dilekçenin verilmesini kabul etmemiştir. Hapishaneye konulduğunda matbuatta lehinde haberler çıkmıştır.[14] Kuvvetle muhtemel, Türkiye’de Sabah gazetesinin Ankara temsilcisi olan Yücel Hacaloğlu’nun “Sabah Bürosu, Ankara-Hususi” müstearı ile kaleme aldığı bir haber çıkmıştır: “Çetin Altan’ı hapisten çıkarmak için komünist ve masonlar müşterek çalışıyorlar”- Atsız hâlâ Toptaşı’nda tutuluyor. Türk milliyetçiliğinin ünlü siması, yazar ve fikir adamı Nihal Atsız’ın 67 yaşında hasta olmasına rağmen hapishaneye atılmasının tepkileri giderek artmaktadır. Adli Tıp Meclisi’nin raporunda “Nihal Atsız, reviri olan bir cezaevinde bulundurulmalıdır.” denmesine rağmen hâlen hiçbir sıhhi tedbiri olmayan Toptaşı Cezaevinde tutulmaktadır. Devlete karşı anarşinin baş sorumlularından Çetin Altan’ın cezaevinden çıkarılması için kampanya açıldığı bir sırada Türk milliyetçiliğinin büyük rüknü Nihal Atsız‘ın 67 yaşında ve hasta olarak hapishaneye sevk edilmesi bütün Türkiye’de üzüntü ile karşılanmakta, Atsız’ın durumunun resmî makamlar tarafından bir an önce ele alınarak düzeltilmesi temenni edilmektedir.”[15] Gazete yazarlarında Ahmet Güner, köşe yazısını şöyle bağlamıştır: “Türk milliyetçileri sözüm sizedir! Şu anda cezaevinde olan Nihal Atsız değil, sizlersiniz!”[16] Bingöl senatörü Arif Hikmet Yurtsever, Senato’da gündem dışı yaptığı konuşmada, Atsız’ın durumu hakkında görüşlerini açıklamıştır.[17] Onu takdir eden üniversite çevreleri, gençlik ve kültür teşekkülleri Türk milleti adına Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ten affını talep etmişlerdi. Korutürk, aynı durumda olan Altan’ı affettiği için Atsız ile ilgili talebi kabul etmek mecburiyetinde kalmıştır.

***

Yavuz Akpınar, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Ülkü Ocağı Başkanı olarak Atsız’a yazdığı 3.4. 1969 tarihli mektubunda, İstanbul’da 28.3.1969 tarihinde yapılan Bozkurt Gecesi’nde sahneye çıkarılan içi doldurulmuş bir kurt getirilmesi hakkında fikirlerini açıklamış; düşüncesini sormuştur. 26.3.1969 tarihinde Türkçüler Derneği Genel Merkezi tarafından Lütfi Kırdar Spor ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen Bozkurt Gecesi’ne Alparslan Türkeş ve Rifat Baykal katılmışlardı.[18] Akpınar, ayrıca bölgelerinde cereyan eden etnik bölücülük hareketindeki yeni gelişmeleri bildirmiş; bölgedeki Kürtlerin büyük bir kısmının Ülkü Ocağı’na kayıtlı olduklarını belirtmiştir. O tarihlerde bütün tahriklere rağmen etnik bölücülük tabana sirayet etmemiş, akl-ı selim sahibi olan eğitimli ve sade vatandaşların ekseriyeti, soğukkanlı hareket ederek bu akımdan uzak durmuşlardı. Bunların yanında dindar kesimden Kürtçülüğe meyledenler de vardı. Günümüzde Risale-i Nur okuyan Kürtçü bir klik, bu dilde Nûhibar dergisini neşrediyor.[19] 1959’daki 49’lar hadisesinde hapis yatan,1965’te TİP’ten Mardin milletvekili adayı olan, 12 Mart 1971’de tutuklanarak yargılanan, hayatının son dönemini Ankara’da geçiren 1925 doğumlu Av. Canip Yıldırım, kendisiyle yapılan mülakatta, annesinin dayısı Mustafa Çıkıntaş’ın hem Nurcu hem de Kürtçü olduğunu belirtiyor.[20] Yıldırım, dindar dayısının, o tarihlerde sol eğilimi belli olan yeğeninin kızı ile evlenmesi vasiyetini yerine getirmiştir. Irak ve Suriye’de etnik bölücülüğün ulaştığı sonuçlar açık seçik ortadadır. İran, bünyesindeki etnik bölücülüğe şiddetle bastırırken rakip gördüğü Türkiye’nin mücadele ettiği gruplara başları sıkıştığında sınırını açarak geçici güvenlik sağlamaktan geri durmuyor. Şimdi dindar Kürtler de bölücü partiden aday olup Meclis’e giriyorlar.

