Azerbaycan’daki Türkologların Sovyet Döneminde Maruz Kaldıkları Baskılar ve Etkileri

Eylül 2020 - Yıl 109 - Sayı 397



Giriş

1930’lu yılların baskı dönemi kendi başlangıcını Sovyet hâkimiyetinin kurulduğu ilk aylardan almıştır. Bu baskı döneminin Azerbaycan’daki ilk aydın kurbanı Ermenilerin Gence hapishanesinde kurşunlayıp öldürdüğü görkemli edebiyat eleştirmeni, Türkolog Feridun Bey Göçerli olmuştur. Kaydedelim ki, halkın tarihini, felsefesini, dilini, alfabesini, kültürünü, psikolojisini ve mantalitesini iyi bilen, bunları araştırıp soydaşları arasında tebliğ eden bilim adamları, kendi ana dilinde ve halk ruhuna yakın olan biçimlerde yazılmış edebî eserleriyle millî düşüncenin mahvolmasına mani olan yazar ve şairler, net olarak bütün yaratıcı aydınlar, “baş”tan verilmiş sert emirleri uygulayanların en çok korktukları ve bu açıdan da çok amansız ve acımasız davrandıkları aydınlar idi.

20. yüzyılın ilk çeyreğindeki küresel olaylar ve bölgedeki sosyal sarsıntılarla ilişkili olarak özellikle de 1918 yılında kurulan Azerbaycan Cumhuriyeti’nin devrilmesinden sonra, aynı zamanda 30’lu yılların baskı döneminde Azerbaycan’ın yaratıcı aydınları defalarca siyasi takiplere maruz kalmış; kurtulmak için ve edebî faaliyetlerini devam ettirmek amacıyla son kurtuluş yolu gibi muhacir hayatı yaşamaya mecbur olmuşlardır. Muhacir hayatı yaşayan aydınların bir araya gelmesinde ise her zaman bir özellik ciddi etken olmuştur: Aydınlar yerleştikleri ülkelerde Azerbaycan’ın millî, edebî, medeni mantalitesini korumuş, liyakatle temsil ve tebliğ etmiş, Sovyet İmparatorluğu mengenesinde sıkılan memleketlerinin dert ve ıstırabını her zaman hâkim dairelerin ve kamuoyunun dikkatinde tutmak için ciddi bir şekilde çalışmışlardır. Bu aydınlar arasında Ali Bey Hüseyinzade, Ahmet Bey Ağaoğlu, Muhammed Emin Resulzade, Mirza Bala Mehmetzade, Alimerdan Bey Topçubaşov, Ceyhun Hacıbeyli, Ahmed Caferoğlu, Abdülvahab Yurtsever, Almas Yıldırım, Nağı Şeyhzamanlı, Muhammet Sadık Aran, Hüseyin Camal Yanar, Teymur Ateşli, Musa Zeyem, İbrahim Arslan, Ali Azertekin ve onlarca başkaları vardır.

Bu yazımızda, yapılan baskılardan kurtulabilen, edebî ve ilmî faaliyetlerini sürdürmek amacıyla son çıkar yol gibi vatanı terk edip başka ülkelere yüz tutan A. B. Hüseyinzade, A. Ağaoğlu, A. Caferoğlu, M. E. Resulzade, M. B. Muhammetzade, A. Topçubaşov ve A. Yıldırım gibi Azerbaycan Türkü olan aydınların faaliyetleri de ele alınacaktır.

Sovyet baskı döneminin başlangıcı

Bolşevik Rusya’sının 1920 yılında Halk Cumhuriyeti’ni devirip Azerbaycan’ı işgal etmesi sonucunda ülkede oluşan gergin sosyal-siyasi durum, doğal olarak ülkedeki ideolojik atmosferi de değiştirmiştir. Görülmektedir ki, böyle bir ortamda Bolşevikler tarafından millî ülkülere karşı amansız saldırılar başlatılmış; halkın ve özellikle de aydın tabakanın düşüncesine komünist ideolojisi yerleştirmek için ciddi çalışmalar yapılmıştır.

