Azerbaycan Demoktratik Cumhuriyeti’nin 100. Yılı

Ocak 2019 - Yıl 108 - Sayı 377



        Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşu, kurulduğu dönemin şartları itibariyle bakıldığında görülecektir ki olağanüstü bir olaydır. Tarifsiz bir başarıdır. Azerbaycan Cumhuriyeti’ni kuranlar kelimenin tam anlamıyla yoktan var ettiler. Bağımsız bir devlet yarattılar. Öyle bir devlet ki; kuruluş ilke ve özellikleriyle döneminden çok daha ilerici bir yapıya sahip, demokratik, laik, insan hak ve özgürlüklerine saygılı günümüz Batı normlarını içinde barındıran modern bir devlet…

        Rusya İmparatorluğu’nun işgali devam ettirme amacının tüm şiddetiyle sürdüğü, Bolşeviklerin ve Ermeni katliamlarının geniş bir coğrafyada devam ettiği günlerde ayrıca Büyük Britanya’nın Bakü ve çevresindeki işgali ve Kacar Devleti’nin iddialarına rağmen Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’ni kuran Millî Şura Başkanı M. Emin Resulzade, Parlamento Başkanı Ali Merdan Topçubaşı, Başbakan ve çeşitli bakanlık görevlerinde bulunan Feteli Han Hoylu ile Nesib bey Yusufbeyli’yi saygıyla, rahmetle anıyorum. Onlar, Azerbaycan Türklerine bağımsızlık ve özgürlüğü yaşattılar. Hürriyyet gibi kutsal bir ideali/fikri miras bıraktılar. Bu ideal mirasın Azerbaycan coğrafyasında yaratılması, Türklük bilinciyle güçlenmesini, teoriden pratiğe dönüşmesini, halkın millî bilince ulaşmasını sağlayan şahsiyetler sırasında Hasan Bey Zerdabi, Ali Bey Hüseyinzade ve Ahmet Ağaoğlu’nu da saygıyla, rahmetle anıyorum.

        Bu bağlamda bağımsızlık-özgürlük ideal mirasını 1990’lara taşıyarak Azerbaycan Cumhuriyeti’nin yeniden kurulmasıyla sonuçlanan halk hareketinin önderi, Azerbaycan Cunhuriyeti’nin özgür, demokratik seçimler sonucu Devletbaşkanı seçilen Ebülfez Elçibey’i de saygı ve rahmetle anıyorum. Ruhları şad olsun!..

        Azerbaycan Cumhuriyeti 28 Mayıs 1918’de kuruldu. Ancak devletin sınırları Azerbaycan tarihî coğrafyasının tamamını kapsayamadı. Günümüz Azerbaycan Cumhuriyeti’nin yüzölçümünden (86 bin km kare) daha büyük bir alanı 114 bin km karelik toprakları kapsıyordu. Lakin Azerbaycan tarihî coğrafyasının çok daha geniş bir araziyi ifade ettiğini hatırlamak tarihi gerçekleri unutmamak açısından önemlidir.

        Azerbaycan tarihî coğrafyası kuzeyde Derbend dâhil Kafkas sıra dağlarından başlayarak doğuda Hazar Denizi ile çevrili batıda Borçalı dâhil Gürcistan ve Türkiye ile sınırdaş, güneyde günümüz İran Devleti’nin Hemedan şehrine kadar uzanan geniş toprakları kapsıyor. Sınırlarını genel hatlarıyla belirttiğim bu coğrafya tarihin ilk çağlarından itibaren insanlarla meskûndur. Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Söz konusu uygarlıklar arasında Kutiler, Huriler, Kimmerler, Saka/İskit Türkleri, Massagetler , Kaspiler v.d. ilk sıralarda yer alırlar.

