Yusuf Akçura’nın ‘’Rusya Müslüman Türk - Tatarları Hukukunu Müdafaa Cemiyeti’’ Adına Almanya’da Verdiği Konferans (1916)

Ekim 2018 - Yıl 107 - Sayı 374



        Siyasi Türkçülük fikrinin önde gelen isimlerinden Yusuf Akçura’nın (1876-1935) tarihçi ve siyasetçi kimliği ile icra ettiği faaliyetler hem mensubu olduğu Rusya Müslümanları, hem de fiilen içinde bulunduğu Millî Mücadele sebebiyle Türkiye Cumhuriyeti açısından incelenmeğe değer vasıflar içermektedir. Rusya’nın Tataristan bölgesinde fabrikatör bir ailenin ferdi olarak dünyaya gelen Akçura’nın İstanbul’daki Harp Okulu günleri ile başlayıp Paris’teki siyasal bilimler tahsili ile devam eden siyasi mücadele döneminde kaleme aldığı ‹’Üç Tarz-ı Siyaset’’ günümüzde hâlen Türkçülük akımının manifestosu olarak kabul görmektedir. 

        1916 senesinde kurulan ‘’Rusya Müslüman Türk-Tatarları Hukukunu Müdafaa Cemiyeti’’ Avrupa’da Budapeşte, Viyana, Berlin ve Sofya’da üst düzey temaslarda bulunarak Osmanlı Devleti’nin müttefiki statüsündeki bu devletlerden haklarının savunulması üzerine yardım talep etmiştir. Bu bağlamda Berlin Prusya Akademisi’nde bir konferans veren Yusuf Akçura’nın konuşma metni Alman şarkiyatçı Prof. Martin Hartmann tarafından Almanca’ya tercüme edilip İsviçre’nin Bern şehrinde neşredilmiştir.  Almanya’daki Georg August Göttingen Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulduğumuz bu 12 sayfalık Almanca belge, Rusya’daki Müslüman Türkler’in mevcut durumunu izah edip siyasi mücadelelerini konu alan bir bilgilendirme metni olarak bizzat Alman İmparatorluğu Dışişleri Bakanlığına da takdim edilmiştir. 

        Rusya’daki Müslümanların 20. yüzyıl başlarındaki beynelmilel çabaları üzerine hâlihazırda yapılan ve yapılacak olan tarih araştırmalarına katkıda bulunması emeli ile Türk Tarih Kurumu başkanlığı ve Kars milletvekilliği yapmış bu güzide şahsın verdiği konferansın basılı orijinal Almanca metninin Türkçe tercümesi bu başlık altında kamuoyu ile paylaşılmaktadır. 

        Akçuraoğlu Yusuf

        Rusya’daki Müslüman Türk-Tatarların Mevcut Durumu ve Mücadeleleri

        Halk Nüfusu

        Öncelikle nüfus hakkında bilgi verilmelidir. Günümüzde Rusya’daki Müslüman Türk-Tatarların sayısını bilimsel olarak belirlemek imkânsızdır. 1897’deki resmi sayım sonrası başka bir sayım gerçekleştirilmemiştir. Kullanılan yöntemlerden dolayı meydana gelen hatalar bir yana, sayımlar Müslüman halklardan sayıca daha az gözükmek istemeyen Rus hükümet memurlarının etkisi altındadır. Geçtiğimiz 18 sene içerisinde Rusya’nın nüfusu ciddi artış göstermiş; fakat aile yaşantısına daha çok önem verdiklerinden dolayı Türk-Tatarların sayısı Ruslara nazaran daha çok artmıştır. Burada Ruslar ile Macar Etnografya Cemiyeti’nin tahminlerini göz önüne almaktayız; böylelikle Rusya’daki Müslüman Türk-Tatarların nüfusunun Kafkasya’dakiler ile beraber 23 milyon civarında olduğu söylenebilir. 

