Yapay Zekâ ve 2025 Sendromu

Nisan 2020 - Yıl 109 - Sayı 392



        *Huawei’nin dönüşümlü Yönetim Kurulu Başkanı Eric Xu’nun basına yansıyan şöyle bir beyanı var: “2025 yılı itibarıyla, kuruluşların çoğunluğunun dijital kullanımında bir patlama olacağını tahmin ediyoruz. O zamana kadar, kurumsal uygulamaların yüzde 85'i buluta taşınacak, verilerin yüzde 80'i kullanıma açılacak ve şirketlerin yüzde 86'sı “Yapay Zekâ” (Artificial Intelligence “AI”) deneyimi yaşayacak.”[1] Öyle görünüyor ki 2025’te yapay zekâ olarak kavramsallaşan bir teknoloji, özellikle ticari yaşamı neredeyse bütünüyle kuşatacak. Ancak bu kuşatmanın sadece ticari boyutta kalmayacağını kestirmek zor değil. Bu sebepten olsa gerek, birçok uzman 2025 sendromundan söz ediyor; uyarılarda bulunuyor. Nedir bu 2025 yılında yaşanılacak olan sendrom? Bu sendromun yapay zekâ ile ilgisi nedir?[2]

        Yapay Zekâ, en basit ifadeyle, görevleri yerine getirmek için insan zekâsını taklit eden ve topladıkları bilgilere göre yinelemeli olarak kendilerini iyileştirebilen sistemler veya makineler anlamına gelir. Bir başka ifadeyle; yapay zekâ, herhangi bir özel biçim veya işlevden ziyade süper güçlendirilmiş düşünce ve veri analizi yeteneği ve süreci ile ilgilidir.

        Günümüzde yapay zekâ, yaşamın içinde çok yönlü olarak kendini göstermektedir. Öyle ki, insanların sorunlarını daha hızlı bir şekilde anlamak ve daha verimli cevaplar vermek için yapay zekâ işbaşındadır. Dahası zamanlamayı iyileştirmek için büyük kullanıcı tanımlı veri kümelerinden kritik bilgileri çekmek için yapay zekâdan yararlanılmaktadır. Yapay zekâlar, öneri motorları, kullanıcıların izleme alışkanlıklarına göre TV programları için otomatik öneriler sunabilmektedir. Artık yapay zekâlar, hedeflenenin ötesinde bir yola girerek asistanların, yardımcıların, hizmetçilerin, eşlerin, çocukların yerini almaya başladı.

        Esasen yapay zekâ, insanların yerine geçmek üzere değil, insan yeteneklerini ve katkılarını önemli ölçüde geliştirebilmek için tasarlanmıştır. Bu nedenle yapay zekânın insan yaşamının bir parçası hâline gelmesiyle “sanal bir gerçeklik”in (Virtual Reality) içinde insanın kaybolmasından çok “artırılmış bir gerçeklik” (Augmented Reality) ile insan yaşamının standardının yükseltilmesi hedeflenmiştir. Ancak yapay zekânın yapabilecekleri düşünüldükçe bu hedef, bir dizi endişeyi de beraberinde getirmektedir. İşte 2025 sendromu, yapay zekânın insan yaşamında daha da etkin olmaya başlamasıyla beraber karşılaşılacak olan muhtemel sorunların tartışma alanına çekilmesidir.

