Kanayan Yaramız Karabağ

Ocak 2019 - Yıl 108 - Sayı 377



        Tarihini okumayan bir millet köksüz bir ağaçtır....

        Türk Dünyası coğrafyasına dikkat edersek bir daha “dünyada nerede bir kan akıyorsa o kanda bir Türklük,  nerede bir can veriliyorsa o canda bir Türklük vardeyiminin ne kadar doğru olduğuna bir daha emin oluyoruz. 

        Çağımızda, önemli ve yarası kaysak bağlamayan, kanayan yaralarımız, Doğu Türkistan, Karabağ, Güney Azerbaycan,Kerkük, Bayır-bucak, Kırım ve Güney Türkistan’dayaşanan acılar sadece orada yaşayanların değil, hepimizin, bütün Türklüğün sorunudur. Bitmek bilmeyen, hergünde kalbimizi, ruhumuzu, tarihimizi etkileyen sorunlarımızın çözülmesi için yapmamız gereken hususlar nelerden ibarettir. Nerede yanlış yapmaktayız. Türk olmamız mı acılarımızın kaynağı, yoksa zengin coğrafi konumlarımız mı.Bu sorulara cevap aramalıyız aslında.

        Unutamayacağımız insanlık tarihinin acı dramlarından olan Karabağ sorununu tahlil edersek, sorunun Ruslar tarafından yapay şekilde oluşturularak Azerbaycan ile Ermenistan arasında sürüp giden iki asırlık bir sorun olduğunu görmekteyiz. 

        21. yüzyılda, “kördüğüm bir sorun” olarak adaletin sağlanacağı günü bekleyenaz sayıdaki uluslararası meselelerden biridir Karabağ sorunu.Bu sebeple sorunu daha iyi anlamalı,geçmiş tarihî iyi bilmeli, Ermeni yayılmacılığını iyi anlamalıyız. Yani tarihi süreci her yönüyle araştırmadan sorunun çözülmesi mümkün değildir. 

        Sorunun en önemli hususu Mecburen Ermenileştirilmedir. Nitekim Azerbaycan topraklarının dini, etnik, siyasi, kültürel ve tarihi açıdan Rusların tahriki ve birzat iştirakıyla zorla değiştirilerek Ermenilere bağış olarak verilmesini sağlamak, Azerbaycan topraklarını Ermeniler için ebedileştirmek ve aynı zamanda bu toprakların Ermenilere ait olmasını kanıtlamak adına farklı uyduruk kanıtlarla uluslararası teşkilatları inandırmak için düşünülmüş şekilde devamlı propoganda yürüterek hayata geçirdikleri zoraki eylemdir.

        Mecburi olarak Azerbaycan topraklarında Ermenileştirme, Ruslar tarafından düşünülmüş ve genel olarak 1828 tarihinde Rusların kendileri tarafından oluşturulmuş bir terimdir ve bu Türk topraklarının Ermenileştirilmeside bu tarihten Rusların insiyatifi (girişimi) ve maali yardımıyla başlayarak, günümüze kadarda başarılı şekilde devam ettirilmiştir. Azerbaycan’a mahsus Türk topraklarının işgal edilmesi, kendininkileştirilmesi, etnisite olarak temizlemesi sonucunda Azerbaycan’a mahsus topraklarda tek bir kişi bile Türk kalmamıştır. Bundan dolayı da Azerbaycan’ın yüz ölçümü 1813 tarihiverilerinde 410 bin km kare olduğu hâlde, günümüzde 86.6 bin  km kare olmuştur ki, bununda %20’si Ermenistan tarafından işgal edilmiş Karabağ ve ona bitişik 7 ilçe hâlâ BM teşkilatının gündeminde çözümünü bekleyen sorunlardan biri olarak kalmaktadır. Hukukî bir statüsü olmadan “Büyük Ermenistan” projesinin bir parçası olarak silah zoruyla Azerbaycan’dan koparılıp alınan bölge Ermenistan’ın sınırları içine katılmıştır. 

        Sorununun en acı verici kan yaddaşı soykırım eylemlerinin yapılmasıdır. Tarihimize  dikkat edersek en acı soykırımları yaşadığımızı göre biliriz. Soykırım tarihinin başlangıç tarihiyse 1806-1813 ve 1826-1828 Rus-Kaçar savaşları sonucunda imzalanmış Gülistan ve Türkmençay antlaşmalarıdır. Antlaşmalar sonucunda Azerbaycan toprakları parçalanmış, iki devlet arasında bölüştürülmüştür. 

