AK Partinin Geleceği

Ekim 2018 - Yıl 107 - Sayı 374



        Siyasal partiler bir ülkede yönetime taliptir. Ülkedeki sistemlerin daha iyi işlemesi için öneriler sunar ve halktan destek bekler. Halk onları desteklediği zaman iktidar olur. Türkiye’de 2002 yılından beri AK Parti iktidardadır ve zaman zaman oyları düşmüş olsa bile, halkın çoğunluğu tarafından politikaları destekleniyor gibi görünmektedir (AK Parti terimi partinin kendisine öyle hitap edilmesini istediği için tercih edilmiştir). “Gibi görünmektedir” demenin nedeni AK Partinin tercih edildiği için değil, başka alternatif bulun(a)madığı için oy veriliyor olması olasılığındandır. Öyle görünüyor ki, bu olasılık da yabana atılacak gibi değildir. Ancak şu veya bu şekilde AK Parti bunca yıldır iktidarda kalmayı başarabilmiş bir partidir. 

        AK Partinin çizgisine veya halkta bulduğu karşılığa bakıldığında Menderes ile başlayan, Özal ile devam eden bir sürecin devamı niteliğinde değerlendirilebilir. Buna göre; devlette karşılığını bulamadığını düşünen, şehirli olmayan ve dindar olan kesim bu parti ile kendini devlet nezdinde temsil edilebilir olduğunu düşünmektedir. En azından devletin kendi yanında olduğunu hissetmektedirler. AK Parti de gerek dine dayalı söylemleri ve uygulamaları, gerekse yanlı politikaları ile bunu destekler görünmektedir. Yanlı politikalardır, çünkü söz gelimi son seçimlerde ne adaletten ne liyakatten söz açılmıştır. Söz açılacak olsaydı bile, bunun halka inandırıcı gelmeyeceği açıktır. FETÖ mazeretiyle hemen hemen bütün sınavlara mülakat getirilmiştir ve mülakatların geçerliği her zamanki gibi şaibelidir. Tüm bunları yaparken OHAL uygulamasının getirilmesi ve sürdürülmesi de şaibeleri artırmıştır. 

        AK Parti şimdiye kadar üzerinde durulmayan bir konuya zaman zaman parmak basmakta ve ülkenin geleceği ile ilgilendiği izlenimi vermektedir. Erdoğan tarafından zaman zaman vurgulanan 2023, 2053 ve 2071 tarihleri partinin geleceğe yönelik bir planı ve düşüncesi olduğunu göstermektedir. En azından kamuoyuna yansıyan durum budur. Planın ne olduğu ve nasıl işleyeceği çok net gibi durmamaktadır. Ancak söylem sürdürülmektedir. 

        Peki, AK Parti ve onun temsil ettiği düşünülen kesimin Türkiye’nin geleceğinde yeri nedir? Gerçekten öne sürülen tarihlerde AK Parti hayatta olacak mıdır? Yoksa Demokrat Parti veya Anavatan Partisi gibi silinip gidecek midir? Böyle bir durumda temsil ettiği kesimin durumu ne olabilir? Buna karşılık CHP hayatta kalacak mıdır? Kalıyorsa, nasıl kalabilmektedir? Bu sorular, üzerinde düşünülmesi gereken sorulardır, çünkü geleceği kestirmeye çalışmak insanın en doğal eğilimidir ve yol göstericisidir. Bu sorulara belki daha yukarıdan bakarak şöyle bir alternatif soru geliştirilebilir: Bir siyasi parti nasıl ayakta kalabilir? 

        Bir siyasi partinin ayakta kalmasını sağlayan şey yaratmış olduğu kültürdür. Kültür oluşturabilen partiler ayakta kalır. Her ne kadar farklı nedenler gösterilebilirse de söz gelimi Türkiye’de CHP’nin ayakta kalmasını sağlayan, oluşturmuş olduğu kültürdür. Gerek Demokrat Parti gerekse Anavatan Partisi birtakım kesimleri harekete geçirebilmiş, ama kültür oluşturamamışlardır. Ama kültür Cemil Meriç’in ifadesiyle: “Bukalemun bir kavramdır.” Zaman zaman bu derginin sayfalarında da medeniyet ve kültür kavramları irdelenmektedir. Bu irdeleme Türkiye’de genellikle sağ kesim tarafından yapılır, sol kesim tarafından pek üzerinde durulmaz. Çünkü sol kesimin Türkiye’de oluşturduğu bir kültür vardır, ama sağ kesim henüz bir kültür oluşturamamıştır. Sol kesimin daha Batıcı bir tavra sahip olmasına karşılık, sağ kesimin zaman zaman Batı karşıtı olabilen bir söylem geliştirmesinin bunu kolaylaştırdığı söylenebilir. Ancak, sonuçta Türkiye’de bir sol kültür vardır. Ancak sağ kesim böyle bir başarıyı (belki henüz) yakalayamamıştır. 

