Avrasyacılık Yaklaşımı Bağlamında İpek Yolu Politikaları Üzerine Genel Bir Değerlendirme

Şubat 2019 - Yıl 108 - Sayı 378



        İpek Yolu Stratejisi ve Politikaları Nedir?

        İpek Yolu, eski baharat yolunun ötesinde Asya ve Avrupa ile Afrika ve Orta Doğu’yu da içerisine alan büyük ekonomik ve siyasal coğrafyayı kapsamaktadır. Bu coğrafyada Çin, Hindistan, Rusya, Türk Cumhuriyetleri ile Japonya, Kore ve diğer ilgili Uzak Doğu ülkelerinin kültürel ve ekonomik potansiyelinin yeniden canlandırılması stratejileri uygulanmaktadır.

        Eski baharat yolu olarak bilinen İpek Yolu güzergâhlarındaki ekonomik ve kültürel potansiyellerin ortak faaliyetlerle bütünleştirilmesi, ‘Modern Asya Medeniyetler Bilgi ve Uluslararası Ticaret Ortaklığı’ başlığı altında adlandırılabilecek bir yapıyı hedeflenmektedir.  21. yüzyılda Avrasyacılık; Avrupa ve ABD tekelinde sürdürülen uluslararası ticaretin küresel özgülüğünün sağlanması için Çin Halk Cumhuriyeti liderliğinde sürdürülen ve kültür alanlarının tespiti ile başlayıp, ekonomik ve siyasal strateji birliğine evirilen ulusal ve uluslararası proje ve faaliyetler bütünüdür.

        Türk Dünyası Kavramı Nedir?

        Kazakistan Devlet Başkanı ve Türk Dünyasının bilge lideri Nursultan Nazarbayev’in ‘Büyük Bozkır Medeniyetinin Yedi Özelliği’ başlıklı makalesindeki tespitlerine göre;     ‘ Türk Dünyası ’ kavramı, Türklerin tarihi kökenlerine ait ortak medeniyetin birikimi olarak kabul edilmektedir. Medeniyetin varlık değerlerinin yaygınlıkla bilinmemesi tezinden hareketle Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, Türk medeniyetinin tarihi köklerinde Türk Dünyası’nın beşiği Altay’ın,  Kazakistan’ın ve diğer Avrasya Türk halklarının tarihinde önemli bir yeri bulunmaktadır. Adı geçen yüksek dağlar asırlardır sadece Kazakistan topraklarının tacı değil, tüm Türk dünyasının beşiği sayılmaktadır. Tam bu bölgede, Milattan sonraki bin yılın ortalarında Türk dünyası meydana gelip Büyük Bozkır’ın kucaklarında yeni bir dönem başlamıştır…” tespitlerini yapmaktadır.  (Nazarbayev, A.N., 2018) 

        Türk dünyası söylemi; 21. yüzyıl Avrasya Türklüğünün siyasal birliğine yönelik olarak 1990’lı yıllarda bilimsel literatüre girmiş, küresel stratejik ortak medeniyet ve mensubiyet bağı ile birleştirilerek Türk Cumhuriyetleri dil ve kültür bütünlüğü stratejisine evirilmiştir. Günümüzde, Avrasya Türklerinin siyasal ve ekonomik potansiyel gücünü ifade etmektedir. Türkçe konuşan ülkelerin ve toplulukların birlik bilinci ile yeniden entegrasyonunu öngören, ‘Büyük Türkistan Birliği’ oluşturma stratejisi olarak tanımlanmaktadır.

        Rus Avrasyacılığı Stratejisi Nedir?

