Türk Kültür Coğrafyasında Türklüğün Birliğine Giden Yol Eğitim

Şubat 2019 - Yıl 108 - Sayı 378



        Türk dünyası tabiri ile ilk önce aklımıza bağımsızlığına kavuşmuş Türk Cumhuriyetleri olan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan olmak üzere diğer Türk ve akraba toplulukları gelmektedir. Bu tanımlamaya hiç şüphesiz ki Türk coğrafyasına yayılmış olan diğer Türk kökenli topluluklar ve bunlarla yakın ilişki kurmuş akraba topluluklar da dâhildir.

        Dünya tarihine bakıldığında bazı milletlerin, toplulukların ve kültürlerin varlıklarını artırarak ve geliştirerek devam ettirdiklerini görüyoruz. Tarihin en eski ve en köklü milletlerinden biri olan Türk milleti de büyüyen ve daima ileriye giden maddi ve manevi özellikleriyle öne çıkmaktadır. Türkler, bilinen tarihin her döneminde tarih sahnesinde var olmuşlardır. 

        Türklerin Orta Asya’dan başlayan tarihî yolculuğu, benimsedikleri kültür ve hayat tarzı sebebiyle anayurt sınırlarını aşmıştır. Orta Asya’da bugünkü Moğolistan ve Çin’den Balkanlar’a kadar uzanan çok geniş bir sahada yaşayan Türk toplulukları, tarihin birçok devrinde ortak ideallere yönelmişler ve ortak bir kültür oluşturmuşlardır. Bu kültürel ve idari birliktelikler daha güçlü ve daha etkin büyük devletler, imparatorluklar kurmalarıyla sonuçlanmıştır. Türkler, milattan önce VIII. yüzyıldan itibaren kurdukları devletler ve oluşturdukları topluluklarla dünya medeniyet tarihinde önemli bir yer işgal etmişlerdir. Büyük Okyanus’tan Atlas Okyanusu’na kadar uzanan coğrafyada kendini gösteren Türkler, tarihe yön veren büyük devletler kurmuşlardır. Çağ açıp çağ kapayan ve dünyanın seyrini değiştiren Türkler, beş kıtada önemli izler bırakmışlardır. Bugün de dünyanın çok çeşitli yerlerinde gerek siyasi ve gerekse kültürel varlıklarını devam ettirmektedirler.

        Tarihte, Moğolistan bozkırlarından Hazar Denizi’ne kadar atla dolaşan Türkler, kimi zaman Volga’yı geçip Avrupa’ya kadar, bazen Sirderya’yı geçip İran’a kadar uzanmışlardır. Azerbaycan’a, Mezopotamya’ya kadar hâkimiyet kuran, Sümerlerle komşu olan Türkler, İskit, Saka, Hun, Göktürk, Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti gibi büyük devletler kurmuşlardır. 

        Göktürklerin lideri Bilge Kağan ve onun kardeşi Kül Tigin, Büyük Okyanus’a, İran hududuna, Tibet’e, Sibirya’ya kadar topraklarını genişleterek bütün Türkleri bir birlik altında toplamışlardır. Bilge Kağan, yaptıklarını Bengütaşlara, yani ölmez taşlara yazdırdı. 732 ve 735 yıllarında Moğolistan’da Orhun suyu kıyısında Bengütaşlar diktirdi. Bengütaşlar üstüne silinmez yazılar yazdırdı. Orhun Abideleri, bütün Türklerin ortak eseri, ortak kitabıdır. Göktürkler de Türklüğün ata babalarıdır. 

        Türkçe konuşan bütün halklara “Türk” diyen bu anlayış, bugün de Moğolistan’da, Çin’de, Doğu ve Batı Türkistan’da, Kafkaslarda, İdil-Ural’da, Kırım’da, Balkanlar’da ve Türkiye’de canlı bir şekilde yaşamaktadır. Türk Dünyasında Divanü Lügati’t-Türk, yani Türk Dillerinin Divanı’ndan Oğuz Han, Dede Korkut, Köroğlu destanlarına kadar ortak edebiyata, ortak dile ve ortak anlayışa sahip olan Türkler, bugün de dünyanın yeniden şekillendiği bir zamanda yeni bir anlayışla aynı duygulara sahip olmanın heyecanı içerisindedirler.

