Türkiye Büyük Millet Meclisi Çalışmalarında Türk Ocakları- 2 (1950-1984)

Temmuz 2020 - Yıl 109 - Sayı 395



        “Atatürk bana hitap etti: Hamdullah Suphi Bey ne diyeceksiniz? (…) Noksanları varsa, emrediniz, ıslah edelim. Ben vazifemi göremiyorsam, emrediniz, Cenubi Amerika’ya konsoloslukla gitmeye hazırım. Fakat fevkalade hayırlı olan bir müesseseyi (Türk Ocakları) kaldırmayınız (…) Sabahın dördüne kadar müesseseyi müdafaa ettik.” (Hamdullah Suphi Tanrıöver, Manisa Milletvekili, 6 Ağustos 1951, TBMM Genel Kurulu).

        Giriş

        Türk milliyetçiliğinin abide şahsiyetlerinden Erol Güngör, milliyetçilik ve demokrasi arasındaki bağı sürekli işlemiş bir fikir adamıdır. Güngör’e göre “Milliyetçilik millî hâkimiyet manasına geldiği için demokrasi onun vazgeçilmez bir parçasıdır.” Güngör bu yaklaşımını bir adım öteye taşıyarak sistem önerisi de yapmış ve “Şimdilik çok partili parlamenter demokrasi bunun için en uygun görünüyor.” ifadelerini kullanmıştır (Güngör, 1983). Türkiye; Türk milliyetçiliğinin devletin hâkim kadroları tarafından yargılanmaya başlandığı 1944 yılından iki yıl sonra ilk çoğulcu demokrasi denemelerini, 1950 yılında ise ilk kez demokratik yollarla iktidar devrini gerçekleştirmiştir. Makalemize konu olan 1950-1984 yılları arasındaki süreç, demokrasinin nefes alma ve hayatta kalma mücadelesine tanıklık etmiştir. 1960 ve 1980 darbeleri ile darbe girişimleri ve muhtıralar ne kadar ölümcül olsalar da demokrasiyi öldürmeye yetmemiştir. İşte bu süreçte, Türk milliyetçileri de demokratik yollarla siyasi parti kurmuş ve seçimler yoluyla iktidar olma mücadelesi vermiştir.

        Türk Ocakları da bu tarihlerde aynı demokrasi gibi nefes alma mücadelesi vermiştir. 1980 darbesi ise sadece demokrasiye değil, demokrasinin en önemli unsuru olan sivil toplumun bir parçası olan Türk Ocaklarına da darbe vurmuştur. 1944’ten sonra bir kez daha Türk milliyetçiliği fikri devletin hâkim kadrosu tarafından yargılanmıştır.

        Türk Ocakları, 1980 darbesi akabinde bütün dernekler gibi kapatılmıştır (MGK 7 Numaralı Bildiri, 1980). Albay Nurettin Soyer ve beraberindeki darbecilerin hazırladığı “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası İddianamesi”nde bizzat Türk Ocakları hedef alınmıştır. İddianamede “Türk milliyetçiliği yapmak” bir suç, bu suçun fikri kaynağı da 1912’de kurulmuş olan Türk Ocağı olarak işaret edilmiş ve Türk Ocağı “faşizm” ile suçlanmıştır (İddianame - MHP ve Ülkücü Kuruluşlar, 1981: 122). Davanın 1 numaralı sanığı Alparslan Türkeş ise savunmasına bu hususu almış, Atatürk’ün Türk Ocağına bakışı; Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi isimlerden örnekler vererek Türk Ocağına yönetilen suçlamaları reddetmiş, “Hadi bizi suçlasa razıyım. Ona bir şey demeyeceğim. Ama Türk Ocağı’nı katıyor işin içine, Türk Derneği’ni katıyor, Türk Yurdu’nu katıyor.” ifadelerini kullanmıştır (Türkeş, 2013: 72-74).

        Bu giriş çerçevesinde değerlendireceğimiz dönem, yeniden eskiye doğru giden bir kronolojiyle işlenecektir. Darbelerle sürekli değişen meclis yapısı kapsamında TBMM, 1960-1980 yılları arasında “Millet Meclisi (MM)” ve “Cumhuriyet Senatosu (CS)” adlı iki kanatla faaliyet göstermiştir. Darbe dönemlerinde ise “Millî Birlik Komitesi”, “Danışma Meclisi”, “Temsilciler Meclisi” ve “Millî Güvenlik Konseyi” gibi yapılar yasama süreçlerini yürütmüştür.

        Darbe Dönemi (12 Eylül 1980 – 1984)

        TBMM, 12 Eylül darbe rejimi tarafından şekillendirilen bu dönemde faaliyet göstermemiş; yerine Millî Güvenlik Konseyi ve Danışma Meclisinin oluşturduğu Kurucu Meclis, yeni anayasayı hazırlama sürecini yürütmüştür. Bu süreçte Türk Ocakları gündeme gelmemiştir.