        ABD ve Avrupa’nın stratejik ve jeopolitik mücadele ve çıkar alanı olarak 18. yüzyıldan itibaren gelişerek 21. yüzyılda kıtalararası sömürgeler düzenine dönüşen çağdaş emperyalizm; Asya ve Afrika ile özellikle Orta Doğu’yu yüzyıllardır baskı ve katliamlara maruz bırakmıştır.  Rusya’nın küresel bir süper güç olarak Avrasya’da kendine özgü hükümranlık kurma ideolojisi ile geliştirme çabası içinde olduğu, bunu kendi medeniyetine ait dil ve kültür ile sömürgeci Latin dünyasına da kabul ettirmek istediği, Panslavist köklere dayalı din stratejisi ile ‘Yeni Bizans’ ütopyası olarak da tanımlanabilir. Rus Avrasyacılığı Asya ve Avrupa’da kuşatıcı bir etkiye sahiptir. Özellikle SSCB’nin çöküşü ve Rusya Federasyonu’nun kuruluşundan sonraki çalkantılı yeniden hâkimiyet döneminde, Avrasyacılık tartışmaları Rusya’daki ideolojileri ve politik parti faaliyetleri derinleştirmiştir. Rusya halen Panslavist Rus Ortodoks Kilisesi ile Avrupa medeniyetinden faklı homojen kültür bütünü gücünü, diğer etnik unsurlara dayatan bir ülkedir. “…Rus Ortodoksluğu ile devlet arasındaki ilişki, Kilisenin devletin ruhani organı ve milletin özel bir koruyucusu olarak görev yapması nedeniyle teolojik olarak eşsiz bir ilişki şeklinde yorumlanır. 10. yüzyıldan itibaren komşu oldukları Bizans İmparatorluğu’nun da etkisiyle Ortodoksluğu seçen Ruslar,  zamanla din-devlet ilişkileri açısından Bizans’ta var olan ‘senfoni modeli’ ni benimsemişler ve bu model aracılığıyla kilise ile devlet arasında sıkı ve derin bir ilişkinin kurulmasını sağlamışlardı.”  (Yapıcı, İ., 2016, s.175)

        Günümüz Rusya Federasyonu’nda devlet baskısı altında kalmaktan kurtulan Rus Ortodoks Kilise gücü, devletin manevi ortağı ve temsilcisi olarak Stalin dönemindeki dışlanmışlığını ulusal hâkimiyette yeni bir sacayağı dengesine dönüştürmüştür. Avrasyacılığın Hristiyanlık politikaları, Rus Ortodoks Kilisesi tarafından tespit edilmektedir. Din ve kültür hegemonyasının dışındaki temel gerçek ise Avrasya’nın enerji potansiyeli ve enerji nakil koridorlarıdır. Türkiye ve Türk Cumhuriyetlerinin, Rus dış politikasına göre süreçlerini belirleme ve yönetme kararı almalarını sağlama erkinin adı pratikte, Rus Avrasyacılığı olarak okunabilir.

        Bu konudaki stratejik ve jeopolitik yaklaşımları ele alan, Türkiye ve Türk dünyasının geleceği hakkında  değerlendirmeleri de içeren “…Fukuyama’nın ‘ Tarihin Sonu’, Huntington’un ‘Medeniyetler Çatışması’, Brezinski’nin ‘Büyük Satranç Tahtası’ ve Dugin’in ‘Rus Jeopolitiği: Avrasyacı Yaklaşım”    (Bilgiç, M. S., 2016, s. 2) adlı eserler incelendiğinde,   Avrasya jeopolitiğini yönlendirme gücüne ulaştığı sanılan Türkiye’nin, Türk dünyası ile ilgili politika ve kararlarları, Rusya Federasyonu içersindeki  “Yeni Avrasyacılar için öncelikli olarak takip edilmesi gereken ulusal ve uluslararası iç ve dış politikadır.  Rus Yeni Avrasyacılığının ilkesi Rusya ne Doğu ne de Batı’ dır. (…)  Rusya jeopolitik anlamda kendi başına bir mihver, etno-kültürel açıdan da kendine özgü bir medeniyettir.”  (Yılmaz, S., 2015, s.113)

