Toplumsal Bütünleşmede Göz Ardı Edilen Gerçek: Kadın

Ekim 2018 - Yıl 107 - Sayı 374



        Bütün sosyal yapılar devamlılıklarını sağlamak isterler. Ancak devamlılığı sağlamak her zaman çok da kolay olmamakta hatta çoğu zaman oldukça güç olmaktadır. Sosyal yapıların devamlılıklarını sağlayabilmeleri için ortak yaşamı paylaşanların birtakım kuralları kabul etmeleri, dolayısı ile kendilerinden fedakârlık etmeleri gerekebilmektedir. 

        Sosyal yapıları oluşturan unsurlar arasında birlik bütünlük hâli ne derece sağlanır ise sosyal yapılar o derece bütünleşebilirler. Bütün sosyal yapılar en ideal bütünleşmeleri sağlamak, ideal bütünleşmiş sistemleri oluşturmak isterler. Ancak sosyal sistemlerin bütünleşmeleri o kadar da kolay olmamaktadır. Sosyal sistemler insanlardan oluşmaktadır. Genellikle kendilerinden önceki insanların kurmuş olduğu sistemlerin içinde statüler elde ederek var olan insanlar, kendilerine biçilen rolleri öğrenerek ve sonrasında da mümkün olduğu oranda uygulamaya çalışarak, toplum içinde var olmak isterler. 

        İnsanlar sadece var olmak değil, toplumun bir parçası da olmak isterler. İnsan sosyal bir varlıktır. Tek başına yaşamak istemez, istese de yaşayamaz. Tek başına kalmaması için hem toplum hem de kendisi olağanüstü çaba sarf eder. İnsan, sosyalizasyon süreci olarak da tanımlanan süreçten geçerek toplumun istediği birey şeklini almak için birtakım yaptırımlarla karşılaşır. Öte yandan bireyin biyolojik yapısından kaynaklanan birtakım farklılıkları da söz konusudur. Bu bireysel farklılıklar, toplumun istediği yönde birey olması için yaptırımlarla karşılaşan bireyin toplumun istediği şekli tamamen almasını engellemektedir. Böylece birbirinden farklı, farklılıkları ile gelişimi ve değişimi ortaya koyabilen, ancak bir o kadar da ortak müştereklerde buluşabilen bireyler yetişmektedir. Şüphesiz bu farklılıklar toplumu bölmeye yönelik de kullanılabilir. Ancak farklılıklar, bir yandan iş birliği ve iş bölümü ile olanın üzerinde, yeni ortaya çıkan yapının ihtiyaçlarını karşılarken, diğer yandan da sistemin yeni düzene uymasında önemli fonksiyonlar yüklenme görevini de yerine getirebilmektedirler. Ortaya çıkan bu farklılıklar sistemin yeniden düzenlenerek günün şartlarına uyarak, dolayısı ile de güçlenerek devamlılığın sağlanmasında önemli bir fonksiyon yüklenmektedirler. 

        Sosyal yapıları oluşturan unsurlar arasında birlik bütünlük sağlanamamaya başladığında sosyal çözülme de başlamış olmaktadır. Sosyal yapıyı oluşturan unsurlar arasında uyumun ve iş birliğinin bozulması oranında sosyal yapı çözülmeye başlamaktadır. Çözülmenin başlaması hızlanarak devam etmesinde önemli bir etken olmaktadır. O hâlde sosyal yapılar üzerinde tasarruf yetkisine sahip olanların insiyatif alarak çözülmenin önüne geçebilecek önemli girişimlerde bulunması gerekir. Bu sorumluluk, aslında çözülmenin risklerinin, bütünleşmenin öneminin farkında olabilen tüm bireylerin sorumluluk alanlarında bulunmaktadır. Bütünleşmenin sağlanmasında devletlerin önemli fonksiyonları bulunmaktadır. Ancak tek görevi devlete yüklemek yanlış olacaktır. 