        Millet Meclisi 5. Dönem ve Cumhuriyet Senatosu (13 Haziran 1977 - 12 Eylül 1980)[1]

        Bu dönemde, TBMM’de Türk Ocakları herhangi bir faaliyette konu olmamıştır. Sadece Adalet Partisi (AP) İzmir Milletvekili Zeki Efeoğlu, CHP iktidarına bazı eleştirilerde bulunurken kurumlardan Türk destanlarını tasvir eden tabloların ve bozkurt simgelerinin kaldırıldığını ifade etmiş; Tarihî Türk Ocağı Binası’nı, Atatürk tarafından yaptırılmış ve Bozkurt sembolleriyle dolu bir bina olarak örnek vermiştir. (MM Tutanak Dergisi, 1978: 538).

        Millet Meclisi 4. Dönem ve Cumhuriyet Senatosu (24 Ekim 1973 - 5 Haziran 1977)

        Bu dönemde yalnızca Tarihî Türk Ocağı Binası’nın Kültür Bakanlığı’na devredildiği ve ne amaçla kullanılacağına dair bir bilgi, tutanaklarda yer bulmuş; dönemin Kültür Bakanı Rıfkı Danışman, Bina’nın 1977 yılı içerisinde restore edilerek bir kültür merkezi hâline getirileceğini açıklamıştır (MM Tutanak Dergisi, 1977: 667).

        Millet Meclisi 3. Dönem ve Cumhuriyet Senatosu (22 Ekim 1969 - 14 Ekim 1973)

        Millet Meclisi’nin 26 Ocak 1970 tarihli oturumunda, Kamu İktisadi Teşekkülleriyle alakalı bir görüşmede, CHP İstanbul Milletvekili Reşit Ülker, “Devletçilik” ilkesiyle alakalı bir tez ortaya koyarken Cumhuriyet ve öncesi devir Türkçü aydınlarından örnekler vermiş ve Türk Yurdu dergisinin, sosyalist yazar Parvüs Efendi’nin ekonomi yazılarını yayımladığını vurgulayarak dergiden övgüyle bahsetmiş ve farklı fikirlere saygının olduğunu dile getirmiştir (MM Tutanak Dergisi, 1970a: 375-376).

        Üniversitelerdeki siyasi şiddet olayları hakkında konuşan CHP Trabzon Milletvekili Ahmet Şener, Ülkücü Şehit Dursun Önkuzu’nun cenazesi akabinde Türk Ocağı binasına el koyulması noktasında Hükûmet’in çok geç kaldığını söylemiş ve Türk Ocağı Binası’nın bodrum katlarında işkencehaneler olduğunu ve oralarda “mezalim” yapıldığını iddia etmiştir (MM Tutanak Dergisi, 1970b: 126-127). MM’de, bu iddiaya herhangi bir cevap verilmemiştir. İddiayı kanıtlayan bir husus da paylaşılmamıştır.

        Bu dönemde tartışma yaratan bir açıklamayı ise AP’li İçişleri Bakanı Haldun Menteşeoğlu yapmıştır. Menteşeoğlu, siyasi olaylarla alakalı kendisine yöneltilen eleştirilere cevap verirken “Türk Ocağında barınıyor” dediniz, “Türk Ocağı’nı aramadı dediniz; 4 defa Türk Ocağı’nı aradım ve sonunda da polisin işgali altında, muhafazası altında bulunmaktadır. Bunları bilmiyor musunuz?” ifadelerini kullanmıştır (MM Tutanak Dergisi, 1971a: 248). Bu ifadeler, Türk Ocağını kapatmak ve işgal ettirmek manasıyla algılanmış ve çok sert eleştiriler almıştır. Bu eleştirilerden birini Genel Kurul’da Demokratik Parti İstanbul Milletvekili İlhan Egemen Darendelioğlu[2] yaptı. Darendelioğlu, “Çok utandım, iki gün evvel bizim Dahiliye Vekili; “Türk Ocaklarını kapattım.” diye burada iftiharla söylediler.” dedi ve Türk Ocaklarından iftihar ettiğini, Türk Ocağının  50 yılda 17 bakan yetiştirmiş bir kuruluş olduğunu vurguladı (MM Tutanak Dergisi, 1971b: 336).

        Millet Meclisi 2. Dönem ve Cumhuriyet Senatosu (22 Ekim 1965 - 12 Ekim 1969)

        Türk Ocakları tarihiyle alakalı bir bilgi bağlamında, Yeni Türkiye Partisi (YTP) Bingöl Milletvekili Mehmet Emin Gündoğdu, bütçe görüşmeleri sırasında derneklere aktarılan bütçelerle alakalı konuşurken 1930‘lu yıllarda Türkiye’de sadece dört derneğin bulunduğunu, bunların Kızılay, Darüşşafaka, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Türk Ocakları olduğunu, bunlara da yıllık toplam 190 bin Türk Lirası yardım yapıldığını ifade etmiştir (MM Tutanak Dergisi, 1967: 628).