        Panslavist geçmişten Avrasya hükümranlığına ulaşan Rusya Federasyonu, dünyada en çok Müslüman Türk nüfusu barındıran ülkedir. Dünyanın en büyük İslam kimliğinin hamiliğini yapmaktadır. Rusya’da “…1994-1996 yıllarında gerçekleşen Birinci Çeçen Savaşı, 1999-2000 yıllarında gerçekleşen İkinci Çeçen Savaşı [sonrası] Rus kimliğinin doğu Slavlarına dayanması gerektiğini ileri süren ve etno-ulusçu olarak adlandırılan ikinci görüş yanlıları, SSCB’in parçalanmasından sonra imparatorluğa hiçbir biçimde dönülemeyeceğini ileri sürmüşlerdir. Putin’in ileri sürdüğü toplumsal uzlaşmanın ve ulus inşasının dört temel unsuru vardır. Resmî ideolojinin hangi türde olursa olsun inşâsına karşı çıkan Putin, demokratik Rusya’da toplumsal uzlaşmanın cebrî değil ancak iradî olması gerektiğine inanır. Büyük reformlar, toplumsal uzlaşmanın gönüllülük esasına dayandığı toplumlarda mümkündür. Rusya’da reformların bu denli yavaş olmasının nedeni toplumsal uzlaşma ve birlikten yoksunluktur. Ona göre tesis edilecek toplumsal birlik ve uzlaşma geleneksel değerler üzerine inşâ edilmelidir.” ( Taştan,2012,  Y.K., s.90-95)

        Rusya’nın küresel güç stratejilerinde Afganistan ve Çeçenistan deneyimi Rus ırkçılığına ve sömürgeciliğine karşı bir direniş olarak hafızlardadır. Rusya, üzerine kurulduğu Türk Dünyası hinterlandı ile anlaşmak ve erkleri paylaşmak zorunda kalacağının bilincindedir.

        Çin Avrasyacılığı ve İpek Yolu Politikaları Nedir?

        Çin Halk Cumhuriyeti Doğu Türkistan Uygur devletini kendi iç politika meselesi olmaktan da çıkartacak,   Orta Asya  ile Kore ve Japonya’yı da kuşatacak ekonomik blokaja dayalı Avrasya  eknomi  ve politikaları geliştirerek uygulamaktadır.    “…Çin merkezli Yeni İpek Yolu Girişimi, diğeri ise Rus girişimi olan Avrasya Ekonomik Birliği, İpek Yolu Ekonomik Kuşağı ( Silk Road Economic Belt) için Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’yı, Doğu ve Güneydoğu Asya›yı birbirine bağlayan ticaret koridorları yaratacaktır. Çin›in vizyonu demiryolu, karayolu, hava, deniz ve boru hattı geçişlerini içermektedir. Bu projenin finansmanı için Asya Altyapı Yatırım Bankası (Asia Infrastructure Investment Bank) ve Şanghay merkezli BRICS Yeni Kalkınma Bankası (New Development Bank)’nı kurmuş ve Yeni İpek Yolu Fonu oluşturarak projeye 40 milyar dolar kaynak ayırmıştır.” (Kodaman ve Gonca,2016,  s.1254)

        Çin Halk Cumhuriyeti Avrasyacılığının temel karakteri, uluslararası kuruluşlarla bütünleşmiş pratik eylemlerle İpek Yolu medeniyetler birliği bağlamında Birleşmiş Milletleri de ortak ederek Asya ve Avrasya’da ekonomi ağırlıklı Çin yumuşak gücünü inşa etmektir. Doğu Türkistan’ı siyasal olarak hazmetme çabasında çok mesafe kaydeden Çin’in Türk Cumhuriyetleri politikaları derin ortak tarihin travmaları ile birlikte gelişiyor. İpek Yolu tarihi bilgi-belge merkezleri konusunda da değişik araştırmalar ve çalışmalar başlatılmıştır. Özellikle kültürel alanda Türk kültür değerlerinin Çin kültürü altında gösterilmesi konusunda yoğun kültürel ve bilimsel faaliyetler yapılmaktadır. Bu alanda enstitüler ve kütüphaneler kurularak alan ve alt alan organizasyonunda başarılı çalışmalar yapılmaktadır. Bunlardan birisi de,  “…Eylül 2015’te ikinci İpek Yolu Uluslararası Forumu’nda, Çin Ulusal Kütüphanesi Müdür Yardımcısı Sun Yigang tarafından önerilen (…) İpek Yolu Uluslararası Kütüphanesi İttifakı, 28 Mayıs 2018’de Chengdu’daki Sichuan İl Kütüphanesi’nde düzenlenen bir akademik seminer sırasında kuruldu.” (Şangay Bilimsel ve Teknik Bilgi Enstitüsü,  2018)  

