Mahallenin Küresel Yüzü: Yeni Nesil Mahalle

Aralık 2018 - Yıl 107 - Sayı 376



        Özet

        Kapitalizm, küreselleşme, neoliberal politikalar, farklılaşan yaklaşımlar; mekânı, kenti ve dolayısıyla mahalleyi de etkilemekte ve değiştirmektedir. Dünyadaki gelişmelere paralel olarak Türkiye’de ve Ankara’da da yaşanan dönüşümler, kapitalizmin ve küreselleşmenin dinamikleriyle bütüncül bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Kentlerin çehresini değiştiren bu süreç; sınıfsal, mekansâl ayrışmaların, farklılaşmaların ön plana çıktığı, yeni tüketim taleplerinin geliştiği bir dönemi işaret etmektedir. 

        Bu çalışmada da Ankara’da kentsel ve mekânsal alanda yaşanan değişimler, Ankara’nın seçkin ve ayrıcalıklı mekânına dönüşen Eskişehir yolu üzerindeki inşaatı yeni tamamlanan çok katlı bir site örneği üzerinden değerlendirilmektedir. 

        Çalışmada “Yeni Nesil Mahalle” nitelendirmesi ile tanıtımları yapılan; çok katlı konut, ofis ve çarşıdan oluşan “karma proje”nin web sayfası incelenmiştir. Sayfadaki reklam metinleri ile sloganlar taranarak içerik analizi yapılmıştır. Bulgular, “yeni nesil mahalle” temasının; güncel siyasetin söylemleri ve mimarinin yeni projeleri ile uyumlu olduğunu ancak geleneksel mahalle anlayışı ile farklılaştığını göstermektedir.

        Anahtar Sözcükler: Kentleşme, kent, mekân, mahalle, Ankara. 

         

         

        Giriş

        Mahalle, bazen geçmişle geleceğin, bazen bugünün temsili ya da sembolüdür. Yitip giden değerleri anımsatırken zaman zaman bir tebessüm ya da bir damla gözyaşı bırakır. Kimine göre bir “bağlanma” (Alver, 2012b:221)’dır, kimine göre ‘özgürlüğün’ ta kendisidir. Aşina bir yüz, samimi bir dostluk, sıcak bir yuva onunla özdeştir. Nostalji midir yaşanan yoksa gerçeğin ta kendisi midir? Bilinmez. Ama görünen odur ki zaman mahalleyi de değiştirmiş, dönüştürmüştür. Kimi zaman soyutlanmıştır, kimi zaman soylulaştırılmıştır. Bugünlerde ise “Yeni Nesil” olmanın sorumluluğunu taşımaktadır. 

        Etimolojik olarak ‘yer, mekân’ ve ‘yerleşmek’, ‘bir yere ait olmak’ anlamlarını barındıran mahalle; insan ile mekânın ayrılmazlığını işaret etmektedir ve “mahalle kurmak, insanın sadece bir barınak edinmesi değil, kendisini hayata dâhil ederek hayatı biçimlendirmesidir” (Alver, 2012b:221). Edebiyatın, sinemanın, tiyatronun konusu olmuş mahalleler tarihî ve kültürel anlamda hem bir dönemi hem de döneme özgü ilişki biçimlerini temsil etmektedir. Geleneksel vurgusu ile mahalle kavramı; birincil ilişkilerin yaşandığı, sınıfsal farklılıkların belirgin olmadığı, dayanışma ağlarının ve güven duygusun güçlü olduğu, kültürel ögelerin henüz metalaşmadığı ve kişilerin birbirlerine ve mekâna karşı sorumluluk duygusunun yüksek olduğu bir yaşamı sembolize etmektedir.  Kapitalizm, küreselleşme, neo-liberal politikalar ve bunların mekâna yansıması geleneksel mahalle imajını değiştirmiş, şehrin merkezinde kalan, tarihsel öneme sahip mahalleler bir yandan zamanla terk edilmiş ve damgalanmış, öte yandan soylulaştırma, kentsel dönüşüm vb. projelerle yenilenmiş, farklılaşmıştır. Geleneksel mahallelerin ve gecekondu bölgelerinin yaşadığı dönüşüm hem mahallelerin hem de kentlerin mekânsal ve toplumsal yapısının büyük değişimlere sahne olduğu bir süreci yaşamaya devam etmektedir.

