İklim Değişikliği Ve Dünya

Nisan 2021 - Yıl 110 - Sayı 404



İklim değişikliği kavramından önce “Hava durumu nedir?” “İklim nedir?” terimlerini bilmek daha doğru bir başlangıç olacaktır. Çünkü günümüzde sık karşılaştığımız kavramlar olmasına rağmen birbirine çok karıştırılan kavramlardır. Hava durumu herhangi bir zamanda veya yerde kısa süreli değişen olaylardır. Başka bir ifadeyle; bulutluluk, yağış, sıcaklık, basınç, rüzgâr ve nem gibi hava olaylarında meydana gelen değişkenlerdir. İklim ise, uzun zaman içinde daha geniş alanlarda etkili olan ortalama hava koşullarıdır.  İklim bir yerdeki bitki örtüsü, o bölgenin hava olayları bakımından genel yapısını belirlemesinin yanı sıra aşırı hava olaylarını da kapsamaktadır. Okyanuslar, denizler ve diğer su sistemleri, karalar, atmosfer, buzullar ve canlıları kapsayan ve birbiriyle etkileşimli olan iklim sistemi karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu dinamiklerin birbiriyle olan etkileşimine bağlı olarak zaman içerisinde dinamiklerin birinde meydana gelen farklılaşmaya bağlı olarak, örneğin; volkanik patlamalar, güneş radyasyonundaki değişiklikler, yerkürenin yörüngesindeki değişiklikler, yerküreden uzaya yansıyan uzun dalga radyasyonundaki farklılaşma gibi temel faktörlerin yanı sıra insan kaynaklı atmosfer bileşimindeki değişiklikler de iklimlerin değişmesine neden olur. Bunun bir sonucu olarak geçmişten günümüze değin iklimin soğuma ve ısınma gibi farklı döngülere sahip olduğu görülmektedir. Dünya üzerindeki meteorolojik ölçümlerin 1860’lı yıllarda yapılmaya başlandığı bilindiğine göre bunların geçmişten gelen önemli bir meteorolojik miras olduğu unutulmamalıdır. Ölçümlerin olmadığı zamanda ise paleoiklimsel veriler kullanılarak (ağaç halkaları, sedimentler, lösler gibi) belirlenmeye çalışılmıştır. 

İklim değişikliği, “iklimlerinin ortalama durumunda veya değişkenliğinde uzun süre boyunca gerçekleşen farklılıklar” biçiminde tanımlanmaktadır. Dünyanın, 4,5 milyarlık tarihinde iklimlerde, zaman içinde doğal etmenler ve süreçlerle birçok değişiklik olmuştur. Jeolojik devirlerdeki iklim değişiklikleri, buzulların hareketleri, deniz seviyesindeki değişimler dünya coğrafyasını değiştirmenin yanı sıra, çevreyle ilgili sistemlerde de kalıcı değişiklikler meydana getirmiştir. Günümüzde, geçmiş dönemlerden çok daha hızlı iklimin değişmesinin nedeni, insan etkileri ile atmosferin yapısının değiştirilmesi atmosferik sera etkisinin artmasıdır (IPCC, 2007).

Günümüz dünyasında; arazi kullanımındaki farklılıklar, ormanların tahrip edilmesi, sanayi süreçleri ve fosil yakıtların yakılması, gibi insan etkinlikleriyle atmosfere salınan sera gazı birikimlerindeki hızlı artışın doğal sera etkisini artırdığı düşünülmektedir. Yeryüzünden geri yansıyan uzun dalga boylu ışınların bir bölümü, bulutlarca ve atmosferdeki sera etkisini düzenleyen sera gazlarınca (ozon, karbondioksit, diazotmonoksit, su buharı, metan vb.) soğurulur. Sera etkisi dünya ısı dengesi için gerekli bir mekanizmadır. Fakat insan etkileriyle atmosfere salınan ilave gazlar yerküreyi beklenenden daha fazla ısıtır. Sera gazı emisyonlarındaki bu artışın başlangıcı, 1750’li yıllardan itibaren, yani sanayi devriminden bu yana net olarak gözlemlenmektedir. Sera gazları içinde en önemlisi olan CO2’in atmosferdeki birikimi sanayi öncesi dönemde yaklaşık 280 ppm iken, 2014 yılında 398 ppm’e yükselmiştir.