        Bu halklar 6 bağımsız gruba ayrılır: Kuzey Türkleri, Kırgız Kazakları, Türkistanlılar, Türkmenler, Kafkasya Türkleri ve Kırım Türkleri. Kuzey Türkleri genellikle İdil, Kama ve Oka Nehirlerinin havzaları ile Ural Dağları bayırlarında yaşamaktadır. Tatar, Başkurt, Mişer ve Teptar gibi isimlerle anılmakla beraber dil, yaşayış, kültür ve inanç bakımından aralarında fark bulunmamaktadır. Rusya’nın tüm bölgelerinde ticaretten ötürü göç etmiş fertleri mevcuttur. Sayıları yaklaşık 7 milyon kadardır. Kırgız Kazakları grubu 6 milyondan az değildir. Rusya Türkistan’ının bir bölümü ile Buhara Emirliği ve Hive Hanlıklarında ikamet eden Türkistanlılar ise 6 milyon kadar nüfusa sahiptir. Hazar Denizi ile Ceyhun Nehri ve İran arasında yaşayan Türkmenler 1 milyon kadardır. Kafkasya Türkleri ise Kafkasya Dağları’nın güneydoğusundaki bölgede çoğunlukta olup sayıları 3 milyon civarındadır. Son olarak sayıları 500 binden az olan Kırım Tatarlarını eklemek gerekir. 

        Türkistan, Türkmen ile Kırgız Kazakları toprakları ve Kafkasya’nın bir bölümündeki Türk-Tatarlar, diğer halklara nazaran çoğunluğu oluşturmaktadır. Kuzey Türkleri sadece Ufa şehri ve Kazan şehrinin bazı bölgelerinde çoğunluk konumundadır. 

        Nüfus Artışı

        Rusya’nın Türk-Tatarları erken yaşta aile kurmaktadır. Özellikle Kırgız Kazakları, Türkmenler ve Kuzey Türklerinin köylülerinde çocuk sayısı fazladır. Aynı bölgelerde çok eşlilik az değildir. Alkol ve zina, dinî sebeplerden ötürü yasak olduğu için kötü alışkanlıklardan doğan hastalıklar Müslümanlarda Ruslara nazaran daha azdır. Hijyen kuralları da Ruslara nazaran farklı değildir; fakat toplumun alt kademelerindeki ahlaki yaşam tarzı bilinen kanunlardan ötürü Ruslardan daha iyi korunmakta olup sağlık ile ahlak seviyesi de daha yüksektir. Müslümanlar hükümetin tuttuğu kayıtlarda diğer halklardan farklı gösterilmediği için kendilerine ait doğum, evlilik, boşanma ve vefat gibi hadiseler tespit edilememekte ve bundan dolayı nüfus artışı ile ilgili sağlıklı veriler alınamamaktadır. Orenburg Müftülüğü tarafından 1885 senesinden bu yana dinî amaçlar için tutulan nüfus kayıtlarına bakıldığında bu bölgede nüfusun arttığı görülmektedir. Vilnius, Minsk ve Smolensk gibi Batı Rusya şehirlerinde yaşayan Litvanya Tatarları nüfus kaybı yaşayan tek gruptur. Uzak geçmişte büyük bir gruptan ayrılan 30bin - 40bin civarındaki bu Müslüman Türk-Tatar toplumunda Ruslar tarafından asimile edilmelerinden ötürü nüfus azalması gözlemlenmektedir. Medeniyet ve millî dillerini Litvanya’daki krallık döneminde kaybetmişlerdir. Etrafı Ruslar ile çevrilmiş ve tek farkı inancı olan bu halk, şüphesiz ileride dinini de kaybedip tamamen Ruslaşacaktır ve şu an tek başınadır. Ruslar geçen yüzyılda dini, siyasi ve ekonomik hayatta ezici bir strateji uygulamış olmalarına rağmen istediklerini elde edememişlerdir. Kesin olarak söylenebilir ki, Litvanya’daki Tatarlar dışında 19. yüzyıldaki hiçbir Tatar Ruslaştırılamamıştır. 

        Toplumsal Tabakalar

        Rusya’da yaşayan Türk-Tatarlar tek bir sosyal sınıfta değil, toplumun tüm kademelerinde görülmektedir; fakat bu sınıflar her yerde aynı değildir. Örnek olarak, aristokrasi Kazan Tatarlarında zayıf iken Mişer, Teptar ve Başkurtlar’da ise daha çoktur. En önemli sınıf ticaret ile uğraşan şehir burjuvazisi ve çiftçilik yapan köylülerdir. Kazan, Ufa ve Orenburg gibi önemli merkezlerdeki burjuvazi bir nevi şehirli soyluluğa bürünmüştür. Bu şehirli soylulardan bazıları ticaretten elde ettiği geliri toprağa yatırmış ve arazilerini çoğaltarak ileride asilzadelik sınıfına geçmeyi amaçlamaktadır. Kuzey Türklerinden bazı aileler Rus hükümeti tarafından resmen asilzade olarak tanınmıştır. Tambovli, Pekçura, Tankaçi, Kasımlı, Devletgeldi gibi ailelerin bazı kolları bugüne kadar ‘’Knez’’ unvanını muhafaza etmektedir. 