        Castells’in (2013:3) ifadesiyle “20. yüzyılın son çeyreğinde bilgiyi merkez alan bir teknoloji devrimi, düşünme, üretme, tüketme, ticaret yapma, yönetme, iletişim kurma, yaşama, ölme, savaşma ve sevişme biçimimizi” değiştirmiştir. Bu değişim; sermayenin akışı, birikimi ve yeniden üretimini etkilerken ve ondan etkilenirken kentler de yaşanan değişimi sınıfsal ve mekânsal üretim biçimlerine yansıtmıştır. Tüketim talepleri küresel ölçekli bir nitelikte olan yeni orta sınıfın taleplerine göre ya da taleplerinin ötesinde mekânsal alanlar ve bölgeler hızla kentin çehresini sarmıştır. Çok katlı yüksek binalardan oluşun kapalı, güvenlikli, korunaklı, kendi içinde ‘farklı bir dünyayı barındıran’ siteler, uydu kentler talepkâr tüketicinin ihtiyaçlarına ve teknolojinin olanaklarına göre hızla farklılaşarak artmıştır. Böylece Türkiye’deki özellikle metropol olarak nitelendirilen kentler de ‘küresel kent’i sembolize eden bir karaktere bürünmüştür. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı günümüz kentlerinde yaşanan sürecin mahalle kavramına yansıması üzerinden sosyolojik bir okuma yapmaktır. Böylece çalışmanın konusunu çok katlı binalar, güvenlikli siteler ya da kapalı konut siteleri, dikey mimari gibi son dönemin mimari özellikleri ile geleneksel mahalle özelliklerini sentezleme iddiasında olan ve “yeni nesil” mahalle olarak nitelendirilen günümüz konutları oluşturmaktadır. 

        Tarihsel ve Kuramsal Arka Plan

        Kent; yapılar, binalar sistemi ve insani/toplumsal hayatın akışı olmakla birlikte tek başına bu olguların herhangi birisi kenti açıklamamaktadır. Kent, bu unsurların hatta daha fazlasının birbirine geçtiği, birbirini dokuduğu, birbirine anlam kattığı bir birleşimi (Alver, 2012a:10) ifade etmektedir. Kentin tarihsel ve toplumsal çıkış noktası, bir arada oturan ve kendi kendini yöneten bir topluluğun işgal ettiği, bu işgalden dolayı iskân ettiği ve buna bağlı olarak örgütlediği mekânı (Kılıçbay, 2000:41) anlatmaktadır. Kent meselesi esas olarak bütün toplumsal grupların günlük yaşamının temelinde yer alan konut, eğitim, sağlık, kültür, ticaret, ulaşım gibi ortak tüketim araçlarının örgütlenmesi ile ilişkilidir. Castells’e (2014:16-17) göre bu ilişki gelişmiş kapitalizmde, bir yandan tüketimin artan toplumsallaşmasını, diğer yandan da tüketim araçlarının üretimi ve bölüştürülmesindeki kapitalist mantık arasında oluşan temel çelişkiyi ifade etmektedir.

        1980’lerden sonra etkilerini daha çok kentsel mekânlarda görebildiğimiz toplumsal, kültürel, ekonomik, politik değişim ve dönüşümler küresel bir süreç olarak işlemektedir. Sermayenin, uluslararası alandaki hareketliliğini etkileyen engeller ortadan kalkmaya başlamıştır. Küresel etkilerin daha da belirginleştiği 21. yüzyıl kentinde, ulaşım ve iletişim teknolojilerindeki baş döndürücü gelişmelerle zaman ve mekân kavramlarının değişen algısı, özellikle kentler üzerinden türemektedir. Yenidünya düzeni, küresel ve yerel ölçekte kentleri, ekonomik etkinliğin ve karar verme mekanizmalarının merkezîlendiği yerler hâline getirmiştir. Kentler küreselleşme sürecinin aktörü olarak serbest pazar ekonomisinin belirlediği rekabet koşullarında, uluslararası sermayeyi çekebilmek için büyük kentsel dönüşüm projelerinin gerçekleştirildiği yerler hâline gelmiştir (İçli, 2008:54,63; Yüceşahin ve Tuysuz, 2011:159). Benzer süreç Türkiye’de de etkili olmuş, neoliberal politikalar aracılığı ile kent toprağının rantının kontrolü, plan yapma ve yaptırma yetkileri yerel yönetimlere verilmiştir. İhracata dayalı ekonomik büyüme modeli ile başta sanayi olmak üzere hizmet sektörünün altında yer alan ulaşım, turizm ve inşaat sektörünün büyüme eğilimi, 1990’lı yılların ikinci yarısı ve 2000’lerden sonra da artış göstermiş aynı şekilde büyük kentlerin sayısı da artmıştır. Gecekondular ve yer aldıkları alanlar için salt fiziksel bir değişim olarak imar afları ve gecekondu ıslah imar planları yolu ile düzenlemelere gidilmiştir. Günümüzde de günlük yaşam pratikleri içinde yer alan pek çok kavram alışveriş merkezleri, rezidans konut gibi gecekondu alanlarındaki mevcut yapıların yerini çok katlı apartmanların aldığı gözlemlenmektedir (Ayten ve Ayten, 2017:938). Dolayısıyla küreselleşme süreciyle beraber kentlerdeki toplumsal yapı değişmiş, ikili bir yapı ortaya çıkmıştır. Kentin bir yanında gecekondu semtleri diğer yanında ya da hemen yanı başında ise üst gelir grubunun yaşadığı kapalı yerleşim yerleri gelişmiştir. Bu süreç, kent mekânının toplumsal farklılaşmasına da neden olmuştur (İçli, 2008:54,63).

