Ankara’nın İhtişamlı Kuleleri: Çukurambar Rezidansları

Aralık 2018 - Yıl 107 - Sayı 376



        Özet

        Rezidanslar, özellikle reklam kampanyalarındaki iddialı sloganlarla çekmektedir. Bu binalar sadece mimari özellikleriyle değil, tüketiciye sundukları yaşam standartı algıları, tüketim kalıpları ve oluşturdukları beklentilerle de iddialıdır. Rezidanslar, bünyelerinde barındırdıkları pek çok fiziki donanımla sadece çevrelerindeki diğer konutlardan ayrılmakla kalmamış, kendilerine yüklenen algılar ile de konuta dair yeni kavramsal tanımların ortaya atılmasını sağlamıştır.  Özellikle yalıtılmışlık ve korunaklılık ile ön plana çıkan bu konut tipi, toplumun gelir seviyesi yüksek kesimlerini cezp etmiştir. Dolayısıyla rezidansların mimari özellikleri, sundukları olanaklar ve odak müşteri kitlesi araştırmacıların dikkatini çekmektedir. Bu bağlamda çalışmada, Ankara’nın rezidanslarıyla öne çıkan bölgesi Çukurambar bölgesi ve bünyesindeki rezidanslar “içkale” kavramsal tartışması ile ele alınmıştır. “Dikey korumalı siteler”den farklı olarak rezidanslar, şehrin merkezinde bulunmakta fakat lüks konut projeleri olmalarına rağmen “dikey korumaları siteler” kentin çeperlerinde yer almaktadır. Çalışmada Çukurambar semtinin seçilmesi bu nedenden ötürü önemlidir. Çukurambar, Eskişehir ve Konya yolunun kesişimi sayılabilecek bir bölgede, hâlâ önemli bir merkez olan Kızılay’a yakın bir konumdadır. Ayrıca Çukurambar semti üst gelir grubuna hitap eden tüketim ve eğlence olanaklarıyla, rezidansta yaşayanların konutlarından çıkar çıkmaz erişebilecekleri, şehrin diğer alanlarıyla mümkün olduğunca az iletişim kuracakları bir art alan sağlamaktadır. Çalışmada, korunaklılık, kapalılık ve yalıtılmışlık özellikleriyle rezidansların, üst gelir grubunun ‘iç kaleleri’ olup olmadığı da sorgulanmıştır. Residansların görünür veya görünmeyen engellerle dışarıdan ayrıştırılması “sağlamlaştırma” kavramıyla tartışılmıştır. Ayrıca çalışmada Çukurambar semtinin özelliklerine değinilmiştir.  Çukurambar’ın kentsel dönüşüm ile sınıfsal ve kültürel yapısının değişimi lüks konutların bölgeye girmesini mümkün kılmıştır. Rezidansların Çukurambar ile özel ilişkisi ele alınmış ve semtin bu konut tipi açısından öneminin altı çizilmiştir. Çalışma kapsamında bölgede yer alan, yapım aşamasından açılışına kadar her aşamasıyla, reklam kampanyaları, basında çıkan haberler ve bünyesinde barındırdığı lüks mağazaları ve iş ofisleriyle öne çıkan bazı projeler “sağlamlaştırılmış içkale” kavramı çerçevesinde incelenmiştir. 

        Anahtar Kelimeler: Çukurambar, rezidans, lüks konut, içkale, sağlamlaştırma, korunaklılık. 

         

         