        Kırgız Kazaklarındaki sosyal tabakalar Türkmen ve Türkistan’dakilere göre daha iyi durumda olup en üst kademenin ismi hanlar soyundan gelen ‘’Altın Suyak’’tır. Türkistan’daki asilzadelere ‘’Ak Suyak’’ denirken halklar ise ‘’Kara Suyak’’ olarak bilinir. Kafkasya’daki Türkler arasında Bakü ve Gence hanlarının torunları hâlen yaşamaktadır. Kafkasya’daki asilzadeler ise ‘’Bek’’ unvanıyla tanınır. Kırımlı Giray hanedanı soyundan gelenlerin bir kısmı Kafkasya’da, diğer kısmı da Türkiye’de yaşamaktadır. 

        Kırım’daki soyluluğu ‘’Mirza’’ unvanlılar teşkil etmektedir. Türkistan ve Kafkasya’da toprak sahibi asilzadelerin yanı sıra tarım ve hayvancılık ile uğraşan orta bir sınıf da mevcuttur. Buhara, Semerkant, Hokand, Bakü ve Gence’de ticaret ile uğraşan maddi durumu oldukça iyi bir burjuvazi bulunmaktadır. Bakü burjuvazisi Türk-Tatarlar arasındaki en zengin orta sınıfı temsil eder. Buradaki petrol sahalarının işletilmesi halk mevcudiyetinin 19. yüzyıl sonunda 10 milyonu aşmasını sağlamıştır. Bu sosyal sınıflara ayrıca dinî makamlarda görev icra edip entelektüel faaliyetlerde bulunan kişileri de eklemek gerekir. Bu şahıslar özel bir toplum katmanı oluşturmamakta, aksine bünyelerinde toplumun tüm kesimlerinden kişiler barındırmaktadır: imam, ilahiyatçı, öğretmen, profesör, doktor, avukat, memur, yazar, gazeteci, siyasetçi vb. 

        İktisadi Durum

        İktisadi konularda öncelikle ticaret hakkında bilgi verilmelidir. Şehirlilerin çoğu tüccardır ve ufak bir bölümü küçük işletme sahibidir. Şehirliler arasında köylüler ve soylulardan ticarete atılmış kişiler mevcuttur. Ticaret ile uğraşan Türk-Tatarlar Simbirsk, Saratov, Kazan, Bakü, Orenburg ve Türkistan’dadır. Simbirsk ve Saratov şehirlerinde 8-10 civarında modern bez fabrikası vardır ve bunların en büyüklerinde 2500, en küçüklerinde ise 200 kadar işçi çalışmaktadır. Ayrıca Kazan’da sabun, deri ve ayakkabı imalathaneleri ile Bakü’de pamuk fabrikası bulunmaktadır. Farklı bölgelerde yaklaşık 20 buhar değirmeni görülebilir. Türkistan’da pamuk temizleme fabrikaları bulunur. Ek olarak Ural bölgesinde ise altın ve platin fırınları mevcuttur. Rusya’daki Türk-Tatarlar ulaşımın geliştirilmesinde pek faal olamamışlardır. Kasimov’daki bir Tatar’ın İdil Nehri’nde birkaç buharlı yük gemisi varken, Bakülü milyoner Tagiyev Hazar Denizi’nde görülmeye değer bir ticaret filosuna sahiptir. Tagiyev ayrıca İrtiş Nehri üzerinde ufak buharlı gemiler ile yük ve yolcu taşımacılığı da yapmaktadır. Orta Asya ticaretinde önemli bir pay sahibi olan Musabayev ise Rusya’nın her bölgesine yaptığı taşımacılık faaliyetleri ile uğraşmaktadır. 

        Rus hükümeti, Türk-Tatarlarının ayakta kalabilmeleri açısından en önemli etkenin ekonomik güç olduğunun farkındadır. Bu sebeple bu gücü kırmaya çalışmakta ve bu bağlamda birtakım yaptırımlar uygulamaktadır. Hristiyan ve Müslümanlardan eşit düzeyde vergi alınmasına rağmen Müslümanların ruhani ve eğitim amaçlı ihtiyaçlarına tek bir kuruş dahi harcanmamaktadır. Türk-Tatarlar bütün bu masrafları kendi kazançlarından karşılamaktadır. Böylelikle Müslümanlar çifte vergi ödüyor durumundadır. İlaveten hükümet, Kuzey Türkleri ile Kafkasya Türklerine daha çok Türkistan ve Kırgızlar ile Türkmenlerin yaşadıkları bölgelerdeki gibi ekonomik açıdan kar getirebilecek topraklar satın almalarını yasaklamıştır. Hatta geçici bayilik ve çerçilik bile kanuna aykırı duruma getirilmiştir. 

