Irak’ta Sıcak Yaz ve Türkmenler…

Haziran 2020 - Yıl 109 - Sayı 394



        Birinci Dünya Savaşı’ndaki işgallerin sonuçlarını kalıcı bir jeopolitik tasarıma dönüştürmek amacıyla inşa edilmiş devletlerin arasında yer alan Irak, kısa fasılalar hariç, uzun soluklu bir huzur iklimine kavuşamadı. İç çalkantılar, savaşlar, işgaller, sürekli akan kan ve bitmeyen kavgalar… Irak hudutları içindeki tüm toplulukları farklı şekillerde sarsmakla birlikte, Türkmenleri özellikle bazı dönemlerde çok büyük acıların kucağına attı. Bu tarihî arka plan sebebiyle Irak’taki her dalgalanma endişe rüzgârları estiriyor. Acaba, küresel ve bölgesel dengelerde işaretleri belirginleşen bazı değişimler, yakın vadede Irak’taki dengeleri bir kez daha sınayacak yeni bir fırtınaya dönüşür mü? Bu ihtimal gerçekleşirse Türkmenlerin durumu ne olur? Nasıl bir stratejiye ihtiyaçları var?

        Irak, hem ABD hem de İran tarafından onaylanan yeni bir Başbakan ile yoluna devam etmeye çalışacak. Selefini istifaya zorlayan protestocuların serbest bırakılması ve meydanlarda akan kandan sorumlu tutulan İran yanlısı bir milis grubunun üzerine gidilişi, yeni hükûmetin ilk icraatları arasında yer alıyor. Irak istihbaratının başkanlığını yapmış olan Kâzımi’nin, ülkesindeki hassas dengeleri doğru değerlendiren bir politika izlemesi makul olurdu. Ancak kabinede Türkmenlerin temsilini önemsemeyişi, ilk günden kendisini gösteren zaaflardan biri olarak not edildi. Irak’ın bütünlüğünü muhafaza eden dinamikler arasında, Türkmenlerin birlikten yana sergiledikleri tavır ve Türkiye’nin izlediği siyaset özel bir öneme sahip. Bağdat’ta bunlara gerekli değeri vermeyen siyasi kadroların zamanla yaşadığı sıkışmayla Kâzımi hükûmetinin de yüzleşmesi muhtemel. Irak toprakları üzerinde nüfuz mücadelesi veren önemli aktörlerin “denge” ihtiyacı sebebiyle kabullendikleri yeni başbakanı, yığınla mesele bekliyor. Tüm bölgeyi ilgilendiren, Türkmenlerin ve Türkiye’nin dostluğuyla daha rahat göğüslenebilecek bir dizi krizin saati hızla işliyor.

        Bunların başlıcalarını kuşbakışı özetlememiz gerekirse şunları söyleyebiliriz: ABD ve İran, Irak üzerindeki mücadelelerini sürdürecekler. Haşd-i Şabi etrafında yükselmesi beklenen gerilim, Suriye dâhil Orta Doğu’daki diğer coğrafyalarda da her an tırmanabilecek sıcak hatlar etrafında çizilen bir çatışma haritasının parçası. Uzun süre devam eden savaşlara ayırdığı kaynaklar, ambargoların tahribatı ve son virüs salgınının ciddi sonuçları, İran’ı sarsmış olsa da bölgesel hedeflerinden vazgeçirmiş gözükmüyor. Denklemin diğer tarafında ise Kasım ayında çok çekişmeli bir seçim yaşayacak olan ABD Başkanı’nın önündeki takvim ve bölgeye baktığı mercekler yer alıyor. Süleymani suikastıyla başlayan, ancak salgının da etkisiyle donmuş gözüken çatışma, yeni krizlerle canlanabilir. Taraflar hamlelerini, Irak’taki ittifaklarını koruyup geliştirecek siyasi stratejilerle desteklemeye gayret edecekler. Sistani’nin kendisine yakın grupları Haşd-i Şabi’nin dışına taşıması, beklenenler bakımından bir gösterge.

        Irak’ın derinleşmesi muhtemel genel sorunları da bu jeopolitik bilek güreşiyle kesişiyor. Petrol fiyatlarındaki hızlı düşüş, temel hizmetlerin verilmesi hususunda zaten çok büyük sıkıntılar yaşayan Irak’ı daha da zora sokacağa benziyor. Salgın atmosferi, yaz sıcakları ve düşen petrol gelirleri, bir önceki hükûmeti götüren sorunların görülür gelecekte çözülemeyeceğinin habercisi. Irak, sadece maaşları ödemek için aylık dört milyar dolara ihtiyaç duyuyor. Nisan ayı petrol gelirleri ise sadece 1,4 milyar dolara ulaşabildi. Şii gruplar arasındaki kavgaların zayıflattığı Bağdat’taki merkezî yönetim, Irak’ı sarsacak yeni bir çatışma dalgasıyla daha yüzleşirse iyice örselenecek. Kuzeye doğru çıktığımızda bizi DAEŞ’in harabeleri arasında hayat kavgası veren milyonlar bekliyor. Kuzey Irak’taki bölgesel yönetimin iç sorunlarını ve PKK’nın Suriye’ye uzanan terör hattını açık tutma çabalarını da bu karmaşık resme oturtmak lazım. Karşımızda, sorunları olsa da temel sütunları güçlü diyebileceğimiz bir ülke, maalesef yok. Bazıları iç içe geçmiş, irili ufaklı iktidar alanlarından oluşan ve her geçen gün daha fazla çözüldüğüne şahit olduğumuz, parçalanmış bir coğrafya var. Önümüzdeki manzara, esasen yeni Orta Çağcılığın temel özelliklerini resmediyor.

        Türkmenler ve Türkiye, sürekli kargaşanın kenarına itilen bu bölgede şimdiye kadar türlü bedeller ödemek pahasına benimsedikleri, birlikten yana tavırlarını sorgulamak zorunda bırakılacaklar mı? Yeni “Taksim” tezi diyebileceğimiz, Türkmeneli’nin sık telaffuz edilmeye başlanması, bu sorunun muhataplarına bir şey söylüyor olmalı. Bugün atmaktan imtina ettikleri kucaklayıcı adımların, yarınlarda pişmanlık kaynağı olmaması için iyice kulak kabartmaları gereken bir şeyler…

         


        * Prof. Dr., Yıldız Teknik Üniversitesi.