        Sosyal bütünleşmenin sağlanmasında makro ve mikro çözüm önerileri sunulabilir. Makro çözümleri devlet kademelerinin üretmesi gerekir. Ancak devlette görev alanların da insanlar olduğu dikkatlerden uzak tutulmamalı. Makro sorunlara, insanlar üzerinden mikro çözümler üretmek, sorunların giderilmesinde oldukça etkili sonuçlar ortaya koyabilmektedir. . İnsan üzerinden yapılabilecek tüm iyileştirmelerin kaynağında eğitim olduğu bugün herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Eğitim, anne karnından başlayıp ölünceye kadar devam eden bir süreç olduğuna göre, bireyin eğitimine anne karnından itibaren başlamak en etkin çözüm olsa gerek. Bu sürecin en işlevsel şekilde gerçekleşebilmesi için en etkin çözüm şüphesiz kadınların eğitilmesinden geçmektedir. Eğitimli bir kadın eğitimli bir anne, eğitimli bir vatandaş demektir. Eğitimli anne hem kendisini hem de çocuklarını çağın vizyonuna uygun yetiştirebilen kişidir. Kadına da erkeğe de eğitim veren kadın olduğuna göre kadınların eğitimlerinin son derece önemsenmesi gerekmektedir. Oysa ülkemizde hâlâ okuma yazması olmayan kadınların oranı %9’ları aşmaktadır. Okuma yazma bilmenin bugünün dünyasındaki önemi tartışılamayacağına göre, öncelikle bu problemin halledilmesi gerekmektedir. 2018 yılında başlatılmış olan okuma yazma seferberliğinin önemini bu noktada belirtmek de gerekmektedir. Okuma yazması olmayan bir kişinin kendisini topluma ait hissetmesi, o toplum için önemini fark etmesi, kendisinden topluma katkı sağlayabilmesi hiç şüphesiz ki son derece düşük seviyelerde olacaktır. Bir insan, içinde bulunduğu toplum ile ne derece benzer özelliklere sahip olur ise o oranda kendisine olan güveni artacak,kendisine sorumluluk yüklendiğini fark edecek ve bu yönde topluma katkı sağlama yoluna gidecektir. 

        Öte yandan sadece okuma yazma bilmek, bugünün karmaşık dünyasını anlayıp, anlamlandırıp kendisi, çocukları, ülkesi ve de dünya için çözümler üretebilmek noktasında son derece kısıtlayıcı bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünya ile bütünleşmek, ülkemizi gelişmiş ülkeler seviyesine çıkarabilmek, hatta gelişmiş ülkelere rehberlik edebilecek seviyelere taşıyabilmek için çağın eğitim imkân ve anlayışlarının bir adım ilerisindeki insanlara ihtiyaç bulunmaktadır. Bunun için kadın erkek demeden en ileri seviyeden eğitim almış insanlara ihtiyacımız bulunmaktadır. Aslında bu durum bir ihtiyaç değil, bir zorunluluktur. 

        Bugün, eski dünyadaki emperyalizmin şekli değişti. Bugün ülkeleri güçlü kılan şey silah gücünden daha fazla bilimde gelmiş oldukları nokta, dolayısı ile de eğitimli insan gücüdür. Eğitimli ne kadar çok insanınız var ise o oranda güçlüsünüz. Bu noktada toplumun yarısını oluşturan kadınların eğitimlerini önemsememenin faturasının ne derece ağır olduğunu görmemem, anlamamak mümkün değil. Kadın eğitimli olursa, evinin dünyaya bakış açısı, hayalleri, idealleri, vizyonu da o oranda geniş olacaktır. Kadının eğitim seviyesi ne derece yüksek olur ise o oranda aile bireylerine destek olacak, yol açacaktır. Aksi durumda, kendisinin uyum sağlayamadığı dünyaya çocuklarının nasıl uyum sağlayabileceğini, bu yolu nasıl aşabileceğini bilemeyecektir. En azından uygun şekilde bilemeyecektir. Toplumla bütünleşemeyen insan hayatla mücadele yollarını da bilemeyecektir. İnsanın nasıl mücadele edileceğini bilmediği bir dünya ile bütünleşip, çevresindekilere yol göstermesi mümkün değildir. 

        Kadın, anneliği ile en önemli yol göstericidir. Bu sebep ile de karnında büyüttüğü çocuğunu en sağlıklı ve mutlu şekilde nasıl büyütebileceğini bilmesi gerekir. Aksi hâlde ruhen ve bedene sağlıklı bir çocuk doğuramayacaktır. Nasıl sağlıklı bir birey yetiştirebileceğini öğrenmesi onun eğitimi ile doğru orantılıdır. Doğduktan sonra çocuğun sosyalleşmesinde en önemli kişi yine annedir. Anne çocuğuna neleri yapması gerektiğini neleri yapmaması gerektiğini öğreten ilk ve en önemli kişidir. Çocuk ile anne karnında başlayan eğitim sürecine özellikle ilk üç yaşına kadar birebir devam etmektedir. Neyi yapıp yapmaması gerektiğini öğretirken, yani çocuğunu topluma uyumlu hâle getirirken son derece önemli bir fonksiyon yüklenmektedir. 

