MAZLUM ÜMİT

Ocak 2019 - Yıl 108 - Sayı 377



        Gaziantep’in Nizip ilçesinde 1950 yılında doğdu. 25 Temmuz 2018 günü Bursa’da vefat etti. Hayatı tuval, fırça ve renkler ile şekillenen bir ressam. Resim tutkusu Gaziantep Öğretmen Okulu’nda eğitim gördüğü yıllarda başladı. Daha sonra 1972 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Resim İş Bölümü’nden mezun oldu. 1973-76 yılları arasında resim iş öğretmenliği yaptı. 1976’dan 1983 yılına kadar Uludağ Üniversitesi Bursa Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü’nde öğretmenlik ve bölüm başkanlığı görevlerini yürüttü. Ancak dönemin siyasi olayları nedeniyle çok sevdiği görevinden istifa etti. Bursa’da tanınmış bir tekstil firmasının sahibi oldu. Bursa’da vergi sıralamasında ilk 10’a giren bir iş adamı olsa da tuvali ve fırçasıyla yeni dünyalar yaratmaya devam etti. Fabrikasının yanında kurduğu resim atölyesi çalışmalarına zemin oluşturdu. Bir ressam olarak hayatını tamamladı. 

         

         

         

        Mazlum Ümit Ağabey Hakk’a Yürüdü

        1970’li yıllarda Türk Edebiyatı, Hisar, Töre gibi dergilerde, Dilaver Cebeci Ağabey’in Hun Aşkı, Yetik Ozan’ın Atmaca Uçurumu gibi kitaplarında desenlerini bildiğim ve görmeden sevdiğim insanlar vardı. Coşkun Karakaya, Mehmet Başbuğ, Garipkafkaslı, Suzan Çataloluk, Ali Düzgün bunlardan bazılarıydı. Mazlum Ağabey de bu güzel insanlardan birisiydi. Mazlum Ağabey 1950 yılında Nizip’te doğmuştu. Resim öğretmeniydi. Siyasi hadiseler dolayısıyla tayinini çıkarınca istifa edip tekstil işiyle uğraşmaya başlamış ve Bursa’nın vergi rekortmenlerinden -ilk on arasına giren- birisi olmuştu.

        Bazen Kilis’ten Eskişehir’e kargo ile patlıcan, biber kuruları vs. gibi bir şeyler gelirdi, bilirdim ki gönderen Mazlum Ağabey.

        Balıkesir’de kaldığım bir gün sabah erkenden yola çıktım, istedim ki Eskişehir’e gelirken üzerimizde hakkı olan insanları ziyaret edeyim. Balıkesir’den Manisa Akhisar Sünnetçiler köyünde on dörtlerden Ahmet Er Ağabey’e uğradım. Sonra aynı yoldan geri dönüp Bursa’ya Mazlum Ümit Ağabey’i ziyaret ettim. Bu fotoğraf o günden. Mazlum Ağabey bu resmin altına şunları yazmıştı;

        “Efendim, Bir elma gönlül alma...der atalarımz. Mehmet Ali Kalkan kardeşim bunu bilen devamlı hâl hatır soran gönül dostu şiirlerini sevdiğim güzel insan. Dün bizlere uğradı. Sohbet ettik. Balıkesir’den gelirken, Hoşmerim ve Kırkağaç kavunu getirdi. Allah ondan razı, Geçmişlerine de rahmet olsun. “

        Mazlum Ağabey’e Eskişehir’den gidişimizin birinde de, büyük ve güzel bir tesadüf eseri İnegöl’de mola verdiğimiz yerde, aynı dönemde aynı kaderi paylaşan Prof. Dr. İskender Öksüz ve eşi Emine Işınsu ile karşılaşmış, selamlarını götürmüştük.

        Her gittiğimizde -tok olmamıza rağmen- bir şeyler yedirmeden göndermezdi. Prof. Dr. Nusret Çam Ağabey’in Şiir Diliyle Kur’an-ı Kerim Meali’ni de Mazlum Ağabey hediye etmişti. (Şu anda Nusret Ağabey’de arkadaşı Mazlum Ağabey’i uğurlamak üzere Bursa yolunda)

        Mazlum Ümit Ağabey’in cenazesi 25 Temmuz Çarşamba günü -bugün- Bursa’da FSM Bulvarı Fatih Sultan Mehmet Camii’nde kılınacak ikindi namazını müteakip Hamitler Kent Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

        Ben o güzel insanlardan razıydım. Mazlum Ümit Ağabey’e, evvel gidenlere ve Ahmet Er, Coşkun Karakaya, Mehmet Başbuğ Ağabeylere Allah rahmet eylesin, mekânları cennet olsun.