        Millet Partisi (MP) İstanbul Milletvekili Fehmi Cumalıoğlu ise tarihî eser kaçakçılığı ile alakalı bir meclis araştırması görüşmesinde, Türk Ocaklarının yeninden açılmasından bahsetmiş; Tarihî Türk Ocağı Binası’ndan bazı tarihî eserlerin kaybolduğunu iddia etmiş; ancak buna bir delil sunmamıştır. TBMM’de konuya dair bir cevap verilmemiştir (MM Tutanak Dergisi, 1968: 422).

        Bu dönemde, Türk Yurdu dergisinin Cumhuriyet Senatosu gündemine geldiğini de görüyoruz. AP Samsun Senatörü Fethi Tevetoğlu[3], Millî Eğitim ile alakalı bir genel görüşme önergesinde, Türkçe meselesine değinmiş ve Türkçenin sadeleştirilmesi ve öze dönmesi noktasındaki son şuurlu çalışmanın Türk Yurdu, Yeni Mecmua dergileri etrafında şekillenen Gökalp gibi isimlerin içinde olduğu hareket tarafından yapıldığını ifade etmiştir (CS Tutanak Dergisi, 1967: 22).

        Cumhuriyet Senatosunda ise MBK üyesi ve Tabii Senatör Mehmet Özgüneş, Millî Eğitim politikaları üzerine yaptığı bir konuşmada, okul dışında gençlerin eğitim alacakları sivil toplum kuruluşlarının olması gerektiğini ifade ederek bu işi geçmişte en iyi yapan kuruluşun Türk Ocağı olduğunu ifade etmiştir. Özgüneş, Türk Ocağının bu alanda özellikle İttihat ve Terakki döneminde çok başarılı olduğunu ifade etmiş ve “O derecede mükemmel yetiştirmiştir ki, cephede kumandanlar çoğu zaman bize Türk Ocağı zabitlerinden gönderin diye ısrar etmişlerdir.” ifadelerini kullanmıştır. Halkevlerinin durumunun ise çok partili dönem itibarıyla başarısız olduğunu vurgulayarak Türk Ocağının yerinin dolmadığını söylemiştir (CS Tutanak Dergisi, 1968a: 1391).

        CHP Denizli Senatörü Hüseyin Atmaca’nın Millî Eğitim Bakanlığına sunduğu soru önergesine gelen cevapta ise 1967 yılının ilk ve ikinci yarısında MEB kütüphanelerine alınan kitap ve dergilerin isimleri yer almıştır. Buna göre 1967’nin ilk yarısında MEB, yıllık aboneliği 18 TL’den 1070 adet dergi aboneliği almış ve toplam 9630 TL ödeme yapmıştır. Bu dönemde, Türk Yurdu’nun Genel Yayın Yönetmeninin Ziyaeddin Fındıkoğlu olduğunu görüyoruz. İkinci 6 aylık dönem için ise Prof. Osman Turan’ın Genel Yayın Yönetmenliğindeki Türk Yurdu dergisinden 18 TL yıllık abonelik ücretiyle yine 1070 adet alındığı, ancak 7222 TL ödendiği görülmüştür (CS Tutanak Dergisi, 1968b: 35, 38).

        Millet Meclisi 1. Dönem ve Cumhuriyet Senatosu (25 Ekim 1961 - 10 Ekim 1965)

        Bu dönem, 27 Mayıs darbesinin akabinde Meclis’in yeniden açıldığı ilk dönemdir. Bu dönemde 1962 yılı bütçe görüşmeleri sırasında Türk Ocakları, MM’nin gündemine yoğun bir şekilde oturmuş ve uzun tartışmaların odağında yer almıştır. Tartışmalar, CHP Edirne Milletvekili Fahri Giritlioğlu ve üç arkadaşının verdiği Kırkpınar Yağlı Güreşleri için Edirne Belediyesine bütçeden fazladan ödenek önergesiyle başlamıştır. Önergede, bütçeden Türk Ocakları için ayrılan 100 bin TL’nin 75 bin lirasının kesilerek Edirne Belediyesine aktarılması teklif edildi. Gerekçe ise Türk Ocaklarının bu ödeneğe ihtiyacı olmayacak kadar sınırlı faaliyet yaptığı iddiasıydı. Önerge sahibi Giritlioğlu’nun “Türk Ocaklarının rolü; Atatürk tarafından Halkevlerinin açıldığı gün bitmiştir.” ifadesi, Meclis’te olayın alevlenmesine sebep olmuş, gürültüler kopmuştur. Bazı milletvekilleri kürsüye laf atarak bunun ideolojik bir değerlendirme olduğunu vurgulamışlardır. Önergeye kürsüden ilk tepki Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu Karma Bütçe Komisyonu Sözcüsü CHP Ankara Milletvekili İlyas Seçkin’den gelmiştir. Seçkin, önergeyi uygun bulmadıklarını, kendilerine komisyon sürecinde Edirne milletvekillerinden de Edirne Belediyesinden de böyle bir talep ulaşmadığını vurgulamış; ihtiyaç olduğu takdirde ise devletin Türk Ocağından kesmeden bu yardımı yapabileceğini ifade etmiştir. Bu hukuki tepkinin akabinde duygusal bir konuşma yapılarak Türk Ocağına destek verilmiştir. Bu konuşma, İstanbul’un tarihinde çok önemli bir yeri olan, bir dönem valilik de yapan YTP İstanbul Milletvekili Fahrettin Kerim Gökay tarafından yapılmıştır. “Bu memlekette millî mefkureyi aşılayan, daha 16 yaşında bir çocuk olduğumuz zamanlar saflarında çalıştığımız Türk Ocağına 75 bin lira değil, 700 bin lira versek yerinde olur.” diyen Gökay, önerge sahiplerine ivedi bir şekilde teklifi geri çekmelerini tavsiye etmiştir. Önerge oy çokluğuyla reddedilmiş ve Türk Ocağı planlanan yardımı almıştır (MM Tutanak Dergisi, 1962: 690-700).