        Kentte ve mekânda yaşanan dönemsel dönüşümler farklı disiplinler tarafından incelenirken sosyal teorinin ilk dönemlerinde Marx ve Weber gibi klasik sosyologların çalışmalarında doğrudan yer almamıştır. Ancak, genel olarak yeni biçimlenen sanayi toplumunun doğasını anlamaya çalışan teorisyenler bu büyük dönüşümü tarihsel süreç içinde analiz ederek toplumsal gelişmenin kurallarını ortaya koymaya çalışmışlardır. Marx’ın kurduğu ekonomi politik teori, çağdaş sosyoloji, coğrafya ve kent planlaması disiplinlerince geliştirilecek olan mekân kuramlarına önemli ölçüde kaynak oluşturmuştur. Simmel sanayi kentini ve kentsel yaşamı “modernlik” (modernite) kapsamında, kültürel açıdan ve insanın zihninde meydana getirdiği dönüşüm üzerinden ele almıştır. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Amerika Birleşik Devletleri’nde Chicago Okulu çevresinde gelişen kent sosyolojisi de Simmel’in geliştirdiği kültürel yaklaşımdan etkilenmiştir (Kurtuluş, 2013:178-180). Chicago Okulu temsilcilerinden ilk grup olan Burgess, Park ve Mc Kenzie kentsel mekân yani kentin fiziksel özellikleri üzerine araştırmalar yapmıştır. İkinci grubun önemli ismi Wirth ise kentsel mekânın insanlar üzerindeki etkisi hakkında çalışmalar yaparak kentin toplumsal özelliklerini araştırmıştır. Her iki grubu birleştiren ise kentsel mekân ve insanlar arasındaki etkileşimin karşılıklı olduğudur. Kentteki insanlar mekânı biçimlendirirken kentsel mekânın ise insan hayatı üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır (Türk, 2015:48). 1970’li yıllar başladığında kentin çevresine doğru büyümesini açıklamada Chicago Okulu’nun ekolojik yaklaşımı ve neoklasik teorilerin denge yaklaşımları açıklamakta yetersiz kalmıştır. Kuralsızlık/düzensizlikle gerçekleşen gelişmeyi içine ve dışına doğru patlamalarla oluşan kentsel form olarak analiz eden sosyolog Lefebvre olmuştur. Eleştirel kent sosyolojisinin ve kentsel politik ekonominin öncüsü kabul edilen (Kurtuluş, 2013:186-187) Lefebvre’ye göre mekân, geçmiş süreçlerin ürünü olduğundan o süreçlerin barındırdığı güç ilişkilerinin de taşıyıcısıdır. Üretim ilişkilerinin toplumsal varoluşu, mekânsal varoluşlarına bağımlıdır ve bu ilişkiler kendilerini mekân üzerine yansıtarak, orada köklenerek ve o mekânı yeniden üreterek var edebilirler (Uçar Altınışık, 2015:16). Kapitalizmin, malların mekân üzerinde üretildiği aşamadan, mekânın kendisi için kıt bir kaynak olarak üretildiği sisteme dönüştüğünü savunan Lefebvre, kapitalizm (modern anlamda) konusunda birbiriyle ilişkili üç düzeyin göz önünde bulundurulması gerektiğini; bu düzeylerin; biyolojik üretim (aile), iş gücünün üretimi (işçi sınıfı) ve sosyal ilişkilerin üretimi olduğunu belirtmektedir (Türk, 2015:54). Lefebvre (2010:78) gündelik ilişkilerin ve sosyal hayatın kent planlamasına dâhil edilmesini savunmaktadır ve ona göre kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkilerinin hâkim olduğu bu toplumda, son yılların en önemli olayı kapitalizmin yarattığı bir sonuçtur ve bu  kendisine uygun bir kentsel çerçeve içindeki programlanmış bir gündelik hayattır. Lefebvre, kentlilerin gündelik yaşamda etkileşimli olarak kullandıkları yaşama alanını “sosyal mekân” olarak tanımlamaktadır ve bu mekânı siyasal iktidar ve sermaye “soyut mekân” olarak kullanmaktadır. “Soyut mekân”la “sosyal mekân” arasında yaşanan toplumda temel bir çatışmadır ve sınıf çatışması ile bağlantılıdır (Kurtuluş, 2013:187). Lefebvre gibi Castells ve Harvey de kenti Marksizm çerçevesinde açıklayan eleştirel kent kuramcılarındandır. Castells kentsel mekân ile sosyal süreç arasındaki ilişkiyi, sınıf temelli bir yaklaşımla ele almış; Harvey ise kentsel devrim ya da küresel kentsel yaşantıyı vurgulamış, kenti sermaye ile açıklamıştır (Türk, 2015:51-56). 