Fosil ve biokütle yakıtların yakılması, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının en büyük kaynağıdır. Çimento üretimi karbondioksit, tarım ve katı atık düzenli depolama sahaları metan gazı salmaktadır. Gübre kullanımı ile naylon üretimi diazotmonoksiti, buzdolabı ile klimalar ise kloroflorokarbon (CFC) emisyonlarını artırmaktadır. Arazi kullanımındaki değişiklikler, tarım amaçlı kullanım için ormanlık alanlarda arazi açılması, koyu renkli yüzeylerin miktarını artırmak  (şehirlerdeki asfalt yüzeyler) sonucunda gelen güneş radyasyonu daha çok emilmektedir. Arazi açılması, ayrıca ormanların tahrip edilmesi, karbondioksiti tutan ve depolayan ağaç ve bitkilerin azalması anlamına gelmektedir. Çölleşme, atmosfere geçen toz miktarında artışa neden olarak güneşten yeryüzüne gelen enerjiyi azaltarak küresel ısınmayı yavaşlatan bir etkiye sahip olabilmektedir. Ekstrem sıcaklıklardaki değişimler iklimdeki değişikliğinin bir göstergesidir. Donma görülen gün sayılarında, geniş alanlarda gözlenen azalma, sıcak uç noktalarda artış ve soğuk uçlardaki gün sayılarındaki azalma, orta enlem kara alanlarının %70-75’inde gözlenmektedir (Trenberth et al., 2007).

19. yüzyılın sonlarından itibaren sera etkisiyle iklim elemanlarında ortalama değerler dışında, aşırı olayların şiddetinin de artacağını göstermiştir. Aşırı olaylar, herhangi bir doğa olayının aşırı veya sıra dışı ölçülerde gerçekleşmesi şeklinde tanımlanabilir. Bu nedenle ekstrem olaylarda belirlenen değişim ve eğilimler, iklim değişmelerinin önemli göstergelerinden biri olarak kabul edilmektedir (IPCC, 2001). 21. yüzyılda tüm dünyada ekstrem olayların şiddet ve frekans eğiliminde artışlar gözlenmiştir (IPCC, 2001). IPCC’nin (2007) önceki değerlendirme raporlarında antropojenik etkinin bu ısınmadaki payını net bir şekilde kabul etmese de son değerlendirme raporunda iklimdeki ısınma ve ekstrem olaylardaki artış trendinde bu faktörün doğrudan etkili olduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur (IPCC, 2013). Güney ve Orta Amerika, Asya ve Afrika’nın güneyine ait uzun dönemli günlük meteorolojik gözlemlerin olmaması ya da eksikliği, küresel ölçekte ekstrem olaylardaki değişim ve eğilimlerin tespit edilmesini güçleştirmiştir. Sonuçlar başta sıcaklık olmak üzere, günlük maksimum yağış, orta enlem depresyonlarına bağlı fırtınalar ve tropikal siklonlar gibi ekstrem olaylarda birtakım değişimlerin olduğunu ve değişim hızının ortalamalara göre daha hızlı gerçekleştiğini göstermektedir (Frich vd., 2002).