        Cumhuriyet Senatosu’nun 26 Nisan 1962 tarihli birleşiminde Türk Ocakları Genel Sekreteri Rasim Eyüboğlu’nun 23 Nisan kutlama telgrafı okunmuştur. Telgraf metni şöyledir: “Türk Ocakları milletimizin Hâkimiyeti Bayramınızı kutlar bu yolda millî ve demokratik hizmetleri geçenleri şükran ve minnetle anar hürmetlerimi teyit ederim” (CS Tutanak Dergisi, 1962: 598).

        Yine Senato’nun 29 Ocak 1965 tarihli birleşiminde YTP Diyarbakır Senatörü İhsan Hamit Tigrel, Millî Eğitim Bakanlığı bütçe görüşmeleri sırasında toplumdaki çeşitli yobazlıklar ve taassuplar üzerine yaptığı konuşmada, milliyetçiliği yobazlık hâline getirenleri eleştirmiş; bunu yaparken de kendisini de bir “milliyetçi” olarak nitelemiştir. Tigrel, milliyetçiliğinin referans noktası olarak ise Türk Ocağını işaret etmiştir. Okul okuduğu dönemlerde Ocak’a intisap ettiğini vurgulayan Tigrel, kafatasçılığa ve ırkçılığa karşı olduğunu vurgulamıştır (CS Tutanak Dergisi, 1965: 504).

        TBMM 11. Dönem (1 Kasım 1957 - 27 Mayıs 1960)

        Bu dönemde TBMM’de Türk Ocakları ile alakalı bir konuşma ya da faaliyet gerçekleşmemiştir.

        TBMM 10. Dönem (14 Mayıs 1954 - 1 Kasım 1957)

        Bu dönemde Türk Ocaklarının hazineden aldığı yardımlar, bütçe görüşmelerinin konusu olmuştur. 1955 yılı bütçesinden Türk Ocağına 100 bin TL’lik bir yardım yapıldığı, tutanaklardan görülmektedir (TBMM Zabıt Ceridesi, 1955: 578).

        26 Şubat 1956 tarihinde, bütçe görüşmeleri yapılırken kürsüye Türk Ocağının efsane genel başkanı ve millî hatip Hamdullah Suphi Tanrıöver gelir. DP İstanbul Milletvekili Tanrıöver, Millî Eğitim ve laiklik üzerine, kesilmeden dinlenen uzun bir nutuk atmıştır. Konuşmasının bir bölümünde İstanbul Türk Ocağında Veliaht Abdülmecit Efendi ve Cemal Paşa’nın bulunduğu bir ortamdan anekdotlar anlatmış ve Türk Ocağının o devirde nasıl ciddi faaliyetler yürüttüğünü ve özellikle kadının toplumdaki yerine katkı sunduğunu vurgulamıştır. İlk kez kadınların oynadığı bir tiyatronun Türk Ocağında sergilendiğini söyleyen Tanrıöver, bu noktada Talat Paşa’ya medreselerden büyük şikâyetler geldiğini, hatta Ocak’ı kapatmaya dahi karar verildiğini söyleyen Tanrıöver, geri adım atmadan temsilleri gerçekleştirdiklerini vurguladı. Bu, devrim gibi hareketin sonunda bir nutuk attığını da ekleyen Tanrıöver, İttihat ve Terakki’nin Ocak’ı kapatmaktan vazgeçtiğini söyledi. Cemal Paşa’nın da bu dik duruştan sonra Türk Ocağını sürekli muhafaza ettiğini ekledi. Tanrıöver’e göre Türk Ocağı, kuruluşuyla birlikte her daim toplumdaki ilerici ve yenilikçi hamlelerin öncüsü olmuştur (TBMM Zabıt Ceridesi, 1956: 848-849).