        Günümüzde İpek Yolu kültür çalışmaları ve materyalleri, Çin Halk Cumhuriyeti vakıf ve derneklerinin kontrolünde kültür turizmine kısmen açık olarak yönetilmektedir.  Özellikle International Dunhuang Project bünyesine bağlı olarak UNESCO koordinasyonuna katılan Orta Asya ve Uzak Doğu kültür kaynaklarının yerel ve millî boyutu,  yerinden ve ait olduğu değerlerden soyutlanmadan kültür turizmine sunumu, kültürel mirasa saygı ve şeffaflık açısından insani ve hukuki sosyal önem taşımaktadır.

        Türk Avrasyacılığı ve Siyasal Kültür Bütünü Stratejisi 

        Pantürkizm ve Turan ülkeler birliği ve ya ‘Kızılelma’ olarak adlandırılan Türk-İslam Birliği ideolojisi,  son yıllarda Rusya Federasyonu ile ekonomik ortaklığa dayalı gelişmelerin etkisinde örtülmektedir. Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in stratejik öngörüleri perspektifinde Avrasya Ekonomik Birliği hedefleri doğrultusunda ekonomi birliğini esas alan bir gelişim göstermektedir. Türk Cumhuriyetleri ve Türk dünyası eşit vatandaşlığı kavramları gibi yaklaşımların mevcut tarihi sürecin bilimsel bir parçası olmadığı gerçeği üzerinde durulması ile ekonomik birliğin esas alınması stratejisini Türkiye yeniden ısıtarak Avrupa Birliği’nin önüne koyma gücünü göstermelidir. Türkiye stratejisine ait Avrasyacılığının 21. yüzyıl gelişimi Rusya Federasyonu içerisindeki Türk dünyası ve Türk Cumhuriyetlerinin ekonomik para birliğine yöneltilmesi önemlidir. Avrasya Türk ve Rus Gümrük Birliği kurulması fikri akıllıca bir yaklaşımdır. Bu günlerde dünyadaki ABD dolar şantajlarına da çare olacak bir uzak ve geniş görüşlülük ile Türkiye ve Rusya’nın Avrasya stratejilerini uzun vadede birleştirilebilir.

         Türkiye’nin,  ‘Türk Dünyası’ ülküsü bir kültür birliği hinterlandını içerse de, söylem olarak bile ‘Adriyatik’ten Çin Seddi’ne’ uzanan bir hedefi göstermektedir. Türkiye’nin  ‘ Adriyatik’ten Çin Seddi’ne ’  kültür alanı, bu coğrafyadaki diğer ülkeler için dış tehdit algısı yaratacak bir söylem olmayıp, 300 milyona yakın Türk kültürü mensubu Türk halklarının potansiyel gücüne işaret eden bir vurgudur. Avrasya Türklüğünün potansiyel gücünü ve önemini ortaya koymak ve buna göre iç ve dış politikayı öngörmek doğrultusunda kullanılan bir hedeftir. Özellikle Rusya’nın ve Çin’in bu söylemi büyük ortaklık potansiyeli olarak değerlendirmesi çok daha önemlidir.  Bu hedefin gerçeklerinde ancak üretim ve tüketim çıkar birliği ve dengesi olduğunu görmek gerekir. “…Avrasyacılık hareketinin Türk cumhuriyetleri ile ilgisini belirlememiz [için]  Dugin’in kitabına bir bütün olarak bakmak gerekir. Oryantalist iddiaların aksine Dugin bölge, boy, siyasi birim adlarından sonra söz konusu halkların Türk kimliği ve Türkiye ilgisini her fırsatta dile getirmiş ve Rusya Federasyonu içi ve dışı ile birlikte ortak, birbirini tamamlayan politikalar önermiştir. (…) Dugin, Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerinden oluşan Sincan bölgesini de aynı politikaların parçası olarak ele alır. Kırım’a özel bir statü tanınması [ve] Tatarların tarihi [talepleri] ile [diğer Türk toplulukları [Rusya hükümranlığındaki]  Avrasya Devleti’nin yani Rusya, Slav ve Türk unsurlarının [ Rus etnolojisine bağlı]   birleşimine dayanmaktadır.” (Yalçınkaya, A., 2016,  s 711)

