Bir Öğretmen Düşlüyorum…

Mart 2020 - Yıl 109 - Sayı 391



        Bir öğretmen düşlüyorum. Bahçesindeki çiçeklerini sulayan bahçıvan gibi... Acıktığında yavrusunun karnını doyuran bir anne gibi... Danışanını pürdikkat dinleyen bir psikolog gibi... Elbette bu örnekleri çoğaltabiliriz. Toplumun öğretmene biçtiği rol ve davranışlar genelde bu örnekler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Peki, 21. yüzyıl öğretmeni nasıl olmalıdır? Toplumun öğretmenden beklentileri yukarıda sayılanlarla aynı mı olmalıdır?

        Eğitim olgusu var olduğundan beri öğretmen nasıl olmalıdır, nasıl yetiştirilmelidir sorularına cevap aranmıştır. Türk eğitim tarihinde resmi anlamda öğretmen yetiştirme, 16 Mart 1848 tarihinde Dârülmuallimin-i Rüşdi’nin kurulmasıyla başlar. Bu kurumdan sonra 1868 yılında Dârülmuallimin-i Sıbyan, 1870 yılında Dârülmuallimat, 1891 yılında Dârülmuallimin-i Âliye, 1913 yılında Ana Muallim Mektebi açılmıştır. Cumhuriyetle birlikte köye özgü öğretmen yetiştiren kurumlara ağırlık verilmesine rağmen ilk olarak 1924 yılında Musiki Muallim Mektebi açılmıştır. 1924-1925 Eğitim-Öğretim yılından itibaren Dârülmualliminler ve Dârülmuallimatlar, Muallim Mektebi’ne ve 1935’lerden itibaren de Öğretmen Okulu’na çevrilmiştir. 1940 yılında Köy Enstitüleri açılmış, 1954 yılında da Öğretmen Okullarıyla birleştirilmiştir. Daha sonraki süreçte Eğitim Enstitüleri, Yüksek İslam Enstitüleri, Yüksek Öğretmen Okulları, Eğitim Yüksekokulları açılmış, 1992 yılından itibaren de öğretmen yetiştiren kurumlar tamamen Eğitim Fakültelerine dönüştürülmüştür[i].

        Öğretmen var olduğundan beri de iyi bir öğretmenin toplumdaki yeri ve öğretmende bulunması gereken yeterlilikler tartışılagelmiştir. Toplum, kültürüyle yaşar ve var olur. Kültür ise yaşayan bir olgudur. Toplumdan topluma, zamandan zamana değişiklik gösterir. Dolayısıyla öğretmene yüklenen rol/roller her dönem aynı değildir.

        “Öğretmenin toplumdaki statüsü (itibarı) geçmişte daha yüksekti” görüşü birçok eğitim tarihçisi tarafından kabul edilmekte ve savunulmaktadır. Eğitim tarihi incelendiğinde, öğretmenlik mesleğinin geçmişteki statüsünü “öğretmen, tanrı kadar saygı gören ulu bir kişidir” sözü, ortaya koymaktadır. Çin’de öğretmenler, kutsal birer varlık olarak görülmüş ve öğretmenlere gösterilen saygı, sadece okul hayatı boyunca değil ölünceye kadar devam ettirilmiştir. Hindistan’da Brahmanizm ve Budizm kültürlerinde eğitim faaliyetleri rahipler tarafından yapıldığından öğretmen kutsal kabul edilmiştir Öğrenciler âdeta “Brahma’ya, Buda’ya tapar gibi öğretmenine saygı göstermek zorundadır”. Öğretmenlik mesleği, İbrani kültüründe de çok üst seviyede görülmüştür. Örneğin, “Babanız size, ancak bu dünya için yaşam verebildi; oysa öğretmeniniz sizi gelecek bir evren için yetiştirdi” sözü, öğretmenin babadan bile önemli olduğunu ortaya koymaktadır. İslam kültüründe ise öğretmenlik mesleği “peygamber mesleği” olarak kabul edilmiştir[ii].

        1453’de Amasyalı Hüseyinoğlu Ali tarafından yazılan Tarîku’l-Edeb (Edep Yolu) adlı eserde öğretmenlerle ilgili şu ifadeler yer almaktadır. “Öğretmen, olgun başlı, kendine güvenilen bir kişiliğe sahip ve tecrübeli bir kişi olmalıdır. Kendisinden birçok kimse yararlanmış olmalı ki, tecrübe kazanmış olsun. Devlet adamlarına, beylere, hâkimlere, kadınlara karşı zaafı olan öğretmen adayları hiçbir şekilde sisteme dahil edilmemelidir. Öğretmenler bu mesleğin dışında başka bir meslekle uğraşmamalıdır. Öğretmen, öğrencileri arasında ayrım yapmamalıdır. Hepsine eşit muamelede bulunmalıdır[iii]. Satı Bey de öğretmenleri orduya benzetir ve hatta ilk benzeten kişi de Satı Bey’dir. Konuyla ilgili olarak “Bir ordu ki, dış ve maddi düşmanlara değil, iç ve manevi savaş ile görevli! Bir ordu ki, düşmanların en güçlü ve öldürücüsü olan cehaleti imha ile görevli! Milletlerin mukadderatı asıl orduları kadar, hatta ondan daha çok, bu manevi ordularının güç ve çabasına bağlıdır!” demektedir[iv].