        1957 bütçe görüşmelerinde ise komisyonda derneklere verilecek yardımlar görüşülürken Türk Ocağından bir temsilci bulunmaması sebebiyle, Ocak’ın tahsisatı kesilmiştir. Bunu engellemek isteyen bir grup milletvekili ise Ocak’a 100 bin TL’lik yardım yapılması yönünde bir önerge vermiştir. DP Milletvekilleri Osman Turan, Tevfik İleri ve Saadettin Bilgiç’in başını çektiği 72 milletvekili tarafından verilen önerge üzerine Türk Ocakları Genel Başkanlığı görevini de yürütmüş olan büyük tarihçi Trabzon Milletvekili Osman Turan söz almıştır. Turan, Ocakların yeniden açıldığını ve tarihi misyonunu yerine getirebilmesi için bütçeye ihtiyaç olduğunu ifade etmiş ve Türk Ocağının günlük siyasetle meşgul olmadan, millî meselelerde faaliyet göstererek hükûmetleri de güçlendirdiğini söylemiştir. İttihatçıların tarihte yaptığı en iyi işlerin başında Ocakları kurmak ve güçlendirmek olduğunu söyleyen Turan, Genel Kurul’dan destek istemiştir. Turan’a eleştiride bulunanların başında, yine bir Türk Ocaklı olan DP Aydın Milletvekili Necati Çelim olmuştur. Çelim, Ocakların hiç bir zaman devlete muhtaç kalmadığını, devlet desteği olmadan da bir şekilde faaliyetlerini yürütebildiğini söyleyerek, Türk Ocağı devletten para alamazsa mahvolur gibi bir anlayışı reddettiğini mealen belirtmiştir. DP İçel Milletvekili Aziz Köksal, “Efendim, bizim ocağımızı, yani kolumuzu, kanadımızı kırdılar. Ocağımızı, evimizi aldılar ve bize bir şey bırakmadılar.” sözleriyle konuşmasına başlayarak Ocakların kapatılmasını eleştirmiştir. Türk Ocağının yeniden ayağa kalktığını ve devlet bütçesine göre ufak bir yardım olan bu tahsisatın engellenmemesi gerektiğini işaret etmiştir. Bütçe Komisyonu adına konuşan DP Zonguldak Milletvekili Sebati Ataman ise Hükûmet’in zaten Türk Ocağına yardım yaptığını, Tarihî Türk Ocağı Binası’nın intifa hakkının Ocak’ta olduğunu, ayrıca Ocak yönetimine Hazine’den 250 bin TL gibi bir yardım yapıldığını da eklemiştir. “İhtiyaç olursa Ocak’a yardım yapılır.” diyen Ataman, önergeye muhalefet etmiştir. Önerge, yapılan oylamada reddedilmiştir (TBMM Zabıt Ceridesi, 1957: 830-834).

        TBMM 9. Dönem (22 Mayıs 1950 - 14 Mayıs 1954)

        9. dönem TBMM tarihi açısından çok önemlidir. Çünkü Cumhuriyet kurulduktan sonra ilk kez tek parti sisteminin tamamen geride kaldığı, iktidar devrinin demokratik yollarla değişerek DP’ye geçtiği bir dönem olmuştur. Bu dönemde çok tartışılan tek parti devrinden CHP’ye kalan taşınmaz ve malların Hazine’ye devri hususunda Türk Ocağı, tartışmaların merkezinde yer almıştır. Çoğu zaman tansiyonun yükseldiği bu dönemle ilgili tutanak metinlerinin tamamının okunması, o yılları daha iyi anlama açısından faydalı olacaktır.

        Teklifi açıklamak için kürsüye gelen DP Grup Sözcüsü, Burdur Milletvekili Fethi Çelikbaş, Hazine’ye devri istenen malların arasında “kapatılan Türk Ocaklarının halkevlerine devredilen malları”nın da olduğunu ifade etmiştir. Teklife ilk muhalefet, CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’den gelmiştir. İnönü, kapatılan Türk Ocakları ile yeniden açılan Türk Ocakları arasında hukuki ve tarihî bir bağ olmadığını iddia etmiş, Türk Ocaklarının bizzat Atatürk’ün Ocak yönetimiyle istişare ederek alınan kararla kapatıldığını, kapatılmadan önce Millî Mücadele’ye büyük katkı sağlayan bu Dernek’in misyonunu tamamladığını ifade etmiştir. Devletin o dönemde Türk Ocağına pek çok yardım yaptığını da eklemiştir. Türk Ocaklarının Atatürk’ün cebri ile kapatıldığının iddia edildiğini ifade eden İnönü “Atatürk’e tevcih olunan bu iftirayı reddediyoruz.” demiştir. İnönü ayrıca kanunun halkevlerini de fiilen kapattığını, bunun çok faydalı bir kurumu kapatmak anlamına geldiğini söylemiştir. Konuşmalar devam ederken CHP Grup Sözcüsü Faik Ahmed Barutçu ile Hamdullah Suphi Tanrıöver tartışmışlardır. Tanrıöver, Türk Ocağının kapatılması noktasında “Asla rıza ile olmamıştır.” ifadesini sert bir şekilde kullanmıştır. DP Tokat Milletvekili Haluk Ökeren, bu sırada kapatılan Türk Ocağı mallarının doğrudan yeniden açılan Ocaklara devredilmesi gerektiğini ifade etmiştir (TBMM Tutanak Dergisi, 1951: 578-602).