        Türkiye ile Rusya ilişkilerinin geleceğinde Avrasya Ekonomik Birliği’nin kurulması, güçlenip AB ve ABD gibi bir birliğe evrimleşmesi, Türk dünyası için büyük bir hedef olarak görülmelidir.  Türkiye›nin Rusya ve Avrasya seçeneği dışındaki Avrupa Birliği talepleri,  Fransa ve Almanya tarafından bloke edilmiştir. Türkiye’nin Türk dünyası ile yürüteceği çok yönlü dış politikalar, Rusya’nın denetiminde ve Avrasya Ekonomi Birliği üyeliği kapsamında sınırlı kalacaktır. Ancak, İran’ın Rusya ve Türkiye ile kuracağı büyük güçlü bir gümrük birliği, ABD ticari yaptırımlarını, ABD dolarının değerini etkisizleştirecek büyük bir hamle olarak görülmelidir. Rusya’dan balkanları ve Baltık ülkelerini koparan AB ve ABD’nin hedefinin Çin ve Rusya bloğunu parçalamak olduğu bilinmektedir. Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne girmesi mümkün olmuştur. Bu nedenle, Rusya Federasyonu ve Beyaz Rusya’dan ibaret bir Avrasya ancak Ukrayna gibi yüzünü Avrupa Birliğine çevirerek yaşayabilir.

        Böyle bir geleceğe savrulmamak için Avrupa’nın Rusya enerjisine ve doğalgazına bağımlılığı sürdürülecektir. Türkiye’nin enerji koridorlarında kilit ülke olması, Avrupa Birliği ülkeleri için kritik önem taşıyor. Rusya’nın, Çin ve İran eksenli bir Avrasya seçeneği her zaman ABD ve Avrupa’yı tedirgin ediyor. Türkiye ise NATO bağımlılığı nedeniyle bir denge noktasında hem ABD kozunu hem de Rusya kozunu elinde tutarak Orta Doğu bataklığından kurtulma mücadelesi veriyor. Türkiye’nin Akdeniz’deki enerji rezervlerini kullanma gücünü Rusya, İran ve Suriye ile kazanma hamlesi henüz gündemde olmasa da yakın gelecekte Türkiye’nin hem ABD ve hem de Rusya ile bu konuda ortak bir çözüm yolu geliştirilmesine yönelik destek arayacağı tahmin edilebilir. 

        İpek Yolu Politikaları ve Türk Cumhuriyetleri

        UNESCO çatısı altında 46 ülkenin ortaklığında İpek Yolu birliği kuruldu. Liderliğini Çin Halk Cumhuriyeti’nin yaptığı İpek Yolu Birliği, aslında Türkiye için Avrasya yolunun açık tutulması anlamına geliyor. İpek Yolu ticaretinin kontrolünü 800-1550 yılları arasında elinde tutan Türk kavimlerinin küresel egemenliklerinin yeniden organizasyonu, Çin ve Rusya’nın inisiyatifinde görünüyor. Doğu Türkistan’ı yutarak hazmetmeye uğraşan Çin’in Avrasya’daki en büyük aracı da İpek Yolu stratejileri kapsamında kurduğu kültür ve dijital ağ yollarıdır.