        Suzan Çataloluk, Garipkafkaslı’ya (Ahmet Ali Arslan Ağabey), Ali Düzgün ve bizim neslin üzerinde hakkı olan yazan, çizen, söyleyen, anlatan insanlara sağlıklı, uzun ömürler versin.

        Mazlum Ümit Ağabey bir gidişimizde yaptığı bir resmi hediye etmişti. Dün baktım, evde duvarda mahzun bir şekilde duruyor.

        İz bırakan insanlar hep bir yerlerimiz de yaşamaya devam edecekler. Çok şükür ki onları tanıdık. Çok şükür ki onlar var. Onlar var olduğu müddetçe de Türk Milleti ilelebet var olacak inşallah...

        Mehmet Ali KALKAN

         

         

        Mayası Sanat Sanatı Maya

        Mazlum ÜMİT, Gazili yıllarımın ilk tanıdık simalarından. Resim Bölümü’nde benden bir sınıf önde idi. Tek renkli yılların buhranlı ortamında onu çok renkli resimleri ile tanıdım. Bir bacağı yeşil,bir bacağı kırmızı bir fow kızın ressamı idi o. Turan Erol hocamızın öğrencilerinin Alman Kültür Merkezinde açmış oldukları resim sergisinde onun ressamlık çapı daha belirgindi. Gerçi ben onu resimlerinden önce sosyal sorumluluk bilincindeki fikirleri,idealleri ile tanımıştım. Tanıdıkça sanatını, espirilerini,arkadaş canlılığını,idealizmini,kültürünü,sosyalliğini,yeteneklerini de tanıdım. Bence tüm yeteneklerinin mayası sanattı…

        Birlikte geçen yıllarımızda anlattıkları, onun çocukluk yıllarında yaptıkları, uğraşısı sanata karşı olan ilgisi ve alakasını göstermektedir.

        12 Mart’ın öncesi ve sonrası Gazili yıllar, bırak eğitim, öğretim yapmayı yaşamayı dahi çok görürdü bizim gibilere… Buna rağmen o Milliyetçi-Toplumcu idealinin bir parçası olarak sanatın gereğini yapmaya çalıştı, eserler üretti. “Avrupa Sınavları”na girdi, imkânsızlığı zorladı…

        Mezuniyetle birlikte sanırım Muş tarafında bir lisede öğretmenliğe başladı. Bu arada şunu itiraf edeyim ki, beş arkadaş birlikte aynı odayı paylaştık, ortak hatıralarımız var. Ondan öğrendiğimiz çok şey oldu… Mazlum Ümit geniş kültürü ve zekâsı ve yorumları ile daima faydalı oldu.

        Çalışkan araştırmacı ve idealistti. Muş Lise’sinde öğrencileri ile ileri fotoğrafçılık çalışmalarında bulunduğu biliyorum. Kendisi de iyi bir fotoğrafçıdır.

        Kader bizi daha sonraki yıllarda Bursa’da buluşturdu.

        Bursa Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü Şefliği yapmakta idi. Yeni kurulan bir bölümün tüm gereksinimlerini sağlamak,eğitim ve öğretimi sağlam temellere oturtmak için üstün gayretlerine şahit oldum. Onda gördüğüm diğer bir hususta eğitim metotlarındaki klasikleşmeleri yeniliklerle geliştirme çabasıdır. Farklı denemelerde bulundu. Özellikle sanatın çağdaş akademik yapısına içinde bulunduğu toplumun kültürel güzelliklerini de katarak sanat, toplum ilişkisini güçlendirerek sanata toplumsal destek sağlamayı, sanatı halka yaymayı düşledi hep!