        20. yüzyılın ikinci yarısından silahlanmaya başlayan Ermeniler 1905-1907  Birinci Rus ihtilalinden sonra oluşmuş siyasi durumdan yararlanarak Azerbaycan Türklerine karşı soykırım yapmışlardır. Soykırım 31 Mart 1918 tarihinde de devam ettirilmiştir. Fakat Karabağ’da, Hocalı şehrinde hayata geçirilen soykırım daha içler acıtıcıdır. 1992, 25 Şubatı 26 Şubat tarihine bağlayan gece Ermeniler 366. Rus motorize alayıyla birlikte Hocalı’da soykırım hayata geçirdiler. Soykırım sonucunda 613 kişi katledildi, katledilenlerden 106’sı kadın, 63’ü çocuk, 70’sı yaşlıdır. 487 kişiyaralanmış, 1275  kişi esir, 150 kişi kayıp olmuş, 8 aile tamamen yok edilmiş, 25 çocuk her iki ebeviyenini, 130 çocuksa ebeviyenlerinden birinikaybetmiştir. 150 kişiyle ilgili kayıtlarda hiç bir bilgi yoktur. 

        Ermeni tarafıysa soykırımı yapmalarına hak kazandırmak için farklı gerekçeler sunmaktadırlar. En önemli gerekçeleriyse Sumgayıt olayıdır. 

        1988, 27 şubatı 28 şubata bağlayan gece önceden örgütlenmişkişiler tarafından yapılmıştır. Örgüte “Paşa” takma ismini kullanan Gregoryan Eduard Robertoviç isimliErmeni liderlik etmektedir. Olayda 32 kişi katledilmiştir ki, bunlardan 26 kişi Ermeni idi. Katledilen ErmenilerdeErmeni teşkilatları olan “Karabağ” ve “Krunk”a para yardımında bulunmayanlar idi.Asıl maksatsa Ermenileri öldürerek Azerbaycan tarafından  yapılması süsünün verilmesidir. Hocalı Soykırımı’nı gerçekleşmelerini de Sumgayıt’da katledilen Ermenilerin intikamını almak içinbir eylem olduğunu savunarak,  insanlık dışı vahşete hak kazandırmışlardır.

        Hocalı Soykırımında Ermeniler tarafından Hocalı’da yapılan işgencelerse insanlık tarihinde görülmemiş canilikten başka bir şey değildir. Ermeni işgencesi Hocalıda daha belirgin hatlarıyla kendini göstermiş oldu. Genel olarak baktığımızda Ermeni işgencesi kendi tarihçilerinin eserlerinde bile konu edilmiş ve gerçek amaçlarını ortaya koymuş olmuştur. Örneğin, Ermeni tarihçi George Aslan 1914 tarihinde yazmış olduğu “Ermenistan ve Ermeniler” kitabında şu şekilde ifade etmiştir: “Ermenilerin devletçilik, devlet anlayışı olmamıştır. Onlarda vatan duygusu yoktur. Ermenilerin vatan sevgisi sadece yaşama alanının olmasıyla bağlıdır. Bir devlet olarak hiç bir zaman mevcut olmayan “Büyük Ermenistan”ın tekraren var edilmesi için genel amaçtır. Ermeni şairi Yegişe Çarents ise şöyle demektedir: Bizde, yani Ermenilerde riyakârlık ana rahminde gelişmeye başlıyor”. İşte bu düşüncelerden de Ermeni gerçekliğinin özüne varmış oluyoruz. 

        “Hocalı Soykırımı” Azerbaycan, Meksika, Macaristan, Pakistan, Kolombiya, Çek Cumhuriyeti, Peru, Bosna Hersek, Sudan, Honduras ve İslam İşbirliği Teşkilatı Parlementolar Birliğitarafından tanınmaktadır.

        1994’de ateşkessağlamış olsada aktif savaşta son söz henüz söylenmiş değildir. Azerbaycan ve Ermenistan devletlerini Karabağ sorununda barışçıl bir çözüme teşvik etmek amacıyla, 1992 yılında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı tarafından kurulmuş olanAGİT’in Minsk Grubu tarafından sürdürülen barış görüşmeleri Ermenistan’ın sürekli karar değiştirmesi ve BM’e bağlı üye ülkelerin durumunu ciddiye almaması yüzünden bir sonuca bağlanmış değildir.

