Yaratıcılık ve Eğitimi

Ocak 2019 - Yıl 108 - Sayı 377



        Yaratıcılık son zamanlarda birçok eğitim kurumunun önerdiği, verdiğini iddia ettiği, çocuklarda geliştirilmesi gerektiğine inandığı bir kavramdır. Bir okul, ilanlarında yaratıcılık eğitimi verdiğini ve yaratıcı çocuklar yetiştirdiğini iddia etmektedir. 

        Bazı kurumlar bunu ön plana çıkarmaktan gurur duyarken bazı kişi veya kurumlar da bu kelimeden rahatsız olmaktadır. Kendilerini dindar olarak gören bazı kişiler yaratıcı kelimesinden rahatsız olurlar, çünkü yaratmanın sadece Allah’a özgü olduğunu düşünürler veya inanırlar. 

        Türkçe açısından bakıldığından yaratmak kelimesi “(işe) yaramak” kökünden türemiştir. Yararlı kelimesi buradan gelir. Yani yaratma kelimesi aslında “yoktan var etme” anlamından çok “bir işe yaramasını sağlamak” kök anlamına sahiptir. Kelime için kullanılan Arapça halk etmek kelimesi de aslında aynı anlama gelir; “yoktan var etmek anlamına” değil, “bir işe yaramak” anlamına gelir. Zaten bir dilde insanların yapmadıkları ve şahit olmadıkları bir eylem için kelime bulunması da mantıklı değildir. İnsan görmediği ve yapmadığı bir şey için nasıl bir kelime kullanabilir ki! 

        Ayrıca Kur’an’da yaratmak anlamında 13 kadar kelime kullanıldığı belirtilmektedir. Fatara, feale, halaka, ceale bunlardan bazılarıdır. Halaka kelimesi de sadece Allah için kullanılmaz, insanlar için de kullanılır. Mesela, Allah Hz. İsa’dan bir kuş yapmasını (halaka) ister. Kısaca, Allah yaratma eylemi için bir tek kelime kullanmayıp çeşitli kelimelerle bunu ifade ettiği gibi, kullandığı kelimeyi de sadece kendisine hasretmez. Ama günümüzdeki bazı dindar kişiler yaratma kelimesinin sadece Allah’a hasredilmesini isterler. Hatta dinlediği bir konferansta konuşmacı yaratma kelimesini her kullandığında içinden “estağfurullah” çeken kişiler vardır. Bu hassasiyet biraz abartılı bir hassasiyettir. Önemli olan neyin kastedildiğidir. Günümüzde de yaratıcılık diye ele alınan bir kavram vardır ve bu Allah’ın yaratmasından farklı bir şeydir. Yaygın bir şekilde de kullanılmaktadır. 

        Gündelik kullanımıyla yaratıcılık daha önce görmediği veya bilmediği bir eylem veya nesne üretimi için kullanılır. Bu şekliyle iki tür yaratıcılıktan söz edilebilir: Kişisel yaratıcılık ve tarihsel yaratıcılık. Kişisel yaratıcılık hemen hemen herkesin çocukluğunda yapmış olduğu icatlardır. Bir çocuğun kapıya ulaşmak için leğeni ters çevirmesi ve üzerine çıkıp kapı koluna ulaşarak kapıyı açmayı keşfetmesi onun için yaratıcılıktır, çünkü daha önce bilmediği ve görmediği (büyük bir ihtimalle evde kimse bunu yapmaya kalkmamıştır) bir davranışı gerçekleştirmiştir. Bu davranışın kişinin dışında birileri için bir anlamı da yoktur, çünkü bütün çocuklar bunu bir şekilde keşfeder. Birinin telefonu icat etmesi ise tarihsel bir yaratıcılıktır, çünkü daha önce kimsenin yapmadığı bir şeyi yapmıştır. Sanat eserleri de böyledir, çünkü kimse daha önce öyle bir eser ortaya koymamıştır. 

        Tarihsel yaratıcılığın büyük bir kısmı bilimde gerçekleştirilir. Söz gelimi Arşimed’in suyun kaldırma kuvvetini bulması bir yaratıcılıktır, çünkü daha önce kimse bunu bu şekilde anlamamıştır. Gemileri birçok kişi görmüştür, yani suyun kaldırma kuvvetine şahit olmuştur ama bunun suyun kaldırma kuvvetinden ileri gelip gelmediğini düşünmemiştir. Arşimed suyun kaldırma kuvvetinin olduğunu kanun olarak ortaya koyarak yaratıcılığını göstermiştir. 