        Giriş

        Sınırların ötesinde yaşam”, “Konut ve ofis yaşamında benzersiz bir yorum”, “Sözün, mutluluğun, prestijin ve rahatlığın özü”. Bu ve benzeri vaatleri içeren, konut ve yaşama dair beklentileri yükseklere taşıyan ve bunun imkânsız olmadığını iddia eden daha birçok reklam sloganı. Son yıllarda bu tip sloganlara yazılı ve görsel medyada, reklam panolarında ve benzeri platformlarda sıklıkla rastlamaktayız. Konut piyasasında pazarlama ve satış stratejisi olarak değerlendirilebilecek bu tip iddialı reklam kampanyaları dikkatleri ister istemez kampanyanın ana teması olan konutlara ve bilhassa “rezidans”lara yöneltmektedir. Peki rezidans nedir? Ancak hayal olarak kalabilecek, ulaşılması mümkün olmayan bir yaşam tarzının şimdilerde belli bir “konsept” hâlinde somutlaşarak tüketiciye sunulduğu bir konut tipolojisi midir? Yoksa beraberinde sosyal ayrışmayı, kapalılığı ve yalıtılmışlığı da getiren yeni bir yaşam biçimi algısı mıdır? Rezidans kavramının sözlük anlamlarına baktığımızda, gerek Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğünde gerekse de Hasol (2002)’un Mimarlık sözlüğünde kavramın konut ve ikamet edilen yer olma yönüne vurgu yapılmaktadır.  Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 2013 yılında yayımladığı yönetmeliğinde “yüksek nitelikli konut” olarak tanımlanan rezidans için ayrıca, “ticaret+hizmet, ticaret+konut, ticaret+hizmet+konut, merkezi iş alanı ve konut alanlarında yapılabilen, en az konut şartlarını sağlayan; resepsiyon, güvenlik ve günlük temizlik servisi mekanlarının bulunduğu, sağlık hizmetleri, kuru temizleme, çamaşırhane, taşıma, yemek ve alışveriş servisi hizmetleri ile spor salonu ve yüzme havuzu gibi hizmetlerin de verilebildiği birden fazla bağımsız bölümü ihtiva eden konut binaları” tanımı getirilmiştir. Kavramın mimarlar ve yatırımcılar tarafından günümüzdeki kullanımı sözlük anlamının dışında, sosyal sınıf ve gelir farklılıkları, sınıfsal ayrıcalıklar gibi boyutlara da dikkat çekmektedir. Belli bir toplumsal grubun sosyal sınıf aidiyeti ve kültürel kimliğine uygun, bu grubun ‘güvenlik’ talebine de yanıt veren bu konutlar (Erdinç ve Gür, 2017: 75) sosyoloji disiplini için de dikkat çekicidir.

        Ayrıcalıklı olarak kurgulanmaya çalışılan, üst sosyo-ekonomik tabakaya hitap eden konutların şehrin dışına inşa edildiği ve böylece üst tabakanın kirlilik, suç vb. şehirle ilişkilendirilen olumsuzluklardan ve şehrin dezavantajlı nüfusundan kendilerini ayırma arzularının bu mekânsal ayrışmayla karşılandığı konut projelerine günümüzde daha sıklıkla rastlanmaktadır. Fakat Çukurambar gibi şehrin içinde kalan bir bölgeye rezidansların inşa edilmesi kentin varlıklı kesiminin şehir merkezinin ulaşım kolaylıklarından ve kültürel olarak zengin dünyasından kopmama isteği olarak yorumlanabilir. Son dönemde, kentin dışında oluşan yerleşimlerden farklı olarak kentin merkezine yakın olan ve aynı zamanda arttırılmış güvenlik ve lüks isteğini de karşılayan rezidanslar ortaya çıkmıştır (Alkan, 2014: 3).  

        Jean- François Pérouse, son yıllarda rezidans ismini taşıdığı hâlde konum, yaşam standardı ve mimari özellikleri bakımından rezidans olarak nitelendirilemeyecek birçok toplu konut projesinin ortaya çıktığını ifade etmektedir. Bu nedenle rezidanstan bahsedebilmek için birtakım kıstaslar geliştirmiştir. Bunlardan birisi de “konum ve manzara potansiyeli kıstası” dır. Bu kıstasa göre, bir konutun rezidans olarak adlandırılabilmesi için “şehir dokusu yoğun, tarihî ve merkezî bir konumda” bulunması gerekmektedir. Bu nedenle Pérouse çalışmasında şehrin çeperlerinde yer alan “dikey korumalı siteler”i rezidans analizine dâhil etmez (Pérouse, 2012: 85). Çukurambar bölgesinde bulunan rezidanslar ise Pérouse’in şehir merkezi kıstasına göre rezidans olarak tanımlanabilecek niteliktedir. Çukurambar; şehrin merkezinde, birçok sosyal ve kültürel olanağın yanı başındadır. Pérouse gibi Görgülü (2016) de rezidansların kent merkezinde bulunmalarının ayırt edici bir özellik olduğunu belirtir. Lüks konut siteleri ile yarışan nitelikleri olmasına rağmen rezidanslar lüks konut siteleri gibi kentin çeperlerinde değil aksine tam merkezindedir.  Rezidansları lüks konut sitelerinden ayırt eden bir diğer özellik ise kuruldukları alanın büyüklüğüdür. Kent merkezindeki arsa fiyatlarının yüksekliği nedeniyle rezidanslar daha küçük alanlara çok katlı olarak inşa edilirken, lüks konut siteleri daha geniş bir alana kurulmuştur (Görgülü, 2016:175).