        Dünyanın yeni bir çehreye büründüğü 1991 yılından itibaren Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasıyla Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan adları altında beş Türk cumhuriyeti tarih sahnesindeki yerlerini aldılar. Ayrıca bu Türk cumhuriyetlerinin yanı sıra Moğolistan, Tacikistan gibi kimi Türk ve akraba toplulukları bünyelerinde yaşatan ülkelerle, Rusya Federasyonu içerisinde yaşayan özerk Türk ve akraba topluluklar kendi kimlikleriyle gün yüzüne çıktılar. Tabii ki Türk Dünyasının en tatlı ve şirin devletlerinden biri olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de Türk devletleri arasındaki şanlı yerini alan bir başka devletimizdir.

        Türk ve Akraba Topluluklar arasında binlerce yıllık dil, tarih, kültür, örf, adet, gelenek ve din birliğimizin bulunduğu, bilinen bir gerçektir. Kimi zaman azalan kimi zaman çoğalan bu ortak paydalar yüzlerce yıl geçmesine rağmen Türklerle akrabaların maddi ve manevi bağlarının kopmadan devam etmesini sağlamıştır. Bugün dünya devletleri arasında şanlı ve şerefli yerlerini alan Türk cumhuriyetleri; yani Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’la diğer özerk olan ve olmayan Türk toplulukları incelendiğinde görüyoruz ki hızla gelişen ve çağı yakalayan bir görünüm sergilemektedirler. 

        Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağıldığı o günlerden bugünlere doğru şöyle bir tarih sürecine baktığımızda görüyoruz ki, başta Türk cumhuriyetleri olmak üzere Türk toplulukları modern, çağdaş ve ileri bir hayat tarzını gerek ekonomik ve gerekse sosyal açıdan yakalamışlardır. Artık Türkiye Cumhuriyeti dışında yaşayan Türkler için kötü ve karanlık günler geride kalmış, önlerinde yeni bir dünya açılmıştır. 

        Tarihten Günümüze Türklük ve Anlamı

        Türkler, binlerce yıllık geçmişleri ve daima ilahi vahye dayalı inançları ile dünya tarihinde önemli yer tutmuş öncü bir millettir. Türkler, tarihin her döneminde büyük millet olmanın avantajlarından faydalandığı gibi dezavantajlarının getirdiği sıkıntıları da yaşamıştır.  

        Dünyanın kadim ve köklü milletlerinden olan Türklerin, tarihin en eski çağlarından bugüne kadar belirli bir kavram veya kavimler birliğini gösteren nevi şahsına münhasır bir ad olarak varlığı aşikârdır. Milattan önce V. asırda yaşayan Heredot’un Doğu kavimleri arasında zikrettiği Targita’lardan Çin kaynaklarında geçen Tiele kelimesine, Zend-Avesta rivayetlerinden tarihçi Taberi, Mesudi, İbnu’l-Esir, Kaşgarlı Mahmud’a kadar Türk adı, milattan önceki asırlardan günümüze değin bugünkü telaffuzu ile tek heceli bir millet olarak söylenegelmiştir.

        Milattan Sonra 732 ila 735 yılları arasında, Bilge Kağan’ın yaptıklarını anlatmak için diktirdiği “Bengü Taşları” yani “Orhun Kitabeleri” de buna işaret etmektedir. Bu kitabelerde Türk veya Türük olarak, Türk ismi geçmektedir. Ayrıca, Türk adı, t’au-kive biçiminde altıncı yüz yıl Çin kaynaklarında da görülmektedir.

        Türk kelimesini Türk devletinin adı olarak ilk kullanan devlet; 522 ila 744 yılları arasında hüküm süren Göktürk İmparatorluğu’dur.

        Millet ve devlet adı olarak Türk kelimesine; ilk defa Çin’de 557 ila 559 yılları arasında hüküm süren Chou Sülalesi zamanında, Batı’da ölüm tarihi 582 olan Bizanslı tarihçi Agathias’ın eserinde, Arapçada Cahiliye Devri şairlerinden ölüm tarihi 600 olan Nabiga’t’uz-Zübyani’nin divanında ve on ikinci asırda yaşamış olan Islavera’nın eserinde rastlanmaktadır.

        lV. yüzyıldan itibaren Turan ülkesinde yaşayan birçok topluluğa Türk denilmiştir. Volga’dan Orta Avrupa’ya kadar uzanan topraklar üstünde, Sabirler, Hazarlar, Macarlar, Selçuklular, Kölemenler ve Osmanlılar Türk adı ile zikredilmişlerdir. Selçuklular döneminde Bizans haritalarında Anadolu; “Türkiye” olarak yazılmıştır. Bütün bunlar Çin’den Orta Avrupa’ya kadar uzanan muazzam bir alanda çok eskiden günümüze kadar Türk adlı büyük bir milletin olduğunun göstergesidir.