        Ateş topu yıllar siyasi cinayetlerini işlerken sürgünler, boykotlar, can güvenliği, geçim sıkıntıları o kara günler yine de onu sanattan koparamadı. Bursa’nın Heykel Meydanı’na bakan kartal yuvası bir terasında bir branda tabela uzanıyordu: “FOTOGRAFİK” 

        Bu mütevazi atölyesinde içinden bir türlü atamadığı sanatını,sanatsal denemelerini aralıksız sürdürüyordu.

        Bir eylül sıcağından sonra duraklarımız,yollarımız ,mekanlarımız değişti…

        Onu daha sonraki yıllarda sanayi alanında üretmekle meşgul buldum. Durumu oldukça iyi olmuştu. Halbuki onun sanat alanında yapmak istedikleri vardı. Safça, niye böyle yaptın? Diye sordum. Daha rahat resim yapabilmek için. dedi. Maddi imkanlarım iyileştikçe ilerde daha rahat sanat yapma ortamı kuracağım diye izah etti. Gördüm ki sanata sanat için geçici bir süre ara vermiş.

        Yıllar az çok geçti .Onun Bursa’da vergi rekortmenliğine doğru gidişini de gördük,sanattan kopmayışını da…Ama,kader ona yeteneği ve yüreği kadar büyük bir şans vermedi…

        Sağlık sorunlarına rağmen tekerleki sandalyasında resimler yaptı. Güzel resimler yaptı. Bursa’da,İzmir’de hatta yöneticisi olduğum Antalya Devlet Güzel Sanatlar Galerisinde sergilendi. Büyük beğeni aldı.

        Resimlerini satmıyordu. Sanırım ileride kolleksiyonu için bir sanat merkezi düşünüyordu.

        Doğa sevgisi,Bursa evleri,evcil hayvanları,çalışanlarının,aile efratının portreleri başlıca resim konuları idi.Helozonik çizgileri,canlı renkleri, karikatrize edimiş sayılabilecek nesneleri onda söylenmemiş sözlerin,buruk duyguların habercisi gibi gelir hep bana.

        Sanatsal bakışım geliştikçe onun resimlerini daha iyi görebilmekteyim. Sanırım eserlerinde daha fark edemediğim lezzetler olsa gerek. Resimleri bana hep bu inancı vermekte.

        Mazlum Ümit’in resimleri gerek sayı olarak ,gerek kalite olarak Türk Resim Tarihinde bir renk,bir ufuk olarak yer almalı,fark edilmeli.

        Soyutlamaları,portrelerindeki desen çarpıtlamaları,bozulan bir nesnenin sanat eserine dönüşmesidir!

        O şimdi tekerlekli sandalyesinde,ancak bilgisayarın tuşlarına dokunabilen parmakları ile maharetle,azimle,sevgiyi aşan bir aşkla İnternet adlı bir sanatçı yarattı. Paylaştıkça görüyor,gıpta ediyorum. Sanırım bana fırçayı bıraktıracak!

        Sanatçı arkadaşımız Mazlum Ümit’e daha nice sanatlı yıllar dileği ile üretimindeki başarılarını kutlarım.

        İnsan geride bıraktıkları kadardır.

        Sanatçı ürettikleri kadar vardır.

        Sen varsın. Seni seviyoruz.

        Nuri SEZEN 

         

         

        Mazlum Ümit Hakkında Yazmak

        Bütün fertleri iyi eğitim almış olan ve Nizip’in tanınmış bir ailesinden gelen Mazlum Ümit’i ortaokul sıralarından beri tanırım. 1963-64 öğretim yılında Ali Alkan Ortaokulu’nda biz birinci sınıfta iken, o ikinci sınıfta idi. Ayrı sınıflarda olmamıza rağmen hafızama en iyi nakşolan birkaç öğrenciden birisidir Mazlum. Bunun sebebi beynimizin, alt sınıftakilerin üst sınıfları tanımaya yönelik, kuvvetliler lehine imtiyazlı ve iltimaslı işleyiş biçiminden çok, belki de, - hayır belki de değil, eminim ki - estetik duyuşumun onun estetik dünyası ile tam bir imtizaç hâlinde bulunmasıdır. Nizip gibi küçük bir taşra kasabasının o mahrumiyet yıllarında Mazlum, her zaman ütülü, gayet şık giyimiyle hemen dikkati çekerdi ve eminim ki bütün öğrenciler tarafından bilinip sevilirdi. Onu böyle sevimli kılan şey sadece her ne giyse yakışan kıyafeti değil, onu tamamlayan, tamamlamaktan da öte anlamlandıran ve değerli kılan temiz simasından hiç eksik olmayan tebessümü ve nazik ifade tarzı idi. Buna rağmen bu güzel insanın, arkadaşları ile zaman zaman hararetli tartışmalara girmekten kaçınmadığını ve özellikle de sınıf arkadaşı 600’e (Mehmet Sayar’a) karşı takılmadan duramadığını ve çeşitli muziplikler yaptığını da hatırlıyorum. Nizip’in o çamurlu sokakları sebebiyle herkesin dizlerine kadar çamura (gerçi şimdi ondan daha kötü ya!) battığı o kış günlerinde bile Mazlum’un elbiseleri hep pırıl pırıl olurdu. Tabii ki Mazlum’un en bilinen yönü resim derslerindeki başarısıydı. 