        Bu çalışmada incelenen bölge olarak rezidanslarıyla öne çıkan Çukurambar semti ele alınmıştır. Çukurambar ve bünyesinde barındırdığı iki rezidans üzerinden (Next Level ve Cubes Ankara) örnekler verilerek rezidansların özellikleri ve bulundukları bölgeyle ilişkileri analiz edilmiştir.  

        Ankara’nın Çukurambar Semti ve Rezidanslar

        Çukurambar; konum, sosyo-ekonomik yapı, kentsel dönüşüm tarihî, konut piyasası ve mekânlarıyla Ankara’nın diğer yerleşim yerlerinden ayrılmaktadır. Eskişehir ve Konya yolunun kesişimi sayılabilecek bir noktada yer alan bölge; alışveriş merkezleri, üniversite kampüsleri ve hastaneleri, şehirlerarası otobüs terminali, Bakanlıklar gibi şehir için önemli fonksiyonları olan yerlere yakınlığı ve şehrin hâlâ önemli merkezlerinden biri olan Kızılay’a olan yakın mesafesi nedeniyle kent içi olarak tanımlanabilecek bir bölgedir. Çukurambar’ı diğer yerleşim yerlerinden ayıran yalnızca mevkisi olmayıp, bünyesinde inşa edilen lüks konutlar, iş yerleri, alışveriş merkezleri ve restoranlar da bu hususta semtin öne çıkan özelliklerindendir.

        Çukurambar’da 1990’ların ortalarında başlayan kentsel dönüşüm bugün bölgede çok az sayıda gecekondunun kalması ile sonuçlanmıştır. Bölgede fiyatlandırma ile ekonomik bir duvar yaratılmış ve yeterli maddi güce sahip olmayanlar bölgeden çekilmişlerdir. Kat karşılığı arsalarını inşaat firmalarına satan eski gecekondu sahipleri de kısa süre içerisinde kentin başka bölgelerinden mülk satın almışlardır. 2003 yılında 300.000 tl olan ortalama konut fiyatı, 2009 yılında 450.000’e, 2014 yılının ortalarında ise 650.000 tl’ye ulaşmıştır (Durmaz, 2014: 217). Bölgedeki rezidansların ise apartman dairelerinden daha yüksek fiyatları vardır. 2014 yılında Çukurambar’dan 550.000-650.000 TL arasında apartman dairesi almak mümkün iken aynı dönemde rezidans tipi konutların bulunduğu Nova Tower’da fiyatların 850.000 – 1.100.000 TL arasında olduğu bilinmektedir. Yine aynı dönemde, apartman dairelerinin kiraları 2000 TL iken rezidans tipi konutların kiraları 4000 TL civarındadır (Durmaz, 2014: 217-218). Bugün bölgedeki rezidansların fiyatlarını araştırdığımızda karşımıza geçmişe kıyasla çok da şaşırtıcı olmayan rakamlar çıkmaktadır. Metrekaresi en düşük rezidans konutların –ki bunlar genelde 1+1 denilen stüdyo dairelerdir- fiyatları ortalama 350 bin liradan başlayarak metrekare arttıkça fiyat da aynı oranda artarak milyon liralara kadar çıkmaktadır. Rezidans konut fiyatlarının bu denli yüksek olmasının yanı sıra dikkat çeken bir diğer husus da konut sahiplerinin ödemiş olduğu aylık aidat bedelleridir. Neredeyse normal bir apartman dairesinin ortalama aylık kirasına denk olan aidat bedelleri ve son derece yüksek satış fiyatları ile rezidanslar, sınırlı sayıda tüketicinin yer aldığı bir kitleye hitap etmektedir (Bu fiyatlara ilişkin rakamlar 12-20 Mayıs 2018 tarihleri arasında ilgili rezidansların satış ofisleri ile yöredeki birkaç emlakçi ile yapılan görüşmelere dayanmaktadır).