        Genellikle büyük bilimsel keşif ve icatlar için hikâyeler kullanılır ve böylelikle daha ilginç ve öğrenilebilir hâle getirildiği düşünülür. Arşimed için de anlatılan, hamamda türkü söylerken hamam tasının yüzdüğünü fark etmesi ve ardından giyinmeden sokağa çıkıp “buldum” diye haykırması hikâyesinin öğretimde ilgi çektiği doğrudur. Bu hikâye sayesinde birçok kişinin suyun kaldırma kuvvetini unutmadığı aşikardır. Ama bu hikâyenin bir de ikincil öğretisi vardır: Büyük yaratıcılıkların tesadüfen bulunduğunu düşündürmesi. Bu hikâyeyi dinleyen çocuklar sanki hamama gidip türkü söylerken yaratıcı olabileceklerini düşünmeye başlamaktadırlar. Arşimed’in bu olaydan önce uzun süren zihinsel problem çözme süreci öğrenciler tarafından göz ardı edilmektedir. Newton’un yer çekimi kanununu bulması da benzer bir durumdur. Newton’un başına elma düşünce yer çekimi kanununu bulduğunu öğrenen çocuk bunu Newton’un değil, elmanın marifeti sanmaya başlamakta ya da okuldan kaçıp elma ağacının altında oynadığında aydınlanmayı umar hâle gelmektedir. Bu gibi örnekler, dolaylı olarak yaratıcılığı hafife almaya yol açmaktadır. 

        İster kişisel olsun isterse tarihsel olsun, yaratıcılık yeniliği, özgünlüğü ve yararlılığı ifade eder. Daha önceden bilinmeyen veya üretilmemiş yararlı bir ürün ortaya çıkarıldığında yaratıcı olduğu söylenir. Medeniyet yaratıcı eylemlerin sonucunda gerçekleşir. 

        Yaratıcılıkla ilgili çalışmalara bakıldığında, uzun zaman yaratıcılığın ne olduğu üzerinde bir uzlaşma sağlanamadığı görülür. Çünkü yaratıcılığın kendisi de yaratıcı yollar bulmaya devam etmektedir. Bu yüzden şu şekilde yaratıcı olunur gibi bir ifade yanlışlanmaya mahkûmdur. Özü itibariyle yaratıcılık daha önce öngörülemeyen bir şeydir ve yaratıcılığı tanımlamaya kalkışmak öngörülemeyeni öngörmeye kalkışmaktır. 

        Nasıl yaratıcı olunduğu bir yana, bizim neyi yaratıcı olarak kabul ettiğimizin bazı ölçüleri vardır. Bu ölçüler büyük ölçüde Guilford’un analizlerine dayanır. Zekânın küp kuramı ile bilinen Guilford iki tür düşünme olduğunu öne sürmüştür. Bu düşünme türlerinden biri yakınsak düşünmedir. Yakınsak düşünme belli bir sonuca ulaşmaya çalışan düşünmedir. En uç örneğiyle iki kere ikinin kaç ettiğini bulmak isteyen kişi belli bir sonuca ulaşmaya çalışmaktadır, dolayısıyla yakınsaktır. Benzer şekilde suyun kaç derecede kaynadığını bulmaya çalışan kişi de yakınsak düşünmektedir. Genel olarak fen bilimleri yakınsak düşünme yaparlar. İkinci tür düşünme ise ıraksak düşünmedir. Bu düşünme tarzında kişi bir tek sonuca değil, birçok sonuca ulaşmaya çalışmaktadır. Örnek olarak otoriter anne babanın çocuklarının bundan nasıl etkilendiğini bulmaya çalışan bir kişi ıraksak düşünmektedir. Çünkü çocuk üzerinde bu özelliğin bir tek nedeni yoktur, birçok nedeni vardır ve istenen, olabildiğince çok sonuca ulaşmaya çalışmaktır. Çocuk akademik açıdan başarısız olabilir, içe kapanık olabilir, özgüveni düşük olabilir, hatta iştahı az olabilir, arkadaş ilişkilerinde tedirgin olabilir, başkalarıyla ilişkilerinde güvensiz veya kaçınmacı bir tarz benimseyebilir vb. Görüldüğü gibi bu düşünme biçiminde ulaşılmaya çalışılan bir tek sonuç değil, birçok sonuç vardır. Genel olarak bir şeyin birçok şeye neden olabildiği sosyal bilimler genellikle ıraksak düşünme yaparlar.  