Sovyet ideolojik sisteminin Azerbaycan’daki millî ülkülere karşı uyguladıkları baskı düzeyinde, özellikle aşağıdaki hususların bulunduğunu belirlemek mümkündür:

1. Azerbaycan aydınlarının önemli özelliği olan Türkçülük, tamamen ırkçılık olarak görülmekte ve edebiyat sahasında millî, tarihî konuların işlenmesinin, düşüncelerin yer almasının karşısı alınmaktaydı. Millî düşünce yerine tabakalar arası mücadeleden bahsedilmekte ve bayağı uluslararası bağların propagandası yapılmaktadır.

2. Azerbaycan Türklerinin önemli özelliği olan Müslümanlık, genel olarak her türlü dinî dünya görüş tamamen inkâr edilmekte ve onun manevi, ahlaki imkânlarından, aynı zamanda edebî eserlerdeki geleneksel rolünden kaçınılırdı.

3. Azerbaycan Türklüğünün diğer önemli özelliklerinden biri olan çağdaşlık prensibi, bayağılaştırılarak sosyalist devriminin ve Sovyet gerçekliğinin propagandasıyla sınırlandırılırdı.

“Sovyetleşme”nin ilk aylarında siyasi baskılara maruz kalan aydınlardan biri de tarihçi ve Türkolog Ferudin Bey Göçerli olmuştur. Azerbaycan Millî Tehlikesizlik Bakanlığının arşivinde bulunan Feridun Bey Göçerli’ye ait PS-12206 sayılı soruşturma dosyasına[1] isnat edip net olarak söylemek mümkündür ki, büyük araştırmacı ve Türkolog, tamamen sahte bir yargılanmaya tabi tutulmuş ve kurşuna dizilerek öldürülmesi için gayrikanuni bir karar alınmıştır.[2] F. Göçerli’nin eserlerinde yoğun olarak geçen milliyetçilik fikrinin, soruşturma dosyasında bulunmadığı dikkat çekicidir. Oysa F. Göçerli’nin Sovyet iktidarının ilk günlerinde öldürülmesinin başlıca nedenlerinden biri, eserlerinde milliyetçilik ve Türkçülük fikrinin bulunmasıydı.

F. Göçerli’nin Azerbaycan edebiyatı tarihinde özel bir yerinin olduğunu kaydetmek gerekir. Ona “Azerbaycan edebiyatının babası” denilmesi hiç de rastlantı değildir. Araştırmacının böyle şerefli bir adla ödüllendirilmesinin en önemli nedeni, tabii ki onun klasik Azerbaycan şair ve yazarları hakkında iki ciltlik ciddi bir eser yazması olmuştur. F. Göçerli öyle bir dönemde faaliyete başlamıştır ki, özellikle Rusya’da sosyal siyasi ve zıtlıklar çok etkili bir şekil almıştır. Azerbaycan’da millî düşünce gittikçe kuvvetlenmekteydi. Azerbaycan’daki drama, nesir ve nazım alanları realizm üslubuyla gelişmekte, edebiyat alanı yeni düşüncelerle zenginleşmekte ve bütün gazete ve dergiler Azerbaycan Türkçesinde yayımlanmaktaydı. Bu dönemde Azerbaycan edebiyatı tarihinin sistemli bir şekilde öğrenilmesine olan meyil de gittikçe artmaktaydı. F. Göçerli, silsile makalelerini, “Azerbaycan Türklerinin Edebiyatı” ve “Azerbaycan Edebiyatı” adlı eserlerini söz konusu zaman diliminde yazmıştır. Edibin en büyük hizmeti, yüzyıllara dayanan Azerbaycan edebiyatı malzemesini derleyip bilimsel ilke ve süreklilikle öğrenmesi ve kendi araştırmasının net sonuçlarını “Azerbaycan Edebiyatı” adlı eserinde okurlara sunmasıdır.