        Görüşmelerin en muhtevalı ve âdeta bir tarih dersi gibi gerçekleştirilen konuşması ise Hamdullah Suphi Tanrıöver’e aittir. Tanrıöver, konuşmasının büyük bir kısmını Türk Ocağının kapatılma sürecine ayırmış ve en ince ayrıntılarına kadar anlatmıştır. Konuşmasında İnönü’nün iddialarını reddetmiş ve “Asla arkadaşlar böyle bir şey yoktur ve olmadı.” diyerek Ocakların rıza ile kapatıldığını kabul etmemiştir. Tanrıöver, Atatürk’ün yemek sofrasında Türk Ocağının kapatılması hususunun görüşüldüğü toplantıyı en ince ayrıntısına kadar anlatmıştır. Makalenin başındaki ifadeleri kullanan Tanrıöver, Ocakların kapatılmaması için Sadri Maksudi Arsal, Samih Rifat, İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Yusuf Akçura ve kendisinin sabaha kadar müdafaa yaptıklarını söylemiştir. Tanrıöver, Ocakların kapatılması için alınan karara imza atmadığını, Atatürk’ün buna tepki göstererek toplanmış bütün imzaları yırtıp attığını, ancak süreci engelleyemediklerini ve Kurultay’ın fesih kararı verdiğini anlatmıştır. Türk Ocağının kapatılmasını bir “intihar” olarak niteleyen Tanrıöver, Ocak’ın milliyetçilik anlayışını da şöyle tarif etmiştir: “Biz kemiğe, ete dayanan milliyetçiliği dün reddettik, bugün de reddediyoruz. Antropolojik bir milletçiliği hiçbir zaman kabul etmedik, bundan sonra da kabul etmiyeceğimize emin olunuz.”. Tanrıöver, İnönü ile alakalı çok ilginç bir bilgiyi de bu konuşmasında paylaşmıştır. İnönü’nün çok genç bir subayken Türk Ocağına gelerek üye olduğunu ve o dönemde Ocak’ın üyelerine “soyadı” verme uygulamasını yaptığı için de İsmet İnönü’ye o zaman “İnal” soyadının verildiğini, üye kaydının “İsmet İnal” şeklinde yapıldığını anlatmıştır (TBMM Tutanak Dergisi, 1951a: 615-619). Tanrıöver’in Atatürk’ün kararını da eleştiren bu konuşması, hem bir tarihî metin hem de siyasi bir muhalefet belgesi olarak okunmalı ve tahlil edilmelidir.

        Sonraki konuşmalarda aleyhte söz alan pek çok milletvekili, özellikle kapatılan Türk Ocağı ile yeni açılan Türk Ocağının bağı olmadığı paradigması üzerinden muhalefet fikirlerini kurmuşlardır. Hamdullah Suphi Tanrıöver, buna da itiraz etmiştir (TBMM Tutanak Dergisi, 1951b: 683). Burada öne çıkan konuşmalardan biri, DP Erzurum Milletvekili Bahadır Dülger tarafından yapılmış; Dülger de Ocakların rıza olmadan kapatıldığını, bunun sebeplerinden birinin de Mart 1931’de Atatürk’ün yaptığı yurt gezilerinde, Türk Ocaklıların memleketin durumu hakkında genel olarak muhalif bir tutum takınmaları olduğunu iddia etmiştir. Dülger’e göre Atatürk, bu gezisinin hemen akabinde Türk Ocaklıların fikirlerinden etkilenerek Meclis’in feshedilmesini ve yeniden seçime gidilmesini teklif etmiştir (TBMM Tutanak Dergisi, 1951b: 656).

        Devrin Başbakanı Adnan Menderes ise konuşmasında, bu kanun kapsamında eski Türk Ocağı mallarının asla yeni açılan Türk Ocaklarına devredilmeyeceğini vurgulamıştır (TBMM Tutanak Dergisi, 1951b: 662).

        Eski-Yeni Türk Ocağı tartışmasında, görece muhalif görüşlerden en hukuki olanını, komisyon adına konuşan DP İzmir Milletvekili Behzat Bilgin yapmıştır. Bilgin’e göre ne sebeple ve ne şartta olursa olsun, Türk Ocakları kapatılmıştır ve yeni kurulan Türk Ocağı, bu ismi sadece kanuni bir mani olmadığı için kullanabilen farklı bir dernektir. Ancak aynı gaye ile çalıştığına kanaat getirilirse bu mallar, Bakanlar Kurulu kararıyla Türk Ocağına devredilebilecektir (TBMM Tutanak Dergisi, 1951b: 683).