        Bu örneklerde de görüldüğü üzere her toplumda ve her fikir adamında görüldüğü gibi öğretmene yüklenen toplumsal değer ve öğretmen yeterliliği farklılaşmaktadır. Peki, günümüzde öğretmen nasıl olmalıdır?

        “Teknoloji çağında/dijital çağda yaşıyoruz” diye herkes tarafından söylenen bir ifade bulunmaktadır. Düşünüldüğünde bunun doğru bir yargı olduğu görülmektedir. Peki, öğretmenler teknoloji çağının/dijital çağın neresinde ya da teknolojiye hâkim mi? Dijitalleşmeye bakış açıları nedir? Öğretmenler için bu bilgiler gerekli midir? Asıl cevap aranması gereken sorular bunlardır.

        Erhan Erkut[v], “1995-2005 arasında dersini kurgularken teknolojiyi sınıfta; Excel, PowerPoint, internet ve oyunlar için, laboratuvarlarda; uygulamalı öğretim, dosya transferleri ve sınavlar için, evde ise; dosya indirmeleri, konferans, e-posta ve dijital video için kullandığını” belirtmektedir. Erhan Erkut yine başka bir örneğinde dijital video ile ilgili şunları aktarmaktadır: “Yıl 2003. 10 yıl önce dijital video çekeceğiz ve biz bu videoları Internet üzerinden yayınlayacağız. O eski hocalarımız ‘Bunu yaparsan öğrenciler derse gelmez’ dediler. Ben öğrencileri derse getirebileceğimi düşünüyordum. Denedik, derse devam % 80-90 arasında değişti.”[vi]

        Günümüzde öğrenciler ve yetişkinler, bilgisayar veya akıllı tabletlerle/telefonlarla mesajlar atmakta, e-posta göndermekte veya almakta, merak ettiği şeyleri hemen öğrenmekte, her türlü alışverişi yapabilmekte, kitapları, gazeteleri ve dergileri okuyabilmekte, filmleri ve videoları seyretmekte, müzikleri dinleyebilmekte, not alabilmekte ve farklı metinleri yazabilmektedir[vii]. Dolayısıyla günümüzde insanlar hayatlarının hemen her yerinde isteyerek veya istemeyerek dijital cihazlarla karşılaşmaktadır. Bu durum dijital cihazların mesajlarını tanımayı, dijital ortamların ve uygulamaların nasıl kullanılacağını bilmeyi, dijital ürünler üretebilmeyi zorunlu ve gerekli kılmaktadır. Çağdaş eğitim yaklaşımlarının çoğunu dijital teknolojiden bağımsız/ayrı düşünmek artık imkânsız hale gelmiştir.

        Dijital çağda yaşamamızın gerekliliği olarak günümüz kavramlarından bir tanesi de dijital okuryazarlıktır. 2018 yılında Milli Eğitim Bakanlığının yaptığı değişimle birlikte dijital okuryazarlık ile ilgili birçok kazanım yeni müfredata eklenmiştir[viii].

        OECD tarafından “Ürün veya Servis”, “Teknoloji, Araç veya Gereç Kullanımı”, “Bilgi ve Metodolojiden Yararlanma” temaları altında betimlenen “Eğitimde İnovasyonun Ölçümü” raporunda eğitim alanı % 59 ile dünya ortalaması diğer sektör ortalamalarının (% 54,9) üzerindedir. OECD raporunda Türkiye özeline bakıldığında inovasyona yönelik “Ürün veya Servis” alanında % 50,3 (dünya ortalaması % 37,6) ve “Teknoloji, Araç veya Gereç Kullanımı” alanında % 51,2 (dünya ortalaması % 36,4) İngiltere’den sonra en yüksek ortalamaya sahip ülke konumundadır. “Bilgi ve Metodoloji” temalı alanda ise dünya ortalamasının (% 58,9) üzerinde olmasına rağmen değerlendirilen ülkeler arasında 12. sırada yer almaktadır. Dolayısıyla ülkemizin eğitimde inovasyon konusunda niceliksel olarak iyi konumda olduğu fakat niteliksel gelişmeye ihtiyacı olduğu görülmektedir[ix].