        Kolayca çıkarsanabileceği gibi, yaratıcı düşünme ıraksak düşünmedir. Kişi ele aldığı konuda birçok ve özellikle yeni, yani alışılmadık sonuçlara ulaşmaya çalışmaktadır. Bu yüzden yaratıcılık birçok sonuç arasından seçim yapmayı, bilinenlerin ötesine geçmeyi, olabildiğince çok sonuç elde etmeye çalışmayı ve henüz başkaları tarafından bilinmeyen bir sonuca ulaşmayı içerir. 

        Guilford’un bu analizi Torrance için bir temel oluşturmuştur ve Torrance yaratıcılıkla ilgilenmiş ve yaratıcılık testleri oluşturmuştur. Günümüzde yaratıcılığı ölçmek için yaygın bir şekilde kullanılan yaratıcılık testi onun testleridir. Torrance’ın yaratıcılık anlayışı Guilford’un ortaya koyduğu yaratıcılık anlayışıdır. 

        Yaratıcılık testleri kişilerin yaratıcılıklarını kestirmeye çalışır. Bu kestirme daha çok potansiyel ifade eder. Yani yaratıcılık testinde yüksek puan alan kişi her zaman yaratıcı olmayabilir. Ama yaratıcı olma ihtimali yüksektir. Davranış düzeyine inildiğinde yaratıcılığın daha işlevsel bir anlayışına ihtiyaç vardır. 

        Yaratıcılık yeni bir davranış geliştirmedir. Davranış değişikliği denince akla gelen öğrenme ile karşılaştırılabilir. Öğrenme dendiğinde kişinin belli bir konuyu (öğrenme malzemesi) zihnine kaydetmesi anlaşılır. Bu durumda öğrenilecek malzeme önceden bellidir ve hatta çoğu zaman kişinin dışındandır. Söz gelimi Türkiye’nin illerini öğrenmeye çalışan kişi bu bilgiyi kendisinin dışında hazır bulur, bilginin üretilmesine katkıda bulunmaz. Sadece kendisine sunulan bu bilgiyi edinir, zihnine aktarır. Öğrenme çoğu zaman ve hatta temelde taklit yoluyla gerçekleşir. Kişiye birileri Türkiye’nin illeri şunlardır diyerek bilgiyi sunar, kişi de onu taklit ederek illeri öğrenmiş olur. 

        Yaratıcılık ise henüz ortada bulunmayan, yani dışarıdan tedarik edilmeyen bilginin üretilmesi ve zihne aktarılmasıdır. Yaratıcılıkta bilgi dışardan temin edilemediği gibi, dışarda taklit edilecek kimse de yoktur. Yani kişi hem kendine bir soruyu dert edinecek hem de kendi derdine çare üretecektir. Bu yüzden eğitime oldukça zıttır. Hatta tarihteki yaratıcı kişiler eğitimin en az hasar verdiği kişiler olarak da belirtilir. Eğitim kişiyi kalıba sokarken, yaratıcılık kalıpları yıkar. 

        Öğrenme ile yaratıcılık her ne kadar birbirlerine bu kadar zıt iseler de yaratıcılık öğrenilebilir. Hatta öğrenilmesi gerekir, çünkü bir davranışın yaratıcı olup olmadığını belirlemenin yolu onun yeni ve özgün olup olmadığına bakmak ise bunu anlamanın yolu kendinden önce yapılanların bilgisine sahip olmaktır. Uçakların ileriye doğru değil de yukarıya doğru uçuşa kalkmalarının yolunu bulmak isteyen kişi önce şimdiye kadar bu konuda yapılmış çalışmaları gözden geçirmelidir. Uçakların niçin bu yolu tercih ettiklerini bilmelidir, yukarıya doğru hareketin zorluğunun nereden ileri geldiğini bilmelidir, uçakların ağırlıklarının hesaplanmasını bilmelidir, vb. Bu bilgilere sahip olmadan kişinin göstereceği davranış çoğu zaman hayalci bir davranıştır. Welsh bu yüzden düşünme türlerini belirlerken origence (orijinallik) ve intellectance (eğitilmiş zekâ) boyutlarını kullanır. Yaratıcı düşünme eylemi eğitilmiş zekâyı kullandığı zaman yaratıcı olur. Bunu kullanmadığında hayalci düşünmeden öteye geçemez. Yaratıcı düşünme ayağı yere sağlam basan hayalci düşünmedir, ayağı yere sağlam basmadığında uçar gider. Yaratıcı düşünme hayalci düşünmeyi bir işe yarar hâle getirir. 