        Yapay zekâ birçok yönden tartışılması gereken bir konudur. Öyle ki, yapay zekânın ne getirip ne götüreceği kesin olmamakla birlikte, insanlığı bir dizi sorunla karşı karşıya bırakacak gibi görünmektedir. Doğabilecek sorunlar kabaca iki farklı bağlamda tartışma zeminine çekilebilir. İlki, yapay zekânın ne olduğundan çok nelere muktedir olabileceğidir. Meselenin bu yönü araştırıcısını olumlu ya da olumsuz anlamda bir dizi fantastik veya kurgusal çözümlemelere sevk edecektir. Zaten, gerçekte insan zihni ile karşılaştırıldığında oldukça ilkel düzeyde kalan yapay zekâ teknolojisinin zihinlerde dünyayı ele geçiren çok işlevsel, insan benzeri robotlar olarak canlanmasının asıl sebebi de bu ucu açık durumdur. Diğer yandan yapay zekâ, gerçekten gittikçe insana daha çok benzemektedir. Hatta bazı konularda, özellikle uzmanlık bakımından insandan daha bilgili, becerikli ve hızlıdır. Ama bu, ilk aşamada yapay zekânın insanlık için büyük bir tehlike olacağı anlamına gelmemektedir. Zira henüz kontrol, insandadır. Makinaların insanın denetiminden kurtulup kurtulamayacağı ya da insanları kontrol edip edemeyeceği ise belirsizliğini korumaktadır. Öteki yön ise, mevcut hâli ile yapay zekânın ne getirip götürdüğüdür. Dolayısıyla 2025 itibarıyla büyük oranda insan yaşamının içinde olacak olan yapay zekânın hangi sorunlara sebebiyet vereceğidir. Öyle ki, yapay zekâ insanlığı ahlaktan ekonomiye, bilimden sanata, felsefeden dine, hukuktan siyasete; kısaca hayatın her alanına sirayet edecek olan bir dizi mesele ile uğraşmak zorunda bırakacak görünmektedir.

        Bu yazıda meselenin her iki yönüne de kısa kısa değinilmeye çalışılacaktır.

        Yapay zekâ insanlık için büyük bir tehlike mi?

        2018 yılında hayata gözlerini yuman ünlü astrofizikçi Stephen Hawking, 21. yüzyılda yapay zekânın insandan daha zeki olacağını iddia etmişti. İnsandan daha zeki olan ve insanın kontrolünden çıkan bir yapay zekânın ciddi tehlike arz edebileceği açıktır. Ancak insanın kontrolünde insanlığın iyiliği için kullanıldığında ise büyük fayda sağlayacağı ifade edilebilir. Elbette buradaki tek ayırıcı nokta insanın yapay zekâyı kontrolü değildir. Denetimli kullanımın insanlığın faydasına dönük olması zorunluluğudur. Aksi takdirde yapay zekânın insanın denetiminde olmadan verebileceği zararın çok daha fazlası insan tarafından yönlendirilen yapay zekâ ile verilebilir. Esasen bize göre asıl tehlike de budur. Bu nedenle yapay zekâ ve kullanımıyla ilgili gerekli hukuki düzenlemelerin acilen yapılması gerekmektedir. Hukuki anlamda zapturapt altına alınmış olan yapay zekâ kullanımı, insanlığın ve dünyamızın hayrına olabilir. Bu durumda yapay zekânın olası işgali karşısında duyulan endişeler yersiz görülebilir. Lakin yaşamın her alanına yayılan bir yapay zekâ sonunda, insanın yaşam biçimi ne tür bir değişime uğrayacaktır?

        Bize öyle geliyor ki, insan kendini anladığı ölçüde teknolojik olarak modellemektedir. Yapay zekâ teknolojisi de zihnin ve beynin anlaşıldığı kadarıyla somutlaştırılmasıdır. İnsan, sanki bir taraftan kendini yaratmaya çalışmakta diğer taraftan da gittikçe kendine benzeyen bu varlıkları kendine hizmet ettirmektedir. Böylece insan âdeta yeryüzünde bir cennet kurmanın peşine düşmüştür.

        Yapay zekâ birçok sektörde gittikçe insanın yerini almaktadır. Artık yapay zekâ fabrikada işçi, mühendis; hastanede doktor, hemşire; üniversitede hoca olabilecek bilgi donanımı ve becerisine sahip görünmektedir. Dahası insandan çok daha becerikli ve verimlidir. Bu durumda insanın yerine geçen ve insana hizmet eden bir yapay zekâ, insana dünyada cenneti kuracağını hayal ettirse de yapay zekâ ile işinden olan insanın aşından da olup olmayacağı belirsizdir. İşsiz ve aşsız kalan insana yapay zekâ aş verebilecek midir? Diyelim aş sorunu çözüldü. İşi gücü olmayan insan ne yapacaktır? Yiyen, içen, sevişen, gezen, dolaşan ya da dövüşen, tembel tembel oturan insanlar mı dolduracak dünyayı? Yoksa dünya felsefi, dinî sohbetler ile estetik, sanatsal, sportif meşgalelere dalan insanların mı mekânına dönüşecek?

