Kazak Nesrinin Usta Kalemi Akim Tarazi’nin Hayatı Ve Edebî Yaratıcılığı

Ağustos 2019 - Yıl 108 - Sayı 384



        Akim Tarazi’nin Kısa Öz Geçmişi

        Aşimov Akim Urtayulı (Akim Tarazi) 9 Eylül 1933’te Almatı’da dünyaya gelmiştir. 1957 yılında Abay Millî Pedagoji Enstitüsü, Filoloji Fakültesini bitirmiştir. 1957-1959 yılları arasında Jambıl eyaletinde, Şuv ilçesi, Jana Turmıs ortaokulunda Rusça ve edebiyat dersleri vermiştir. 1960-1962 yılları arasında Moskova’daki yüksek sinema kursunda (KSRO Kültür Bakanlığında) ders almıştır. 

        1962’de Literaturnaya Gazeta’nın (Moskova) Kazakistan muhabirliğini yapmıştır. 1964’te “Kazakfilm” sinema stüdyosunda baş editörlük görevini yürütmüştür. 1970-1980 yılları arasında, Kazakistan Sinemacılar Birliğinin Birinci Sekreteri olmuş; KSRO Sinema Birliğinin sekreterliği görevini yürütmüştür. 

        Akim Tarazi, 1980-1986 yılları arasında kendi edebî çalışmalarına zaman ayırmıştır.

        1986-1990 yılları arasında Kazakistan Yazarlar Birliği sekreteri, 1991-1994 yılları arasında Kültür Bakanı Danışmanı, 1993-1996 yılları arasında Karjı-Karajat dergisinin baş editörü olarak çalışmıştır. 

        1994-2009 yılları arasında T. Jürgenov Sanat Akademisinde dersler vermiş; bu arada Kazakistan Yazarlar Birliğinin (2007) şube başkanı görevini yürütmüştür. 

        Tarazi’nin eserlerinin yer aldığı ilk antolojide şu romanları vardır: Akberdinin Avlası, Bultka Salgan Uyasın, Tasjargan, Korkav Juldız, Şer, Kıyanat, Mustafa Şokay, Tàj, Janbırlı Tünder.

        Tarazi’nin sinema filmleri şunlardır: Tulpardın İzi, Arman Ataman, Karaş-Karaş, Mustafa Şokay.

        Tarazi’nin Kazak tiyatrosunda sahnelenen tiyatro eserleri de vardır: Külmeytin Komediya, Jaksı Kisi, Jolı Bolgış Jigit, Akın, Perişte, Mahabbat, İndet, Mahambet, Layner, Ükili Juldız, Kız Mahabbatı.

        Yazarın bazı eserleri Rusça, Çince, Bulgarca, İngilizce ve Lehçeye çevrilmiştir. 

        Tarazi N. Ya. Biçurin’in “Orta Aziyanı Mekendegen Halıktardın Köne Zamangı Tarıyhı”, “Mınkoldın Tört Hanı” adlı tarihî ilmî araştırmalarını; F. Rablen’in “Grantua Jane Pantagruel” adlı romanını ilk olarak Kazakça Türkçesine çevirmiştir.

        Tarazi, 1994 yılında “Hürmet Nişanı” madalyası; 1997’de “Kazakistan’ın Emek Veren Vatandaşı” ulusal ödülü; 1999’da Kazakistan Cumhuriyeti Ulusal Ödülü; 2011 yılında Franz Kafka Uluslararası Edebî ödülü (Prag); 2015 yılında Ulusal “Vatan” madalyası ile ödüllendirilmiştir. 

        Kazak Yazar Akim Tarazi’nin Edebî Yaratıcılığı

        Akim Tarazi, günümüz Kazak nesrinin yaşayan en usta yazarlarındandır. O, 1950’li yıllardan itibaren yazdığı eserlerle Kazak nesrine aralıksız hizmet etmiştir. Bu hizmetinin somut örneği, yedi ciltlik nesir ve bir ciltlik tiyatro eserlerinden oluşan kitaplarıdır. Çocukluğunda Alpamıs, Kobılandı Batır, Kız Jibek, Kozı Körpeş-Bayan Suluv, Arkalık Batır gibi destanları okuyup ezberleyerek büyüyen Akim Tarazi, bu sebeple dile, edebiyata yatkın bir genç olarak Filoloji Fakültesine girmiştir. Daha sonra ise Tarazi, edebiyat dünyasına 1956 yılında 23 yaşındayken Sovyet Kazak edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Gabit Müsirepov ile tanışmasının ardından, bu klasik yazarın desteğiyle adım atmıştır.

        Tarazi, topluma ışık tutan bir yazardır. O, her eseri yazıp bitirdiğinde kendi kendine “Artık yazmayacağım.” der. Ancak ömür sürdükçe, hayatta her şeyi gördükçe, bir yandan sevinirken bir yandan kırılırken, hayatın bütün bu yaşattıkları karşısında suskun kalamayarak kendini yazmaya mecbur hisseder. Yazmak onun için, onu huzursuz eden bu dünyadan kaçarak rahatlamak ve huzura kavuşmaktır. Onun hayatta gördükleri, başından geçirdikleri onu yazmaya mecbur eder.