        Azerbaycan tarihî coğrafyasında varlıklarını tarihî kaynaklardan öğrendiğimiz Manna, Midiya, Atropaten ve Alban devletleri homojen bir yapıya sahip olmayıp çeşitli topluluklardan oluşmuşlardır. Bu uygarlıklar sınırdaş tarihî coğrafyalardan Anadolu, Mezopotamya ve Yakın Doğu’da yer alan Elam, Sümer, Asur, Hitit, Urartu ve Roma uygarlıklarıyla sınırdaş, çoğu kez bir birleriyle savaşan ve biri diğerlerinin toprakları üzerinde varlıklarını devam ettiren, genellikle de aynı coğrafyada kurulan ve dağılan uygarlıklardır. Azerbaycan tarihî coğrafyası M.S. 3. yy’dan itibaren Fars Sasani devletinin egemenliği altına girmiştir. Saka/İskit Türklerinden başlayarak önceki yüzyılda gelip yerleşen Türk boylarına Hun Türklerinin de katılımı sonucunda coğrafyada Türk varlığı kendisini göstermeye başladı. Takip eden yüzyılda Arap işgalleri yaşandı. Aynı süreçte Azerbaycan tarihî coğrafyasında Türk hâkimiyeti başladı.

        Selçuklu İmparatorluğu’nun coğrafyanın genelinde hükümranlığını kurmasını takiben İldenizler, Şirvanşahlar, İlhanlılar, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler ve Osmanlılar ile devam eden Türk hâkimiyeti Azerbaycan tarihî coğrafyası ile birlikte Anadolu coğrafyasında da sürmektedir.

        Azerbaycan tarihî coğrafyası sahip olduğu jeostratejik konumu itibariyle yüzyıllar öncesinden sınırdaş Fars ve Rusların dikkat merkezinde olmuştur. Bu durum coğrafyada hâkim olan Türk boy ve sülalelerinin kurduğu çeşitli Türk devletleri için de geçerlidir. Şirvanşahlar ile Safeviler, Karakoyunlular ile Akkoyunlular, Karakoyunlular ile Osmanlılar, Timurlular ile Osmanlılar ve Safeviler ile Osmanlılar arasında yaşanan savaşlar Farslar ve Rusların Azerbaycan coğrafyasına yönelik amaçlarının hayata geçirilmesini kolaylaştırmıştır.

        Kaydettiğimiz ve daha pek çok çatışma ve savaşların sonucu olarak Azerbaycan tarihî coğrafyasında birlik devam edememiş, coğrafya hanlıklara bölünmüştür. Bakü, Gence, Karabağ, İrevan; Nahçıvan, Şeki, Tebriz, Urmiye, Erdebil ve diğer hanlıklar arasında birliğin sağlanamaması Ruslar ve Farsların Azerbaycan coğrafyasındaki emelleri için uygun ortam oluşturmuştur.

        Azerbaycan Türklerinin vatanı, Azerbaycan tarihî coğrafyası 1813 tarihli Gülistan ve 1828 tarihli Türkmençay anlaşmaları sonucu Aras Nehri sınır belirlenerek bölündü.

        Güney Azerbaycan’da bir süre Afşar ve Kacar sülalelerinin hâkimiyetinde Türk egemenliği devam etmiş, ancak 1925 yılı itibariyle Sovyetler Birliği ve Büyük Britanya’nın kurgusu sonucu kurulan İran devletinin işgali yaşanıyor. Kuzey Azerbaycan’da yaklaşık 90 yıl boyunca devam eden Rusya İmparatorluğu’nun işgaline 28 Mayıs 1918’de son verildi. Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu.

        Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ilanı yıllar öncesinden hayal edilen, düşünülen büyük bir mücadele sonucu gerçekleştirilmiştir. Çarlık Rusyası işgalinde bulunan Türk ve Müslüman halkların aralıklarla düzenlenen kurultaylarına Türkistan, İdil-Ural, Sibirya ve Kafkasya Türk ve Müslüman halklarının temsilcileri sıfatıyla katılan delegeler dönemlerinin entelektüel insanları olup, siyasi alanda da engin bilgi ve öngörüye sahip şahsiyetlerdi. Bu şahsiyetler arasında yer alan M. Emin Resulzade, Ali Merdan Topçubaşı, Nesib Bey Yusufbeyli ve diğerleri kurultaydaki konuşmalarda sergiledikleri görüşleriyle geleceğe yönelik adımlar atıyorlardı. Onlar bu çalışmalarının yanı sıra Bakü’de de siyasi fealiyetlerde bulunmuş ve siyasi örgütlenmelere başlamışlardı. Difai, Müsavat, Türk Ademi-Merkeziyet, İttifaki-Müslümin bunların ilk örnekleridir.