        Kültür tartışmalarının kültür eksikliğinden ileri geldiği önemlidir. En azından sorunun ne olduğu hissedilmektedir. Ancak uzun zamandır yapılan tartışmalardan anlaşılan odur ki, henüz kavramlar bile herkesin uzlaşabileceği şekilde tanımlanamamıştır. Bu yüzden medeniyet nedir, kültür nedir, aralarında nasıl bir ilişki vardır gibi sorulara zaman zaman dönülmektedir. Özellikle “Batı’nın medeniyetini alalım ama kültürünü almayalım, bizim kültürümüz bize yeter” gibi bir düşüncenin uzun zaman kabul gördüğü düşünülecek olursa, belirsizlik bu fikrin uygulanmasında bir işe yaramamış gibi görünmektedir. Yaklaşık (benim bildiğim) 40-50 yıldır sürdürülen bu düşünce biraz medeniyetin istilası yüzünden, ama daha çok belirsizlikler yüzünden uygulamada bir ilerleme sağlayamamıştır. 

        Kültür ve medeniyet kavramlarının felsefi ve teknik tartışmalarını ayrı bir yazıya bırakarak, kabaca kültürle ilgili bazı belirlemeler yapmak konuyu açıklığa kavuşturacaktır. En basit şekliyle denebilir ki: İnsanın doğa ile ilişkisi teknolojiyi, insanın insan ile ilişkisi kültürü doğurur. Medeniyet ise bu ikisinin bileşimidir. Aralarındaki ilişki dil ile düşünce arasındaki ilişkiye benzer. İnsanda dil ve düşünce ayrı özellikler olarak vardır. Ama yaklaşık bir yaş civarında bir araya gelirler ve ondan sonra hayat boyu ayrılmazlar. Kültür ve teknoloji ilişkisi de böyledir. Birbirlerini destekler ve kolay kolay ayrılmazlar. Bu yüzden maddi ve manevi kültür ögelerinden söz edilir. Teknoloji ve kültür birbirlerini oluşturabildikleri zaman medeniyete dönüşürler. Yani ancak diğerini oluşturabilen bir kültür veya teknoloji medeniyete dönüşebilir. Diğerini oluşturamadıklarında özellikle kültür cılız bir şekilde kalır. Teknoloji ise vatansızdır, dolayısıyla kültürle evlenemediğinde başka kültürlere yamanır gider. 

        Birey açısından bakıldığında kültür medeniyetin bireyselleşmiş hâlidir. Medeniyet kişiye kültür olarak yansır. İnsan yapısı gereği içinde bulunduğu toplumun bir parçasıdır, bu yüzden kültürlenir. Kişi açısından kültür, yerine başka bir şey konamayan bir şeydir. Kültürsüz insan olmaz. Kültür medeniyetin duygusal hâlidir. 

        Medeniyetin yaygınlığı ve paylaşılırlığı açısından bakıldığında şunu da eklemek gerekir: Medeniyette iyi şeylerin paylaşılabilir olması gerekir. Bu teknoloji için de geçerlidir, kültür için de. Bunu sağlayamayan medeniyetin işi zordur. Yani birey olarak medeni olmak mümkünse de gerçek medeniyet başkalarıyla iyiyi paylaşmak üzerine kuruludur. 

        AK Parti bağlamında ele alındığında medeniyet kavramının yerli yerinde durmadığı, medeniyetler ittifakı gibi açılımlar da görülmektedir. Kültür ve medeniyet kavramlarının ilişkisi açısından bakıldığında gerek medeniyet gerek kültür gerekse bilim anlayışı romantik anlayışlardır ve gerçek olma şansı da yoktur. (Uygarlık ile medeniyet farkı da ayrı bir konudur. ) 

        AK Parti (ve aslında sağ ve muhafazakâr kesim için genellenebilir) kültürü tanımlayamaz. Çünkü onlar için kültür aktarılan bir şeydir ve binlerce yıllık bir geleneğin kalıntısı olarak görülmektedir. Oysa kültür yaşayan bir şeydir, oluşturulan bir şeydir, üretilen bir şeydir. Belki burada zamanın dördüncü boyut olduğunu hatırlamak gerekir. Üç boyutun yanı sıra zaman dördüncü boyutu oluşturur, denir. Eğer zaman dördüncü boyutsa geçmişin kültürü geçmiştir. Yeniden üretilemediği sürece sadece cılız (hatıra) bir kültür olarak yaşamaya devam edebilir. Kültürün aktarılan bir olgu olarak anlaşılması onu romantikleştirir. Çünkü ona karşı mantıklı bir yaklaşım yerine duygusal bir yaklaşım sergileniyor demektir. Duygusal yaklaşım da akılcı ve pratik çözümler üretememektedir. 