***

22 Haziran 1967

Azizim Yavuz Akpınar Beğ,

Mektubunuzu, Kürtlerin bildirisini ve sizin bildirinizi aldım. İlginizden ve millî gayretinizden dolayı teşekkür ederim. Kızıl Kürtleri çileden çıkaran yazıyı Ötüken’e yazdım. İstanbul’daki sinsi faaliyetleri, bazen küstahlık derecesine varan hareketleri ve sözleri cevapsız kaldığı için cüretleri artmıştı. Hükûmetin ölü sessizliği içinde kalışı devam ederse daha ileri gidecekleri muhakkaktı. Bu sebeple Ötüken’in 40 ve 41. sayılarında “Konuşmalar” başlığı altındaki yazıları yayınladım. Bu konuşmalar devam edecekti. Fakat Kürtlerin bildirisi üzerine, çıkacak olan 42. sayı için “Kızıl Kürtlerin Yaygarası” başlıklı yeni bir makale yazdım. Dergi haziran sonlarına doğru çıkacaktır. Size 30 tane göndereceğim.

İstediğiniz sayılar bende kalmamış olduğu için arkadaşlardan birine rica ettim. Size 10 tane gönderecekti. Bulursa 10 tane daha yollayacak. Ayrıca ben de Ötüken’in eski sayılarının mevcutlarından bir miktar göndereceğim. Bunları Türkçü arkadaşlarınıza ve uygun gördüklerinize parasız olarak dağıtırsınız.

Hükûmet, Kürtlerin bütün faaliyetini biliyor. Fakat anlaşılmaz bir uyuşukluk içinde susuyor. Galiba vukuat çıkmasını istemiyor. Ayrıca kabinede iki üç tane Kürt bakan var. Belki bunların da tesiri oluyor. Mesela Cihat Bilgehan ve Refet Sezgin Kürt’tür.[21] Harp Okuluna da sızdılar. Askerî Tıbbiyedekiler ise kendi aralarında Kürtçe konuşuyorlarmış. Sonra da sıkılmadan bu vatanın evlâdı olduklarını iddia ediyorlar.

İstanbul’daki talebe derneklerinde tesanütle hareket ederek epeyce mevki sahibi oluyorlar. Kürt hamalların ve esnafın gittikleri kahvelerde Kürtlük ve Kürtçülük propagandası yapıyorlar. Bunu tesadüfen öğrendik. Bir Alevî Türk’ü Kürt sanan bir hamal bunları anlatarak “Beğ, biz Kürt’müşüz, Kürt devleti kuracakmışız, Türk değilmişiz.” diye işi açığa vurmuş. Bunları, kimden öğrendiği sorusuna da soyadı Şavata olan Kürt öğrenciyi söyleyerek cevap vermiş.

Yayınladığınız bildiri dikkatli bir siyasî incelikle yazıldığı için çok iyi olmuş. Kürtlerinki posta ile bazı şahıslara gönderilmişti. Bu arada Ötüken’in yazı işleri müdürü Mustafa Kayabek ile sayman Muzaffer Eriş’e de yollanmıştı. Siz de milliyetçi mebuslar ve senatörlere gönderirseniz iyi olur. Tabii senatörlerden Mehmet Özgüneş’e de yollayınız.

İstanbul Basın Savcılığından yarın için çağrıldım. Basın savcısı olduğuna göre bu yazılar için olacak. İşte bizim memleket böyle bir memlekettir. Daima Türklerden ve Türkçülerden hesap sorulur. 1944’te de böyle olmuştu. Boşu boşuna 18 ay hapiste kalmıştık. Ötüken’de ilanını gördüğünüz “3 Mayıs Antolojisi”ni okudunuz mu? Orada 1944 Olayları hafif tertip anlatılmıştır.

Nejdet Sançar gelecek yıl çıkmak üzere bu olayları yazmaya başlamıştır. İşin içindeki karanlıklar yüz kızartacak, insanı deli edecek kadar acıdır. Yakında bunları da öğreneceksiniz. Selâm ve başarı dileklerimle.

Tanrı Türk’ü Korusun.

Atsız

***

Sayın Nihal Atsız Bey,

İstanbul Türkçüler Derneği adına 28.3.1969 tarihinde İstanbul’da düzenlenen gecede, Yeni İstanbul ve diğer bazı gazetelerin bildirdiğine göre geceye içi doldurulmuş bir kurt getirilmiş ve bu hareket büyük tezahüratlarla karşılanmış.