        Aslen matematik öğretmeni olmakla birlikte, derslerde meşhur “Annabel Lee” şiirini ezbere okuyacak kadar şiirle dolu Müslüm Bilgin gibi ciddi bir müdürün yönetiminde hepsi de mesleklerine âşık zarif insanlar olan Gönen Güzey gibi Fransızca, Ülker Güngör gibi bir İngilizce, Ahmet Özer gibi bir Fizik, ve isimlerini burada sayamadığım daha nice öğretmenlerimiz sayesinde disiplini ve eğitimdeki başarısıyla çok bilinen okulumuz, yine Gazi Terbiye mezunu Kubilay Öztekin’in resim öğretmeni olarak atanmasıyla birlikte daha da güçlendi. Benim o zamanlar resimle aram iyi olmadığı için çok iyi bilmiyorum ama Mazlum Ümit’in, ressam olmasında kendisini mesleğine adamış bu hocamızın katkısı büyük olmuştur diye düşünürüm hep. O zamanın şartları altında aslında laboratuvar olmakla birlikte resim dersleri için atölye olarak da kullanılan geniş bir mekânda yapılan bu resim derslerinde Taner Oğuz, Turgay Öztekin, Eser Uyanık, Ahmet Güven, Halil Avar gibi sınıf ya da okul arkadaşlarımız arasında, noktalardan meydana gelen veya sislerin arkasına gizlenmiş gibi duran şekilleriyle en çok Taner ile Mazlum’un resimleri dikkatimi çekmiştir her nasılsa. Tabii bu laboratuvarda bir resim dersi sırasında herkes hararetle işleriyle meşgul olurken benim bir köşede yaramazlık yapmam sebebiyle Kubilay beyin aşk ettiği bir tokadın hatırasını da burada hayırla yad etmem gerekir. 

        Mazlum’un ortaokuldan sonra Gaziantep Öğretmen Okulu’na gitmesine ilaveten, farklı sınıflarda ve yaşlarda olmamız sebebiyle onunla ilgili ilk anılarım aşağı yukarı bunlardan ibarettir. Fakat bir gün meşhur romancı Emine Işınsu ablamızın bana: “sizin Nizip’ten olduğunu yazan Gazi Terbiye’nin resim bölümünden Mazlum Ümit adında bir genç Töre dergisine desen gönderiyor, tanıyor musun?” demesiyle birlikte yollarımız bir daha ayrılmamacasına tekrar kesişti. Mazlum’u elbette tanıyordum ve 1971 veya 1972 yılı baharında bir gün birlikte Işın ablaya gittik. Böylece ben Mazlum beyi fikir yönünden de tanımış oldum. Ondan sonra beraberce çok konuştuk, dertleştik, birlikte çok çalıştık. Tabii bunların en uzun soluklusu 14 Ekim 1973 milletvekili seçimi öncesinde Nizip’in köylerini tek tek dolaştığımız faaliyetlerimiz idi. Ne kadar vatansever, ne kadar samimi, ne kadar heyecanlı, ne kadar bilgiliydi, mütevazıydı, cömertti ve sevecendi bu çalışmalarımız boyunca. Ve bu sanatkâr, bu zarif kişiliğine rağmen ne kadar da yiğit! Tıpkı şimdi ve her zaman olduğu gibi! 

        Prof. Dr. Nusret Çam