F. Göçerli’nin yaratıcılığında Azerbaycan edebiyatının çağdaş durumu, onun tarihî geçmişiyle birlikte öğrenilmiştir. İrevan’daki okulda çalışırken o, Azerbaycan-Türk edebiyatına dair çeşitli örnekleri, el yazısıyla yazılmış nüshaları, matbu eserleri toplamaktan ziyade, aynı zamanda sözlü bilgileri derleyerek araştırmaya başlamış ve 25 yıllık çalışmanın ardından 1908 yılında üç ciltten ibaret ünlü “Azerbaycan Edebiyatı” adlı kitabını ortaya koymuştur. Bu kitap, Azerbaycan edebiyatı tarihini oluşturmak için çok mühim ve oldukça önem arz eden bir iş idi. Yani F. Göçerli, araştırmacı Kemal Talıpzade’nin de yazdığı gibi “…kendine kadarki tezkireciliğin çerçevesini paramparça edip edebiyat tarihinin araştırılmasına yeni bir yön vermiştir.”[3]

F. Göçerli, edebiyatın öğretilmesi yönünde doğrudan halk edebiyatı malzemelerine istinat edilmesinin gerekliliğine de vurgu yapmaktaydı. Şöyle ki, halk edebiyatı malzemelerinin söz sanatında başlangıç unsur olması, öğrencilerin bunlarla henüz ailede iken tanışması veya maişet ortamında bu hususları duymaları araştırmacının dikkatini çeken en önemli noktalardır. F. Göçerli, atasözleri ve deyimlerin halkın tarihî tecrübesi ve yaşamıyla ilgili olduğuna vurgu yapmakla, aynı zamanda masalların pek çoğunun olumlu bir şekilde sona erdiğini, kahramanların zorluk ve musibetlere maruz kalıp beyaz dev ve ejderhalarla karşılaştıklarını yazmakla, aslında epik halkbilimi örneklerinin poetikasına net olarak değinmiştir. 

20’li yıllarda Azerbaycan’da yaşayan Celil Memmedkuluzade, Hüseyin Cavit, Necef Bey Vezirov, Süleyman Sani Ahundov, Yusuf Vezir Çemenzeminli ve Seyit Hüseyin gibi aydınlar, Sovyet devrinin edebî taleplerine uyum sağlayamamakta ve bu taleplere karşı tepki göstermekte idiler. Bu açıdan da devrimci komünist yapının düşmanları gibi takip edilmekte idiler. Bu süre zarfında Azerbaycan edebî sürecinin hızlı bir şekilde gelişimini istemeyen Bolşevikler, siyasal ve sosyal gerginliğin oluşması için bazı “reformlar” uygulamaya başladılar. Artık “yaşlanmış” edebiyata karşı yeni oluşmakta olan genç edebî kalem sahiplerinden istifade ettiler. Edebiyata karşı komünist siyasetinin bu yönteminden yararlanmak için 1925 yılında Bakü’de çeşitli edebî dernekleri kendi çevresinde birleştiren “Kızıl Kalemler” cemiyetini oluşturdular. Bölgelerde faaliyette olan şubeler etrafında da Ekim Devrimi’nin coşkusunu tebliğ eden genç edip ve şairler bir araya getirilmekteydi. “Kızıl Kalemler” cemiyetinin faaliyetini daha kapsamlı duruma getirmek için Bakü’de kurultaylar düzenlendi. 1928 yılında Azerbaycan Yazarlar Cemiyeti oluşturuldu. Bütün tabakalardan olan yazarların Sovyet ideolojisi etrafında birleştirilmesi için gereken çabalar gösterildi. Bütün yapılanlara rağmen millî akideye bağlı yazarlar, komünist partisinin hâkim ideolojisine tabi olmak istememekte, çeşitli yöntemlerle bu ideolojiye karşı çıkmaktaydılar. Kaydedilen devirde emekçi uluslararası düzeyden, Rus halkının kudretinden ve Lenin’den bahsetmeyen söz konusu yazarlar “sosyalist devrimi karşıtı” yazarları olarak ciddi takiplere maruz kalmış oldular.