        Kazan’ın nüfusu hızla artmakta ve bundan dolayı her sene bir ticari göçmen topluluğu oluşmaktadır. Kazanlılar, Sibirya ve Avrupa Rusya’sının bazı şehirlerinde yaygınlaşmış bayiler açmışlardır. Rus hükümeti haksız kanun maddeleri ile bunun önüne geçmeye çalışmaktadır. Kazanlılar ve Kafkasyalıların Kırgız Kazakları, Türkmenler ve Türkistanlıların yaşadıkları yerlerde ticaret yapmasına izin vermeyen hükümet, bu bölgelere her sene birkaç 10. 000 Hristiyan Rus’u yerleştirerek yerel halkı tedirgin edip hiçbir maddi destekte bulunmadan yurtlarını terk etmeye zorlamaktadır. Rus köylülerinin sayısı Türkistanlılara nazaran daha azdır ve çok azına Türkistan’a ayak basmak nasip olmuştur. Sadece Kırgız Kazakları arasında nispeten yüksek sayıdaki göçmenler bölgede kalabilmiştir. Bu durum Kırgızlar için bugüne kadar bir tehlike teşkil etmemiş olsa da tutumlar değişmediği takdirde tehlikeli bir hâl alabilir. 

        Okul Sistemi ve Eğitimde Yenilik

        Tüm baskılara rağmen Tatarlar bugüne kadar benliklerini muhafaza edip ilerlemeler kaydedebilmişlerdir. Özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısında medrese ve ilahiyatçılar çevresinden kaynaklı entelektüel bir akımın varlığı gözlemlenebilir. Daha sonra bu akım benimsenmiş ve Batı’da eğitim görmüş arkadaşlarımız tarafından geliştirilmiştir. Akımın temelini orta sınıf insanlar oluşturmaktadır. 

        Rusya Tatarlarının okul ve medreseleri diğer İslam ülkelerindekilerden farklı değildir. Buhara, Semerkant ve Türkistan’daki ünlü okullar dışındaki İdil havzasındaki Tatar kurumları Kırgız ve Türkmenlerin yüksek eğitim için tercih ettiği okullardı. Kuzey Türklerinin eğitim merkezi Kazan ve komşu bölgelerdi. Sadece Kazan’da dört adet büyük ve ünlü medrese bulunmaktadır. Bu medreselere Meçkere ve Kaçkar köylerindeki okullar da dahildir. Kazan medreselerinde Maveraünnehir’den gelenler bir idol olarak eğitim vermektedir. Erkek çocuklar okul ve medreselerde eğitim görürken, kız çocukları ise öğretmenin ya da imamın hanımının yanında ders çalışıp kendi evleri ya da hanım öğretmenin evinde eğitim görmektedir. Okullarda Kuran okuma, anadilde okuma ve yazma ve biraz da hesaplama öğretilir. Medresede Arapça, mantık, kelam, din hukuku ve biraz Farsça eğitimi verilir. Kızlar, erkeklerin okulda öğrendiği temel bilgiler ile yetinir durumdadır. 

        Bu durum 19. yüzyılın son 30 senesine kadar sürmüştür. Erkeklerin nüfusu arttıkça hayatın ihtiyaçlarını daha iyi kavrayabilecek konuma gelmişlerdir. 1895 senesinde Kazan şehrinde açılan bir müzede okuma ve yazma eğilimine sahip Müslüman köylülerin Rus köylülere nazaran daha bilgili olduğuna dair bir istatistik bulmuştum. Bu doğal olarak bir başlangıçtı. 

        19. yüzyılın başında Kazan yakınlarında doğmuş bir genç Buhara’ya ilahiyat eğitimini tamamlamak için gitmiş ve Buhara’daki birtakım Ortodoks ve tutucu akımların yarattığı reform fikirlerine kapılmıştı. Bu genç şahıs Abdünnasır Kursavi idi; Kazan’a geri döndü ve birkaç dinî eser yazarak birçok kişiyi etkiledi. Öğrencisi olarak nitelendirebileceğimiz Şehabettin Mercani de kendisine katıldı. Mercani, Kursavi’nin fikirlerini mezhep değerleri, eğitimin gerekliliği ve tekelliği ve otorite saygınlığının azalmasını göz önünde tutarak geliştirdi ve müfredatın değiştirilmesi ile eğitimde yenilik yapılması üzerine yazılar kaleme aldı. Mercani’nin esas amacı, okul ve medreselerde Tatar dilinin muhafaza edilmesi ve dinî derslerin yanında matematik, tarih ve coğrafyanın da zorunlu ders olarak verilmesini sağlamaktı. Mercani, Kazan’ın ilk medresesinde eğitim verdi ve halk dilinde Kazan’ın tarihi ile beraber birçok önemli eser yayınladı. 