        Kaşgarlı Mahmut’un ünlü eseri “Divan-ı Lugat’it-Türk”te Türk; “olgunluk zamanı, olgunluk, güneşin olgunluk zamanı, gün ortası, gençlik çağının ortasında olan genç, cesur, sert” anlamına gelen Türküt sözü olarak zikredilmektedir.

        Tarih boyunca Türklerle yakın bir temas hâlinde olan Avrupalı; asker, aydın, seyyah, şair, edip ve benzeri birçok seçkin insan Türk’ün özgün karakterini tanımış ve onu övmüştür. 

        Campanella, Tasse, Leydi Montegu, Commte de Bonneval, Napolyan Bonapart, Decamps, Hammer, Pitti, Demirbaş Şarl, Prince Eugene, Lamartin, Chateaubriand, De Recamir, Çemayef, Monteecucoli, Gerard Nerval, Edmondo Amicis, Durend de Fontmagne, De Fontomain, Ubucini, Piyer Loti gibi ünlü şahsiyetler Türkleri öven yazılar yazmışlardır. Özellikle “Güneş Ülkesi” adlı eseriyle meşhur olan Campanella’nın; bir ütopist olarak aradığı adil sistemi Türklerin kurabileceğine inanması dikkat çekicidir.

        Yukarıda adlarını zikrettiğimiz Batılı aydınlar ile Cahiz, Semame gibi Arap tarihçilerin Türkleri anlatırken vardıkları ortak tanım şudur: “Türkler, savaşçı, vatansever, azametli ve güzel vücutlu, cesur, adil, fikir ve vicdan hürriyetine önem veren, asil, yüce yaratılışlı, müsamahakâr, mağrur, necip, efendi, sade, muhteşem, güzel ve iffetli insanlardır.”

        Örnek olarak bu Batılı aydınlardan sadece birisinin, Comte de Bonneval’in cümlelerine bakarsak şu çarpıcı metni görürüz;  

        “Bununla beraber burada kalıyorum. Çünkü Türkleri seviyorum. Onlar cennetten bir köşe olan bu eşsiz memlekete yakışan eşsiz insanlar, yaratılışlarında semavi bir azamet, gönül alışlarında ise meleklerde bulunmayan bir mahviyet var. Bu büyük ruhlu milletin arasında vatanımı unutmaktan korkuyorum. Vatan aziz ve pek aziz. Lakin Türkler de aziz ve çok aziz.”

        Türkler, Türkçe konuşan bütün halklara tarihte Türk demişlerdir. Onun için Türkçeye, Türk dili diye ad verilmiştir. Moğolistan’da, Çin’de, Doğu ve Batı Türkistan’da, Kafkaslarda, İdil-Ural’da, Kırım’da, Türkiye’de ve Balkanlarda yaşayan bütün Türk dilli halklar Göktürklerden bu yana Türk adını almıştır.

        Bugün Anadolu coğrafyasında ikamet edenler ile bütün Orta Asya Turan zümrelerine bir üst kimlik ifadesi olarak dünyanın her yerinde Türk denilmektedir. Türk ismi bugün Türk devlet ve toplulukları ile akraba toplulukları da içine alacak şekilde kabul gören bir anlayışa kavuşmuştur. Türk sözü bugün bir ırk için değil, Türkçe konuşan, tarihin belli bir dönemini beraber yaşamış olan ortak atalara ve kültüre sahip bir millet için kullanılmaktadır.

        Türkiye, binlerce yıllık varlığı ile büyük bir tarihî mirasa ve sorumluluğa sahip bir ülkedir. Türkler, tarih boyunca geniş bir coğrafyada medeniyetler kurmuş, farklı topluluk ve kültürlerle etkileşim içinde olmuştur. Bugün tarihteki bu yaşananların izleri hâlâ canlılığını sürdürmektedir. Soğuk savaştan sonraki dönemde bu canlılık dikkat çekecek şekilde artmıştır. Türkiye’nin önünde yeni bir pencere açılmıştır. Balkanlar’dan Doğu Türkistan’a, Filistin’den Sibirya’ya, Gagauzya’dan İran coğrafyasına kadar uzanan bölgelerde yaşayan Türk ve akraba toplulukların yüzü Türkiye’ye dönmüştür.