        Tarazi, yeni bir esere başladığında hemen nasıl bir eser olacağını tayin edemez. Bir esere başlarken konudan önce onun aklında bir durum belirir. Bu da çoğunlukla Tarazi’nin ya kendi başından ya bir yakınının ya da eşinin dostunun başından geçen bir durumdur. Yaratıcı yazar, gözlemlediği bu durum karşısında sessiz kalamaz ve toplumcu yazar kimliğiyle kendini yazmak zorunda hisseder. 

        Pek çok yazarın hayatında günlük tutmak özel bir yer tutar. Kimi zaman bu günlüklere yazılanlar bir edebî eserin doğuşunu sağlar. Tarazi’nin yaratıcılığında da günlük notlarının çok önemli bir yeri vardır. Kendisine tesir eden durumları devamlı günlüğüne yazar. Eserlerini yazarken tuttuğu bu günlükler de ona yardımcı olur. 

        Tarazi, son derece disiplinli ve çalışkandır. O, bir eseri yazmaya başladığında kendi kendini disipline ederek yazar. Yazma işini ciddiye alır. Çünkü yazarlık işinin mutlaka ciddi bir çalışma gerektirdiğine inanır. O, yazmak için emek vermek gerektiğini düşünür. Bir eseri yazmaya başladığında bütün diğer işi gücü bir kenara bırakarak (Neyse ki bütün işi gücü devredebileceği, değerli eşi Roza Mukanova vardır.) yazmaya başladığı eserine yoğunlaşır. Tarazi, üzerinde çalıştığı eser bitmeden de o eserin başından kalkmaz. Gençlik yıllarında da tertip ve düzen insanı olan Tarazi, yazar olduğunda da bu alışkanlığından hiç vazgeçmemiştir. Yazar olmayı düşündüğü öğrencilik yıllarında da yazar olduktan sonra da emek ve düzenden hiç vazgeçmemiştir. Emek ve düzeni bir yazar için gerekli görür. 

        Tarazi’nin üslubuna bakıldığında, onun süslü kelimeler aramayan, uzun cümleler kurmaktan hoşlanmayan, doğal olmayan bir üslubun peşinde koşmayan bir yazar olduğu hemen anlaşılır. O, olayı görür; onu betimler, ardından kendi duygularını yazar. O, hayatın gerçeklerini yürek süzgecinden eleyip, boyamadan, olduğu gibi edebî gerçekliğe dönüştüren bir üsluba sahiptir. Yazarken bütün ruhunu vererek yazar. Şaka, nükte, mizah üslubu yazarın bütün eserlerine sinmiştir. Onun eserlerinde hayatın kendi doğal mizahı ve gülmecesi de vardır. O üslup olarak güldüren ama güldürürken düşündüren bir yazardır. Hiçbir zaman kendini tekrarlamaz. Söz söyleme konusunda oldukça cimridir. Bir söylediğini tekrar söylemeyi kendisine utanç sayar. 

        Tarazi, yazdığı her eserinde kahramanı ile özdeşleşir. O, yazmaya başladığında âdeta kahramanına dönüşür. Tarazi, kahramanlarını iyi ya da kötü kahraman olarak ayırmaz. Kahramanı iyiyse onun güzel dünyasında, kötüyse de onun kötü dünyasında bulur kendini. O, daima kahramanlarını içselleştirerek yazan bir yazardır. Kahramanlarını seçerken bazen onların prototipini, yaşayan kişiler arasından seçer. Tıpkı Sovyetler Birliği Kahramanı olan, savaş yıllarının zorlu günlerini yaşayan tanışıp uzun uzun sohbet etme şansını bulduğu Talğat Biygeldinov’dan esinlenerek eser kahramanını kurgulaması gibi. Yine Ayaz ben Bibi adlı uzun hikâyesinde, Şuv’daki “pioner” kampında yaşadığı olaylardan esinlenmiştir. İçinde yaşadığı hayat, onun yaratıcılığının, sınırları olmayan uçsuz bucaksız mekânıdır. O, tam olarak içinde yaşadığı hayatı kaleme alır. Kahramanları da etrafındaki kişiler, çağdaşlarıdır. 

        Tarazi için yazmanın zamanı yoktur. Yazmak için kendini ne zaman hazır hissederse gece gündüz fark etmeksizin yazar. Ama asla hazırlıksız yazmaz. Bir taşkın misali, önce iyice coşmalıdır ki dolup taşmalıdır. Böylece düşünceleri ne zaman yeterince olgunlaşırsa o zaman yazmaya başlar. 