        Kafkasya’da ise Tiflis’te yaşayan Mirza Fetali Ahundov, halk dilinde millî yaşantıdan kaleme aldığı dramalar ile göze çarpmaktadır. Birçok eseri Fransızca ve İngilizce’ye çevrilmiş ve biri Almanca olarak da yayınlanmıştır. Halk dilindeki ilk millî gazete ise ‘’Ekinci’’ adıyla Zerdabi Hasan Bey tarafından Tiflis’te çıkarılmıştır. 

        Yenilikçi hareketin en gayretli destekçisi ve düzenleyicisi Kırım’ın Gaspıra köyünde ünlü Tayghan Mirza sülalesinden bir annenin evladı olarak doğan, tamamen kendi kendini yetiştirmiş, bunu da öz yeteneği sayesinde başararak saygın bir konuma gelmiş ve entelektüel akımları önemli seviyede etkilemiş olan İsmail Gaspıralı’dır.  Esas hedefi, derslerin kolay ve yapıcı bir yöntem ile ana dilde yapılması üzerineydi. Kendisi tarafından önerilen ‘’Usul-ü cedit’’ (yeni yöntem) isimli yöntem kısa zamanda yaygınlaştı; fakat bir süre sonra bazı sorunlar ortaya çıktı ve toplumdaki muhafazakâr kesim Gaspıralı’nın mevcut otoriteyi sarsan fikirlerine zarar verecek suçlamalarda bulundu. Gaspıralı’nın mücadelesi, gazetesi ‘’Tercüman’’ı çıkarmaya başladığı 1882 senesinden 1915’teki vefatına kadar 30 seneden fazla sürmüştür. 

        Şu da ifade edilmelidir ki, eski sistemin insanları da Türk-Tatar halklarının milli, dinî ve sosyal kimliğini muhafaza edebilmeleri için birtakım fikirler içerisindeydi. Fikir ayrılıkları sadece kullanılan yöntemlerden ibaretti. 

        Toplumdaki tüm fikir hayatı ve yaşam tarzı bu akımlardan etkilenmiştir. En geniş kitle kendini dinî düşünceye adamıştır. Kursavi, yenilik tohumlarını 19. yüzyılın başlarında dinî düşünce sisteminde atmış ve Mercani, Kadı Rızaeddin ve Barudi bunu başarıyla ileriye taşımıştı. Fakat bu yenilikleri yeterli azim ve kararlılıkla yapamamışlardır. 19. yüzyılın sonunda Saratovlu Musa Carullah Bigeyef, hukuk tüzüğünün sadece Kuran’dan alınabileceğini, farklı görüş nakledenleri referans almanın günah olduğunu savundu. Bu katı inançlı ve cesaretli adam eğitimini Kazan dışında Buhara, Hindistan, Hicaz ve Kahire’de almıştı. Kısa zaman içerisinde ilahiyatçı ve entelektüeller arasında birçok taraftar kazandı. Bu şahsın ana fikirlerinden biri, İslam dininin tüm halklara her dilde öğretilebilmesiydi; ayrıca bizzat kendisi Kuran tercümesi de yapmıştır. 

        Edebiyat

        Rusya’daki Türk-Tatarlar edebiyatının sözlü olduğu kadar yazılı eserleri de mevcuttur. En tanınmış eserler, sanat düşkünü hükümdar Hüseyin Baykara’nın Herat’taki sarayında yaşamış olan Çağatay edebiyatı temsilcisi Mir Ali Şir Nevai’ye aittir. Molla Penah Vakıf, Zakir ve Seyid Azim Şirvani İran’dan etkilenerek edebiyatı Kafkasya’ya getirmişlerdir. Kırım edebiyatı şiirleri ise İstanbul ile yarışır durumda olup Adil Giray en önemli temsilcileri olarak kabul edilir. Kazan, Türkistan edebiyatı etkisi altındadır ve burada daha çok Kırgız Kazakları ön plandadır. 19. yüzyıl ortalarına kadarki Osmanlı ve Rus etkisine dek edebiyatta Batı akımları tesiri yoktur. Sonuç olarak yukarıda zikredilen yeni sistemin bir alt dalı olan yeni bir edebiyat doğmuştur. Romanlar, tiyatro metinleri ve eleştiriler yazılmıştır. Bu akımın yazarları olarak şu kişiler sıralanabilir: Rızaeddin Bin Fahreddin, Ayaz İshaki, Fatih Kerimi, Tokay, Gaffuri, Fatih, Emircan, Zeki, Velidi, Ali Asvar Kemal, İbrahimov. 