        1914-18 yılları arasında yaşanan Birinci Dünya Savaşı Çarlık Rusyası’nda siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan derin sarsıntılar yarattı. Savaşın devam ettiği 1917’de Rusya’da gerçekleşen Bolşevik devrimi Rusya esaretindeki halkların geleceği adına, özellikle de geleceklerini belirleme açısından önemli gelişmeler sağladı. Rusya genelinde Bolşeviklerle Menşevikler arasında yaşanan savaşlar işgal altındaki bölgelerde de ağır tahribatlara yol açtı. Bu durum genelde Kafkasya özelde Azerbaycan için de geçerli idi. Bakü, Gence, İrevan, Karabağ, Nahçıvan ve daha birçok bölgede Ermenilerin saldırı ve katliamları yıllarca devam etti.

        Bolşevikler, Rusya’da iktidarı tümüyle ele geçirdikten sonra Kafkasya’da işgali devam ettirmek amacıyla en az Çarlık dönemi kadar vahşet uyguladılar, katliamlar hayata geçirdiler. Ermeni Taşnak vahşileri de kendi amaçlarına ulaşmak için Bolşeviklerle birlikte Türklere karşı katliamlar yaptılar. Lenin’in Kafkasya’ya olağanüstü yetkilerle atadığı Stepan Şaumyan’ın planladığı Bakü katliamında 10 binden fazla Türk hayatını kaybetti. KatliamlarLenkeran, Şamahı ve Guba bölgelerinde de hayata geçirildi. Bu üç bölgede 30 bini aşkın insan katledildi. Şaumyan Bakü’de Sovyet Rusya’nın yerel hükûmetini kurdu ve Güney Kafkasya’nın bütünüyle Sovyetleştirilmesinin hazırlıklarına başladı. Mart 1918’de Ermeni vahşeti sonucu İrevan vilayetinde Türklerin yaşadığı 197 köy yerle bir edilmiş, 100 bini aşkın Türk katledilmiş, on binlerce insan ülkenin içlerine doğru ve Osmanlı Devleti’ne sığınmıştır. Katliamlar Gence vilayeti ve Karabağ’da da tüm dehşetiyle gerçekleşmiştir.

        Bu vahşet ve katliamların hayata geçirilmesindeki bir neden Sovyetlerin Kafkasya’da işgali devam ettirmek amacı iken diğer bir nedeni de 19. yy’ın ikinci yarısından itibaren Bakü ve çevresinde çıkarılan petrole sahip olma arzusu idi. Ermeniler ise 1828’den itibaren getirilip yerleştirildikleri Karabağ ve çevresinin dışında Bakü ve İrevan’da da hâkim olarak ‘Büyük Ermenistanı’ kurmayı hayal ediyorlardı.

        Rusya’da Bolşeviklerin hayata geçirdiği devrim ülkede siyasi ve sosyal alanlarda kaos ortamını da kendisiyle birlikte getirdi. Bolşeviklerin yanı sıra rakipleri konumunda olan Menşevikler, Halk Özgürlüğü Partisi (Kadet) ve Sosyal Revolusioner/İnkılapçılar Partisi SR’in kurultaylarında ülkenin geleceği tartışılıyordu. Kurultaylarda; Rusya’daki halkların kültürel geleceğini belirleme formülü ile halkların etnografik yerleşimi çerçevesinde millî özerkliğini içeren federatif cumhuriyet formülü gibi yöntemler kabul edildi. Bolşeviklerin kurultayında ise daha etkili ancak aldatmaya yönelik söylemler öne çıkıyor barış, toprak gibi taleplerin yanı sıra halkların kendi geleceklerini tayin etme hakkının tanınması yönünde propaganda yapılıyordu. 