        Türkiye’de de farklı disiplinlerce kent ve kentleşme ile ilgili kuramsal ve uygulamalı çalışmaların niceliksel ve niteliksel olarak zenginliği gözlemlenmektedir. Dönemsel özelliklere paralel biçimde artış gösteren kent ve kentleşme ile ilgili yazının 2000’li yıllarla birlikte “küresel kent” ya da “dünya kenti” konularına ağırlık verdiği anlaşılmaktadır. 

        Son dönemlerde paylaşım sorununun yanı sıra “zenginlik birikimi ve yeni zenginlerin” artışı söz konusudur. Bir yandan farklı biçimlerde sermayeye sahip olanlar ve uluslararası standartta maaş ve yüksek tüketim olanaklarına sahip profesyoneller bu zenginliğin göstergesi olurken (Şatıroğlu, 2012:214) yaşanan değişim; mekânın üretim ve tüketiminde yeni taleplerin ortaya çıkmasını ya da yeni taleplerin üretilmesini olanaklı kılmıştır. 

        Kent, mekân ve mahalleye ilişkin bir değerlendirme yapabilmek amacıyla genel hatlarıyla ortaya koyulan tarihsel ve kuramsal gelişimlerin taşıdığı nitelikler bir başkent şehri olan Ankara’nın kentleşme sürecini de açıklama eğilimindedir. Ankara’nın kentleşme süreci, genel olarak Türkiye’nin kentleşme süreci ile çoğu alanda örtüşmekle birlikte, esas ayrışma, Ankara’nın başkent oluşu ve bunun kentleşme sürecine, dolayısıyla kentin yerleşme yapısına ve kültürüne etkisinde ortaya çıkmaktadır (Görmez, 2004:39).

        Kasabadan Metropole; Ankara

        Ahmet Hamdi Tanpınar (2013:13) Ankara’yı “Orta Anadolu’ya bir iç kale vazifesini görmüş, eteklerinde daima tarihin büyük düğümleri çözülüp bağlanmış” bir yer olarak anlatmaktadır. “Ankara, uzun tarihinin şaşırtıcı terkipleriyle doludur” (Tanpınar,2013:17) tespitiyle Ankara’nın tarihsel ve kentsel özelliğini de bir nevi tanımlamaktadır. Yazarın da sözünü ettiği gibi Ankara çok çeşitli uygarlıklara, imparatorluklara ev sahipliği yapmış tarihî bir kenttir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde küçük sanatlar ve sof kumaş ticaretinin yapıldığı 20.000 nüfuslu bir Anadolu kasabası olan Ankara, Türkiye Cumhuriyeti dönemi ile birlikte 1923’te başkent yapıldıktan sonra hızlı bir gelişme göstermiş, kısa sürede büyük şehir kimliğine dönüşmüştür. Ankara’nın nüfusu 1950’de 300 bine yaklaşmış, 1960’da 650 bine ve 1971’e gelindiğinde 1.250.000’e (Keleş, 1972:33-34) 2018 yılında ise 5 buçuk milyona yükselmiştir. Ankara’nın nüfusunun en hızlı arttığı yıllar Türkiye’de kentleşme sürecinin başladığı yıllardır ve rakamlar Türkiye’nin ortalama nüfus artış hızının çok üzerinde seyretmiştir (Görmez, 2004:25). Başkent olmasıyla birlikte Ankara kent planlaması ülke düzeyinde siyasal öneme sahip olmuştur. Ancak, yoğun göçle birlikte 50 yıl sonra Ankara üçüncü dünya ya da çevre ülkelerin tüm şehirlerinde görünen çok büyük gecekondu kuşaklarına ve yaygın bir marjinal kesime sahip olmuştur. Tekeli’ye (1982:49) göre imarına özel bir önem atfedilmiş kentte bu olguların ortaya çıkışı sadece bir planlama sorunu değil, ülke içi sosyal yapı ve uluslararası ilişkilerle olan yakın bağının anlaşılabilmesini de sağlamaktadır.