        19. yüzyılın sonunda Kafkasya ve Kazan’da saf edebiyat çalışmaları dışında önemli sayıda dini, bilimsel ve tarihi kitap ve tezler de neşredilmiştir. Gazetecilik ön plana çıkarak gelişme göstermiştir. Özellikle pedagoji alanındaki eserler oldukça kapsamlıdır. 

        Rusların Çıkardığı Engeller

        Rus medeniyetinin Türk-Tatar fikir hayatındaki etkisi inkâr edilemez. Bu medeniyetin kökenlerinden biri Bizans Ortodoksluğudur ve hakiki Avrupa medeniyeti standartları ile bir ilgisi yoktur. Ruslarda batı medeniyetinin alınması hususuna yaşanan esas kusur budur. Rus olmayan halklara Rus kültürünün aşılanması sırasında hep benlik, millî ve dinî değerlerin yok edilme stratejisi uygulanmaktadır ve bu şekilde bir gelişme sağlamak imkânsızdır. Rusların bir kısmı ve hatta hükümetin bir bölümü bu yöntemi tüm güçleri ile amaç hâline getirmişlerdir. Beyaz Rusya’daki Türk-Tatarların toplumsal gelişimden nasıl uzak kaldıklarını örnek olarak görmekteyiz. Bu yöntem sadece iktisadi alanlarda değil, sistematik olarak her alanda uygulanmaktadır. Eğitim, edebiyat ve basında Türk-Tatarlar her türlü saldırıya maruz kalmakta olup bu durum İslam için kutsal olan Kuran’a dahi uzanmıştır. Türk-Tatarlardaki reform ve uyanış belirtileri ön plana çıktıkça hükümetin baskı ve yaptırımları da bir o kadar artmaktadır. Yakın zamanda çıkan bir kanuna göre okul ve medreselerde dinî konular dışındaki müfredatın anadil ve Arapça olarak okutulması tamamen yasaklanmış olup matematik, coğrafya ve tarih böylece sadece Rus dilinde verilecektir. Son olarak bu yaptırımlar, dinî eğitimin kısıtlanmasına ve medreselerde de dinî dersler dışında bir eğitim verilmemesine kadar gitmiştir. 

        İlkokullarda anadil, Rusça öğrenme döneminde sadece yardımcı dil olarak kullanılmaktadır. İlaveten başka yabancı dil öğretilmemesi hususunda karar alınmıştır. Böylece şu sonuçlar doğmuştur: Türk-Tatar çocukları sadece yarım sene boyunca Rusça olmadan anadillerini öğrenebilmekte ve sonrasında bir sene boyunca Rus dili eğitimi almaktadırlar. Tüm dersler Rusça verilmektedir. Bu durum Türk-Tatarların hayatları açısından tehlike arz etmektedir. Ayrıca bu kanunun içeriği tam olarak uygulanabilmiş değildir. 

        Basında Sansür

        Esas kötü hadiseler sansürün uygulanmasında yaşanmaktadır. Bundan dolayı kalemini bırakmak zorunda kalan genç yeteneklerin sayısı az değildir. Karanlık şahsiyetli Smirnov’un Türk-Tatarlar’a uyguladığı sansür ciddi boyuttadır. Diplomatik becerisi sayesinde sadece İsmail Gaspıralı’nın ‘’Tercüman’’ gazetesi yayın hayatına devam etmekteydi ve bu durum Japonya ile girilen savaş başlayana kadar sürdü. Bu dönemde özgürlükçü ve yenilikçi bir akımın devreye girmesi ile eser üretiminde bir artış yaşandı. Kazan’da tek bir senede beş yeni basımevi açıldı ve mevcut olanlar da geliştirildi. 1905/1906 yıllarında yayın yapan gazete ve dergi sayısı 30’u buldu ve doğal olarak baskı Tatarları hedef aldı. Fakat eski günlere dönülmesi söz konusu değildir; çünkü hâlen faal olan 20 civarında yayın organı mevcuttur. 