        Yapay zekânın hizmet ve üretim sektöründe insanı tamamen etkisiz hâle getirmeyeceği, her hâlükârda insana ihtiyaç duyulacağı öne sürülebilir. Dolayısıyla dünya cenneti inşasının bir kurgu olduğu iddia edilebilir. Bu iddia doğru da olsa, yapay zekânın birçok sektörde insana göre daha çok tercih edileceği gerçeği göz ardı edilemez. Bunun anlamı, işsiz güçsüz kalan insanlar demektir. Aş meselesi çözülemediği müddetçe, yapay zekâ ile kurulmak istenen cennet çabası, dünyayı insanın cehennemine çevirecektir. Meselenin bir sendrom olarak değerlendirilmesinin sebebi de budur.

        İnsanoğlu, yapay zekâ teknolojisinde gerçekten kendisini mi modellemektedir?

        Bizce minval, öyle görünmektedir. Bu durumda insanın kendi ayarında bir yapay zekâ yapamaması, kendini yeterince çözemediğini göstermektedir. Zira açığa çıkan sonuç kendini anladığı ölçüdedir. Elbette anladığını bütünüyle modelleyebilmiş değildir. Teknolojik yetersizlikler söz konusudur. Ama insan, büyük bir gayretle daha da ileriye gitmeye çalışarak sıkıntıları aşmanın peşindedir.

        Diyelim ki, insan kendini tam anlamıyla çözdü. Acaba anladığı ve çözümlediği ölçüde kendine benzeyen bir yapay zekâ yapabilecek midir? Bir başka ifadeyle, insan kendinin, dahası kendisini aşan bir varlığın yaratıcısı olabilir mi? Metafizik veya dinî bağlamda bu mümkün müdür?

        Kendi sınırlı varoluşunu aşan bir varlık inşası, olsa olsa adına insan denen varlık tarafından denenebilir. Çünkü insan, boyundan büyük işlere kalkışma beceresine sahip tek varlıktır. Sınırları ve sınırlarını zorlayan bir yaratılışa sahiptir. İnsanın bu hadsiz girişimi, sürekli başını ağrıtır. Onu sıkıntılı bir sürecin içine sokar. Bu nedenle kendi elleriyle zorlaştırdığı yaşam biçimini kolaylaştırmak için bir dizi çalışma yürütürken farkında olmadan daha büyük sorunların kapısını açar. Örnek vermek gerekirse günümüzde adli vakaların sayısı çok artmıştır. İnsanlar çeşitli sebeplerle hukuki kovuşturmaya uğramaktadır. Birçok kovuşturma ile soruşturmada işlerin kolaylaşması, hızlanması için özellikle Avrupa ve Amerika’da yapay zekâdan faydalanılmaktadır. İlk planda büyük bir kolaylık gibi görünen bu durum, bugün büyük bir skandala dönüşmüş görünmektedir. Çünkü Amerika Princeton Üniversitesinden Dr. Aylin Çalışkan ve beraber çalıştığı grup, yapay zekâ programcılarının yaptıkları yazılımlara önyargılarını da aktardıklarını tespit ettiler. Öyle ki, zencilerin yazdığı yapay zekâ programları beyazlara, beyazların yazdığı yapay zekâ programları ise zencilere daha fazla ceza kesiyordu.

        Önyargılı bir yapay zekânın insana nazaran daha radikal bir önyargı ile işlem yapacağını anlamak zor değildir. Çünkü yapay zekâ programlandıktan sonra insanın gösterdiği değişkenliği göstermemektedir. İnsan zamana, mekâna göre farklı duygusal tepkiler verebilir. Unutur. Hatırlar. Ama yapay zekâ ne unutur ne de hatırlar. O öğretilmiş ve öğrenen bir makinadır. Onun keskin biliş tarzı, telafisi mümkün olmayan sonuçlar üretebilir. Hukuki işlemlerde yapay zekâya güvenerek karar onaylayan hâkimler, şimdiye kadar acaba kaç insana hak etmediği cezayı kestiler? Amerikalılar şimdilerde bu sorunu gündeme getiriyorlar.

        Acaba insan ayarında bir yapay zekâ geliştirilebilir mi?