        Yüksek fiyatla satışa sunulan ve alıcı bulan rezidansların yanı sıra bölgede her geçen gün lüks tüketime yönelik iş yerlerinin de açılması yaşam maliyetlerini artırmıştır. Bölgede yükselen apartmanlar genellikle 4+1 formatında inşa edilmiş geniş ve lüks konutlardır. Artan konut fiyatları ve kiraları nedeniyle daha önce orta ve üst-orta kesime hitap eden bölge gittikçe sadece üst sınıfın kendine yer bulabildiği bir alana dönüşmüştür. Kendisini bölgede iyice hissettirmeye başlayan yeni gruplar mekânı da kendilerine göre yeniden yorumlayıp yeni bir konumlanma talebinde bulunmuştur. Günümüzde Çukurambar’a bakıldığında Ankara’nın en pahalı restoranları arasında sayılabilecek mekânların yakın zamanda bu bölgede açıldığını görmek mümkündür. 

        Rezidans firmalarının satış temsilcileri ile yaptığımız görüşmeler bize müşteri profilleri hakkında önemli ipuçları vermektedir. Ayrıcalığın, güvenliğin ve lüksün şehrin içinde inşa edilen konutlarla belli sosyo-ekonomik kesime sunulduğu bölgede projeler genellikle diplomatlar, üst düzey bürokratlar/milletvekilleri, sanayici ve iş adamları, holding sahipleri, yabancı futbolcular, diş doktoru, mühendis, doktor gibi profesyonel meslek gruplarına hitap ettiği tespit edilmiştir. Sayılan meslek grupları toplumun üst sosyo-ekonomik tabakasını oluşturan ve rezidansların pazarlama stratejilerinin temelinde olan ‘ayrıcalıklı’ vurgusuna sahip olan gruplardır. Son yıllarda Çukurambar’da sayıları artmaya başlayan rezidanslar, inşa edilen yeni konut tipolojisi olarak üst gelir gruplarının bölgeyi cazibe merkezi hâline getirmesi açısından dikkat çekicidir.

        Rezidansları kavramsallaştırmak: ‘İçkale’ler

        Getto kavramı etnisite, ırk ve sınıfal özellikler temelinde ayrışmış bir topluluğun kentin bir bölgesinde yoğunlaşmasını, bu bölgede yaşanan kronik yoksulluğu ve sosyal dışlanmayı ifade eder. Getto, bir bölgede yoğunlaşmış ve toplumsal olarak aşağı olarak görülen nüfusun oluşturduğu bir bölgedir. Peki varlıklıların bir araya gelerek oluşturdukları, yoğunlaşmış mekânlar yeni bir getto türü oluşturur mu? Yani, ‘zengin gettoları’ndan bahsedilebilir mi? (Marcus, 1997: 314). Rezidansların kendileri ve Çukurambar gibi rezidansların bulunduğu bölgeler sosyal ayrışma dinamikleri açısından nasıl değerlendirilmelidir?

        Getto klasik anlamıyla dezavantajlı bir konumu ifade eder fakat ilgili yazında günümüzün ekonomik ve sosyal olarak toplumun en avantajlı kesimlerinin de getto benzeri mekânsal ayrışmaları açığa çıkaracak şekilde gönüllü olarak bir alanda toplandığından ve ayrıcalıklı konumlarını pekiştirdikleri konutlar inşa ettiklerinden bahsedilmektedir. Benzer sosyo-ekonomik düzeylerdeki kişilerin mekânsal olarak bir araya gelmeleri elbette yeni bir durum değildir. Yeni olan bahsettiğimiz ayrışmış alanların gün geçtikçe teknolojik olarak daha donanımlı ve güvenlik anlamında daha korunaklı mekânlar hâline gelmesidir. 

        Refah seviyesi toplumsal standartların zirvesinde olan kişilerin oluşturduğu yoğunlaşmış alanları tanımlamak için çeşitli kavramlar dikkat çeker. Varlıklıların yoğunlaştığı konut alanları gettolaşmaya ithaf edilen dezavantajlı pozisyonun tersine çevrildiği, mekânsal yoğunlaşmanın sınıfsal, kültürel ve sosyal üstünlüğü yeniden üretmek için bir fırsata çevrildiği mekânlardır. Bu hususta Marcus’un ‘içkale’ kavramı ile mekânsal ayrışmaya getirdiği açıklamalar dikkat çekici olup getto kavramından farklı bir bakış açısını yansıtmaktadır.