        Dünyada söz sahibi olan ülkeler, dış dünyada olup bitenlere kayıtsız kalamazlar. Türkiye de yukarıda aktarılan bilgilerden de anlaşılacağı üzere; gerek “Türk” kavramının muhtevi olduğu anlamın yüklediği sorumluluk açısından gerekse tarih sahnesinde oynadığı rol bakımından dünyada söz sahibi olan sayılı ülkeler arasındadır.

        Büyük ülke olmanın getirdiği sorumluluklar ve büyük ülkelerce yerine getirilmesi gereken roller vardır. Ülkelerin ve devletlerin içinde bulunduğu şartlar tarihin yüklediği sorumluluklar ile birlikte üstüne düşen rolü oynamaya o ülkeyi, o devleti zorlar. Soğuk Savaş’tan sonraki dönemde ortaya çıkan manzara Türkiye’yi büyük devlet olarak oyuna katılmaya âdeta mecbur kılmıştır. Türkiye, kendi sınırları dışında gelişmekte olan olaylara duyarsız kalmamıştır. Yıllardır sürdürdüğü sakin, durağan, rizikosuz dış politikaya yeni bir çehre vermek zorunda kalan Türkiye; kardeş, akraba veya hısım olarak gördüğü topluluklarla daha yakından ilgilenmeye başlamıştır. 

        Türkiye’nin En Büyük Hizmetlerinden Biri Eğitim

        Dünyadaki büyük devletlerin kendi etki alanlarında yaptıkları barışçıl icraatların başında eğitim alanındaki iş birliği gelmektedir. Büyük ülkelerin diğer topluluklarla iyi ilişkiler sürdürmek için kullandıkları en önemli yöntem burslu öğrenci okutmaktır. Bu aynı zamanda milletlerarası medeniyet yarışı, bilimsel ve kültürel alışverişle birlikte dışa açılma faaliyetidir. Türkiye hem bu anlamda hem de tarihî sorumlulukları çerçevesinde dost ve kardeş topluluklardan öğrenci getirerek onların Türkiye’de öğrenim görmelerini temin etmektedir. 

        Eğitim alanında Türkiye’nin yaptığı faaliyetler yani mevcut sınırları dışındaki Türk ve akraba topluluklarına olan ilgisi önemli bir geçmişe sahiptir.

        Romanya’da Büyükelçi olarak 1931–1944 yılları arasında görev yapan Hamdullah Suphi Tanrıöver, Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifleriyle Türkiye’den seksen ilkokul öğretmenini bu bölgeye götürmüş; oradan da Türkiye’ye yüz öğrenci getirmiştir. O yıllarda Gagauz Türklerinin yaşadığı bölge Romanya’ya bağlıydı.

        Yine Atatürk’ün direktifleriyle 1937 yılında başta Doğu Türkistan Vakfı Genel Başkanı Emekli Tuğgeneral merhum Mehmet Rıza Bekin olmak üzere bir kısım öğrenci Afganistan üzerinden Türkiye’ye getirilmiştir. Bu öğrencilerden gerek Gagauz gerek Doğu Türkistan Türklerinden büyük bir kısmı çok önemli görevler ifa etmişlerdir. Ayrıca, bu tür faaliyetlerin Osmanlı Devleti zamanında da etkin olarak sürdürüldüğü de Devlet Arşivlerindeki kayıtlardan bilinmektedir. 

        Türkiye Cumhuriyeti zor şartlar altında kurulmasına ve Misakımillî sınırlarına çekilmek zorunda kalmasına rağmen, dünyadaki ortak kültür ve soy birliğine sahip topluluklara duyarsız kalmamıştır. Ülke şartlarına ve dünya konjonktürüne bağlı olarak çoğu zaman uzak durmak mecburiyetinde kalınması, bu konuda ilgisiz olduğunu göstermemektedir. Zaten Soğuk Savaş sonrasında ortaya çıkan yeni durumda hemen hareketlenme başlamıştır. Bağımsızlıklarına kavuşan Türk Devletleri ile iş birliği yolları aranırken, hemen atılan adımlardan birisi eğitim alanındaki “Türk Cumhuriyetleri ile Türk ve Akraba Topluluklardan Öğrenci Getirme Projesi” yani kısa adıyla “Büyük Öğrenci Projesi” olmuştur.