        Tatarlar’ın Siyasi Duruşu

        Siyasi duruş hakkında diyebiliriz ki, 1905/1906’daki hareket özgürlüğü Tatarların da bu genel özgürlükçü akıma dahil olmasının önünü açmıştır. Tatarlar aynı zamanda taleplerini yüksek sesle dile getirebilecekleri bir grup olan ‹’Rusya Müslümanları İttifakı’’ adında bir siyasi oluşum tesis etmişlerdir. Program, Anayasal Demokrat Parti’ninki ile benzerlik göstermekte olup Müslümanların ihtiyaç ve taleplerini iletmekten çekinmemektedir. Türk-Tatar dünyasının çeşitli yerlerdeki temsilcileri Nijniy Novgorod’da iki ve Petersburg’da da bir sefer düzenlenmiş olan kongreye iştirak etmişlerdir. Birinci ve ikinci kongreye hükümet tarafından izin verilmemiştir; fakat buna rağmen ilki Oka Nehri üzerinde bir gemide, ikincisi ise Moskova’da düzenlenmiştir. Sonunda üçüncü kongreye resmi izin verilmiş ve 16-21 Ağustos 1906 tarihleri arasında Nijniy Novgorod şehrinde gerekli çalışmalar yapılmıştır. Oldukça yoğun bir katılım ile (500 kişiden fazla) program belirlenmiş ve oybirliğine yakın bir onay ile kabul edilmiştir. Genç edebiyatçı ve gazetecilerden oluşan ufak ama çalışkan bir grup programı çok ılımlı bulmuş olup 1906 ve 1907 yıllarında daha radikal ve sosyal fikirlere yönelmişken bugün milliyetçilik adına tamamen fırkanın programına uygun hareket etmektedir. 

        Rusya Müslümanları İttifakı, Duma seçimlere katılarak ilk seferde 30, ikinci seferde ise 39 milletvekili (vekiller arasında oldukça iyi eğitimli ve Avrupa’daki üniversitelerden diploması olan şahıslar mevcuttu) çıkarmayı başarmıştır. İlk ve ikinci dönemde liberaller ile ortak olunmuştur. Bir kısım vekil ilk dönemden sonra Vıborg’a gitmiştir. İkinci mecliste Sadri Maksudi tüm hükümetin dikkatini çeken ünlü konuşmalarını yapmıştır. Ayrıca ikinci meclis döneminde hükümetin 3 Haziran 1907’de açıkladığı genelgeye göre Rus olmayan delegelerin hakları kısıtlanmıştır. Üçüncü döneminde ise Türkistan, Türkmen ve Kırgız Kazakları hiç temsilci çıkaramamışken Kafkasyalılar ise sadece bir temsilci gönderebilmiştir. Tüm bölgelerde seçim koşulları ağırlaştırılmış olup Müslümanlar üçüncü dönem Duma’ya sadece 10 kişi ile katılım sağlayabilmiştir. Bu doğal olarak haksız bir neticedir. 

        Türk-Tatarların Talepleri

        Rusya’daki Türk-Tatarlar kültürel özerklik dışında başka bir şey istememekte, bu uğurda savaşmakta ve mücadele ederken de kanunların izin verdiği çerçevede hareket etmektedir. Şu an temsilcilerini burada gördüğünüz kişiler, millî geleceklerini ön planda tutup ve bu dehşetli dünya savaşının kendi halklarına imkân sunabileceğini düşünerek Rusya Müslüman Türk-Tatarları Hukukunu Müdafaa Cemiyeti’ni kurmuştur. Bu, size burada temellerini anlatmaya çalıştığım entelektüel ve siyasi fikirlerin dışa vurumu olan genç bir cemiyettir ve hedefleri buraya vardığımızda sizlere takdim ettiğimiz muhtıra metninde mevcuttur. 

        Şimdi konuyu özetleyip geleceğe yönelik görüşlerimi bildireceğim. 

        Ekonomik gelişmelerin beşeri ve bilimsel düzelmeler ile siyasi gelişmeleri de beraberinde getirmesi ile birlikte Ruslar, dilsel ve sosyal Ruslaştırma düzeyinde asimilasyon ile uygulamalarını sistematik olarak daha da sertleştirmiş ve baskılarını iktisadi, eğitim ve siyasi hayatta yaygınlaştırmıştır. Bu baskı politikasının başarısı ise şüphesiz Rus toprak sahiplerinin nüfuzunun artması, Rusya nüfusunun bir düzine milyon kadar çoğalması ve Rusya’nın ekonomik ve siyasi gücünün yükselmesi olacaktır. 