        Rusya’nın merkezinde siyasi alanda yaşanan bu gelişmeler Rusya esaretindeki halkların siyasi merkezlerine de yansıyordu. Azerbaycan’da siyasi alanda fealiyet gösteren millî güçlerin ülkenin ve bölgenin geleceğine yönelik yaklaşımı Bakü’de gerçekleştirilen Kafkas Müslümanları Kurultayı’nda açıklığa kavuştu. Bu Kurultay’a Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan ve Kuzey Kafkasya Müslümanlarının siyasi örgütlerinin temsilcileri katıldılar. Müstakil Demokratik Grup adlı siyasi oluşumun başkanı Ali Merdan Topçubaşı’nın başkanlığında gerçekleşen kurultayda temsil olunan M. Emin Resulzade’nin başkanlığındaki Müsavat Parti’si ve Nesib Bey Yusufbeyli’nin başkanlığındaki Türk Ademi-Merkeziyet Partisi bağımsız demokratlarla birlikte Rusya’nın demokratik federasyona dönüşmesi ve Azerbaycan’a toprak esaslı millî özerklik verilmesini talep ettiler.

        Bu çalışmalar genel anlamda Kafkasya’nın Rusya’nın geleceğindeki statüsünün belirlenmesi yönünde atılan önemli adımlardır. Söz konusu talepler ve kısa sürede yaşanan gelişmeler Kafkasya’da Zakafkasya Komiserliği (Zakafkom) adlı siyasi oluşumu yarattı. Zakafkom adlı yerel yönetimin oluşumu bölgenin siyasi tarihinde gelecek adına çok önemli değişimin habercisi idi.

        Bakü’de ve Kafkasya’nın merkezi konumundaki Tiflis’te geleceğin belirlenmesi yönünde siyasi çalışmalar devam ederken Güney Kafkasya’nın uluslararası konumunda da önemli gelişmeler yaşandı. Sovyet yönetimi Almanya hükûmetiyle yürütülen görüşmelerde barış talebinde bulunmuş, Aralık 1917’de Brest-Litovsk Anlaşması imzalanmıştır. Sovyet yönetimi söz konusu anlaşmayla Almanya  hükûmetine Bakü petrollerinden pay vermeği vaat etmişti.

        Brest-Litovsk Anlaşması’yla Kafkasya’nın geleceğinin belirlenmesinde artık Sovyet yönetimi ve Osmanlı Devleti’nin yanı sıra Almanya da yer alıyordu. Bilindiği gibi Rusya İmparatorluğu ile Osmanlı Devleti arasında 1878-1918 yılları arasında 40 yıl süre ile kanlı savaşlar yaşanmıştır. I. Dünya Savaşı’nda Almanya ile müttefik olan Osmanlı Devleti savaşın son yıllarında Kafkasya ile özel olarak ilgilenmeye başladı. Bu süreçte Kafkasya Cephesi komutanı Vehip Paşa barışın sağlanması amacıyla Zakafkom’a çağrıda bulundu. 18 Aralık’ta Kafkasya Ordusu temsilcileri ile Osmanlı ordusu temsilcileri arasında askerî operasyonlara son verilmesini içeren mutabakat imzalandı. Aynı günlerde Ermenilerin bölge insanlarına yönelik vahşet ve saldırıları devam ediyordu. Bu süreçte Lenin, Rusya genelinde faaliyet gösteren Kurucu Meclis’in çalışmalarına izin vermeyerek Rusya’da parlamenter demokrasinin kurulmasının geleceğini ortadan kaldırdı. Lenin’in bu kararı Güney Kafkasya’da siyasi alanda yeni bir buhran yarattı. Kafkasya’nın gelecek adına ümit beslediği Rusya Kurucu Meclisi’nin dağıtılması Güney Kafkasya halklarını geleceklerini tayin etme durumuyla karşı karşıya bıraktı.