        Yaratıcılık eğitimi verdiklerini, hele bunu ilkokul ve okulöncesinde verdiklerini iddia eden eğitim kurumları aslında eğitim vermekten kaçınmakta, kurumlarında öğrencilerin öğrenemediklerini gizlemeye çalışmaktadır. Bu yüzden yıllardır yaratıcılık eğitimi veren kurumlar bulunmakta, ama nedense yaratıcı bir kişi veya ürün ortaya çıkamamaktadır. Yaratıcılık eğitimi almak isteyen kişilerin durumu daha farklıdır. Gerek kendisi gerekse çocuğu için yaratıcılık eğitimi almaya çalışan kişiler çoğu zaman bunu tembelliklerini gizlemek için kullanmaktadırlar. Genel olarak toplumda kısa yoldan köşeyi dönme eğiliminin bir yansıması olarak uzun boylu eğitim görmektense yaratıcılığını kullanıp kısa yoldan başarılı olabileceğini sanma eğilimi vardır. Sonuç olarak yaratıcılık eğitimi verdiğini iddia eden kurumlar da, yaratıcılık eğitimi aldıklarını iddia eden kişiler de aslında birilerini (çoğu zaman kendilerini) kandırmaktadırlar. 

        Yaratıcılık eğitimi bazen üstün zekâlı olduğu düşünülen kişilere de verilmektedir. Eğitilmiş zekâ ögesi yetersiz olduğu sürece bu da kaynak israfından başka bir şey değildir. İster normal zekâlı ister üstün zekâlı olsun, kişi yaratıcılığını geliştirmek istiyorsa öncelikle bilgisini geliştirmelidir. Bilme ve öğrenme disiplinine sahip olmayan kişi yaratıcı olamaz, olsa olsa hayalci olur. 

        Çocuklar eğitilmiş zekâya (henüz) sahip olmadıkları için tabii ki yaratıcıdırlar, yani alışılmışın dışında yollar bulurlar. Çoğu zaman bu yollar onların düzen ve disiplinden kaçma arzularının bir sonucudur. Çocuk kendisine dayatılan kurullara uymamak için yeni yollar bulmaya çalışır. Bu yollar genellikle yaratıcı olarak değerlendirilir ve teşvik edilir. Kuşkusuz yaratıcı yanları vardır ve teşvik edilmelidir, ancak disiplinli bilgi ile desteklenmeyen yaratıcılık yararlı olmayacaktır. 

        Yaratıcılık eğitimi veren kişi veya kurumların verdikleri yaratıcılık eğitiminin öncelikle iyi bir öğrenme ve bilgi temeli olması şarttır. Bir kurum çocuklara yaratıcılık eğitimi verdiğini iddia ettiğinde öncelikle öğrenmenin nasıl daha iyi hâle getirildiği sorgulanmalıdır. Öğretmeyi beceremeyip öğrencileri kendi hâllerine bırakarak onlara yaratıcılığı öğrettiğini iddia etmek yan çizmedir, yön değiştirmedir, lafı dolandırmadır. Öğrenme olmadan yaratıcılık olmaz. Eğer bunu başarabilecek birileri varsa zaten onlar bu eğitim kurumlarına aldırmazlar. 

        Günümüzde okul öncesi ve ilkokullarda verilen yaratıcılık eğitimleri yaratıcılığın kapitalizm tarafından sömürülmesinin açık işaretidirler. Kurallara sığmayan yaratıcılık bir şekilde para ile alınıp satılabilir hâle getirilmeye çalışılmaktadır, bence asıl yaratıcı olan da budur: Yaratıcılığı bile paraya dönüştürebilmek! Kapitalizm bunu başarmıştır. 

        Anne babalara düşen, çocuklarının iyi bir eğitim almalarını istiyorlarsa bu tür yaratıcılık iddialarına fazla itibar etmemeleridir. Aslolan, çocuğun iyi bir zihinsel disiplin ve bilgi birikimi kazanmasıdır. Yaratıcılık gelecekse ondan sonra gelir. Anne babalar ticari amaçlarla yapılan reklamlara çocuğu feda etmemeyi düşünmelidirler. Yoksa kendi elleriyle disiplinsiz çocuk yetiştirmiş olurlar.