Şehirleşme, şehir ısı adalarının yani şehirlerde çevrelerine göre daha sıcak alanların oluşmasına yol açmaktadır. Şehirlerde yaşamını sürdüren insan sayısında her geçen gün büyük artışlar gözlemlenmektedir. Dünya sağlık örgütü verilerine göre, 1960 yılında dünya toplam nüfusunun %34’ünü, 2014 yılında ise %54’ünü şehirli nüfus oluşturmaktaydı. Belirtilen oranların gelecek yıllarda, çoğunlukla gelişmekte olan ülkelerde artarak devam edeceği tahmin edilmektedir. Günümüz şehirlerindeki ifade edilen nüfus artışı, şehirlerde ekonomik, sosyal ve çevresel sorunları da birlikte getirmektedir. Özellikle büyükşehirlerdeki çevresel değişim sıkça karşılaşılan mikroklimatik koşulları doğurmakta ve şehirlerdeki yaşam konforunu olumsuz etkilemektedir. Şehirlerde insan faaliyetlerinin artması, şehir dokusunun morfolojik yapısının değişmesi ve doğal yüzeylerin azalıp insan yapısı yüzeylerin artması şehirlerde mikroklimatik şartların meydana gelmesine zemin hazırlamaktadır. Belirtilen durumlar yüzünden büyükşehirlerde mikroklimatik ortamın oluşturduğu sorunların başında şehir sıcaklık adalarının oluşması gelmektedir. Özellikle yaz dönemlerinde şehirler yaşanması zor yerler hâlini almaktadır. Şehir sıcaklık adası, yerleşim yerlerinin çevrelerinde yer alan kırsal alanlara göre daha yüksek değerlere sahip sıcaklığın şehirde görülmesiyle oluşmaktadır (Allegrini, Dorer ve Carmeliet, 2015). Dünyada pek çok meteoroloji istasyonunun şehirleşme nedeniyle şehir içerisinde kalması ve ölçümlerine devam etmesi sıcaklık değerlerini yükseltmiş ve yakın çevresiyle ciddi sıcaklık farkları meydana getirmiştir. Bu durum şehirlerle çevresi arasında sıcaklık farkı meydana getirmiş ve oluşan “şehir sıcaklık adası” yeni araştırmalara konu olmuştur. Araştırmalar önceleri şehir sıcaklık adasının sınırlarını belirleme üzerine yapılırken, zamanla konu kapsamı genişlemiştir.

Şehir sıcaklık adası, şehir hava kalitesinin düşmesine, binaların soğutulması için enerji tüketimlerinin artmasına, klima sistemleri kullanımının artmasına, klimaların yoğun kullanımına bağlı elektrik tüketiminin çoğalmasına ve dağıtım şebekelerinde arızaların meydana gelmesine, şehir üstündeki hava tabakasında kirliliğe, rüzgâr, nem ve yağış rejimlerinde değişmelere neden olduğu belirlenmiştir (Mirzaei ve Haghighat, 2010). Ayrıca risk grubu hastalarda ve yaşlı insanlarda, sıcak hava dalgalarının yaşandığı günlerde ciddi sağlık sorunlarına ve ölümlere de neden olabilmektedir (Chung ve Park, 2016). Buna en güncel örnek bu yıl yaşanan, Kanada’da Montreal ve Quebec şehirlerinde sıcak hava dalgası nedeniyle 50 yaş üzerinde 40’ın üzerinde insanın ölmesi verilebilir.

2018 yılında 7.6 milyar olan dünya nüfusunun 2030 yılında 8.6 milyar olacağı tahmin edilmektedir. Bu nüfus içerisinde şehir nüfusunun 5 milyara ulaşacağı ve dünya toplam nüfusunun %60'ının kentlerde yaşayacağı öngörülmektedir (Atalay, 2013).

Şehirler, çevreye göre rüzgâr hızının azaldığı, havada partiküllerin arttığı ve sıcaklık adasının oluştuğu yerlerdir. Özellikle şehirlerde suyun sızmasını engelleyen asfalt yollar, camlı dikey yönde yükselen binalar, binaların ısıtılması ya da soğutulması için harcanan enerji, havadaki çeşitli gaz ve partiküllerin oluşturduğu kirlilik ayrı bir ortam oluşmasına neden olmaktadır. Her şeyden önce şehirler kırsal bölgelere göre düşük albedoya sahiptir. Bu nedenle şehirler güneş radyasyonunu daha fazla emerek çevreye göre sıcaklık adası hâlini almaktadır. Güneşin batmasıyla birlikte absorbe edilen enerjinin yansıması az olduğundan kırsal alanlara göre şehirlerin sıcaklığı yüksek olmaktadır. Şehirlerde hissedilir sıcaklık oranı, kırsal alanlara göre fazladır. Şehirlerde fosil yakıtların kullanılmasından ötürü atmosfere verilen bol miktarda partikül madde ve gaz hava berraklığını düşürerek görüş mesafesini kısalmaktadır. Sis ve duman şehir ikliminin değişmesine neden olabilir. Ülkemizdeki sıcaklıkların özellikle1990’laran sonra artmasının yanı sıra şehirsel özelliği olan yerlerde önemli sıcaklık artışlarına rastlanırken bu istasyonlara komşu olan bazı istasyonlarda dikkate değer sıcaklık değişimlerinin görülmemesi, bu alanların daha çok kır özelliği alakalı olabilir (Aykır, 2017, Çiçek, 2005, Şensoy, Demircan vd., 2008).