        Eğitim Sahasında Önemli Bir Adım: Büyük Öğrenci Projesi

        Büyük Öğrenci Projesi’nin Çıkış Noktası

        Çok uzun yıllar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği esareti altında kalan Türk cumhuriyetleri ile Türk ve akraba toplulukları, uzun yıllar Türkiye’den ve birbirlerinden uzak, çeşitli baskı ve yabancılaştırma uygulamalarına maruz kalmışlardır. Bu süre içinde maddi ve manevi tahribata da uğramışlardır. Ayrıca, dış dünyayla iletişim imkânlarından da mahrum kaldıkları için ortak değerler de zarar görmüştür. 

        Bahse konu olan Türk ülkeleri, tarihî dönüm noktası sayılan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’nin 1991 yılında dağılmasından sonra, yeni bir sürece girdi. Bu süreçte yeni şartlarla yeni imkân ve fırsatlar ortaya çıktı.

         Millî istiklaline kavuşan bu ülkeler, kendi kaderlerini tayinle kendi istikballerini de kurma yoluna girdiler. Bu şartlarda kendi ayakları üzerinde durma çabasına giren Türk Cumhuriyetleri ile Türk ve Akraba Toplulukları, birer millî devlet olmak için gereken içtimai, iktisadi, harsi ve maarif sahalarında gerekli alt yapıdan mahrum bulunmaktaydılar. 

        Türk Cumhuriyetleri ile Türk ve Akraba Topluluklarının başta eğitim olmak üzere birçok ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için; Türkiye’nin her sahada acilen yardım elini uzatması gerekiyordu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu şartları değerlendirerek üzerine düşen tarihî görevi başarılı bir şekilde “Büyük Öğrenci Projesi”si aracılığı ile yerine getirdi.

        Büyük Öğrenci Projesi’nin Gayesi

        Büyük Öğrenci Projesi (Türk Cumhuriyetleri ile Türk ve Akraba Topluluklarından Öğrenci Getirme Projesi), Türkiye’nin kardeş ülke ve topluluklarla ortak değerlerimizi yenileyerek kaynaşmayı tesis etmek ve onlara her türlü desteği sağlamak amacıyla 1992 yılında başlatılmıştır. Yok olmaya neredeyse mahkûm olmuş topluluklar için bir ümit kaynağı olan Büyük Öğrenci Projesi, büyük hayati önemi haizdir. 

        1992 yılından itibaren hayata geçirilen Büyük Öğrenci Projesi ile; Adıgey, Altay, Başkurdistan, Buryat, Çeçenistan, Doğu Türkistan, Çuvaşistan, Dağıstan halkları (Lak, Lezgi, Kumuk, Nogay ve diğerleri), Hakasya, İnguşetya, Kabartay-Balkar, Kalmukya, Karaçay-Çerkez, Moğolistan (Tuva ve Kazak Türkleri), Gagauzya, Rusya Federasyonu Tuva, Yakutistan (Saha) ve benzeri yok olma tehlikesi tehdidi altında kalan topluluklar Türkiye’ye yüksek öğrenim görmek üzere burslu getiriliyorlardı.

        Ayrıca stratejik öneme de sahip olan bu faaliyet, özellikle başladığı tarihten itibaren etki alanı genişleyerek yeni hedeflere de yönelmiştir.

        Bu proje, Türk cumhuriyetleri ile Türk ve akraba topluluklarının eğitim düzeylerini arttırmak, yetişmiş insan gücü ihtiyaçlarını karşılamaya yardımcı olmak, Türkiye dostu bir nesil yetiştirmek ve Türk dünyası ile kalıcı bir kardeşlik ve dostluk köprüsü kurmak gibi amaçlar taşımaktadır. Türkiye’nin Türk dünyasına yönelik olarak yürüttüğü en büyük ve en önemli projelerinin başında gelen Büyük Öğrenci Projesi ile Türkler, var olma veya yok olma noktasına gelen halklara bir ümit kaynağı oluşturmuştur.

        Büyük Öğrenci Projesi Çerçevesinde Yapılan Çalışmalar

        Projenin başladığı 1992–1993 öğretim yılında bu ülke ve topluluklardan 3000’i orta öğretim öğrencisi ve 7000’i yükseköğrenim öğrencisi olmak üzere toplam 10.000 öğrenci devlet burslusu olarak ülkemize getirilmiştir.