        Tarazi, istişareye, edebî münakaşalara da önem verir. Etrafındaki yazar dostları ile daima istişarede bulunur. Birbirlerinin yazdıkları eserleri değerlendirirler, tartışırlar. Bazen sert tartışmalar da yapmasına rağmen Tarazi’nin tartışmalarında asla düşmanlık olmaz. Bu fikir ayrılıkları onun sanatını besler, onun edebî yaratıcılığı için faydalı olur. Bu sebeple Tarazi, yaratıcılığında edebî tenkide önem verir. 

        Moskova’da eğitim alan, Literaturnaya Gazeta’da çalışan Tarazi’nin Rusçası da iyi düzeydedir. Onun Rusça bilgisi sokak Rusçası değildir. O, Rusçayı edebî eserler aracılığıyla öğrenmiştir. Tolstoy, Puşkin, Lermantov, Turgenyev’in eserlerini okuyarak Rusçasını geliştirmiştir. Ancak o, anadil bilinci yüksek ve anadil sevgisi sınırsız bir yazardır. Başlangıçta o da Rusça yazmaya heves edip “Rus dilli Kazak yazar” olma yolunda ilerlemeye başlamıştır. Ancak Rusçayı o düzeyde bilmesine rağmen, hemen bundan geri adım atmıştır. Rusçayı zengin ve Tolstoy’un, Çehov’un edebî seviyesi yüksek dili olarak görmekle birlikte, Kazak bir yazarın kendi dilini zenginleştirmesi gerektiğine karar vermiştir. Avezov ve Müsirepov gibi güçlü yazarları okuyarak kendi edebî üslûbunu kendi anadilinde oluşturmuştur. Ömrü boyunca Kazak bir yazar olarak Kazakçaya hizmet etmiştir.  

        Tarazi, bir yazarda bulunması gereken üç niteliği şöyle sıralar: 1. İlginç bir hayat hikâyesi, 2. Kendi kendini yetiştirmek, 3. Çok okumak. Tarazi, bir yazar adayının mutlaka yetenekle birlikte bilgi sahibi de olması gerektiğini savunur. Gençlerin yetenekli olsalar bile bilgiye önem vermedikleri için kendilerini tekrarlayıp durduklarını dile getirerek günümüz yazar adaylarını tenkit eder. Okuyucu, ona göre kendini tekrarlayan yazarları ilginç bulmaz. Oysa edebiyatın en önemli özelliği ilgi çekiciliğidir. Tarazi’ye göre yazar, daha önce kimsenin söylemediği düşünceyi söylemelidir ki gerçek bir yazar olsun. Okuyucu da onu ilgiyle okusun. 

        Tarazi’nin esas meselesi, Kazak kaderi, Kazak sorunları, Kazak halkını yükseltmek, başka ulusun idaresi altında olup hürriyetin peşinden koşan halkının derdiyle dertlenmek, halkını kalemiyle müdafaa etmek, eksiklerini tamamlamak, kaybettiklerini yeniden bulmak, hastalıklarını tedavi etmek, yaralarını sarmak, halkın maneviyatını uyandırmak, en başta da halkının uykudaki düşüncelerini uyandırmaktır. 

        Kendisi gibi yazar olan eşi Roza Mukanova “Menin Taraziyim” adlı makalesinde şöyle der: “Akim Tarazi için kolay okunan bir yazar demek mümkün değildir. Dili kolay anlaşılır, kolay okunur olmakla birlikte, düşünce alt yapısı kat kat ve derindir.” Bundan dolayı Tarazi, dili bakımından sade ve kolay anlaşılır bir yazar olmakla birlikte, eserlerindeki düşünce bakımından derinliği olan bir yazardır. 

        Yazarın millî ve manevi değerlere bakışını anlamak için ilk romanı Tasjarğan’a bakmak yeterli olur. Tasjarğan, Sovyet ideolojisinin yalnızca Kazak bozkırına değil, Kazak zihinlerine de hâkim olmaya başladığı dönemi ortaya koyar. Kazaklar için son derece önemli olan aile kurumu ve akrabalık ilişkileri üzerinden Sovyet devrinde ailede başlayan yozlaşma, sıkı aile ilişkilerinin yerine Avrupa’daki gibi bireyselci yaklaşımın etkili olmaya başlaması, romanda tenkit edilir. Tarazi, eserde okuyucuya farklı farklı özelliklerde kurgulanan kahramanlar ve aileler aracılığıyla mukayeseler yaptırır. 

        Genel olarak bakıldığında Tarazi’nin eserlerinde sosyal meselelerin öne çıktığı görülür. Hayatın gerçekleri bütün ayrıntılarıyla onun eserlerinde yer alır. Kurguladığı kahramanlar en ince ayrıntılarıyla ortaya konulur. Bütün kahramanlarının kaderleri, ruhi yapıları, diğer kahramanlarla ilişkileri içinde tasvir edilir. Eserlerinde asla mübalağa yoktur, ortaya koyduğu düşünceler, hayatın bütün doğallığıyla, hayatın gerçekliği içinde, insanın kaderiyle bağlantılı olarak işlenir.