“İklim Değişikliği” 20. yüzyılın, özellikle son çeyreğinde olmak üzere, en çok konuşulan ve tartışılan çevreyle ilgili konularından bir tanesi olmuştur. Öncelikle bilim dünyasında başlayan bu tartışmalar, iklim değişikliğinin önlenebilmesi, dünyamızda yol açacağı etkiler ve bu etkilere karşı alınabilecek tedbirlerin politik ve siyasi yönleri olması sebebiyle Birleşmiş Milletlerin (BM) öncülüğünde Dünya ülkelerinin gündemine taşınmıştır. Bu amaçla Birleşmiş Milletlerin iki örgütü olan Dünya Meteoroloji Organizasyonu (WMO) ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) aracılığıyla, insan faaliyetlerinin neden olduğu iklim değişikliğinin risklerini değerlendirmek üzere 1988 yılında Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) kurulmuştur. IPCC, 5-7 yılda bir Dünya’nın iklim sisteminin geldiği durum ile ilgili değerlendirme raporları hazırlamaktadır. Bu raporlardan ilki 1990, ikincisi 1995, üçüncüsü 2001, dördüncüsü 2007 ve beşincisi de 2013-2014 yıllarında yayınlanmıştır. Hükümetler arası yapısı nedeniyle IPCC yılda 2 kez gerçekleştirdiği oturumlarla işlerini planlamakta ve kararlarını almaktadır. Bu kapsamda, IPCC 6. Değerlendirme Raporunun(AR6) hazırlanmasına IPCC’nin Şubat 2015'teki 41. oturumunda karar verilmiş olup, hazırlık süreci devam etmekte ve 2022 yılında onaylanarak yayınlanması beklenmektedir.

IPCC’nin 2-6 Ağustos 2019 tarihlerinde İsviçre’nin Cenevre kentinde gerçekleştirdiği 50. Oturumunda tam adı “Karasal Ekosistemlerde İklim değişikliği, Çölleşme, Arazi Bozulumu, Sürdürülebilir Arazi Yönetimi, Gıda Güvencesi ve Sera gazları Değişimleri” olan ‘İklim Değişikliği ve Arazi Özel Raporu’nun Politikacılar Özeti’ müzakere edilerek 8 Ağustos2019 tarihinde yayımlanmıştır. IPCC’nin üç çalışma grubunun bilimsel liderliğinde, Ulusal Sera gazı Envanteri Görev Gücü’nün katkıları ve III. Çalışma Grubu Teknik Destek Birimi desteği ile 52 ülkeden 107 uzmanla hazırlanan, 195 ülke hükümeti tarafından onaylanan rapor tarım, ormancılık ve diğer toprak kullanım biçimlerinin küresel insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının %23’ünden sorumlu olduğunu gözler önüne sermektedir.

Söz konusu rapor; toprakların, insanların büyüyen baskısı ile karşı karşıya olduğu ve iklim değişikliğinin bu baskıyı daha da artırdığını, bununla beraber küresel ısınmanın 2°C altında tutulmasının ancak tarım ve gıda sektörü dâhil tüm sektörlerde sera gazı emisyonlarının azaltılması ile mümkün olabileceğini vurgulamaktadır.