Size burada Türkçüler için Bozkurt’un önemini, anlamını belirtmeyi ve söylemeği kendim için saygısızlık addediyorum.

Bozkurt anlamı olması dolayısıyla de mücerret bir mefhum niteliğinde olduğundan bu müşahhas olarak, içi doldurulmuş bir şekilde göz önüne getirmek -afvedersiniz- herhangi bir şey gibi teşhir etmek ne dereceye kadar doğru bir hareket olur bilemiyorum.

Böyle bir hareketin ulu bir ülkünün sembolüne karşı olmak, o ülküyle ne derece bağdaşabilir? Bu davranış Bozkurt’un şahsında Türklüğü görmeğe alışmış dimağları rencide etmez mi?

Bu hususta eğer mümkünse beni aydınlatmanızı rica edeceğim.

Atatürk Üniversitesi’nde yapılan Edebiyat Fakültesi Talebe Cemiyeti ile Ziraat Fakültesi Talebe Cemiyetlerinin seçimlerini Bozkurtların kazanmış olduğunu da bildirmek isterim. Hedefimiz bütün Fakülte talebe kuruluşlarını ele geçirmektir. Bunu da başaracağımıza inancınızın olmasını temenni ederiz.

Size geçen sene burada olan Kürtçülük hareketleri hakkında bir mektup yazmıştım. Ötüken’de 40. sayıda çıkan yazınız da bu olaylara sebep teşkil etmişti. Şimdi Kürtçü olmayan bazı Kürtçülerin de bize katılmasiyle bu hareket önlendi sayılır. Bunlar için Kürtçülük bir hakaret telakki ediliyor. Bilhassa Ağrılı arkadaşlarımız Kürtçülerle gerekli mücadelelerini yapıyorlar.

Cevabınızı beklerken, ellerinizden öper, saygılarımın kabulünü rica ederim. 3.IV.1969

Yavuz Akpınar

Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Ülkü Ocağı Bş.

Adresim:

Yavuz Akpınar

Atatürk Üniversitesi Kütüphanesi

Seyfettin Özege Kısmı

Erzurum

***

24 Nisan 1969

Azizim Yavuz Akpınar Beğ,

Bozkurt gecesinde ortaya çıkarılan içi doldurulmuş kurt hakkında tenkidleri ihtiva eden 3 Nisan tarihli mektubunuzu aldım. Gösterdiğiniz millî ilgi ve duygudan dolayı sizi tebrik ederim. Tenkidinizde tamamen haklısınız. Aralarında o kutru hazırlayan gençlerin bazıları da bulunan bir toplulukta mektubunuzdan bahsettiğim zaman onlar da sizi haklı buldular.

Ancak bu hareketi yapanların düşüncesi tamamen aksi istikamette, yani Bozkurtu ululamak yönünde olduğu için davranışlarını mazur görmek de yerinde olur. Bu hareket, ortaya canlı bir Bozkurt çıkaramamaktan doğan aşırı bir duygunun insanı düşürdüğü hata diye kabul edilebilir.

Haklı tenkidinizden gerekli ders alınmıştır. Bundan sonra aynı yanlış tekrarlanmayacaktır.

Bu vesile ile selâm ve sağlık dileklerimi gönderir, başarılar dilerim.

Tanrı Türk’ü Korusun

Atsız

Mümkünse, Nazım Hikmetof’u anmak isteyen solcularla milliyetçiler arasında çıkan olaylar hakkında bilgi vermenizi rica ederim. Bu sabahki İstanbul gazetelerinin görebildiklerimde bu konuda tek bir satır yoktu.


         

[1] Serkan Akgöz, Atsız’dan Mektuplar, İstanbul 2020, 240 s.

[2] Ömer Özcan, Türkçüler Cumhuriyet Devrinde Bir İdealin Takipçileri, İstanbul 2020, s. 341-353.

[3] Naci Kutlay, 21.Yüzyıla Girerken Kürtler, İstanbul 2002, s. 312.

[4] Atsız, “Kürtler ve Komünizm”, Ötüken, S: 28, 30 Nisan 1966, s. 3.

[5] Naci Kutlay, 49’lar Dosyası, İstanbul 1994.

[6] bk. Ömer Özcan, “Doğu İlleri ve Varto Tarihinin Serüveni”, Güneyde Kültür, S: 208, Temmuz-Aralık 2019 ,s. 41-48.

[7] Tarık Ziya Ekinci, Lice’den Paris’e Anılarım, haz. Derviş Aydın Koç, İstanbul 2010, s. 421.