        İçkaleler; güç, zenginlik ve statü bakımından üstün olan kişilerin, bu ayrıcalıklı pozisyonlarını korumak ve güçlendirmek için bir araya gelerek oluşturdukları yoğunlaşmış alanlar olup kentin içinde ya da kent merkezine yakın yerlerde gelişmişlerdir. İçkaleler dışlayıcıdır, aynı ayrıcalıklı pozisyonu paylaşmayan ötekiler içkale sınırları içine kabul edilmezler. Bu dışlayıcılık sosyal ve/veya fiziksel engellerle sağlanır. Bazı durumlarda bu engeller hemen göze çarpmayan formlarda olsa da oldukça güçlüdür ve tesis edilen bu üstünlük ve güç bu engellerle korunur. Gettolar da tıpkı içkaleler gibi yoğunlaşmış alanlardır fakat aralarında temel farklılıklar vardır; getto sakinleri dışarıdakilerden daha alt konumda ve genellikle onlar tarafından hükmedilen konumdayken içkalelerde yaşayanlar toplumsal hiyerarşinin en tepesinde, ekonomik ve politik güç bakımından en avantajlı konumdadır. Bu iki mekân formunun ortak noktası ise çevreleri ile aralarında sembolik ya da gerçek duvarlara sahip olmalarıdır (Marcus, 1997: 315). 

        Marcus, 1970’li yıllardan itibaren Amerika’da kentlerde meydana gelen temel değişimlerden birisinin üst gelir grubunun kendisine “sağlamlaştırılmış içkaleler” (fortified citadels) oluşturması olduğunu ifade eder. Lüks ve üst-sınıf konutlar, iş alanları ve kültürel olanaklar ile birlikte kentten sosyal, ekonomik ve sıklıkla fiziksel engeller ile ayrılmaktadırlar (Marcus, 1997: 312). 

        “Sağlamlaştırma” kavramı ise ‘içeri’ ve ‘dışarı’ ayrımının belirgin şekilde ortaya konduğu ve bu ayrımı sağlayan fiziksel, sosyal ve hatta bazı durumlarda hukuki engelleri işaret eder. Marcus “sağlamlaştırma” için şu örneği vermektedir; çok katlı lüks bir binanın üst katlarına çıkmaya çalıştığınızda size kim olduğunuzu soran ve yukarıya çıkamayacağınızı belirten görevlilerle karşılaşırsınız. Bu durumda neresinin ‘içeri’ olduğu oldukça açıktır. 

        Çukurambar semtindeki rezidansları bu kavramlarla ele almak için seçtiğimiz ilk örnek “Next Level” residans projesidir. Bu hususta bölgenin öne çıkan projelerinden biri olan “Next Level” konumu, mekânsal ayrışması, kapalılığı ve hitap ettiği kesim bakımından dikkat çekmektedir. Projede, “rezidans, ofis ve alışveriş merkezi” bir arada bulunmakta ve kendisini “Başkent’in marka projesi” olarak tarif etmektedir. Projeye 500 milyon TL’lik bir yatırım yapılmıştır. İş yerleri, konutlar ve alışveriş merkezini birbirlerine bağlı kulelerde bir araya getirmiştir. Marcus’un içkale sakinleri olarak ele aldığı ekonomik ve sosyal statüsü yüksek kesimler Next Level projesinin de odak noktasında yer almaktadır. Bu proje alıcılarına “güç, statü ve ayrıcalık” vaat etmektedir. Projenin mimarına göre “ofis kulesi, ikonik yapısı ve heybetli kütlesiyle tek bir parça olarak ekonomik potansiyelin gücünü sembolize ederken; rezidans kulesi nadide bir mücevher gibi, insanlar için özenle işlenmiş şahsa özel yaşam alanlarıyla farklılık göstermektedir” (“Her şey bir rüya ile başladı”, 2011).