        İpek Yolu’nun yeniden ‘Türkasya-Asyatürk’ stratejine dönüştürülmesi ise Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin kalkınma performanslarına bağlı görünüyor. İpek Yolu organizasyonları bağlamında Türk Cumhuriyetlerinden Kazakistan, Ulusal Bilimler Akademisi Arkeoloji Enstitüsü ile,   Kırgızistan, Ulusal Bilimler Akademisi Tarih ve Kültür Mirası Enstitüsü ile,  Tacikistan, Kültür Bakanlığı Tarih Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü ile,  Türkmenistan, Kültür Bakanlığı Anıt Koruma Dairesi Başkanlığı ile birlikte Tarih Enstitüsü başkanlığında;  Özbekistan ise  Güzel Sanatlar Enstitüsü,  Arkeoloji Enstitüsü ve Anıtlar Kurulu kurumları ile kültürel mirasın korunması ve kültür turizmine kazandırılması için faaliyetlerini sürdürmektedirler.

        Çağdaş İpek Yolu projesi küresel sermaye ve rezervlerinin dengelenmesi midir? Yoksa Çin’in dünya ekonomisini Asya’da yeniden canlandırarak denetim kurma hamleleri midir? Şimdilik bu durum net olmasa da bilinen somut gerçekler var. Çağdaş 21. yüzyıl İpek Yolu girişimi içerisinde 50’den fazla ülke yer alıyor. İpek Yolu Projesi’ne Avrupa Birliği finansman ayırmazken,  ABD net bir tavırla karşı çıkıyor. Çin ‘in Rusya ve Hindistan’ı süreçlere dâhil etmesi ile Batı’da euro ve dolar güdümlü ekonomi ve ticaret, Doğu’da Çin Rusya, Hindistan, Kore, Japonya ve Türk Cumhuriyetleri ortaklığında küresel ekonomik yeni yörünge oluşturacaktır. “…Dolayısıyla, projenin tamamı incelenirse, bunun toplam 65 civarında ülkeyi ilgilendirdiği görülmektedir. Dolayısıyla, bu; dünyadaki toplam gayrisafi milli hâsılanın yüzde 55’i, toplam dünya nüfusunun yüzde 70’i ve kanıtlanmış enerji kaynaklarının yüzde 75’ini kapsayan devasa bir projedir.”  ( Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ, 2017)

        Küresel ekonomik güç dengelerinde ülkelerin sınır ticaretini geliştirerek serbest bölgeden gümrük birliğine geçtikleri ve Avrupa Birliği modelinde ekonomik ve siyasal birliğe yöneldikleri bir gerçektir. Bu konuda en iyi örnek olarak görülen SSCB ekonomik ve siyasal birliği 1990’da çökmüş ve Avrupa Birliği ise 1995’ten sonra genişleyerek eski SSCB sömürgelerini de Avrupa Birliği’ne dâhil etmiştir. Ekonomik rekabet ve küresel hükümranlık politikalarında ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere Birleşmiş Milletlerin oylamalarını veto hakkın sahip olduğu için kendi stratejilerine uygun olmayan kararların yürürlüğünü durdurabilmektedir. Bu büyük yetki ile Rusya ve Çin ayrı bir bölgesel siyasal güç hâline gelirken, ABD, İngiltere ve Fransa ise Almanya’yı da ikna ederek küresel sömürü gücü olarak ortak stratejilerde ittifak yapmaktadırlar.

        Türk cumhuriyetleri ve İslam ülkeleri adına BM’de (UN-United Nations) veto hakkı olan hiçbir ülke bulunmamaktadır. İslam ülkelerine yönelik sömürü ve savaş kararlarında İsrail adına Avrupa ve ABD yetki kullanmaktadır. Rusya’nın ve Çin’in Türk-İslam dünyası adına yetki kullanası ise şimdilik söz konusu olmamıştır. İpek Yolu politika ve stratejilerinde Türk Cumhuriyetleri kültür merkezli bir strateji benimsemiş görünüyor. Doğu Türkistan sorunu ve Çin’in Türk Cumhuriyetleri ile ekonomik iş birlikleri Türkiye ve Rusya tarafından yakından izleniyor. Ancak Türkiye’de henüz Çin Halk Cumhuriyetleri araştırma enstitüsü kurulmuş değil. Türkiye’nin ve Türk cumhuriyetlerinin ortak çalıştığı çok dilli düşünce kuruluşu ve entelektüel bir sivil akademik kuruluş da mevcut değil. Türkiye’de Çin strateji araştırmalarında yeterince alan ve alt alan uzmanı olduğunu da düşünmek mümkün değil. Bu durumda Türkiye ve Türk Cumhuriyetlerinin gözü kulağı Rusya ve Avrupa birliği gibi görünmektedir.