        Büyük Öğrenci Projesi’ne genel olarak bakıldığında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 1992–2012 yılları arasında 44.680 burs tahsis etmiştir. Yüksek Öğretim Kurulu Verilerine göre Büyük Öğrenci Projesi kapsamında 2012 yılı itibariyle; 7.301 öğrenci öğrenim görmektedir. Bu öğrencilerden Mayıs 2012 yılı verilerine göre 10.061 öğrenci mezun olmuştur. Diğer yandan, zaman zaman Büyük Öğrenci Projesi ile bu dönemlerde karıştırılan ve Millî Eğitim Bakanlığı Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü koordinesinde yürütülen ve kültür anlaşmalarıyla gelen kültürel değişim programları burslusu öğrencilerin sayısı ise 2012 yılı itibariyle 2898’dir. Bugüne kadar mezun olan öğrenci sayısı ise bu burs kapsamında 859’dur.

        Büyük Öğrenci Projesi’nin Kapsamı

        Büyük Öğrenci Projesi kontenjanları 57 ülke ve topluluğu kapsamaktadır. Bu çerçevede, Belarus, Bulgaristan, Kosova, Moldova, Gagauz Yeri, Romanya, Bosna-Hersek, Arnavutluk, Litvanya, Ukrayna, Kırım, Makedonya, Sancak, Batı Trakya, Hırvatistan, Karadağ, Polonya, Moğolistan, Tacikistan, Tataristan, Kabartay-Balkar, Karaçay-Çerkez, Çuvaşistan, Başkurdistan, Saha (Yakut), Dağıstan, Kalmukya, Tuva, Altay, Adıgey, Buryat, Gürcistan, Afganistan, Irak’ı sayabiliriz.

        Türkiye Tarafından Eğitim Alanında Yürütülen Faaliyetler

        Türkiye’de 2012 Yılına Kadar Yürütülen Yabancı Uyruklu Öğrenci Getirme Projeleri şunlardır:

        • Devlet Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu’nun birlikte organizasyonu ile 2922 sayılı kanun çerçevesinde Türk Cumhuriyetleri ile Türk ve Akraba Topluluklarından Öğrenci Getirme Projesi (Büyük Öğrenci Projesi). 

        • Millî Eğitim Bakanlığı Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü koordinesinde yürütülen ve kültür anlaşmalarıyla gelen kültürel değişim programları burslusu öğrenciler.

        • Diyanet İşleri Başkanlığı koordinesinde yürütülen Uluslararası İlahiyat Projesi’yle Türk Cumhuriyetleri, Türk ve Müslüman topluluklarının bulunduğu ülkelerden ilahiyat fakültelerine getirilen burslu öğrenciler.

        • İslâm Kalkınma Bankası burslusu öğrenciler.

        • TÜBİTAK, TİKA ve diğer bazı kurum ve kuruluşların mahdut sayıdaki bursuyla okuyan öğrenciler.

        Sonuç ve Öneriler

        Tarihi kaynaklar incelendiğinde; “Türk” kavramının belirli bir ırkı tarif etmek için değil belirli bir kültüre sahip bir milleti ve kültür coğrafyasında yaşayanları tarif etmek için kullanıldığı, ayrıca Türk’ün tanımının muhtelif kaynaklarda müspet sıfatlar kullanılarak yüceltilmek suretiyle yapıldığı görülmektedir. Türk milleti tarih sahnesinde bütün bu tanımları haklı çıkaran çok sayıda medeniyet kurmuş ve her defasında büyük bir medeniyet inşa eden millet olmanın sorumluluğunu yerine getirerek etki alanındaki ülkelere yardım etmiştir. İşte bunun bir örneğini günümüzde Türkiye Cumhuriyeti eğitim alanında sahip olduğu birikimi tarihi bağlarının bulunduğu Türk Cumhuriyetleri ile Türk ve Akraba Topluluklarına aktarmak suretiyle yapmaktadır. Bu kapsamda yürütülen faaliyetlerin en önemli örneğini Büyük Öğrenci Projesi oluşturmuştur.

