Sayısallaşma, Eğitim ve Aile

Nisan 2020 - Yıl 109 - Sayı 392



        Hızla gelişen ve değişen teknolojinin geniş halk kitlelerinin kullanımına sunulmasıyla bütün dünyada yaygınlaşan bilgi iletişim teknolojileri, toplumların hayat tarzlarında ve genel olarak toplum yaşantısında önemli farklılıklar oluşturmuş ve toplumları birçok yönden etkilemiştir. Bilgi iletişim teknolojileri toplumsal yapıları da değiştirmiştir. Yani konumlar ve roller değişmiş, yeni toplumsal sınıflar meydana gelmiş, bu da yeni toplumsal ilişkileri beraberinde getirmiştir. Bu kültürel ve sosyal değişimler, bireyler arasında bazı farklılıklara sebep olmuştur.

        Yaşanan gelişmelerle meydana gelen değişimleri ve kuşaklar arasındaki farklılığı belirtmek için bilgi ve iletişim alanlarında çalışanlar, toplumu “sayısal yerliler” ve “sayısal göçmenler[1] olmak üzere iki grup hâlinde tanımlamaktadır. Sayısal yerliler, teknolojiyle doğduğu andan itibaren tanışan, iç içe büyüyen, gündelik hayatında teknolojiyi etkin bir biçimde kullanan, sayısal dili ana dili gibi kullanabilen bir kuşağı ifade etmektedir. Yani sayısal yerliler bilgisayar, internet ve cep telefonu ile büyüyen bir kuşaktır. Sayısal göçmenler ise teknoloji ile daha sonradan tanışan, hızla gelişen teknolojiye ayak uydurmaya çalışan, teknolojiyi hayatına uyarlama ve öğrenme süreci içinde olan kuşağı ifade etmektedir[2].

        Günümüzde maalesef bütün dünya bir salgınla karşı karşıya gelmiştir. Devletimizin yetkilileri ve bu konuda kendisine görev düşen herkes canla başla çalışmaktadır. Bu süreçte yaşlılarımızın ve süreğen (kronik) rahatsızlığı olanların elbette daha dikkatli olması gerekmektedir. Diğer taraftan okulların kapatılması ve eğitimlerin çevrim içi yapılması kararıyla birlikte çocuklarımız bütün günlerini evlerinde geçirmek durumunda kalmıştır. Ayrıca, yetkililerimizin korona virüsü tehlikesi sebebiyle “Başkalarıyla sanal olarak bağlantıda kalın.” iletileri ve mecbur olmadıkça dışarı çıkmama tavsiyesine uyulduğundan çoğu ebeveyn de bütün gününü çocuklarıyla birlikte geçirmektedir.

        Yüz yüze etkileşimlerin sınırlı olması gerekliliği, ancak toplumsal destek kaynaklarına erişmek için yakınlarımızla telefon görüşmeleri, kısa iletiler, görüntülü sohbet ve toplumsal basın yayın araçlarıyla iletişim kurmamız önerildiğinden eğitim kurumlarımızda genel ağ ve TV üzerinden çevrim içi eğitime geçme kararı alınmıştır.

        Bu kapsamda da 23 Mart’tan itibaren dersler Millî Eğitim Bakanlığı ve TRT’nin iş birliğiyle TV’lerden yayımlanmaya başladı. Öğrencilerimiz/çocuklarımız derslerini TV’lerden takip ediyorlar. Ayrıca çocuklarımız Millî Eğitim Bakanlığının hazırladığı Eğitim Bilişim Ağı (EBA) üzerinden birçok dersle alakalı içerikten (video, ders anlatımı, örnek sorular vb.) yararlanabilmektedir. Millî Eğitim Bakanlığı ve YÖK’ün bu konuda yaptıkları ve uygulamalar takdire şayandır. Burada üzerinde durulması gereken asıl konu, çevrim içi eğitimle birlikte öğrencilerimizin bilgi iletişim teknolojisi araçlarıyla daha fazla zaman geçirmeleridir.