        İnsanın hedefinin bu yönde olduğu sezilse de kanaatimizce, insan kendi standardında bir yapay zekâ geliştiremeyecektir. Çünkü insanın yapabildiği, anladığı ile sınırlıdır. İnsan, kendini ise henüz tam olarak çözmüş değildir. İnsan hâlâ birçok yönüyle muammadır. Yapay zekâ ise karmaşık bir varlık olarak insan karşısında oldukça ilkel kalmaktadır. Öyle ki, yapay zekâ, hızına, bilgisine ve becerisine rağmen olasılık hesaplamalarına dayalı iş gören ve bu bağlamda karmaşıklaşan bir makineden ibarettir. Lakin buna rağmen, eğer şekil ile şemail açısından insandan ayrıştırılamaz hâle getirilebilirse bir dizi toplumsal ve felsefi sorunla da karşı karşıya kalınacağı açıktır.

        Ne demek istediğimizi biraz açalım.

        Yapay zekâ teknolojisindeki muhtemel gelişmeler, kanaatimizce, insanın gerçek anlamda özgür bir varlık olduğunun açık bir kanıtı olacaktır. Çünkü insan birçok konuda olduğu gibi, yapay zekâ üretme işinde de fütursuz olacaktır. Sınırları zorlayarak insana benzeyen, ama muhtemelen insandan çok daha hoyrat ve yıkıcı makinalar üretecektir. Bu ise, insanlığı çok ciddi bir ahlak sorunuyla yüzleşmek zorunda bırakacaktır. Zira henüz hiçbir programcı adalet; insanlara, doğaya zarar vermemek, iyilik, aşk gibi anlamların bir makinada nasıl programlanabileceğini bilmemektedir. Bu durumda beşerin temel ahlaki hususlarda ciddi zaafları olduğu gerçeğinden hareketle insanın iş halletmede kendisinden daha üstün bir yapay zekâ üreterek tehlikenin boyutunu daha da artırması, insanın ve evrenin geleceği için akıl ile izan işi değildir.

        Diğer taraftan iyi bir yapay zekâ üreterek insanı onun denetimine verilebileceği de pek makul görülmemektedir. Öyle ki, yapay zekâ etiği üzerine çalışan Yale Üniversitesi Disiplinlerarası Biyoetik Merkezi Etik Danışmanı ve Araştırmacı Öğretim Üyesi Wendell Wallach, ahlaklı akıllı robot üretme ilkelerinin işe yaramadığına dikkat çekmektedir. Wallach, kendi çocuklarımıza ahlaklı olmayı öğretememişken ahlaklı olmayı robotlara nasıl öğretilebileceğimizi sormaktadır. Ahlakın bir takım kuralların ezberlenerek uygulandığı bir duyuş ile davranış olmadığının altı çizilmelidir.

        Yapay zekâ, ismiyle müsemma, zeki görünmektedir. Lakin gerçekten akıllı mıdır? Akılsız, ama güçlü bir zekânın tahribatı tartışmasız yıkıcı olacaktır. Bu ifadedeki aklı “nous”, zekâyı ise “logos” anlamında kullanıyoruz. Nous, selim kalbi, selim zevki ve selim aklı içeren gönle ya da cana tekabül eder. Logos ise çıkara dayalı matematik düşünmeyi karşılar. Nous, öz; logos ise sözdür. Bu çerçevede yapay zekâ, özsüz bir yapıdır; sözden ibarettir. Söz, sadece dışı gösterir. Ahlak ise, her ne kadar dışta görünse de içte olanın dışa yansımasıdır. Çünkü ahlak içte kurulur. Yapay zekânın insan gibi bir içe sahip olup olamayacağı ise meçhuldür.

        Hâlihazırdaki yapay zekâlar içsizdir. Bu hâl, şekil şemail olarak gittikçe insana benzeyen yapay zekâlar aramızda dolaşmaya başladığında sadece ahlaki ve felsefi değil, ciddi dinî sorunları da gündeme taşıyacaktır. Mesela görünüşte insandan ayrıştırılamayan bir zeki robot, imamlık yapmaya başlarsa kılınan bu namazın hükmü nedir? Daha ziyade bilgiye dayalı seyreden mevcut fıkhi ölçü dikkate alındığında liyakat açısından yapay zekâ vasat bir insandan çok daha yeterli görünmektedir. Yapay zekâ teknolojisi ilerledikçe onun bir insan olmadığı, dolayısıyla böyle bir durumu tartışmanın gereksiz olduğu söylemi, ilerde yaşanması muhtemel sorunlara bir çözüm üretmeyecektir. Öyle ki, ezberletilen kuralları düzgünce uygulayan ve kendisinin bir insan olduğunu, hissettiğini, üzüldüğünü dile getiren bir zeki robota, “Sen insan değil, aptal bir robotsun, benim gibi duyuyor, üzülüyor olamazsın.” demenin pratikte bir geçerliliği yoktur. Daha da ötesi, günümüzde Fransa, Hollanda gibi Avrupa ve birçok Uzak Doğu ülkesinde zeki robotların hizmet verdiği genelevler türemiştir. Birçok insan, insanlarla değil robotlarla ilişkiyi tercih etmeye başlamış durumda. Robot ile cinsel temasa geçmenin hükmü nedir? Robotla evlenilebilir mi? Bir insan kaç robot alabilir? Yönelttiğim sualler, acil cevap beklemektedir. Diyanetçilerin, ilahiyatçıların bu yeni sektöre yaklaşımı nasıldır?