        Aylarca devam eden müzakerelerin ardından Rusya Kurucu Meclisi’ne Kafkasya temsilcisi olarak katılan delegeler 25 Şubat 1918’de Tiflis’te Zakafkasya Seymi olarak bilinen parlamentoyu topladılar. Osmanlı Devleti ile Seym temsilcileri arasında bölgenin birçok sorunu, özellikle Ermenilerin Türklere aynı zamanda Gürcülere yönelik saldırılarının durdurulması amacıyla yürütülen görüşmeler günlerce devam etti. Osmanlı Devleti Seym temsilcilerine Kafkasya halklarının katılımıyla Kafkasya Cumhuriyeti’nin kurulmasını önerdi. Resmî müzakerelerin devam ettiği süreçte Osmanlı Heyeti’nin başkanı görüşmelerin olumlu sonuçlanması amacıyla öncelikle Kafkasya Cumhuriyeti’nin statüsünün açıklanmasını istemiş, bu devletin statüsü, siyasi yapısı, sınırları ve yeni devletin kurulması için uluslararası hukukun gerektirdiği şartların yerine getirilmesini içeren açıklama talep etmiştir. Kafkasya heyeti ise cevaben bağımsızlığın tanınması yönünde uluslararası müracaat olmaksızın Zakafkasya’nın de facto devlet olmasını ve Brest-Litovsk Anlaşmasını tanımadığını bildirdi.

        Seym Heyeti ile Osmanlı Devleti Heyeti arasındaki görüşmeler devam ederken Gürcü ve Ermeni heyetleri Seym Heyeti dışında da Osmanlı Heyeti ile özel olarak görüşmeğe çalışıyorlardı. Bu süreçte Gürcü temsilcileri Almanya, Ermeni temsilcileri ise Sovyet yönetimi ile de görüşmeleri devam ettiriyorlardı.Heyetler arasındaki görüşmelerde Azerbaycan temsilcileri özel pozisyona sahip idiler. Onlar bir taraftan bünyesinde yer aldıkları Kafkasya Federasyonu’nun çıkarlarını korumak, özellikle Gürcülerin devam etmesini, Ermenilerin de Osmanlı Devleti’ne karşı siyasetine engel olmaya çalışıyorlardı.

        Osmanlı Devleti Heyeti’nin kararlı tutumu ve barış görüşmelerinin devam edememesi, Seym’de şiddetli tartışmalara yol açtı. Gürcü ve Ermeni temsilciler Brest-Litovsk Anlaşmasını kesinlikle kabul etmek istemiyor, hatta bazı temsilciler savaşın devamını istiyorlardı(Söz konusu anlaşma Kars, Ardahan ve Batum’un Osmanlı Devleti’ne bırakılmasını da içeriyordu).

        Osmanlı ordusu 15 Nisan’da Batum’u ele geçirdi ve kuzey istikametinde ilerlemeye başladı.Seym’de yer alan Ermeni ve Gürcü çoğunluğu Kafkasya’nın bağımsızlığını ilan ve Brest-Litovsk Anlaşmasının şartlarını kabul etmek zorunda kaldı. 22 Nisan 1918’de bağımsız Zakafkasya Federatif Demokratik Cumhuriyeti’nin kurulduğu ilan edildi. Yeni cumhuriyette Azerbaycan; Gürcüstan ve Ermenistan temsilcileri yer aldı. Kafkasya Cumhuriyeti’nin karşısındaki öncelikli sorun bölgede Ermeni-Taşnak çetelerinin Bolşeviklerle birlikte devam ettirdiği saldırıları durdurmak, cumhuriyet genelinde asayişi ve güvenliği sağlamak geliyordu. Bu amaçla yeni oluşturulan temsilci heyeti Osmanlı Devleti Heyeti ile görüşmeleri devam ettirmek için Batum’a gitti. Heyet’te Azerbaycan temsilcisi olarak M. Emin Resulzade, M. Hasan Hacınski de yer alıyordu.

        Güney Kafkasya’nın bağımsızlığını ilan etmesi, Azerbaycan’ın durumunda önemli bir değişiklik yaratmadı. Ülkenin doğusunda Bakü ve çevresinde yerel Bolşevik yönetiminin zulüm ve baskı uygulamaları devam ederken batı bölgelerinde Ermeni çetelerinin vahşet ve katliamları da tüm şiddetiyle sürüyordu. Azerbaycan âdeta bir mengene arasında kalmış, Türk yurdu olarak varlığını devam ettirmesi bile tehlike karşısında idi. Batum’a gidecek heyetin hazırlıkları devam ederken Nesib Bey Yusufbeyli Müslüman Fraksiyonunun toplantısında durumu şu sözlerle ifade ediyordu:

        “Azerbaycan’da hüküm süren anarşi ve vahşet karşısında dış yardıma müracaat etmekten başka çaremiz yoktur.Tehlikenin vehametini ve meydana gelecek olayları önceden görerek doğru adımları atmalıyız. Biz sevinmeliyiz ki buraya gelecek ordu bize dost ve kardeş olan Türkiye’dir. Bu durumu komşularımız beğenmeğe bilir. Ancak başka çaremiz yoktur. Bununla birlikte hiçbir zaman Azerbaycan’ın bağımsızlığı fikrini unutmak mümkün değildir.”