        Eğitim gibi bu tür sosyal projelerde önemli olan kemiyet değil keyfiyettir. Yani sayıdan ziyade kalite önemlidir. Mühim olan hedeflenen amaca varılıp varılamadığıdır. Kurulduklarında eğitim alanında çok önemli eksiklikleri bulunan başta Türk cumhuriyetleri olmak üzere söz konusu ülke ve topluluklar, günümüzde kendi ayakları üzerinde durabilme noktasındadırlar. Bu kardeş ülkelerin eğitim alanındaki eksikliklerinin önemli bir kısmını Türkiye üniversitelerinden mezun olan öğrenciler tamamlamışlardır. Her alandaki yetişmiş insan gücü açığının önemli bir kısmı Türkiye üniversitelerinden mezun olan öğrenciler tarafından kapatılmıştır. Türkiye dostu genç bir nesil yetiştirilmiş ve Türkiye ile Türk dünyası arasında kalıcı bir dostluk köprüsü oluşturulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tarihin ve kültürünün kendisine yüklediği büyük sorumluluğu yerine getirmiş ve binlerce yıldır devam eden sıkıntılı dönemleri eğitimde yapmış olduğu yardımlarla tersine çevirmiştir. Kardeş topluluklarına en önemli katkı olan eğitim alanında yaptığı büyük hizmet, mutlulukla görmekteyiz ki bu ülke ve topluluklarca da takdir toplamıştır. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan halkları başta olmak üzere Türk ve Akraba Toplulukları, bugün eğer Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dönemindeki konumdan bugün daha iyi bir konuma geçmişlerse bunda en büyük pay Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nindir.

        Türkiye’deki üniversitelerden mezun olan öğrenciler, dünyaya yeni bir mesaj vermişlerdir. Bu mesaj, Türklerin karşılıksız verme yani fedakârlık anlayışlarının ne kadar ulvi olduğu ve örnek alınması gerektiği hususudur. Türkler, bu projeler ile zenginin değil haklının, mütegallibenin değil mazlumun yanında yer almışlardır. 

        Türkiye dost ve kardeş elini, kendinden kardeşlik bekleyen tüm dünya halklarına daima uzatmıştır. Bundan sonra da dost ve kardeş elini Türkiye, uzatmak zorundadır. İşte bu çerçevede dünyanın en büyük eğitim projesi olan Büyük Öğrenci Projesi ile de Türkiye, 57 ülke ve topluluğa; ırk, dil, din ve cinsiyet ayrımı yapmadan eğitim hizmeti vermeye 20 yıl boyunca devam etmiştir. 

        Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden mezun olan öğrenciler bulundukları ülkelerde; bakan, milletvekili, belediye başkanı, bürokrat, akademisyen, doktor, mühendis, iş adamı vb. mesleklerde üstün başarılara imza atmışlardır. Dünyadaki barış, huzur ve istikrarın bir nevi garantisi konumunda olan Türk üniversitelerinden mezun öğrenciler, geleceğe umutla bakmamıza vesile olmaktadırlar. 

         Türk kültür coğrafyasında birliğin sağlanmasında eğitimin rolü hususu gündeme geldiğinde yapılması gerekenleri ise şöyle sıralayabiliriz:

        • Türkiye’de bu alanda çalışan gerek devlet kanadındaki ve gerekse sivil toplum kanadındaki fertlerin muhakkak diğerkâm ve idealist olmaları,

        • Çalışacak ekibin ruhunun genç ve çalışkan olması,

        • Dinamik ve bilgili bir kadronun istihdam edilmesi,

        • Klasikleşmiş köhne zihniyetin tasfiyesi,

        • Planlı çalışabilen bir kadronun istihdamı,

        • Hedefleri belirlenmiş ve ara hedefleri tespit edilmiş bir proje ile amaca yönelmek,

        • Konu uzmanı ehil elemanlar, dünyevi isteklerini arka plana atabilen bir kadro ile çalışmak,

        • Bilgi birikiminin bir elde toplanması ve istatistiklerin sağlamlığının sağlanması,

        • Sivil Toplum kuruluşlarından samimi olanlarının seçilmesi ve bunlarla birlikte koordinasyon yapılarak, hedefe yönelinmesi,

        • Üniversitelerin yetişmiş kadrolarından azami oranda faydalanılması,

        • Türkiye Türkçesi öğretiminin daha planlı ve koordineli olarak yürütülmesi,

        • Mesleki eğitim için Türkiye Türkçesinin ayrıca verilebilmesi için merkezler oluşturulması,

        • Lisansüstü eğitime önem verilmesi ve bitirilen tezlerin mutlaka bir değerlendirme sonucu faydalanılma yoluna gidilmesi.