        Unutulmamalıdır ki, hiçbir insan diğer bir insanın nasıl hissettiğini veya üzüldüğünü gerçekte bilemez. Sadece kendi hisleri üzerinden karşısındakini anlamaya çalışır ya da anladığını söyler. Neticede gelişmiş bir zeki robot da benzer bir duyuş yaşadığını iddia edebilir. İnsan, Tanrıca bir duyuşa ve bilişe sahip olmadan, üretilen yapay zekâlı bu zeki robotun gerçekte neyi hissettiğini ya da hissiz olduğunu bilme şansı kalmayabilir. Dolayısıyla tıpkı insan gibi düşünen, konuşan, duygusal tepkiler gösteren bir zeki robot insan (siborg) kolonisi oluşabilir. Robot insan bilgi sahibi, lakin bilgisiyle irfana yükselememiş bir dünya varlığı olacaktır. Açığa çıkacak olan varlık küresel, vahşi insan tipinin bir benzeri olabilir. Ama ondan daha hızlı, daha bilgili ve daha yıkıcıdır. Bu ise, insanın kıyamete daha hızlı koşması anlamına gelir.

        Varsayalım, dile getirdiğimiz çekincelerin birçoğu uçuk öngörülerdir. Zira yapay zekâ, sanıldığı kadar zeki değildir. Bugün için bu itiraz doğrudur. Ancak insan, aklını başına alıp doğru adımlar atmazsa yapay zekâ endüstrisindeki gelişmeler tehlikeli boyutlar sergileyecek görünmektedir. Mesela Mühendislik Direktörü Ray Kurzweil, şöyle bir uyarıda bulunmaktadır: Kâğıt ataşı üretmek için elindeki tüm kaynakları kullanmaya programlanmış olan süper zeki bir makina, bütün insanları eritip ataş yapabilir. Sonsuza kadar kâğıt ataşı üretmek için çalışan ve en uygun üretim için insan soykırımı uygulamaya başlayan bir makine gerçekten zeki midir? Açıktır ki bu zekâ, yıkıcı bir zekâdır. Demek ki, insanların faydasına olduğu düşüncesi ile üretilen bir yapay zekâ, insanın sonunu da getirebilir. Böyle bir robotun Shackled AI’dan bir farkı olabilir mi? Shackled AI, kötülük yapmak için programlanmış, ayağı prangalı bir yapay zekâdır.

        Netice itibarıyla insana benzeyen yapay zekâlardan doğal olarak korkmak gerekmektedir. Çünkü bu robot insanlar, insandan daha zeki olabilirler. İnsan gibi kötülük de yapabilirler. Malum olduğu üzere, teknoloji ile buluşan insan, evreni cehenneme çevirme yarışına girmekten sakınmamaktadır.

        İnsandan çok daha zeki robot insanlar üreterek denetimi onlara bırakmak da doğru bir yol değildir. Burada düz bir mantık ile süper zekâdan korkmamak gerektiği ileri sürülebilir. Belki de evrenin sırlarını anlayan süper zeki robotların insan gibi evrene zarar vermeyecekleri, hatta insanların evrene zarar vermesinin önüne de geçebilecekleri hayal edilebilir. Ancak bize göre çıplak zekânın beklenen yönde tavır sergilemesi oldukça zor görünmektedir. İfade ettiğimiz gibi, insanın ürettiği yapay zekânın gönlü söylemden ibarettir. Yapay zekâlar şu an ilkel durumda oldukları için biz bunu biliyoruz. Ama ilerde çok daha gelişmiş bir yapay zekâ için şimdi bildiklerimiz bir anlam ifade etmeyebilir. Zira içinde olduğumuz ile bildiğimiz çatışacaktır. Nihayetinde de eski bilgiler değil, bizzat yaşanan galip gelecektir.