        Kültürün oluşturulan bir şey olması yanlış anlaşılmamalıdır. Kuşkusuz kültür bir birikimdir ve aktarılır. Ancak aynı zamanda o canlı bir varlıktır, canlı tutulmaya çalışılan bir varlıktır. Bu yüzden onu canlandırmaya çalışmak ölen birine suni teneffüs yapmak şeklinde gerçekleştiğinde başarılı olma şansı çok çok düşüktür. Yapılması gereken ondan yeni kültürler üretmektir. Bu, kültür (ekin) yoluyla mantar üretmeye benzer ve bu yüzden ona da kültür mantarı denir. Bu yüzden olması gereken gelenekselcilik retrospektif değil, prospektiftir. Gelenekselcilik geçmişin verilerini alır, ama durduğu yerden geleceğe bakar. Geçmişe yönelik bakışın artması sık sık geriye dönüp bakan koşucuya benzer. Hızını düşürür ve yarışta geri kalır. 

        Denebilir ki, AK Parti için sorun kültür üretememektir. İktidara geldiği günden bu yana uygulamalara bakıldığında sağlam tanımlar üretilemediği gibi, sağlam ürünler de üretilememiştir. AK Parti geçmişin kültürel ögelerini kopyalamakla kültür ürettiği düşüncesindedir. Camiler ortadadır, 2020’li yılların camisi yoktur. Sanat ortadadır, ebru ve hat gibi klasik sanatlar canlandırılmaya çalışılmaktadır, ancak bu suni teneffüs yapmak gibidir. Yani hasta ölmüştür, hayata döndürülmeye çalışılmaktadır ve bu gibi durumların başarıya ulaşma şansı çok düşüktür, başarılı olsa bile hayatını sürdürme şansı yoktur. Bu gibi durumlarda hastalara biraz zaman kazandırılabilir, ama normal hayatlarına döndürmek neredeyse imkânsızdır. Geleneksel sanatlar denen uygulamalar için de durum böyledir. Modern ebru geçmişin kopyalanmasıyla oluşturulamaz. 

        Benzer bir durum Etnosporlar (geleneksel olarak halkın yapageldiği sporlar) için de geçerlidir. Etnospor yeni kültürel ürünlere yol açmadığı sürece folklorik görüntü olmaktan öteye geçemez. İnsanlar “eskiden böyleymiş” diye izledikleri sürece onu kültürlerinin bir parçası olarak görmezler. 

        AK Parti kültür olarak geriye bakan bir anlayışa sahiptir. Bu da onun en büyük engelidir. Oysa geçmişten yararlanarak da olsa yeni bir kültür üretmek pekâlâ mümkündür, ama bu iktidar için pek mümkün görünmemektedir. 

        Kültürün bazı özellikleri durumu daha iyi açıklığa kavuşturabilir. Kültür öncelikle paylaşılan bir şeydir. Kendi kendinize yaptığınız bir şey kültür oluşturmaz. Paylaşmak kendi aranızda paylaşmak da değildir. Yani kendi aranızda ebru yapıp paylaşmanız (burada kastedilen geniş anlamında) kültür oluşturmaz. Yaptığınız eseri sizden olmayan, sizin gibi düşünmeyen kişiler paylaşmadıkça kültür oluşturmuş olmazsınız. Türkiye bağlamında müziği ele alalım. Sol kesimin kültür üretmesinin tipik bir örneği Ahmet Kaya’dır. Kendisinin solcu olduğunu bağıra bağıra söylediği hâlde başörtülü kızlar dahil birçok kesimden birçok kişi Ahmet Kaya’yı severek dinlemiştir. Çünkü Ahmet Kaya bir kültür üretmiştir. Nazım’ın Akif’i övmesi böyledir. Yani kendisi gibi düşünmediğini bildiği hâlde saygı duyulacak bir sanat ve kültür ürettiğinin tescilidir. Yani, ortaya konan eser sizin gibi düşünmeyen kişiler tarafından onaylanmalıdır. Kişi ve topluluk başkalarından azade olamaz. Başkaları tarafından onaylanmalıdır. Birçok kişinin burun kıvırıp geçtiği Ankara Türküleri bile bir kültür oluşturmuş ve birçok kişiyi “Ankara’nın bağları” türküsüyle oynatmıştır. 