        Diyelim ki Orta Avrupa devletleri, Türkiye ve İskandinavya ülkeleri ile birlikte ortak bir ekonomik yapılanmaya girdi. Böyle bir gelişme dahilinde grup içindeki sanayi kurumları sınırsız yeraltı kaynaklarını garanti altına almak isteyecek ve özellikle topraklarındaki sanayiyi geliştirmek isteyen Türkiye farklı yerlerden edinilebilecek kaynakları ele geçirmeye yönelecektir. Bu durumda Kafkasya, Kuzey İran, Orta Asya ve de Orta Asya’ya açılan kapı konumunda olan Kazan bölgesinin asla Ruslaştırılmamış olması gerekir. Zannımca bu Almanya’nın da iktisadi ilgisi içerisindedir. Sonuç olarak Tatar sorununun titizlikle çözülmesi ile bu konunun üzerinde durulabilir. Orta ve Güneydoğu Avrupa ülkelerinin oluşturduğu büyük iktisadi topluluk, aslında Orta Asya ve Türkmenler ile Kırgızlar’ın memleketlerinden gelen ve Moskova fabrikalarını besleyen bu ham maddeleri Hazar-Bakü-Batum-Karadeniz hattı üzerinden elde edebilir. Evet; Stokholm-Riga-Kazan ticaret hattının Kazanlılar ve Bulgarlar üzerinden Hazar ve Karadeniz’deki ülkeler aracılığı ile Sibirya’dan Almanya’ya kadar yeniden canlandırılması imkânsız değildir. 

        Rusya’nın Müslüman Türk-Tatarları olarak yaşadığımız kötü hadiseleri değerlendirmemiz durumunda kendimizi gerçekçi çerçevede sınırlamamız gerekmektedir. Muhtıramızda dile getirdiğimiz üst mertebe isteklerimiz bir nevi bizim ülkümüzü temsil etmektedir. Fakat gerçekçi çerçevede dahi kendi imkânlarımız ile bu sert ve acımasız hükümetin yaptırımlarına karşı koyacak gücümüz mevcut değildir. Bu sebeple yardım arama yolunu tercih etmiş bulunmaktayız. Amacımızın samimiyetinin tanınması ile milletlerarası etkili bir yardımın sağlanmasını umut ediyor ve özellikle Almanya halkı ve hükümetinin bizi böyle bir yardımdan yoksun bırakmamasını umuyoruz. Bugünkü siyasi ilişkileri bir kenara bırakıp nesnel düşünürsek, sadece dostlarımız ve tarafsız olanlar değil, düşmanlarımız dahi niyetimizi eleştiremeyecektir. Düşmanlarımız vicdanlarını rahatlatmak ve tarihleri ile hesaplaşmak için ufak milletlerin haklarını savunma prensibini ortaya atmamışlar mıydı? Bu göze batan prensip sadece diplomatik bir aldatmaca değil ise, Çarlık mutlakiyetçiliğinin sınırsız siyasi ve iktisadi güce kavuşması, siyasi özgürlük ve sosyal gelişimi savunanların ve hatta Rusların gelecekteki çıkarları adına önemsiz bir durum olamayacaktır. Mutlakiyet altında yaşayan Rus olmayan halkların bağımsızlığa kavuşması, şüphesiz özgürlüğün bizzat kendisine ve Rusların haklarına da hizmet edecektir. Böylelikle hukukun, özgürlüğün ve doğruluğun yanında olan herkese, ister dost, ister tarafsız, ister düşman olsun, şu sözlerle sesleniyoruz: Hedeflerimiz için bizlere yardımcı olunuz; çünkü sizlerin zaferi ile dostlarımız, hatta bugünkü dostlarımız, tüm insanlığa bir katkıda bulunmuş olacak ve kimse bir şey kaybetmeyecektir!

        Herşeyden evvel burada mevcut olan Almanlar ve müttefiklerin Rusya Müslüman Türk-Tatarları Hukuku’nu Müdafaa Cemiyeti ile beraber, Rus hükümetinin tutumu hakkındaki şikayetlerin Müslüman halkın mili ve kültürel çabalarını haklı çıkardığı ve soydaşlarının daha iyi bir gelecek kurmaları gerektiği üzerine hemfikir olduklarını umuyoruz. Sunabileceğiniz tüm imkânlar ile bizleri desteklemenizi sizlerden rica ediyoruz.