        Ankara’nın kent kimliğini kazanmasında hiç kuşkusuz İstanbul’dan gelenlerin büyük payı olmuştur. Başkent olma sürecinde İstanbul bürokrasisinden eğitimli, varlıklı ve kentsel değerlere sahip bir göç gerçekleşmiştir (Görmez, 2004:44). Diğer bir ifadeyle Ankara’yı İstanbullular yeniden kurmuş, başkent olma kaderini onlar belirlemiştir (Kılıçbay, 2000:83). Ankara’nın başkent olarak ilan edilmesinin ardından bu yeni duruma yakışan bir hüviyete kavuşması ve yeni rejimin modelini teşkil etmesi zorunluluğu doğmuş, bu açıdan şehrin imarına dair birçok kanun ve uygulama hayata geçirilmiştir (Sağlam, 2016:260). Cumhuriyetin ilk yıllarından 1950’lere kadar; ‘ulus devletin’ başkenti olma, gelenekselden arınma ve batılı bir kimliği taşıma idealleri ile planlamalar yapılan Ankara; bu planların zaman zaman sekteye uğradığı bir kentleşme süreci yaşamıştır.1950 sonrasında ise gecekondulaşma ve konut açığı sonucunda ortaya çıkan ve ihtiyacı hızlı, ucuz konut üretimi yoluyla karşılama çabasında olan, mimari bir anlayışın ortadan kalktığı bir döneme girilmiştir (Görmez, 2004:46). Gecekondu mahalleleri ile birlikte sosyo-kültürel yapı da değişime uğramıştır. 1960’lardan itibaren yeni kentliler şehirde tutunmaya, ekonomik ve toplumsal hayatla bütünleşmeye ve ayakta kalmaya başlamıştır. Böylece kentin kültürel hayatında da etkili oldukları, kendi kimliklerini talep ettikleri bir döneme geçilmiştir (Sağlam, 2016:270). 1980’lere gelindiğinde Ankara, hem sosyal hem de fiziki açıdan heterojen bir yapı kazanmıştır. 1980’lerden sonra ise merkezi kuşatan gecekondu mahalleleri ile sıkışan kent, bu dar mekândan çıkarak batıya doğru gelişmiş; Batıkent, Eryaman, Ümitköy, Konutkent ve Koru Sitesi gibi uydu kentlerin ortaya çıktığı bir dönemle Ankara’nın kentleşmesi yeni bir yöne doğru evrilmiştir (Yüceşahin ve Tuysuz, 2011:163). 

        Neoliberal dönüşümlerin yereldeki izdüşümü olarak kentler; sokaklarıyla, mahalleleriyle, toplumsal ilişkileriyle, ekonomisiyle ve yönetimiyle hemen her alanda yeniden şekillenmektedir (Sipahi, 2016:863). Son yirmi yılda “kentsel dönüşüm projeleri” Ankara’nın kentleşme sürecinde ve mahallelerin yeni yapısında da etkili olmuştur. 1990’larda yasal düzenlemeler sonucu Portakal Çiçeği Vadisi Projesi ile başlayan dönem,  Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi ile Ankara’da çok katlı binaların, kapalı sitelerin yükseldiği bir süreci hızlandırmıştır. 2000’li yıllardan sonra gecekondu dönüşüm projelerinin yanı sıra ‘eski’ olanın yenilenmeye başladığı kent merkezindeki mekânlar bu bölgelerde yeniden yoğunlaşmanın yaşanmasına neden olmuştur. Böylece Ankara’da o güne kadar gelişen, ikili sosyo-mekânsal farklılaşmanın dikkat çekici olduğu yapı yerini çok parçalı ve ayrışmış bölgeler ile geçiş alanlarından oluşan daha karmaşık bir yapıya bırakmaya başlamıştır (Yüceşahin ve Tuysuz, 2011:163). 

        Metodoloji

        Küreselleşmeyle birlikte ulusaşırı örgütlerin ve ağlarının gelişmesi, teknoloji ve ulaşımın ilerlemesi, kentlerin nüfusunun artmasına neden olduğu gibi niteliksel değişimini de etkilemektedir. Yönetimler (devlet, kent ya da örgüt yönetimleri) kentlerin; finans, ticaret, hizmet ağlarının merkezîlendiği yerler hâline gelebilmesi için uluslararası alanda kabul görebilecek projeler geliştirmektedir. Büyük alışveriş ve eğlence merkezleri, restoranlar, bireysel zevkler ve bedensel hazlar ekseninde kentleri her şeyin kısa sürede tüketilebildiği merkezler hâline getirmiş; bu merkezler, kent yaşamının simgesi olmuştur. Reklamcılık ve pazarlama stratejilerindeki yenilikler ise kentsel mekândaki söz konusu dönüşümleri destekleyen niteliktedir (İçli, 2008:39). 