        Türk Ocağı mallarının iadesiyle alakalı en sert muhalif görüş ise milliyetçi cenahta yakından tanınan, DP Seyhan Milletvekili Remzi Oğuz Arık’tan gelmiştir. Arık, CHP mallarının Hazine’ye devri oylamasına ret oyu vermiş ve yaptığı konuşmada, o gün için Türk Ocağının hiç bir misyonu olmadığını ve Ocak’a gerek olmadığını ifade etmiştir. Arık’a göre Türk Ocağı, Osmanlı’nın son döneminde farklı etnik grupların “teali” cemiyetleri gibi Türk unsurunun haklarını savunmak için kurulmuş; Anadolu’da Türk hâkimiyeti sağlandıktan ve inkılaplar bu yönde gerçekleştirildikten sonra ise görevini tamamlamıştır. Arık, ayrıca 1931’deki şartları iyi okumak gerektiğini söylemiş ve “Ocak kapatılmasaydı zaten borçları sebebiyle kapanacaktı.” demiştir. Arık, Türk kimliğinin de 1931 yılında farklı tanımlanmaya başlandığını ifade etmiş; artık Türk soyundan olmanın yanında Türk kültürünü benimsemenin de Türk olmaya yettiğini söylemiştir (TBMM Tutanak Dergisi, 1951b: 687-688). Bu noktada Türk Ocağının “ırkçı” bir yaklaşımda olduğunu düşündüğü yorumunu yapabiliriz. Bu düşünceye cevap, aslında aynı oturumda Hamdullah Suphi tarafından verilmişti.

        Değerlendirme

        Türk siyasi tarihinin en fırtınalı yıllarında, demokrasi ve darbelerin iç içe geçtiği günlerde, millî iradenin tecelligâhı TBMM’de, Türk Ocaklarının nasıl yer aldığını değerlendirdiğimizde iki temel sonuç ortaya çıkmaktadır: Türk Ocağı, devletin her kademesi için kriz dönemlerinde dahi çok önemlidir ancak Türk Ocağı, güncel siyasi ya da sosyal meseleler hakkındaki tavırları ya da icraatları ile değil daha çok tarihi ile anılmıştır. 1951’deki CHP mallarının Hazine’ye Devri Kanunu’nda, bir anda temel mesele hâline gelen Türk Ocağı çerçevesinde bir yandan da tek parti döneminin bir eleştirisi yapılmıştır. Türk Ocağı, pek çok kez 70’li yılların kavgalı günlerinin rüzgârıyla ideolojik kamplaşmaların hedefi hâline gelmiştir. Tarihî Türk Ocağı binası ise âdeta Türk Ocağının bir kimlik belgesi ve ana davası hâlinde değerlendirilmiştir.

        Cumhuriyet’in ilk yıllarında, tek parti döneminin en önemli kurumlarından biri olan Türk Ocağı, çeşitli sebeplerle kapatılmış; yeniden açıldıktan sonra ise TBMM çalışmalarında da görüldüğü üzere artık daha çok sağ siyasetin paralelinde, kavgalı yıllarda milliyetçi siyasetin tam yanında yer almış; gündelik siyaseti mesele edinmese de bir tavır ve konum belirtmiştir. Türk Ocağını olumlu değerlendiren parlamenterlerin DP, AP gibi partilerden olması da bunun göstergesidir.

        İncelediğimiz dönemde, Türk Ocağı açısında en önemli husus, ismi Türk Ocağı ile özdeşleşmiş olan Hamdullah Suphi Tanrıöver’in TBMM’de yer almasıdır. Tanrıöver’in DP milletvekili olması da biraz önce yaptığımız değerlendirmenin bir delilidir. Tanrıöver, Türk Ocağı hakkında, Meclis kürsüsünden âdeta tarih ve fikir dersleri vermiştir. Konuşmaları, Türk Ocağı açısından çok kıymetli bilgiler ve yorumlar içermektedir. Bu yazı kaleme alınırken Hamdullah Suphi’nin Meclis kürsüsünden ifade ettiği görüşlerin de bir yazı dizisi hâline getirilmesinin elzem olduğu düşüncesi hasıl olmuştur.

        Türkiye, demokrasisini yaşatmaya çalışırken Türk Ocağı da varlık mücadelesi vermiştir. En sonunda, 1944’te yaşananların bir benzeri olarak Türk milliyetçileri, 12 Eylül mahkemelerinde yargılanmıştır. Yargılanan ise yine 1944’teki gibi kişilerden öte, fikirler olmuştur. Türk Ocağı da yargılanan hareketin tarihî kökeni olarak değerlendirilmiştir.