        Batum Konferansı 11 Mayıs’ta çalışmalarına başladı. Görüşmelere Sovyet yönetimi aynı zamanda Alman yönetimi de katılmak istediler. Bu istekler Gürcü ve Ermeni temsilciler tarafından benimsenmiş, M. Emin Resulzade ve M.Hasan Hacınski’nin itirazları ile karşılanmıştır. Osmanlı Heyeti de istekleri reddederek bir ültimatom yayınladı. Almanya temsilcisi hatıralarında Batum’da Zakafkasya Cumhuriyeti’nin dağılma arefesinde olduğunu ve hükûmetinden talimat almak için Batum’dan ayrıldığını kaydediyor. Bu bilgi bir gerçeği de ifade ediyordu. 26 Mayıs 1918’de Gürcistan, takiben Azerbaycan ve Ermenistan temsilcileri de Seym’den ayrıldıklarını açıkladılar.

        Azerbaycan’da yaşanan olaylar millî-demokratik güçleri Seym’de azınlık durumunda kalarak gelişmelerin arkasında kalma yerine kararlı adımlar atmaya sevk etti. Son 3-4 ayın tecrübesi Azerbaycan’ın fiziki varlığını ve geleceğini temin etmeğin tek yolunun istiklal olduğunu gösteriyordu. Bağımsızlığa ulaşmak için Azerbaycan millî-demokratik güçleri soydaş ülkeden, Türkiye’den yardım bekliyordu.

        Azerbaycan’ın bağımsızlık kararı 28 Mayıs 1918’de Tiflis’te ilan edildi. İstiklal kararı bir gün önce oluşturulan ve kendisi Batum’da bulunan Müsavat Partisi Başkanı M. Emin Resulzade’nin gıyabında başkan seçildiği Millî Şura tarafından açıklandı. Millî Şura’nın oluşumunu halka anlatmak üzere Nesib Bey Yusufbeyli, Şefi Bey Rüstembeyli ve Husrev Bey Sultanov’dan ibaret heyetin Gence’ye gönderilmesi karara alındı.

        28 Mayıs 1918’de yapılan tarihî toplantıda Azerbaycan Millî Şurası, Azerbaycan’ın bağımsızlık kararını ilan ettiği bir bildiri de açıkladı. Misak-i Millî başlığıyla ifade edilen İstiklal Bildirisi’nde 6 madde yer alıyordu.

        1. Azerbaycan halkı, bu günden itibaren hâkimiyet hakkına sahip olduğu gibi Güney ve Doğu Zakafkasya’dan oluşan Azerbaycan tam hukuklu bağımsız bir devlettir.

        2. Bağımsız Azerbaycan devletinin yönetim şekli halk cumhuriyetidir.

        3. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti millet, din,mezhep,sınıf ve cinsiyet farkı gözetmeksizin topraklarında yaşayan bütün vatandaşlarına hukuki, siyasi eşitlik ve vatan temin eder.  

        4. Tüm milletlerle özellikle de komşu devlet ve milletlerle iyi ilişkiler kurma azmindedir.

        5. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti toprakları dahilinde yaşayan bütün halklara özgür gelişmeleri için geniş imkânlar tanır.

        6. Kurucu Meclis toplanıncaya kadar, Azerbaycan yönetimi genel seçim ile seçilmiş Millî Şura ve Millî Şura’ya karşı sorumlu olan Geçici Hükûmet’in uhdesindedir.

        İstiklal Bildirisi’nin ilanı ile Türk ve İslam dünyasında ilk cumhuriyet sistemli bağımsız, üniter, laik ve bir ulus-devlet kurulmuştur. 