        Yapay zekânın neler yapabileceği, insanlaşan makinelerden daha açık bir şekilde makineleşen insanlardan hareketle de kestirilebilir. Öyle ki, düşünen robotlardan önce insanların organik birer süper bilgisayara dönüşme ihtimali çok daha yüksek görünmektedir. İnsan beynine yerleştirilen küçük yongalar sayesinde insanlar telepatik internetle birbirlerine bağlanarak paralel işlemcili dev bir ortak zekâ oluşturabilir. Bu dev zekâ, devasa bir akla ya da akıllara da dayanabilir. Buradan bilge bir süper zekâ çıkma ihtimali vardır. Lakin biliyoruz ve yaşıyoruz ki, bilgelik insanlığın çokça ihmal ettiği bir erdemdir. Bu nedenle zeki robot insanlardan daha çok zeki makine insanlar endişe verici ve tehlikeli olacaklardır.

        Hasılı, yapay zekâ henüz emekleme dönemindeki bir çocuk konumunda görünmektedir. Ama yaşına göre çok becerikli, hızlı ve zekidir. Temelde çalışma sistemi insan beyninden çok farklıdır. Yapay zekâ çalışanları, bütün güçleriyle yapay zekâ programlarını insan beynine benzetmek için çaba sarf etmektedirler. Bu, başarılabilir mi? Şimdilik meçhul. Ancak ilkece insana benzeyen yapay zekâlar üretilmiş durumdadır. Mesela bebekler gibi deneyerek, gözlemleyerek öğrenen, öğrendiği yeni verilerle programını güncelleyen; hatta gösterildiğinde öğrenebilen zeki robotlar tasarlanmış durumdadır.

        Yapay zekânın ezberci zihniyetle değil, mantık yürüterek çalıştığını da görebilmekteyiz. Fakat insan zekâsının bir tür network zekâsı olup olmadığı hususunda kafamız karışık. İnsan beyninde her biri 100 nörondan oluşan 300 milyon desen tanıma birimi var. Bunlar insan beyninin ön lobunda bulunmaktadır. Yaşadıklarımız, tecrübelerimiz, öğrendiklerimiz ve anılarımız birbirleriyle özel bağlantılar kurmaktalar. Bu bağlantılar ise sinir ağlarından oluşmaktadır.

        Yapay zekânın beyne benzemesi için daha çok çabaya gereksinim var. Öyle ki, insan beyni, yapay zekâ gibi veri toplayarak kaydedilen üzerinden mantık yürütmekten çok farklı olarak çağrışımlar yaparak düşünmektedir. Çağrışıma dayalı olarak düşünen “ben”, bize hâlâ meçhul görünmektedir. Ancak biz verileri toplayıp, ayrıştırıp tasarlayan yapay bir programın “ne” olduğunu bilmekteyiz. Bildiğimiz için de ona şimdilik hükmedebiliriz. Ama yarının ne getireceğini kestirmek, sağlam bir öngörü gerektirmektedir.

         


        * Prof. Dr.

        [1] bk. https://www.dunya.com/kose-yazisi/buyuk-firsatin-ortasindayiz-2025de-dijitalde-buyuk-patlama-bekliyoruz/412943 (ET: 02.01.2020).

        [2] “Sendrom”, “hastalık tablosu” olarak Türkçeleştirilmek istenen bir sözcüktür. Ancak “hastalık tablosu” tamlamasının anlam çağrışımı, henüz “özel bir bozukluğu gösteren ve bir arada görülen, tanıyı kolaylaştıran belirtilerin ve bulguların tümü” olarak açıklanan “sendrom” sözcüğünün Türkçesi olduğu, Türkçede yeterince yaygınlaşmış değildir. Esasen daha çok tıp alanında özel bir bozukluğu gösteren ve bir arada görülen, teşhisi kolaylaştıran belirti ile bulguların tümünün adı olarak kullanılan sendrom kavramını, hastalık tablosu tamlaması ile Türkçeleştirmek çok da doğru görünmemektedir.