        Bu süreçte annenin yapacağı yanlışlar veya annenin yetersizlikleri doğrudan çocuğa ve onun eğitimine yansıyacaktır. Yasaklarla öğretilen şeylerin kalıcılığının olmadığı, aksine tahribatlarının son derece yüksek olduğu bugün bilimsel çalışmalarla ispatlanmış bulunmaktadır. Neleri yapıp neleri yapmaması gerektiğini öğretirken gerekçeleri ile ortaya koyabilen, çocuğun sorularına cevap verebilen bir anne, çocuğuna sağlıklı bir eğitim verebilen annedir. Ama bu gerekçeleri sağlıklı bir şekilde ortaya koyabilmesi ve tatminkâr cevaplar verebilmesi için öncelikli olarak annelerin arzu edilen bu bilgi düzeyine sahip olmaları gerekmektedir. 

        Onları eğitim imkânlarından mahrum ettiğimizde hem kendilerine hem de topluma zarar vermiş oluyoruz. Özellikle toplum adına karar verebilecek pozisyonlarda olanlar ve eğitimciler bu noktadan bakabildiklerinde toplumun kalkınmasının, dolayısı ile de bütünleşmesinin çok da zor olmadığı fark edilecektir. 

        Makro boyuttaki problemlerin çözümleri genellikle makro boyutlarda üretilen çözüm önerilerinin içinde sanılmaktadır. Ancak makro boyutun da mikroların birleşmesi sonucunda ortaya çıktığı düşünülecek olursa, mikro boyutlu çözümler üretmenin ne derece önemli olduğu anlaşılacaktır. Evet,ülkenin eğitim seviyesini, ideallerini arttıralım ama bunu dayatmalarla değil, ikna etmelerle, eğitimle gerçekleştirelim. Sorgulayan beyinlere ihtiyaç bulunmaktadır. Sorgulayan beyinlerin yetiştirilmesi de verileni alıp kabul eden, ezberine koyan değil;sorularına gerekçeleri ile cevaplar alabilen bireylerin yetiştirilmesi ile mümkün olabilecektir. 

        Bu noktada sorgulamanın önünü açabilecek en önemli kişilerin anneler olduğunu unutmamak gerekir. Çocuğun sorduğu soruların ne kadar önemli olduğunun farkında olan anne, çocuğuna uzun uzun sorduğu sorunun cevabını anlatacaktır; bunun için zaman ayıracaktır. Oyunun çocuk için, çocuğun gelişimi için önemini fark edecek onunla oyunlar oynayacak; o sırada çocuğunu hayata hazırlayacaktır; bildiklerini oyun ile çocuğuna aktaracaktır. Ancak burada bir şart var. Bu da annenin eğitiminin bu bilgileri verebilecek seviyede olması, annenin bu süreci sağlıklı bir şekilde yönetebilecek güçte olmasıdır. 

        Bilmenin güç olduğunun, bağımsızlık olduğunun bilindiği bir ülkede kadınların eğitim seviyelerini önemsememek anlaşılabilir bir şey değildir. Toplum kadın ve erkeklerden oluşuyor ise diğer yarının eğitimini önemsemek hatta çok önemsemek gerekir. Bu noktada kadın ve erkeğin eğitimini eşitlemek, hatta birbirlerinin eğitimlerini daha iyi seviyelere çıkartabilecek bir iş bölümü ve iş birliği ortamı oluşturmak gerekir. Kadının eğitim seviyesini alt seviyelerde bırakmak sureti ile en fazla onun itaat etmesi sağlanabilir. İtaatin bağımlılık getirdiği ve itaat ettireni de bağımlı hâle getirdiğini, bağımlı olanın kendi sorumluluklarını da güçlü olana yüklediğini unutmamak gerekir. Bu durum güçlünün gücünü kırarken güçsüzü de bağımlı kılacaktır. Güçlü bir ülke olabilmek için yeter ve gerek şart bağımlı değil, bağlı insanlara olan ihtiyacın farkına varmaktır. Bağımlılık gelişimin, bütünleşmenin önünde önemli bir engel iken bağlılık, iş bölümü, iş birliği, dayanışma ve bütünleşme demektir. Tüm bunların ailede sağlanabilmesi, bütünleşmiş bir toplumun temellerinin atılması demektir. Temellerin sağlam olmasının, yapının kurulup ayakta kalabilmesi için en önemli unsurların başında geldiğini unutmamak gerekir.