[8] Atsız, “Konuşmalar”, Ötüken, S: 40, Nisan 1967, s. 2-10. Toplam 4 sayı çıkabilen derginin başlıca yazarları Kemal Burkay, Ali Karahan, Dr. Tarık Ziya Ekinci idi. Dönem şartlarında ideolojisine önemli destek sağlayan dergiye sol ve milliyetçi Kürtler sahip çıkmışlardır. Sonraki yıllarda önce memleketi Muş’ta daha sonra Adana’da etnik bölücülük hususunda epeyce mesafe alan Ruşen Arslan, derginin bürosunu yönetip düzeltmenlik yaparak stajını tamamlamıştır. bk. Ruşen Arslan, Cim Karnında Nokta Anılar, İstanbul 2006, s. 86.

[9] Doç. Dr. Süreyya Ülker, “İstanbul Çerkezleri-1-“, Birleşik Kafkasya, S: 7, Haziran-Temmuz-Ağustos 1996, s. 26-37; “İstanbul Çerkezleri-II-“, S: 8, Eylül-Ekim-Kasım 1996, s. 38-44; “İstanbul Çerkezleri-III-; S: 9, Aralık-Ocak-Şubat 1996-1997, s. 25-32.

[10] Ekinci, age., s. 657.

[11] Mehdi Zana, Bekle Diyarbakır, İstanbul 1991, s.88-89.

[12] Altan Deliorman, Tanıdığım Atsız, 2. Baskı, Mart 2000, s. 279.

[13] Deliorman, age., s. 280.

[14] “Atsız Yalnız Değildir”, Türkiye’de Sabah, 19.11.1973, s. 1, 7; “Atsız’ın Tevkifinin Akisleri Büyüyor”, Türkiye’de Sabah, 20.11.1973, s. 1, 7.

[15] Türkiye’de Sabah, 27.11.1973, s. 1, 7.

[16] Türkiye’de Sabah, 25.12.1973, s.3.

[17] Türkiye’de Sabah, 26.12.1973, s. 1, 7.

[18] Ötüken, S: 65, Mayıs 1969, s. 15.

[19] Meşrutiyet döneminde milliyetçilik tartışmalarının hızlandığı sırada Babanzade Ahmed Naim,Sebilürreşad der gisinde, 1914 yılında “İslâmda Dava-yı Kavmiyet” başlıklı bir makale neşretmiştir. Bu makale, aynı yıl risale olarak neşredilmiştir. Bu risale, Nûhibar dergisinin yayını olarak Bedirhan İpek tarafından Latin alfabesine aktarılarak çıkarılmıştır: İslâmda Dava-yı Kavmiyet, İstanbul 2013, 55 s.

[20] Orhan Miroğlu, “Canip Yıldırım’la Söyleşi Hevsel Bahçesinde Bir Dut Ağacı”, İstanbul 2005, s. 52.

[21] Refet Sezgin (Bitlis, 1925-11.12.1992), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Adalet Bakanlığında çalışmış, serbest avukatlık yapmıştır. 1961-1977 arasında Çanakkale milletvekilliği, Devlet, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yapmıştır. Ağabeyi Mehmet Servet Sezgin (Bitlis, 1919-13.11.2007), Hukuk Fakültesi mezunu olup Adalet Bakanlığındaki görevinden sonra 1954-1957 yılları arasında Çanakkale milletvekilliği yapmıştır. Ortanca kardeşleri Fuat Sezgin (1924-2018), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslam Tetkikleri Enstitüsünde doçent iken Ekim 1960’da 147 öğretim üyesi arasına dâhil edilerek üniversite ile ilişkisi kesilmiştir. 1961 yılında Almanya’ya gitmiş ve muhtelif üniversitelerde Arap Edebiyatı, İslam Bilim Tarihi dersleri vererek dünya çapında bir ilim adamı olmuştur. Doğu’dan, mecburi iskâna tabi tutularak Batı’ya yerleştirilen bir aileye mensup olmasının 147’ler arasına alınmasında etkisinin olup olmadığı meçhuldür. Refet Sezgin, Devlet Bakanı iken kendisine bağlı olan Diyanet İşleri Başkanı İbrahim Elmalı ile yıldızı barışmamış; tayin isteklerini yerine getirmeyen reise kötü davrandığı gazetelere yansımıştır. Tabii senatör Mehmet Özgüneş, Meclis’teki bir konuşmasında, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Yaşar Tunagür’ün, Bakan’ın talimatı üzerine Müftü Yardımcısı Abdurrahman Dürre’nin mahkemeye verilmesini önlediğini ifade ettiğini aktarmıştır. Dürre, muhtelif yerlerde müftülük yapmış; Kürtçülük hareketine faal olarak iştirak etmiş; İstanbul’daki Kürt Enstitüsünün kurucuları arasında yer almıştır.