        Milli Eğitim Bakanlığının 2023 Eğitim Vizyonu Belgesi’nde öğrenme süreçlerinde dijital içerik ve beceri destekli dönüşüm hedeflerine (11 hedef) iki farklı tema altında yer verilmiştir. Bu temalardan birincisi toplam altı hedef içermekte, dijital içerik ve becerilerin gelişmesi için oluşturulacak ortamı belirtmektedir. Bilgisayarsız ortamda algoritmik düşünce üzerine sınıf öğretmenleri için planlanan eğitimler dikkat çekmektedir. Branş öğretmenlerine ise disiplinler arası proje yapımı, üç boyutlu tasarım ve akıllı cihaz kullanımıyla ilgili hizmet içi eğitimlerin verileceği öngörülmektedir. Ayrıca bütün öğretmenler için eğitimde teknolojinin kullanımıyla ilgili süreklilik gösteren çevrim içi eğitimlerin planlandığı[x] belirtilmektedir[xi].

        Ülkemiz öğretmen eğitimi alanında çok büyük deneyimi olan ülkelerden biridir. Öğretmen yetiştirme ile ilgili birçok uygulamanın, müfredat değişimlerinin ve yapılandırılmaların olması ülkemizin öğretmen yetiştirmeye olan ilgisini ve verdiği önemi göstermektedir. Günümüzde yaratıcı, eleştiren, düşünen, sorgulayan, araştıran, öğrenmeyi öğrenen, bilgiyi yapılandırabilen, teknolojiye hâkim, teknolojiyi kullanabilen, topluma ve çevresine duyarlı bireyler yetiştirme hedefi, aslında eğitimin ve dolayısıyla öğretmen eğitiminin nasıl olması gerektiği konusunda bizlere ipucu vermektedir.

        Dolayısıyla bütün öğretmen adaylarımıza üniversite eğitimleri sırasında ve bütün öğretmenlerimize de hizmet içi eğitim programlarıyla; dijital içerik oluşturma, geliştirme ve değerlendirme, dijital içerikleri öğretim programları ile bütünleştirme gibi konularda birçok becerinin kazandırılması gerekmektedir.

        Düşlediğimiz öğretmenleri yetiştirebilmek dileğiyle…

         

         

        Doç. Dr., Kastamonu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü, tkamer@kastamonu.edu.tr

         

         


        [i] Ayrıntılı bilgi için bkz. Yahya Akyüz, (2019). Türk Eğitim Tarihi MÖ 1000-MS 2019. Ankara: Pegem Akademi

        [ii] Ayrıntılı bilgi için bkz. Halil Fikret Kanad, (1948). Pedagoji Tarihi. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi. s.38-39; Hasan Ali Koçer (1971). Eğitim Tarihi I (İlk Çağ). Ankara: Sevinç Matbaası; Cavit Binbaşıoğlu (1982). Eğitim Düşüncesi Tarihi, Ankara: Binbaşıoğlu Yayınevi. s.15

        [iii] Mehmet Şeker. (2002). Ali bin Hüseyin el-Amasi ve Tarįķu’l-Edeb’i. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, s.53

        [iv] Akyüz, 2019.

        [v] Girişimcilik ve yetkinlik gelişimi konularında aktif olarak çalışan Erkut, 2005-2007 arasında Bilkent Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanlığı, 2008-2013 arasında Özyeğin Üniversitesi Rektörlüğü, 2014 yılından itibaren de MEF Üniversitesi’nde Rektör Yardımcısı görevlerinde bulunmuştur.

        [vi] http://erhanerkut.com/egitim/ogretmenlikte-bilgi-teknolojilerinin-kullanimi/

        [vii] Sait Tüzel ve Mehmet Tok. (2013). Öğretmen Adaylarının Dijital Yazma Deneyimlerinin İncelenmesi. Tarih Okulu Dergisi, 6 (15): 577-596

        [viii] S. Tunay Kamer ve Yavuz Topkaya, (2018). Dijital okuryazarlık. İlkokulda sosyal bilgiler öğretimi, (Editör: Selahattin Kaymakçı), Ankara: Eğiten Kitap

        [ix] Ergün Akgün (2019). 2023 Eğitim Vizyonunda Dijital Dönüşüm. SETA Perspektif. Sayı 233. http://setav.org/assets/uploads/2019/03/233p.pdf

        [x] Bu kapsamda MEB, Google, Cisco, Microsoft, Autodesk gibi uluslararası şirketlerle ile işbirliği anlaşmaları yapmıştır. Ayrıntılı bilgi için bkz. https://www.meb.gov.tr/ogretmen-egitiminde-dijital-donusum-donemi/haber/20225/tr

        [xi] Akgün, 2019