        Öğrenciler, genel ağ sayesinde öğrenmek istedikleri her bilgiye bir öğretmene/akademisyene ihtiyaç duymadan ulaşabilmektedir. Tam da bundan dolayı eğitim kurumlarının rolünün yeniden tanımlanması gerekmektedir. Eğitimde, sayısal dönüşümle birlikte ortaya çıkacak yeni eğitim modellerinde ezberci sistem yer bulamayacak; yaratıcılık ve tasarım odaklı öğrenciler daha başarılı olacaktır. Geleneksel eğitim modellerinde odaklanılan en önemli nokta akademik başarıyken günümüzde ve daha sonraki dönemlerde başarılı olmak isteyen öğrencilerin iletişim becerisi, sayısal dünyaya ayak uydurma ve eğilim belirleyici olma gibi özelliklere sahip olması gerekmektedir. Çok hızlı bir şekilde değişen dünyada öğrencileri, dünün ve bugünün dünyasının koşullarına göre değil; yarının dünyasının belirsizlikleriyle başa çıkabilecek şekilde üst düzey düşünme becerileri kazandırarak yetiştirmek gerekmektedir. Ayrıca bu dönemde bilgiye ulaşmak oldukça kolayken bilginin doğru olması, yanlış terimler ve sonuçlar bulundurmaması önem kazanmaktadır. Bu sebeple bireyler bilinçli bilgi, teknoloji ve medya okuryazarı olarak seçici davranmalıdırlar. Unutulmaması gereken gerçek şudur: “Bilgiye erişim kolay ancak bilginin güvenirliği azdır.”.

        OECD tarafından yapılan eğitim projelerinde, “öğrenci” kavramı yerine Yeni Binyılın Öğrencileri kavramı kullanılmaktadır. 1980 yılından sonra doğmuş, etrafı sayısal teknolojilerle çevrili bir ortamda büyümüş ve bu sayısal teknolojileri hayatının ayrılmaz bir parçası olarak gören nesille birlikte yaşıyoruz. Özellikle teknolojik gelişmelerin kuşakların hayat tarzlarını değiştirmesi ve şekillendirmesi göz önünde bulundurulduğunda bu değişimin eğitime ve öğrencilere olan etkisinin incelenmesi oldukça önemlidir.

        Yazar ve gelecekçi (fütürist) Marc Prensky, bu özelliklere sahip olan nesle, sayısal dilin bunlar tarafından ana dili olarak kullanılmasından dolayı “sayısal yerli” denilmesinin uygun olduğunu belirtmektedir. M. Prensky, ülkemizde verdiği bir konferansta[3] “Bir öğrenci ‘Benim için cep telefonu senin numaralı gözlüğün gibi.’ demişti. Ben nasıl gece uyumadan gözlüğü yanı başıma koyup sabah ilk işim onu takmak oluyorsa, bu çocuğun da sabah ilk işi telefonuna bakmak artık. Gençlerin artık “çevrim içi” ve “çevrim dışı” iki hayatı var. Biri diğerinden daha iyi ya da daha kötü diye bir şey yok.” demiştir. Düşünüldüğünde anlattığı günümüzde sıklıkla duyabileceğimiz türden bir hikâye/olaydır. Örneğin, öğrencilere arkadaşları hakkında sorular sorulduğunda onlar toplumsal basın yayındaki arkadaşları (takipçileri) hakkında bilgi vermektedirler.