        Estetik, kültürün önemli bir parçasıdır. Kültür estetik üretir. Ortaya çıkan ürünler başkalarına “güzel” dedirttiği zaman bir kültür üretiminden söz edilebilir. Kapalı devre kültür üretimi medeniyet oluşturamaz, oluşturduğu kültür de cılızdır, medeniyet iddiası olamaz. Kültürün oluşturacağı bu güzellik duygusu aynı zamanda paylaşılan bir güzellik duygusudur. Toplum söz gelimi o camiye bakar ve “hakikaten güzel olmuş” der. Bunu demediği sürece ürettiğiniz estetik kopyadır, sunidir (orijinal değil anlamında, çünkü estetik orijinalliği gerektirir). 

        Kültür bir “iyi” duygusu oluşturur, “doğru” duygusu oluşturur. İnsanlara iyinin, doğrunun ne olduğunu gösterir. AK Parti FETÖ veya terörle mücadele gibi birkaç konuda “iyi” ve “doğru” duygusu oluşturabilmeyi kısmen de olsa başarmıştır. Bu yüzden ona oy versin veya vermesin birileri bunun yapılmasının iyi, şunun yapılmasının doğru olduğunu söyleyebilmektedir. Ancak bunlar kalıcı bir iyilik, doğruluk ölçüsü doğurmamaktadır. Daha doğrusu AK Parti bunlardan çıkabilecek olan iyi ve doğruya prim vermemektedir. 

        Kültür oluşturmakla ilgili daha somut örnek vermek gerekirse, kültür oluşturmanın önemli bir parçası mizahtır. Mizah kültürün önemli bir parçasıdır. Hatta Komünizm döneminde devletin kendisi ile ilgili fıkra üretip yaygınlaştırdığı malumdur. Yaptığı şey kültür üretmeye çalışmaktır. AK Partinin ise mizahı yoktur. Şöyle bir sorunun cevabı bulunabilir değildir: “AK Partililer neye gülerler?” veya farklı bir şekilde sorulacak olursa “bu millet AK Parti ile ilgili olarak neye güler?” 

        Türkiye’de fikirlerini beğenin veya beğenmeyin, Oğuz Aral’ın, Levent Kırca’nın yaptığı kültür oluşturmaktır. Onlarla aynı düşünceleri paylaşmasanız bile, sizi gülümsetirler. Son günlerde Levent Kırca’nın eski skeçlerinin internette paylaşılmaya başlanmasının nedeni bu toplumsal boşluktur. AK Partiyi veya özelde cumhurbaşkanını eleştiren fıkralar bulunmadığı için insanlar mizah ihtiyaçlarını eski skeçlerle gidermeye çalışmaktadırlar. Bunlar da doğrudan değil, dolaylı imalardan oluşmaktadır ve bu daha tehlikelidir. Doğrudan mizah üretmekten korkan bir insan grubu ile karşı karşıya olunduğunu gösterir. Oysa mizah insanları gevşetir, rahatlatır, birbirlerine ve hayata dayanabilirlik seviyelerini artırır. 

        Özetlemek gerekirse, AK Parti medeniyet ve kültür kavramlarına romantik bakmayı bırakmadığı, kültür oluşturamadığı sürece geleceği olmayacaktır. Gerektiğinde kendisi ile “dalga geçemeyen” bir kültürün yaşama şansı yoktur. Başkalarına güzel, iyi, doğru ölçüleri koyamayan bir kültürün hayatta kalma şansı yoktur. Kültür geçmişten geleni alır, ama ileriye bakar. Geçmişi kopyalamakla yetinen bir kültürün gelecek şansı olmaz. Medeniyetler ittifakı söylemleriyle, etnosporları canlandırmaya çalışmakla kültür oluşmaz. Kültür başkalarının onayladığı ürünler ortaya koyabilmekle olur ve öyle görünüyor ki AK Partinin bunu başarma şansı zayıftır. 

        Türkiye’de başkalarının onaylayabileceği kültür oluşturmanın ilk şartı Türk kültürünün dinamiklerine dayanmaktır. Çünkü bize aktarılan, elimizde olan ve yeniden üretmek zorunda olduğumuz kültür budur. Ve bu kültür, dinamiklerinin sağlamlığını dünyanın çeşitli coğrafyalarında hayatta kalarak göstermiştir. Üstelik dünyada bu şekilde ayakta kalabilmiş başka bir kültür de yoktur. 

        (Not: Bu yazı yazıldığı günlerde CHP’nin Türkiye İş Bankasındaki hissesinin karşılığı olarak aldığı paraların bir kısmını sanatçılara verdiği gibi söylentiler çıktı. Tevafuk işte. )