        Korunaklı bir sosyal çekim alanı olarak tarif edilen Next Level kuleleri, Marcus’un bahsettiği sağlamlaştırma kavramına işaret eder. Eğer bu konutların birinde yaşamıyorsanız konutların bulunduğu kısma çıkmanın yolu ya misafir olarak geldiğinizin resepsiyona bildirilmesi ya da görevli olmanızdır. Misafir olarak gelen kişiye kapıların açılmaması bugün birçok özel güvenlikli sitede ve lüks konut sitelerinde de karşımıza çıkan bir uygulamadır. Next Level adlı rezidans kulesine misafir olarak girmeniz için isminizin teyit edilmesi yetmez, kayıt altına alınmanız ve geçerli bir kimlik belgesini çıkışınıza kadar resepsiyonda bırakmanız gerekmektedir. Bu bilgiler bilgisayarlı bir sistem tarafından tutulmaktadır. Next Level’daki ofis kulesine girişiniz de benzer şekilde zordur. Eğer iş kulesindeki ofislerin birinden randevu almazsanız veya randevunuz ofis tarafından teyit edilemezse ofis katlarına çıkmanız mümkün değildir. Ofis randevunuzun olması hâlinde bile girişlerde bir güvenlik aramasından geçmeniz gerekmektedir. 

        Next Level Ofis kulesinin giriş kısmında kuledeki mevcut iş yerlerinin isimlerinin bulunduğu bir tabela bulunmaz. Siz zaten nereye gideceğinizi bilerek gelmiş olmalısınız! Resepsiyona iş kulelerinde ofisi olan firmaların bir listesini alıp alamayacağınızı sorduğunuzda bunun mümkün olmadığı cevabını alırsınız. Ayrıca çok soru sorduğunuz düşünülürse bu makalenin yazarlarının başına geldiği üzere muhtemelen ‘daha yetkili bir görevli’ size ‘yardımcı olmak’ için gelebilir. Burası misafirlerin rastgele ağırlandığı bir yer değildir, en prestijli iş ortaklarıyla, visite ücretleri oldukça yüksek doktorlar, dişçiler ve plastik cerrahlarla buluştuğunuz ayrıcalıklı bir mekândır. Karşılaştığımız bu gibi uygulamalar içkale olarak tanımlabilecek ayrıcalıklı mekânlara girişi kısıtlayan sınırlamalardır. 

        Ankara’nın “en prestijli bölgesi” ve “lüks tüketimin merkezi” olarak tanımlanan Çukurambar’da dikkat çeken bir diğer rezidans projesi ise yapımı hâlen devam etmekte olan “Cubes Ankara” projesidir. Bölgenin ayrıcalıklı olma yönüne yapılan vurgu -kaçınılmaz olarak- bünyesindeki rezidansların özelliklerine de dikkati çekmektedir. Proje henüz tamamlanmadığı için bünyesindeki rezidansları görme imkânımız olmamıştır fakat medya ve satış ofisi aracılığıyla rezidans hakkında bilgi edinmemiz mümkün olmuştur. İki blok hâlinde tasarlanan projede sürekli olarak “farklı” ve “ilk olma” yönleri vurgulanarak müşterilere ayrıcalıklı ve yükseltilmiş güvenlikli, ‘hayallerin ötesinde’ bir yaşam vaat edilmiştir. Rezidans konutların değişik ebatlarda olmak üzere 350 bin liradan başlayan fiyatlarla satışa sunulması müşteri profilinin hangi gelir grubuna dâhil olduğunu açıkça göstermektedir. Yine diğer karma projelerde olduğu gibi konut ve ofislerin bir arada bulunmasıyla bireylerin iş ve sosyal yaşamlarını belli sınırlar içerisinde ve mümkün olduğunca çevreden yalıtılmış bir kapalılık dâhilinde sürdürmesi planlanmıştır. Müşterilere sunulacak bütün imkânlara baktığımızda sağlamlaştırma olgusunun Cubes Ankara’da da hayat bulacağı kaçınılmazdır. 

        Bu rezidans projesinin büyük bir iddiası daha bulunmaktadır, “Ankara’nın kültür sanat hayatında bir dönüşüm başlatma” iddiası ile bir sanat merkezini de bu rezidans projesinin bir parçasıdır. Görgülü, rezidansların bünyesindeki alışveriş, eğlence ve spor imkânlarına dikkat çekerek bu alanların, sunduğu imkânlar sayesinde ‘alt kentler’ niteliği taşıdığını ifade eder (2016:175). Cubes Ankara rezidans projesinin bünyesinde kültür-sanat etkinliklerini de barındırmayı planladığını ve böylece bir kentin sakinlerine sunduğu önemli fırsatlardan birini daha rezidans sakinlerine, rezidans sınırları içerisinde sağlamayı amaçladığını görmekteyiz. 