        Bu çalışmada da Ankara’da yeni nesil mahalle sloganı ile tanıtım ve pazarlama yapan ve “Mahalle konsepti ile hayata geçirilen ilk karma kullanımlı proje” olarak tanıtılan“ofis, konut ve alışveriş unsurlarını bir araya getiren” Mahall Ankara projesi incelenmiştir. Son dönem siyasetin söyleminin ve konuttaki uygulayıcısı Toplu Konut İdaresi (TOKİ)’nin “dikey mimari” yerine “yatay mimari”ye geçiş yapması ve “mahalle” vurgusunu öne çıkarması ile özel sektör de siyasetin bu söylemine yanıt verecek projelere geçiş yapmaya başlamıştır. Ankara’da çeşitli ölçekli inşaat şirketlerinin yeni projelerinde bu geçişe uygun sloganlar üretilmektedir. Mahall Ankara projesi de tamamlanmış bir proje olarak hem çok katlı ya da dikey mimari hem de yatay mimarinin birlikte tasarlandığı ve bu tasarımı ile “mahalle” iddiasında olmasından dolayı çalışmanın örneklemi olarak belirlenmiştir. Veriler Mahall Ankara’nın web sayfası üzerinden içerik analizi yapılarak elde edilmiştir. Pazarlama iletişimi stratejilerini belirlemede etkili olan internet aracılığıyla farklı ölçekteki işletmeler, ürün ve hizmetlerini tanıtmak ve tutundurulmasını sağlamak için web sitelerinin gücünden yararlanmaktadır (Peltekoğlu, 2016:67). İçerik analizinde web sayfalarında yer alan genel bilgiler ile tanıtım ve pazarlamaya yönelik içerik, slogan ya da reklam metinleri incelenmiş ve tematik kodlama yapılmıştır. Sloganların içeriğine göre; projenin hangi özellikleri ihtiva ettiği, bu özelliklerin işlevi, projeye ait konum bilgileri ve bu konumun önemi ile projenin hedef kitleye ya da “bireye” hangi olanakları, nasıl sunduğunu anlatan bilgiler kategorize edilmiştir. Araştırma Mahall Ankara örneği ile sınırlı tutulmuştur. 

        Bulgular

        Küreselleşme ile birlikte yaşanan dönüşümlerden en fazla etkilenen yerler metropoliten alanlardır. Özellikle sanayinin desantralizasyonuna ve teknolojik altyapının gelişimine bağlı olarak servis ve finans sektörünün gelişimi ile istihdam yapısı değişmekte ve kentte ortaya çıkan yeni zengin gruplar farklı konut tüketimi eğilimleri göstermektedirler. Bunlardan biri “güvenlik” ve “yaşam tarzı” kavramları ile pazarlanan kapalı sitelerin oluşumudur (Firidin Özgür, 2006:8). Kentlerin -özellikle parlak camlarla kaplı binaları, gökdelenleri, rezidansları, lüks otelleri, soylulaştırılmış mahalleleri, alışveriş merkezleri, finans kuleleri ve eğlence merkezlerini kapsayan- genellikle orta ya da üst orta sınıfların ve turistlerin eğlenmesi veya boş zaman geçirmesi için düzenlenmiş görüntüsel bir bölümü ya da imajı vardır (Üçoğlu, 2015:43). İnsanlar için konut, yalnızca bir ‘ihtiyaç karşılama’ aracı değildir. Aynı zamanda bir toplumsal ilişki aracıdır (Castells, 2014:48). Siyasetin söylemi ile kentsel dönüşüm projeleri ve Lefebvre’nin ifadesiyle “sermayenin ikinci döngüsü” -sermayenin gayrimenkul alanında yaptığı yatırımlar -yoluyla Türkiye’de inşaat sektörü oldukça üretken bir dönemi yaşamaktadır. Konutların tüketicisine ya da hedef kitlesine ulaşması için reklam ve tanıtımlara ihtiyacı vardır ve son dönem Türkiye medyasında sıklıkla konut reklamları yer almaktadır. Reklam dünyasının kitle iletişim araçları üzerinden sunduğu meta pazarlaması konut sektörü için de geçerlidir. Burada, yalnızca bir ürünün tüketilmesinin ötesinde bir yaşam biçiminin de satın alınarak tüketilmesi amaçlanmaktadır. Reklamların tüketime teşvik eden doğası, yeni orta sınıfı ödedikleri para karşılığında, korunaklı ve yalıtılmış mekânların dışına çıkmaksızın; “modern” bir yaşam süreceklerine olan inancını güçlendirmektedir (Marmasan, 2014:232-233).