        Soykırımı sadece bir toplumu fiziksel olarak yok etmeolarak algılamamalıyız. Çünkü Ermeniler Karabağ’da sadece fiziksel olarak Türkleri katletmiyor, aynı zamanda, etnik, ahlak, kültürel, ekolojik, ekonomikve biolojik açıdan, en vahimiyse medeniyeti, geçmişi Ermenileştirmeye çalışarakta soykırım yapmaktadır.

        Günümüzde uğradığımız en büyük soykırımsa her hâlde düşünce soykırımıdır. Nitekim ideolojik olarak sosyal medya ve benzeri araçlala psikolojik etki uygulayarak hayata gecirilmektedir. Bugün karakterlerde bir duyarsızlık psikolojisi oluşmaktadır. “Bana ne” duyarsızlık prensipini toplumun günlük alışkanlık hâline getirerek toplumu, gençliği kodlaştırma peşindedirler. Bu durumda bilinçsizliğe, ahlaki değerlerin kaybedilmesine, gençlerin yalnızlaşmasına hizmet etecektir. Böyle durumdaysa başta ebeveyenler ve eğitimin etkisi önemli rol oynamalıdır. Gençlik millî ahlaka has olmayan propogandalardan uzak durmalı, görünen ve görünmeyen müstevide bu milletin mahvına yönelmiş soykırımların etkisizleşmesi ve düşman siyasetinin oyuncağına, maşasına çevrilmemelidir. İdeolojik savaşla da karşı karşıya olduğumuzu unutmamalı, kendi değerlerimizi, medeniyetimizi, devletçiliğimizi, tarihimizi korumalı ve her anlamda bu savaçtan kazanan taraf olarak çıkmalıyız. 

        Nitekim, sorunlarımızın çözülmesi, Türk gençliği olarak öncelikle bizler kendi tarihimizi, tarihi kan yaddaşımızı iyi bilerekgeçmiş tarihimizden ders çıkarmalı, daha sonraysa hak sesimizi dünyayadaha bilinçli şekilde duyurmalıyız. Aynı zamanda sosyal ağların önemli olduğu teknoloji asrında  biz gençlik sadece sosyal medyayı eğlence amaçlı kullanmak yerine  doğru şekilde  yararlanarak sanal savaşı bile kazana biliriz. 

        Bugün, Türk devletleri’nin millî benlik şuuruna sahip olmalarına gerçekten ihtiyaç vardır. Türklük bilincinin aşılanması, özünü, ecdadını bilmesi ve Türk adı altında olan devlet fertlerinin aynı kan daşıyıcıları olduğunu aşılamak lazımdır. Ortak Türk tarihi ve Türk medeniyeti algısı her bir Türk devletinde aynı şekilde öğretilmeli, geçmiş kardeş savaşlarının kimin kazanmasına bakmaksızın Türkün kaybedişi Batı ve Rus siyasetinin galibiyeti olarak görmeliyiz. 

        Nitekim, Türk devletlerinin Türklük bilincinden uzaklaştırılması adına yapılan siyasetleri iyi bilmeli, her birimize yeni kimlik verilerek millet algısını tarihin taşlaşmış sayfalarında kaybetmeye çalışılan ve bugünde devam eden bu siyasetin esiri olmaktan kurtularak Türklük millî bilincinde olarak tarihe dayalı milliyetçilik yapmamıza ihtiyacımız var. Kulaktan dolma bir akımın peşinden gitmek milliyetçilik değil, milletine karşıt düşüncenin oluşmasına sebep olmaktan başka birşey değildir. Birlik beraberlik sergilemeliyiz. Hocalı‘ya ve Türk Dünyası’nın diğer kanayan yaraları olan Doğu Türkistan, Kırım, Kerkük, Güney Türkistan, Suriye Türklüğü, Kıbrıs Türklüğü’nün meseleleriylebağdaştırarakaynı pencereden baktığımız zaman biz güçlü ve söz sahibi olacağız.

        * Türk Bilim Araştırma Vakfı (TÜBAV) Genç Bilimciler Formu Azerbaycan Sorumlusu, İ.Ü. Genel Türk Tarihi Doktora Öğrencisi, demblok@gmail.com

        Kaynak

        Yunis Hüseynov, Qarabağ

        Faiq İsmayılov, Mecburen Ermenileşdirilme