        Sayısal teknolojileri; bireyleri ve toplumu psikososyal, kültürel ve ekonomik açıdan köklü bir değişime uğratmıştır. Bireyler, toplumlar ve hayatlar değişip dönüşürken “ebeveynlik” de bu değişimden payına düşeni elbette almıştır. Hepimiz istesek de istemesek de, sevsek de sevmesek de, artık teknolojinin çocuklarımızın ve bizlerin hayatında oldukça önemli bir yer tuttuğunu kabul etmeliyiz. Veliler olarak çocuklarımızın güvenli bir şekilde sayısal teknolojileri kullanmaları konusunda bize düşen bazı görevler bulunmaktadır. Günümüzün sayısal yerlileri olan çocuklarımızın toplumsal basın yayın hesapları takip edilmeli, onlarla arkadaş olunmalı, paylaşımlarını görme imkânına sahip olunmalıdır. Fakat çocuklarımızın paylaşımlarını görüntüleme işi gizli gizli değil, arkadaşça bir yolla yapılmalıdır. Çocuklarımıza anlayışlı bir şekilde yaklaşırsak paylaşımlarını bizden gizleme gereği duymayacaklardır. Çocuklarımız böyle dönemlerde ekran karşısında olmaya, sayısal oyunlar oynayıp videolar izlemeye alışabilmektedir. Böyle bir durumda, çocuklarımızın akıllı cihazlarla olan bağını bir anda kesmek, onların öfkelenmesine ve istenmeyen davranışlar sergilemelerine sebep olabilmektedir. Sayısal dünyanın sağladığı faydalar göz ardı edilmemelidir. Çocuklarımıza akıllı cihazların/ sayısal teknolojilerin sadece eğlence amaçlı olmadığının anlatılması, eğitim faaliyetleri için gerekli web sitelerini (araştırma siteleri, çevrim içi kütüphane vb.) birlikte belirlemenin, sayısal dünyanın olumlu yanlarını vurgulamanın önemli olduğu unutulmamalıdır[4]. Yani çocuklar eğitici ve öğretici oyunlara yönlendirmeli, sayısal atölyelere ve eğitim programlarına katılmasına destek olunmalıdır. Örneğin Youtube üzerinde istedikleri derslerle ve konularla ilgili birçok eğitsel içerik bulabilecekleri öğretilmelidir. Hatta bu, çocuklarımızla birlikte yapılmalıdır. Fakat şu da unutulmamalıdır ki uzaktan eğitimde öğrencilerin en büyük sorunu, gerçek bir tartışma ortamına kavuşamamasıdır. Çünkü eğitim faaliyetlerinin en önemli özelliği, etkileşim içinde olmasıdır.

        Ayrıca yapılan araştırmalar gösteriyor ki çocuklar, ailesiyle oyunlar oynamayı veya birlikte zaman geçirmeyi TV veya bilgisayar karşısında geçireceği zamandan daha kıymetli görmektedir. Bundan dolayı aile üyelerinin katılımıyla hep birlikte oyunlar oynanmalıdır. Birlikte oynanacak oyunların ortak karar yoluyla belirlenmesi daha yararlı olacaktır. Örneğin “Birbirini Tanıma Oyunu” ailecek oynanacak ve aile içi ilişkileri kuvvetlendirecek bir oyundur. Bu oyun şu şekilde oynanmaktadır: “Birbirinizi daha iyi tanımanızı sağlayacak bazı sorular belirleyin ve bir kâğıda yazın; örneğin “En sevdiğin renk, yemek, şarkı nedir? Nereye tatile gitmek isterdin? Bir dilek hakkın olsa ne dilerdin? Yarın farklı bir ülkede uyanabilecek olsaydın nerede uyanmak isterdin? Seni en çok neler güldürür? En çok öğrenmek istediğin şey nedir? Kendinle en gurur duyduğun an neydi? Nelerden korkarsın? Korkmana rağmen cesaret ettiğin ve korkunu yendiğin ne olmuştu? Bu hafta seni en çok heyecanlandıran şey ne oldu? Arkadaşlarında hangi özelliklere çok önem verirsin?” vb. Bu gibi soruları bir kâğıda yazdıktan sonra herkes önüne boş bir kâğıt alsın ve oraya katılımcıların ismiyle birlikte kendi isimlerini yazsın. Ardından sırayla kâğıttan bir soru okuyun ve herkes hem birbiri hem de kendisi için soruyu yanıtlasın. Ardından herkes birbiri hakkındaki tahminini okusun.” Bu ve buna benzer birçok oyun bulunmaktadır. Trivia Crack, Puzzledom, A Word gibi ailece oynanabilecek sayısal oyunlar da vardır.

        Eğitim uzaktan olabilir ama aile içi iletişim asla kumandayla olmaz. İyi çocuklar yetiştirmek ve güzel günlere bir an önce kavuşmak ümidiyle…

         


        * Doç. Dr., Kastamonu Üniversitesi, Eğitim Fak., Eğitim Bilimleri Böl., tkamer@kastamonu.edu.tr

        [1] Bu yazıda, “sayısal” kelimesi “dijital” anlamında kullanılmıştır.

        [2] bk. Burak Karabulut (2015). Bilgi Toplumu Çağında Dijital Yerliler, Göçmenler ve Melezler. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S: 21, s. 11-23.

        [3] https://www.milliyet.com.tr/gundem/dijital-yerli-misiniz-dijital-gocmen-mi-1467570

        [4] Bu kapsamda son yıllarda başarılı işlere imza atan Anadolu Üniversitesi Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Uygulama ve Araştırma Merkezinin (SODİGEM) raporlarına bakılabilir.