IPCC’nin 20-23 Eylül 2019 tarihlerinde Monako’da gerçekleştirdiği 51. Oturumunda ise Değişen İklimde Okyanuslar ve Kriyosfer Özel Raporu’nun Politikacılar Özeti” müzakere edilerek 25 Eylül 2019 tarihinde yayımlanmıştır. Çalışma IPCC’nin 6. Değerlendirme Raporu döngüsünde hazırlanan üç özel raporun sonuncusudur. Rapor, hükûmetlerin iklim değişikliğinin okyanuslara ve kriyosfere (gezegenin tüm donmuş alanları; buz tabakaları, dağ buzulları, permafrost, buz sahanlığı ve kar örtüsü gibi) etkileri üzerine bir rapor talep etmeleri üzerine 36 farklı ülkeden 104 yazar ve yayımcının katkısıyla yaklaşık 7000 bilimsel çalışmayı değerlendirerek hazırlanmıştır. Rapora göre, okyanus, buz ve kar örtüsü iklim değişikliğine bağlı olarak değişiyor;

Deniz seviyesinin hızla yükseldiğini ve emisyonlar azaltılmazsa okyanusların 2100 yılı itibarıyla geçen yüzyıla göre 10 kat hızlı yükseleceğini ortaya koymaktadır. Çalışmaya göre, deniz seviyeleri şu ana kadar 16 cm yükseldi. Emisyonlar azaltılmazsa, deniz seviyelerindeki artışın 2100 sonrasında da devam edeceğini vurgulayan rapor, emisyonların artması hâlinde 2300’de 5,4 metreye kadar bir yükselme olabileceği konusunda uyarıyor. Buna göre;

1. Grönland ve Antarktika buz tabakası yılda 400 milyar tondan fazla suyu okyanusa bırakmak suretiyle eriyor. Arktik’in karla kaplı bölgesi yaz aylarında her on yılda %13 oranında küçülüyor. Emisyonların artmaya devam etmesi durumunda buzulların, kütlelerinin üçte birinden fazlasını kaybedeceği, bu durumun insanların tatlı suya erişimini olumsuz etkileyeceği, emisyonların azaltılmasının ise bu kaybın yarısını önleyebileceği belirtiliyor. Emisyonlar azaltılmazsa 2100 itibarıyla bazı dağlık bölgeler üzerindeki buzulların %80’inin kaybolabileceği, birçok buzulun ise tamamen yok olabileceği vurgulanarak, sonunda yüzyıl bitmeden dağ buzullarının sağladığı tatlı su seviyesinin önce tavan yapacağı sonra düşmeye başlayacağı vurgulanıyor. Kar ve buz örtüsünün kaybı Dünya’nın sıcağı yansıtma özelliğini de azaltarak ısınmayı artırıyor. Arktik deniz buzu her on yılda %13 küçülüyor ve küresel ısınma 2°C’yi bulursa bazı yaz mevsimlerinde tamamen yok olması bekleniyor.

2. Okyanuslardaki canlı yaşamı büyük ölçüde etkileniyor; Deniz suyu oksijen kaybına uğrayıp daha asidik hâle gelirken denizde yaşanan sıcaklık dalgalarının iki kat daha sıklaştığı ve sıcaklaştığı belirtiliyor. Okyanus sıcaklığının artış hızının 20. yüzyılın sonlarından beri ikiye katlandığı, denizlerdeki sıcaklık dalgalarının çok büyük bir kısmının (%84-90) insan kaynaklı iklim değişikliğine direkt bağlanabileceği vurgulanıyor. Deniz yaşamı da hâlihazırda okyanusların ısınmasından olumsuz etkilenmekte ve deniz canlıları yaşam alanlarını yılda 5 km gibi bir hızda değiştirirken, okyanusların ısınmasının ve aşırı avlanmanın da balık popülasyonlarını düşürdüğü belirtiliyor.

2018 yılında yayımlanan IPCC 1,5°C Özel Rapor’unun da ve henüz yayımlanan “İklim Değişikliği ve Arazi” ve “Değişen İklimde Okyanuslar ve Kriyosfer” Özel Raporlarının da ortaya koyduğu gibi bugün emisyonların hızlı bir şekilde azaltılması ülkemiz de dâhil olmak üzere tüm dünyada iklim değişikliğinin sebep olacağı tüm bu riskleri azaltabilir ve gecikmenin sebep olacağı bedellerden kaçınmayı sağlayabilir. O hâlde sorun ortada, çözümler belli. Yapılacak şey, “tüm insanlığın el ele vermesi”dir.