        Rusya ve Çin’in,  BM - UNESCO çatısı altındaki faaliyetleri, mümkün olan her yol ve yöntemle Türk ve İslam dünyasının kazanımlarına yöneltilebilmelidir.  Uluslararası dengede Türk-İslam âlemi kendi gücü ve potansiyelinde birlik olamadığı için Rusya ve Çin’in kararlarını güç dengesi denetimi sağlamak için kullanırken büyük tavizler vermektedir.

         800-1550’li yıllar arasındaki küresel ticaret güzergâhlarından oluşan kara ve deniz yolları ile ticaretin yapıldığı tarihi İpek Yolu’nun, kültür ve ticaret için yeniden  ‘Çağdaş 21. Yüzyıl İpek Yolu’ olarak sivil oluşumlarla desteklenmesi Orta Asya Türklüğüne yeni bir uluslararası ortaklık alanı açabilir.  Türkiye ve Türk cumhuriyetlerinin yanı sıra Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin de siyasal, kültürel ve ekonomik iş birliğini ileriye taşıyacak, katılımcı ülkelerin bazı bölgelerinin refah ve güvenlini artıracak büyük küresel gelişmeler olarak sürdürülebilir. Nitekim “…2013 yılında ‘Bir Kuşak, Bir Yol’ adıyla Çin lideri Şi Jinping tarafından sunulan modern İpek Yolu projesi, Çin’in kara ve denizden Batı’ya ekonomik atılım hamlesi olarak şekillendi. Tarihi İpek Yolu güzergâhında bulunan bütün ülkeleri bu projede yer alamaya davet eden Çin, Asya, Afrika ve Avrupa’yı kapsayan büyük yatırımlar hedefliyor. Pekin, proje kapsamında şuana dek 300 milyar dolardan fazla yatırım anlaşmasının yapıldığını açıkladı.  (…)Demir İpekyolu’nun bir kısmı ise 30 milyar dolarlık Edirne-Kars arasında planlanan yüksek hızlı tren projesi. Türkiye’nin şu ana kadar içinde yer aldığı Marmaray, 3. Köprü, Bakü-Tiflis-Kars demiryolu projeleri de Demir İpek Yolu’nun orta koridorunu oluşturuyor. Bu projeler, Doğu-Batı güzergâhında Pekin’le Londra’nın bağlantısına katkı sağlıyor. Çin bu nedenle Türkiye’nin projedeki varlığını önemsiyor.” (Deutsche Welle, 2017)

        UNESCO projeleri ile Türk Cumhuriyetlerinde kültür turizmine kazandırılan başlıca tarihi kültür değerleri şunlardır:  “Azerbaycan’da,  Şirvanşah Sarayı ve Kız Kulesi ile Bakü Surlu Şehri. Kazakistan’da; Hoca Ahmet Yesevi Külliyesi, (Khoja Ahmed Yasawi Türbesi) , Tamgaliye Arkeolojik Peyzajındaki Petroglifler, Saryarka - Bozkır ve Kuzey Kazakistan Gölleri,  Chang’an- Tanrı Dapğları (Tianshan) Koridorunun Yolları Ağı, Batı Tanrı Dağları (Tien-Shan.) Kırgızistan’da; Süleyman Kutsal Dağı, İpek Yolları: Chang’an Tanrı Dağları (Tianshan) Koridorunun Yolları Ağı, Batı Tanrı Dağları (Tien-Shan) dağları güzergahı. Tacikistan’da; Sarazm Proto-Kentsel Sitesi, Tacik Milli Parkı (Pamir Dağları.) Türkmensitan’da;  Devlet Tarih ve Kültür Parkı ( Eski Merv-Mari), Kunya-Urgench (Ürgenç) ve Nisa’nın Parthia kaleleri. Özbekistan’da; İçhan Kalesi, Buhara Tarihi Merkezi,  Şehri Sebz (Shakhrisyabz)  Tarihi Merkezi, Tarihi Semerkant şehri, Batı Tanrı Dağları (Tien-Shan) kültür turizmi için İpek Yolu güzergahları olarak turizm erişim alanlarına kavuşturulmuştur. Türkiye’de ise Göreme Milli Parkı, Divriği Ulu Cami, İstanbul tarihi alanları, Hitit Başkenti Hattuşa, Nemrut Dağı, Pamukkale Hierapolis, Safranbolu Şehirleri, Turuva Arkeolojik Bölgesi, Selimiye Cami, Çatalhöyük Neolotik Alanı ve Göbekli Tepe”  ( UNESCO, 2018) 