        Türk Ocağının ve demokratik kurumların paralel olarak verdikleri varlık mücadelesi, demokrasi ve milliyetçiliğin ikiz kardeş olduğunu düşüncesi için tarihî bir delil niteliğindedir.

        Kaynakça

        GÜNGÖR, E. (3.6.1983), “Röportaj: Fikir; daima serbestlik, açıklık ve genişlik ister”. Millet gazetesi. (Röp. L.Şehsuvaroğlu), http://www.ulkuyaz.org.tr/erol-gungor-fikir-daima-serbestlik-aciklik-ve-genislikler-ister/. (ET 27.5.2020)

        İddianame – MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası, (1981), https://www.millikitap.com/2016/01/tam-metin-mhp-ve-ulkucu-kuruluslar.html (ET 20.5.2020).

        Millî Güvenlik Konseyi Yedi Numaralı Bildirisi. (12.9.1980), Resmî Gazete, S: 17103, Mükerrer, https://www.resmigazete.gov.tr/arsiv/17103_1.pdf (ET 20.5.2020).

        Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi. (1962). 1. Dönem. 1. Toplantı Yılı. 57. Birleşim. Cilt: 3.

        Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi. (1965). 1. Dönem. 4. Toplantı Yılı. 33. Birleşim. Cilt: 24.

        Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi. (1967). 1. Dönem. 6. Toplantı Yılı. 35. Birleşim. Cilt: 39.

        Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi. (1968a). 1. Dönem. 7. Toplantı Yılı. 45. Birleşim. Cilt: 47.

        Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi. (1968b). 1. Dönem. 7. Toplantı Yılı. 50. Birleşim. Cilt: 47.

        Millet Meclisi Tutanak Dergisi. (1962). 1. Dönem. 1. Toplantı Yılı. 58. Birleşim. Cilt: 3.

        Millet Meclisi Tutanak Dergisi. (1967). 2. Dönem. 2. Toplantı Yılı. 65. Birleşim. Cilt: 14.

        Millet Meclisi Tutanak Dergisi. (1968). 2. Dönem. 3. Toplantı Yılı. 28. Birleşim. Cilt: 23.

        Millet Meclisi Tutanak Dergisi. (1970a). 3. Dönem. 1. Toplantı Yılı. 33. Birleşim. Cilt: 2.

        Millet Meclisi Tutanak Dergisi. (1970b). 3. Dönem. 2. Toplantı Yılı. 17. Birleşim. Cilt: 9.

        Millet Meclisi Tutanak Dergisi. (1971a). 3. Dönem. 2. Toplantı Yılı. 41. Birleşim. Cilt: 10.

        Millet Meclisi Tutanak Dergisi. (1971b). 3. Dönem. 2. Toplantı Yılı. 44. Birleşim. Cilt: 10.

        Millet Meclisi Tutanak Dergisi. (1977). 4. Dönem. 4. Toplantı Yılı. 51. Birleşim. Cilt: 24.

        Millet Meclisi Tutanak Dergisi. (1978). 5. Dönem. 1. Toplantı Yılı. 102. Birleşim. Cilt: 2.

        TBMM Tutanak Dergisi (1951a). 9. Dönem. 1. Toplantı Yılı. 109. Birleşim. Cilt: 9.

        TBMM Tutanak Dergisi (1951b). 9. Dönem. 1. Toplantı Yılı. 110. Birleşim. Cilt: 9.

        TBMM Zabıt Ceridesi. (1955). 10. Devre. 1. İçtima. 47. İnikat. Cilt: 5.

        TBMM Zabıt Ceridesi. (1956). 10. Devre. 2. İçtima. 45. İnikat. Cilt: 10.

        TBMM Zabıt Ceridesi. (1957). 10. Devre. 3. İçtima. 46. İnikat. Cilt: 17.

        TÜRKEŞ, A. (2013). Savunma. (2. Baskı). Kamer Yay.

         


        * Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Doktora Öğrencisi, TBMM Milletvekili Hizmetleri Başkanlığı Milletvekili Danışmanı.

        [1] 1960 darbesi sonrasında meclis dönem sıralamaları 1’den başlayarak yapılmıştır. Ancak 1983’te iki kanatlı yapı sona erdikten sonra bu dönemler de TBMM dönem sıralamasına alınmıştır. Örnek olarak MM 5. dönem TBMM 16. döneme denk gelmektedir. Makalemizde MM dönemi esas alınmış, bu tarihlere denk gelen Cumhuriyet Senatosu faaliyetleri dönem içerisinde işlenmiştir.

        [2] İlhan Egemen Darendelioğlu siyasetçi kimliğinin yanında iyi bir gazeteci ve fikir adamıdır. Darendelioğlu, Toprak dergisini çıkardığı dönemde, 19 Kasım 1979’de silahlı bir saldırıya uğrayarak şehit edilmiştir.

        [3] Fethi Tevetoğlu, 1944 Irkçılık-Turancılık Davası’nda da yargılanan, tanınmış bir Türkçüdür.