Celal Gasımov, Esrin Gıyamet Çağı adlı eserinde Sovyet uygulamasını şöyle değerlendirmektedir:

Azerbaycan’da siyasi repressiyalar Sovyetleşmeden önce başlamıştır. Bu önceleri terör, tahribat, tebligat karakterli iken Sovyetleşmenin ilk yıllarında toplu siyasi repressiyalara dönüşmüştür. Bu ilk siyasi repressiyanın kurbanları ayrı ayrı fertler değil, bütünüyle Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti olmuştur. Ayrıca geçen 70 yıl içinde halkın ve cumhuriyetin tarihinde önemli roller oynamış önde gelen aydınlar ve devlet adamları halkın hafızasından silinmiş ve görünmez bir derinliğe gömülmüştür. Bu sürede tahminen 80.000 kişi takip ve baskılara maruz kalmış, anıldıklarında da “şarlatan, vatan haini, halk düşmanı, Troçkist, pantürkist, panislamist” olarak anılmışlardır.”.[4]

Araştırmacının yorumuna ilişkin şu bilginin de eklenilmesinde fayda vardır: 1920 yılının Mayıs ayından 1921 yılı başlarına kadar 40.000’den fazla insan Olağanüstü Komisyon tarafından cezalandırılmış, öldürülmüştür. 1 Ocak 1934-1 Ocak 1939 arasında Azerbaycan’da 27.854 kişi kurşuna dizilerek öldürülmüştür. 1920-1950 yılları arasında ise, bütün Azerbaycan’da toplam 400.000 kişi öldürülmüş; yarım milyondan fazla kişi de sürgüne ve kamplara gönderilmiştir.[5]

1937-1939 arasındaki baskı dönemi

1937-1939 yılları arasında çok özel bir dönem yaşanmıştır. Bu dönemde Sovyetlerde mevcut olan çeşitli yargı ve ceza organlarına yenileri eklenmiştir. Bu organların en önemlileri “Savcı ve Hâkimler”, OGPU denilen “Birleşik Siyasi İrade”, “Danışma Heyeti” ve Troyki denilen “Üçlü Komisyon”dur. Bu organların verdiği cezaları, genel özellikleri bakımından “ölüm cezaları”, “kamp ve hapis cezaları”, “sürgün ve sevk cezaları” ve “diğerleri” biçiminde tasnif etmek mümkündür. Özellikle üçlü kurulun verdiği ağır cezalar dikkat çekmektedir. Bu kurullarda görev alan kişilerin kökenleri ve özellikleri de konulara bakış açıları ve niyetleri bakımından önemlidir. Örneğin, Azerbaycan’daki üçlü kurullarda görev yapan kişilerin çoğu Ermeni asıllı iken Ermenistan’da Azerbaycan Türk’ü olan hiçbir üçlü kurul üyesi yoktur. Azerbaycan’daki Ermeni asıllı üçlü kurul üyesi, âdeta bir aydın soykırımı gerçekleştirmiş ve önceden belirlenmiş suç ve cezalarla Azerbaycan aydınlarını ölüm cezalarına çarptırmışlardır. 1934 yılında başlayan aydınları yok etme hareketi sonucunda, başta Azerbaycan Bilimler Akademisi, Azerbaycan Devlet Üniversitesi ve Azerbaycan Pedagoji Enstitüsü olmak üzere, Türk ülkelerinin hemen hepsinde artık doğru düzgün bir bilim adamı kalmamıştı. 1937-1938 yılları arasında, sadece Azerbaycan’da 70.000 Türk katledilmiştir.