* Dr., Ardahan Ü, Coğrafya Bölümü.

Kaynakça

Allegrini, J., Dorer, V., Carmeliet, J., 2015. Influence of Morphologies on the Microclimate in Urban Neighbourhoods. Journal of Wind Engineering and Industrial Aerodynamics, 144, 108-117.

Atalay İ., (2013). “Uygulamalı Klimatoloji”, META Basım Matbaacılık, Bornova/İzmir.

Aykır D., (2017) "Türkiye’de Ekstrem Sıcaklık indislerinin eğilimlerinde şehirleşmenin etkisi" Türk Coğrafya Dergisi 69. 47/57.

Chung M.H., Park J.C., 2016. Development of PCM Cool Roof System to Control Urban Heat Island Considering Temperate Climatic Conditions. Energy and Buildings, 116, 341-348.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü IPCC Özel Raporları. 2015.

Çiçek İ., (2005) "Ankara’da Şehir ve Kırsal Sıcaklık Farklarındaki Değişiklikler (1970- 2002)". Fırat Ü, Sos. Bil. Der., C:15, Sayı: 2, S: 1-16, Elazığ.

Demircan, M., Arabacı, H., Bölük, E., Akçakaya, A., Ekici, M., İklim Normalleri: Üç Sıcaklık Normalinin İlişkileri ve Uzamsal Dağılımları, III. Türkiye İklim Değişikliği Kongresi, TİKDEK 2013 3 - 5 Haziran 2013, İstanbul,

Frich P, Alexander L.V., Della- Marta P., Gleason B., Haylock M., Klein Tank A., Peterson T. (2002) "Global changes in climatic extremes during the 2nd half on the 20th century". Climate Research 19: 193–212.

IPCC, (2007) "The Fourth Assessment Report". The Intergovernmental Panel on Climate Change, 28-73.

IPCC, (2013) "The Fifth Assessment Report". The Intergovernmental Panel on Climate Change, 159-203.

IPCC, (2018-2019)  “Özel Raporları”.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), Yeni Senaryolar ile Türkiye İklim Projeksiyonları ve İklim Değişikliği, TR2015-CC, 2015, Ankara

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), Yeni Senaryolarla Türkiye için İklim Değişikliği Projeksiyonları, TR2013-CC, 2013, Ankara 25. Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), 2013 Yılı İklim Değerlendirmesi, 2014, http:// www.mgm.gov.tr/FILES/iklim/2013-yili-iklimdegerlendirmesi.pdf 26. Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), 2014 Yılı İklim Değerlendirmesi, Şubat 2015, Ankara http://www.mgm.gov.tr/FILES/iklim/2014-yiliiklim-degerlendirmesi.pdf.

Mirzaei, P.A., Haghighat, F., 2010. Approaches to Study Urban Heat Island Abilities and Limitations. Building and Environment, 45 (10), 2192-2201.

NOAA, 2014, National Climatic Data Center, State of the Climate: Global Analysis for Annual 2013, published online January 2013, http://www. ncdc.noaa.gov/sotc/global/2013/13 28 Ocak 2013 29. Orman ve Su Bakanlığı İklim Değişikliği İhtisas Heyeti Raporu, 2013, Ankara 30. Orman ve Su Bakanlığı İklim Değişikliği İhtisas Heyeti, Türkiye Kuraklık Değerlendirme Raporu, 2014, Ankara

Şensoy S., Demircan M., Alan Ü. (2008) "Trends in Turkey Climate Extrme Indices from 1971 to 2004". IV. Atmosfer Bilimleri Sempozyumu Bildiri Kitabı, 453-460.

Trenberth, K. E. Trenberth, Jones,P. D. “Observations: Surface and Atmospheric Climate Change”.

Wang, X., L. and, Feng, Y., (2004). RHTest (0.9) User Manual, Climate Research Branch, Meteorological Service of Canada, Downsview, Ontario, Canada http://etccdi.pacificclimate. org/software.shtml - http://www.clivar.org/ organization/etccdi - http://www.wmo.int/

World Meteorological Organization (WMO) (2016). "WMO Statement on the status of the global climate in 2015". WMO-No. 1167. WMO: Author.