        Millî Şura aynı gün Feteli Han Hoylu’yu geçici hükûmeti kurmakla görevlendirdi. İlk kabinede tarafsız Feteli Han Hoylu Bakanlar Kurulu Başkanı ve İçişleri Bakanı, İttihatçı Hüsrev Bey Sultanov Savunma Bakanı, Müsavatçı M. Hasan Hacınski Dışişleri Bakanı, Müsavatçı Nesib Bey Yusufbeyli Maliye ve Halk Eğitimi Bakanı, Müsavatçı Halil Bey Hasmemedov Adalet Bakanı, önce tarafsız daha sonra Müsavata katılan M. Yusuf Caferov Ticaret ve Sanayi Bakanı, Hümmetçi Ekber Ağa Şeyhülislamzade Tarım ve Çalışma Bakanı ve Sosyalist Hudadat Bey Melikaslanov Yol,Posta ve Telgraf Bakanı görevlerine getirildiler.

        İsimlerini belirttiğim bu kabine listesi bile Azerbaycan Millî Şura yönetiminin döneminden çok ilerici bir yapıda, demokratik bir anlayışta olduğunu açıkca ifade etmektedir. Daha sonralar Feteli Han Hoylu ve Nesib Bey Yusufbeyli’nin başbakanlığında beş ayrı hükûmet görev yapmıştır.

        Millî Şura yönetimi zaman kaybetmeden Bakü’nün işgal altında olduğunu dikkate alarak geçici başkent Gence’de çalışmalarına başladı. Ülkenin ve halkın yaşadığı 90 yıl süreli işgalin yarattığı ağır tahribatın ortadan kaldırılması, Bakü ve diğer işgal altında bulunan bölgelerin kurtarılması, eğitim, sağlık, sosyal, kültürel, ekonomik ve diğer alanlarda yaşanan sorunların ortadan kaldırılması için yoğun çalışma başlatıldı. Ermenilerin toprak başta olmak üzere Bakü’de hükümranlık iddiaları özellikle Karabağ’da hâkimiyet iddiaları hükûmetin önündeki en önemli sorunlardı.

        Millî Şura Hükûmeti bir yandan içerideki sorunlara çözüm yolları ararken diğer yandan bağımsızlık kararının uluslararası düzeyde tanınması için Ali Merdan Topçubaşı başkanlığında bir heyet oluşturularak Paris’e Versaille müzakerelerine katılma kararı aldı. Söz konusu heyet kısa sürede İstanbul’a geldi. Ancak Sovyet yönetiminin engelleri yetmezmiş gibi Tahran yönetimi de Azerbaycan adı ile bir devletin varlığını kabul etmeyeceği iddiasıyla çeşitli engeller yaratıyordu. Heyet İstanbul’da aylarca vize bekleme durumunda kaldı. Nihayet Aralık 1918’de Paris’e ulaşabildi. Paris’te de karşı karşıya kaldıkları bütün engellemelere rağmen diplomatik alanda yürütülen başarılı görüşmeler 12 Ocak 1919 tarihine kadar devam etmiş, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı aynı tarih itibariyle de facto tanınmıştır.

        Millî Şura yönetimi aynı dönemde Osmanlı Devleti yetkilileri İttihat ve Terakki yönetimi ile de görüşmelerini devam ettirerek önemli destekler sağlamıştır ki desteklerin en önemlisi Kafkas İslam Ordu’sunun Azerbaycan’ın Ermeni ve Bolşevik güçlerince işgal edilen bölgelerinin kurtarılması için bölgeye gönderilmesidir…

        Osmanlı Devleti’nin birçok alanda sağladığı desteklerden bir diğer önemlisi de kanaatimce eğitim alanında gerçekleşmiştir. Bu çerçevede öğretmen ve ders kitapları gönderilmiştir. Millî para birimi manat İstanbul’da basılarak tedavüle çıkarıldı. Yurt dışına yüksek öğrenim görmek üzere öğrenci gönderildi.