Görülmektedir ki, geçmiş Sovyetler Birliği’nde bulunan Türk halklarının edebiyatı, muhteva ve ideolojisi itibarıyla yalnız Sovyet dünya görüşüne tabi tutulan edebiyat gibi faaliyet göstermeye mahkûm edilmiştir. Bu durum dolayısıyla Azerbaycan’daki yazarların da edebî faaliyetleri sınırlandırılmıştır. “Sosyalizm gerçekliği” yönteminin korunup saklanılmasının talep edildiği bir edebiyat, özellikle sosyalist yapıyı ve onun başarılarını tebliğ etmek için baskı altında tutulmaktaydı. Ve böyle bir edebiyat, sosyalist yapılandırmanın devam ettiği Sovyetler birliğindeki kusur ve sorunları belirleyip göstermek isteğinden doğal olarak mahrum idi.

Şair Ahmet Cevat vatanperver şiirleri dolayısıyla takiplere maruz kaldıktan sonra haksız olarak tutuklanır ve 1937 yılında kurşunlanarak öldürülür. Kendi millî ülküsü, vatanperverliği ile sosyalist ideolojilerine sığmayan, özgür yaşamak ve yaratmak aşkıyla çırpınan, şair Mikayıl Müşfig de 1937 yılında tutuklanır ve 1938 yılının başlarında kurşuna dizilerek öldürülür. Bu tür acı bir kaderi yaşayan edebiyat adamlarından biri de Seyit Hüseyin oldu. Azerbaycan nesrinin gelişmesinde Seyit Hüseyin’in rolü inkâr edilemez düzeydedir. Bu devirde öykü türünün gelişim tarihi onun adıyla ilişkilidir. 20’li yılların sonundan 30’lu yılların ilk yarısına kadar yazmış olduğu öyküler, çağdaş yönlerinin bulunması, edebî ve bedii muhtevası bakımından S. Hüseyin’e ün kazandırmıştır. İhtilal öncesi onu tanıtmış eleştirel eserleri bulunmuşsa da 1927 yılından nesir ve özellikle öykü alanındaki başarılarıyla daha fazla tanınmıştır. “Gelecek Hayat Yollarında”, “Bir Güneş’in Tarihi”, “Sarı Köynek”, “Onun Oğlu”, “Hacı Sultan”, “Mihriban”, “Dâhili Naziri” ve “Hazin bir Hatıra” adlı öyküleri, “İnkılap ve Medeniyet” dergisinde yayımlanmıştır.

Ahmet Cevat ve Mikayıl Müşfig’den başka, yetenekli kalem sahipleri olup Sovyet baskısına maruz kalan ve öldürülen yazar ve şairler şunlardır: Ağahüseyin Resulzade, Atababa Musahanlı, Bekir Çobanzade, Büyükağa Talıblı, Kantemir, Emin Abid, Eliabbas Müznip, Ali Razi, İsmayıl Katip, Yusuf Vezir Çemenzeminli, Memmedkazım Elekberli, Mustafa Kuliyev, Ömer Faik Nemanzade, Ruhulla Ahundov, Selman Mümtaz, Seyit Hüseyin, Seyfulla Şamilov, Soltanmecid Kanizade, Tağı Şahbazi Simurg, Hacıbala Nezerli, Hacıkerim Sanılı, Hüseyin Cavit.

Araştırmacı Ziya Bünyadov Kırmızı Terrör adlı kitabında, özellikle 1937 yılının kıyımına ilişkin şu fikirleri aktarmaktadır:

Azerbaycan halkının gerçek faciası ise 1936 yılından başlandı. Halk aleyhine, özellikle aydınlar aleyhine ceza tedbirleri 1937-1938 yıllarında daha da amansız konuma geldi, hakimiyette oturmuş devlet çetesi görülmemiş vahşilikle Sumbatov’un, Markaryan’ın, Galstyan’ın, Ohanesyan’ın, Avanesyan’ın ve onların Atakişiyev gibi kullarının ve gayrılarının eliyle tahminen 70-80 bin Azerbaycan aydın tabakası-alim, yazıcı, artist, muallim, genç, din adamı, Sovyet ve parti idare temsilcisi, asker, bir sözle, bütün düşünen beyinler, gayrı-adi düşünde sahipleri bir uçtan mahvedildiler. Sadece bir yabancı dil bilen şahısları da öldürürlerdi. Ölüm ve ceza makinası duraklamadan ve molasız çalışırdı. Her bir “halk düşmanı”na “mahkeme” zamanı ancak 15 dakika zaman ayrılırdı (istisnai durumlarda 20 dakika). Şimdi bırakın okur kişi kendisi 1936-1937 yıllarında bir saatte ne kadar adamın ölüme mahkum edildiğini, ne kadar zeka sahiplerinin-Azerbaycanlıların kurşunlandığını hesaplasın. Bir gün içerisinde 24 saat (96 kişi), bir ayda 30 gün (2880), 2 yıl buçuk yıl içerinde ise 80 binden fazla.”.[6]

1937-1942 yılları arasında Azerbaycan’da “pantürkist, milliyetçi” gibi suçlarla cezalandırılan şair ve yazarların dışındaki Türklük bilimciler şunlardır: “Gulam Kerimoğlu Bağırov, İdris Meşedi-Zaman Hasanov, Henefi Baba oğlu Zeynallı, Abdulla Memmed oğlu (Mamedoviç) Tağızade, Eli Nazım Mahmud oğlu Mahmudzade, Huluflu Veli Memmed Hüseyinoğlu, Abdulla Mehemmed oğlu Şerifov, Yakup Ferec oğlu Eliyev, Ekrem Sefteroviç Ceferov ile aslen Kırımlı olduğu halde Azerbaycan’a sürülmüş olan Bekir Sıtkı Çobanzade ve Özbek asıllı Halid Said Hocayev. Uydurma suçlar isnat edilen bu insanlara doğru dürüst savunma hakkı tanınmamıştır. Gözaltında bulundukları süre içerisinde, insanlık dışı işkenceler yapılmış ve kendilerine isnat edilen suçlamaları kabul etmeleri istenmiştir”[7]

Sonuç

1920 yıllarında Azerbaycan aydınlarına ve genel olarak halkına karşı başlatılan Sovyet baskısı, ilerleyen zaman diliminde, özellikle 1937 yılından itibaren daha cana kıyıcı bir şekilde devam ettirilmiştir. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’ni devirip iktidarı gayrikanuni bir şekilde ele geçiren Sovyetlerin ölüm ve ceza makinası sürekli olarak çalışmış; aydınlar ve Türkologlar yargılanmadan, bazen yargılama adı altında 15 dakikalık sahte “mahkemeler” düzenlenerek ölüme mahkûm edilmiş ve kurşuna dizilmişlerdir. Aydın kişilerin belirli bir kısmı ise sürgünlere gönderilmiş ve zor sürgün şartlarına dayanamayıp hayatlarını kaybetmişlerdir.


         

* Dr. Öğr. Üy., İstanbul Aydın Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fak., TDE Bölümü. rovsenali@aydin.edu.tr

[1] Celal Gasımov, “Feridun Bey Göçerli’nin Muammalı Ölümü”, Azerbaycan Milli Elmler Akademisi, Humanitar Elmler Seriyası, S: 1, Bakü, 2013, s. 92.

[2] Feridun Bey Göçerli, 2.6.1920’de Ermeni Sarkis Danilyan’ın emriyle verilen karar doğrultusunda katledildi.

[3] Kemal Talıpzade, XX. Asır Azerbaycan Edebî Tenkidi, Elm Yay., Bakü, 1966, s. 257.

[4] Celal Gasımov, Esrin Gıyamet Çağı, Bakü, 1997, s. 6, 8.

[5] Ahmet Buran, Kurşunlanan Türkoloji, Akçağ Yay., Ankara, 2010, s. 122.

[6] Ziya Bünyadov, Kırmızı Terrör, Ganun Yay., Bakü, 2017, s. 6.

[7] A. Buran, Kurşunlanan Türkoloji, s. 382-383.