        UNESCO İpek Yolu faaliyet ve organizasyonlarına Türk Cumhuriyetlerinin kendi kurum ve kuruluşları ile katılımı, kültürel miraslarının korunması ve kültür turizmi potansiyelinin ülkelerin kendi iç gelişimine yöneltilmesi örneklerinin öğretilmesi mümkündür. 

        Dünya nüfusunun %70’ni etkilemesi beklenen İpek Yolu ülkeleri başta Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Afganistan, İran, Pakistan, Malezya ve Endonezya olmak üzere İslam ülkelerinin %80’nine yakın nüfusunu dolaylı olarak etkileyecektir. Bu projenin sabote edilmemesi için Hindistan, Japonya, Kore gibi ülkelerin de aktif olarak katılımı çok önemlidir. Deniz yolu ticareti ile insanlığı köleleştirerek sömüren Batı dünyasına karşı, Asya medeniyetlerinin yeni fakat çok kuvvetli bir rekabet savaşı gibi görünen politikalar ve uygulamalar geliştirmesi aslında, Batı karşısında Asya’nın yeniden diriliş mücadelesidir. Bu mücadele insanlık için küresel dengeyi sağlayabilir. Dünyanın Asya ve Avrupa ve ABD güç dengesinde tutulması için kültür projelerinin çoğu Birleşmiş Millet’le çatısı altında ve tabii ki beş veto hakkı ülkelerin çıkarları korunarak sürdürülmektedir. 

        Bu projede henüz karar vermemiş olan Rusya ile Hindistan’ın tavrının belirleyici olacağına şüphe yoktur.  Japonya’da 1980’li yıllardan beri İpek Yolu üzerine önemli araştırmalar yapılmıştır. Kobe Üniversitesi İpek Yolu Deneği bu konuda oldukça aktiftir. Ayrıca Japonya’nın İpek Yolu ile ilgili Çin Devlet Televizyonu ile 1988’de başlattığı belgesel yayın yeni ipek yolu düşüncesinin temeli olarak kabul edilmektedir. 

        Bu nedenle Japonya deneyimi Türkiye ve diğer Türk ülke ve toplulukları için model olabilir. Bilgi, belge araştırma ve deneyim geliştirme konusunda Doğu Türkistanlı Çince bilen Uygur Türkü gençlerin de içerisinde yer alacağı çekirdek bir uluslararası ortak medya organizasyona ihtiyaç olduğu anlaşılmaktadır. Bu konuda Kazakistan’daki Türk Akademisi, Kore ve Japonya ile ortak bilimsel faaliyetler yapılması başlangıç için önemli bir temel olacaktır. UNESCO İpek Yolu proje ve programlarında, ‘Doğu Türkistan Uygur Özerk Bölgesi’ adının kayıtlara geçmesi, İpek Yolu güzergâh ülkelerinin talepleri ile mümkün olabilir.

        Sonuç

        Bilinmelidir ki, Türklerin başı Avrasya’da, sağ kolu Balkanlarda, sol kolu Sibirya’da, sağ ayağı Afrika’da, Sol Ayağı Hindistan’dadır. Gövdesi ve yüreği ise Orta Asya ve Orta Doğu’dadır. Türklerin küresel varlığı ve ulusal birliği, kendi gücü ve başarısına bağlıdır.