        Azerbaycan Cumhuriyeti yönetimi ülkenin maruz kaldığı sorunlara çözüm yolları ararken ilk işlerden biri olarak millî ordunun kurulması çalışmalarını yürütmüştür ki, ilk birlikler, özellikle Karabağ’daki Ermeni işgaline son verdiler. Millî Şura yönetimi hayata geçirdiği kararlar ile Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bir Türk devleti olduğunu da göstermiştir. Bu yöndeki kararlar ile Azerbaycan Cumhuriyeti’nin resmî dilinin Türkçe olduğu ilan edilmiştir. Aynı çerçevede Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bayrağı olarak göklere çekilen üç renkli ay yıldızlı bayrak da Türklük, Müslümanlık ve çağdaşlık ilkelerini sembolize etmektedir. Kısa sürede eğitim alanında önemli çalışmalar hayata geçirilmiş, bu çerçevede Bakü Devlet Üniversitesi, pek çok eğitim kurumu faaliyete başlamıştır. 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi’ne göre Büyük Britanya Ordusu Bakü’yü işgal etmişti. Sosyal, siyasal, kültürel ve daha pek çok alanda dönemine göre çok ilerici kararlardan biri olarak 7 Aralık 1918’de Bakü’de parlamento ilk toplantısını gerçekleştirmiştir. Parlamento çalışmalarında yazışmaların Türkçe yapılması, kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınması gibi oldulça ilerici kararlar alınmıştır. Batılı pek çok devlette kadınların seçme seçilme haklarına çok daha sonraki yıllarda kavuştukları göz önünde bulunduğunda Azerbaycan Cumhuriyeti yöneticilerinin  ne kadar aydın, öngörülü insanlar olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

        Azerbaycan Cumhuriyeti yöneticileri, ülkenin ve halkın sorunlarına çözüm bulmak amacıyla çok yönlü çalışmalar yürütüyor, pek çok alanda önemli kararları hayata geçiriyorlardı. Ancak kuzey komşusu Sovyet Rusya coğrafyadaki emellerine ulaşmak amacıyla dışarıdan yaptığı baskıların yanı sıra içerideki beslemeleriyle de tahribatlarını devam ettiriyordu.

        Azerbaycan’da siyasi faaliyetlerini sürdüren yerli ve yabancı komünistler Anastas Mikoyan, Neriman Nerimanov, Ali Haydar Karayev ve diğerlerinin tahripkâr çalışmaları, parlamentonun faaliyetlerini engelleme ve toplumu isyana yönlendirmeğe kadar devam etti. Bu dönemde Bakü’de bulunan Mustafa Suphi başkanlığındaki Türkiyeli komünistler ve Halil Paşa’nın Sovyet Kızıl Ordusu’nun Anadolu’da yürütülen Kurtuluş Savaşına yardıma gideceği yönündeki yalan propagandaları, Azerbaycan Türklerine bağımsızlık ve özgürlük kazandıran demokratik, laik, insan haklarına saygılı Millî Şura Hükûmeti’nin faaliyetlerine engel oldu. 28 Mayıs 1918’de kurulan ilk Türk cumhuriyeti 23 ay sonra 27 Nisan 1920’de yıkıldı. Takip eden gün Sovyet Kızıl Ordu güçleri ülkeyi işgal etti. Sovyet işgali 1991 yılına kadar devam ederken Azerbaycan Cumhuriyeti’ni kuran şahsiyetler vatandan uzakta İstiklal hasreti ile hayata veda ettiler. M. Emin Resulzade Ankara’da, Ali Merdan Topçubaşı Paris’te vefat etti. Fetali Han Hoylu Tiflis’te, Nesib Bey Yusufbeyli Kürdemir’de şehit edildiler. İsimlerine burada yer veremediğimiz yüzlerce Türk aydını siyaset ve devlet adamı şehit oldu, sürgünlerde can verdiler.

        M. Emin Resulzade parlamentonun açılışında düşüncelerini şu veciz sözleriyle ifade ediyordu;“Saadet, hürriyet ve istiklaldedir. İşte bunun için Şura-yı Millî Azerbaycan’ı temsil eden üç renkli bayrağı yükseltmiştir. Türk hürriyeti, İslam medeniyeti ve müasir Batı değerlerini temsil eden üç renkli bayrak daima başımızın üzerinde dalgalanacaktır. Bir kere yükselen bayrak bir daha inmeyecek!”