        Sloganlar aracılığıyla üretilen yaşamlar…

        Her birisi büyük ölçekli ve bazen çok ortaklı olan konut sektörünün işletmeleri kurumsal iletişim ve pazarlama çalışmalarında sloganlardan sıkça yararlanmaktadır. Tanıtım ve reklamlar kanalı ile kitle iletişim araçlarında sıkça yer alan “modern siteler”, bireylere “hayallerinin çok ötesinde” yaşamı vaat ederken sloganlar, tanıtım ve reklamın da ana malzemesini oluşturmaktadır. Günümüzde sloganlar Peltekoğlu’nun (2016:553) ifadesiyle kimliğin bir parçası olarak görülmekte ve kurumları zihinlerde konumlandırmaktadır. Sloganlara yüklenen bu anlam ve görevle “her nesne ve her yapıt duyumsanabilir ve imgesel bir yaşam elde etmektedir” (Lefebvre, 2010:123).  Mahall Ankara’nın web sayfasında yer alan sloganlar bu bağlamda bir analize tabi tutulduğunda; mekânsal tüketimin ‘değer’lerle iç içe geçtiği, duygusallıkla akılcılığın sentezlendiği bir aktarıma dönüştüğü görülmektedir. 

        “Mahalle Konsepti”

        Mahall Ankara’nın çalışmaya dâhil edilmesinin nedeni “mahalle” ya da web sayfasında yer alan ifadeleriyle “yeni nesil mahalle” vurgusunu ön plana çıkarmaları olmuştur. Proje “mahalle tarzı ile hayata geçirilen ilk karma kullanımlı proje” olarak tanıtılmaktadır. Böylece, eski mahalleleri yeniden yaratma’ söylemi bireye, hem kentte kaybettiği aidiyet duygusunu yeniden hissedebilmenin hem de diğerlerinden ‘farklı’ olmanın yollarından biri olarak sunulmaktadır (Akyol Altun, 2010:233). Mahall Ankara’da rezidans olarak ifade edilen farklı büyüklüklerde 246 konut tasarlanmıştır. Bu dairelerin konut içi düzenlemesi her türlü bireysel ihtiyaçları karşılama vurgusu ile öne çıkmaktadır. 

        “Eşsiz Proje”

        Lefebvre günümüz toplumu için “bürokratik yönlendirilmiş tüketim toplumu”tanımını önermektedir. Bu kavramın; toplumun akılcı niteliğini, bu akılcılığın sınırlarını, örgütlediği nesne, üzerine oturma gayretinde olduğu düzlem ya da daha genel olarak gündelik hayatı ifade ettiğini savunmaktadır (Lefebvre, 2010:73).Mahall Ankara ve bunun gibi projelerin öne çıkan özelliklerinden birisi de “akılcı” olmalarıdır. “Eşsiz Proje”nin tanıtımında yapılan “tasarım detayları”, “kaliteli ve şık malzemeler ile dizayn edilen rezidanslar” ve modern mimarinin “yatay, kule, home ofis” seçenekleri ile donatılmış olması hem projenin akılcılığın bir ürünü olduğunu anımsatmakta hem de konut ya da ofislerin kullanıcılarının ne kadar rasyonel bir tercih yapacağı anlaşılmaktadır. ‘Mahalle’ vurgusuna uygun olarak tasarlanmış bir çarşı bulunmaktadır ve“modern mimarinin mahalle sıcaklığı ile birleştiği” çarşısında “mutluluğun metrekaresi”nin olmadığı iddia edilmektedir. Çok amaçlı spor salonları, ortak kullanım için tasarlanmış kat terasları, geniş teras seçenekleri ile geleneksel mahallelerde topluluğun ortak kullanım mekânlarına bir gönderme yaparcasına sosyal alanların varlığı vurgulanmaktadır. 

        “Ayrıcalıklı Konum”

        Kent mekânlarındaki dönüşüm kentin bazı yerlerinin statü olarak ayrıcalıklı bir konuma dönüşmesine sahne olmuştur. Ankara’da son çeyrek yılda Ümitköy, Konutkent, Çayyolu, Yaşamkent semtleri ve Eskişehir yolu üzerinde yer alan mekânlar orta-üst gelir gruplarının ve/veya seçkinlerin merkezden uzaklaşma eğilimlerinin kentsel mekâna yansıdığı bir yapılanma sürecine işaret etmektedir (Yüceşahin ve Tuysuz, 2011:163). Bu süreçte kamu kurumlarının da önemli merkezlerini Eskişehir yoluna taşıması ile söz konusu bölgeler sosyo-mekânsal farklılaşmanın yoğun olarak gözlemlendiği aynı zamanda da siyasetin ve bürokrasinin merkezinin mekânsal değişimini yansıtmaktadır. 