        Rezidans sakinlerin faydalandığı olanaklar rezidans içerisinde sunulan hizmetlerle sınırlı kalmaz. Rezidansların bulunduğu semtlerin ve bölgelerin de hizmet ve fırsatlar açısından zengin olması rezidansların arzu edilirliğini arttıran bir özelliktir. Çukurambar bölgesi sunduğu hareketli yaşam ile bu hususta öne çıkmaktadır. Rezidansların Çukurambar ile bağlantısı hakkında yine Marcus’un analizi yararlıdır. İçkale bölgeleri; ofislerin ve konut alanlarının birleştiği, çalışanların bu bölgede yaşadığı ve böylece kentin kalanından ayrıştığı alanlardır. Bu alanlarda birçok ekonomik, sosyal ve kültürel olanak vardır. Lüks tüketim markalarının yer aldığı mağazaların, şık ve pahalı restoranların, konser ve söyleşi gibi boş zaman etkinliklerin içkalelerde yaşayan avantajlı kesimin önüne sunulduğu bu alanlar bir nevi “refah ve huzur adaları”dır (Marcus, 1997: 319). 

        Çukurambar, bu bölgedeki rezidanslarda yaşayanlar için her geçen gün zenginleşen restoran, kafe, alışveriş olanağı vb. imkânlarıyla konutlarından çıkar çıkmaz erişebilecekleri, şehrin diğer alanlarıyla mümkün olduğunca az iletişim kuracakları bir art alan sağlamaktadır. Residansları bir konut alanı olan içkale olarak değerlendirdiğimizde Çukurambar’ın da gitgide şehrin içinde bir içkaleye, zenginliğin yoğunlaştığı bir alana dönüşmekte olduğunu söyleyebiliriz. 

        Sonuç

        Rezidans kavramı ortaya çıktığı ilk dönemlerde “konut” ve “ikamet edilen yer” olma özellikleri ile teknik/mimari bir boyuta göndermede bulunurken zamanla kavrama yüklenen anlam teknik olmanın ötesine geçmiştir. Kavramın içeriğinin sosyal, ekonomik, psikolojik vb. faktörlerce yeniden şekillenmesinde dünya çapında yaşanan değişim ve dönüşümler etkili olmuştur. Sosyal, siyasal ve ekonomik değişimler ile oluşan yeni algı ve anlam dünyaları beraberinde kendisini mimari tarzda da gösteren yeni yaşam tarzları ve konut tipolojileri açığa çıkarmıştır. Bir konut tipolojisi olarak rezidans, günümüzde sadece konut olmaktan çıkarak güç, statü, gelir düzeyi ve yalıtılmışlık gibi kavramlarla tanımlanmaya başlamıştır. Bunda elbette rezidansların mimari konsepti, binaların bulunduğu mevki, fiyat aralığı, sunmuş olduğu imkânlar ile vaat ettiği yaşam tarzının toplumda belli bir kesime hitap etmesi etkili olmaktadır. 

        Rezidanslara yüklenen yeni anlamların somutlaştığı yerleşim yerlerinden biri olarak Çukurambar her geçen gün cazibesini Ankara’da ikamet eden üst sınıflar için arttırmaktadır. Çukurambar’da bulunan rezidanslar, sınırlı sayıda kişinin ulaşabileceği olanaklarla donatılmış, toplumsal tabakanın üstündekiler için yalıtılmışlık, güvenlik ve lüks sağlayan tüketim nesneleridir. Çukurambar rezidansları bu özellikleri nedeniyle “sağlamlaştırılmış içkaleler”dir. Rezidansların satış ofislerinde sıklıkla karşımıza çıkan slogan “artık hayal değil” olsa da bu konutların pek çoğumuz için hayal olarak kalacağını söylemek mümkündür. Zaten rezidansları belli bir grup için çekici kılan da rezidansların sadece kendileri için erişilebilir olmasıdır.