        Mahall Ankara’da Ankara’nın bu “ayrıcalıklı konumunda” yer almaktadır. Web sayfasında “Ankara sakinlerine”aynı zamanda “hayatın merkezinde olmanın ayrıcalıklarını” yaşayacakları bir yaşam sunulmaktadır. Projenin konum bilgilerinde; “Ankara’nın en prestijli aksı olan Eskişehir Yolu üzerinde yer alması”, merkezi konumu, “seçkin üniversitelere olan yakınlığı”, “kamu kurumları ve hastaneler ile aynı koridor üzerinde olması”, Mahall Ankara’yı olduğu gibi “yeni nesil mahalle”nin sakinlerini de seçkin bir konuma yerleştirmektedir. 

        “Hayata Değer Katıyor”

        Yabancı sermayenin ve çok uluslu şirketlerin Türkiye’ye girişleri, yabancı profesyonelleri olduğu kadar, yeni/kozmopolit bir çalışan kesimi de ortaya çıkartmıştır. Tüketim imkânları ve tüketim talepleri yüksek standartlarda olan bu ücretli kesim, kent kompozisyonunda kolaylıkla takip edilebilecek yeni oluşumların önemli bir koşulunu temsil etmektedir ve kentte gözlenebilen uluslararası standartta tüketim talebini belirlemektedir (Şatıroğlu, 2012:214). Şatıroğlu’nun İstanbul için yaptığı bu tespit bugün Ankara için de geçerlidir. İncelenen Mahall Ankara web sayfasında “profesyonellerin” yaşamına yönelik vurgu belirgindir. “Profesyoneller için iş yaşamında gereksinimlerine karşılık bulabilme”nin “hayati önem” taşıdığının altı çizilmektedir. Böylece profesyonellerle duygusal bir bağ kurularak çalışma ortamlarındaki tüm detaylar düşünülmüştür. Onlara; “gün ışığı alan çalışma ortamlarıyla, günün her anı nefes alabileceğiniz ortak kat bahçeleriyle hava tazeleyen santralleri, güvenliği ve teknolojik alt yapısıyla” her türlü talep ve beklentinin karşılanacağı garanti edilmektedir. “Her birey için keyifli bir yaşam olanağı” sunan, bireyin “Hem işine hem hayatına değer katan” özelliklere sahip bir mekân vurgusu ile “yaratıcı tasarımlarda mekânlar üretilmektedir” (Kurtuluş, 2013:187).

        Değerlendirme ve Sonuç

        Küreselleşme ve neoliberal politikalar ekonomiyi, siyaseti ve diğer kurumsal yapılarla birlikte insan ilişkilerini değiştirirken mahalle anlayışını da değiştirmektedir. Konutlar, fiziksel yapılarıyla ve simgesel temsilleri ile rekabetçi bir piyasada gelişirken (İçli, 2008:41) rekabet, küresel pazar dinamiklerine uygun bir seyir izlemektedir. Böylece kentler, bir yandan yeni gelişen tüketim taleplerine yanıt vermekte, diğer yandan da kendisi için/kendi içinde yeni talepler yaratmaktadır.

        Bugün metropol olarak nitelendirilen büyük şehirlerde ve bunlardan birisi olan Ankara’da mekânın yeniden üretimi de son dönem yükselen yeni sınıfların tüketim taleplerini karşılar niteliktedir. Sınıfsal farklılıkların ve bürokratik yapılanmanın bir sonucu olarak ortaya çıkan çok katlı, güvenlikli, konforlu, ‘lüks’ hatta “eşsiz” özellikteki konutlar, “ayrıcalıklı” hâle gelen mekânlar kentin sadece fiziksel görüntüsünü değil toplumsal ayrışmanın da bir fotoğrafını ortaya koymaktadır. Hızla yükselen gökdelenler, çok katlı binalar kentin önemli merkezlerinde son model teknoloji ile donatılarak kitle iletişim araçlarının gücü ve pazarlama tekniklerinin olanaklarıyla modern kentin, modern mekânları olarak sunulmaktadır.

        Bu gelişmelerle ortaya çıkan ‘yeni nesil mahalle’ projesi gibi geleneksel değerlerle pazarlanan yeni projeler, kentlerin heterojen yapıları içinde sınıflar arası farkın giderek büyüdüğü, gösterişli bir tüketimin sunulduğu mekânlara, Lefebvre’nin kavramsallaştırması ile “soyut mekân”a dönüştürülmektedir.