Ulanbator’da Bir Bilgi Şöleni ve Düşündürdükleri

Temmuz 2018 - Yıl 107 - Sayı 371



        Moğolistan Milli Üniversitesi Asya Araştırmaları Bölümü Türkoloji Ana Bilim Dalı Başkanlığı tarafından 01-07 Haziran 2018 tarihleri arasında Moğolistan Milli Üniversitesi ev sahipliğinde, T.C. Ulanbator Büyükelçisi Sayın Ahmet Yazal himayelerinde, Abant İzzet Baysal Üniversitesi, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Kastamonu Üniversitesi ve İstanbul Kültür Üniversitesi ortaklığı ile TİKA ve Yunus Emre Enstitüsü’nün destekleriyle Moğolistan’ın başkenti Ulanbator’da “Köktürk Yazısının Okunuşunun 125. Yılında Orhun’dan Anadolu’ya Uluslararası Türkoloji Sempozyumu” adıyla bir bilgi şöleni düzenlendi. Bilgi şöleninden söz etmeden önce Moğolistan’da Türklük Bilimi’nin durumu hakkında bilgi vermek, yapılanlar ve yapılması gerekenlerden kısaca bahsetmek isteriz.

        Moğolistan’da Türklük Bilimi

        Bilindiği üzere Moğolistan Türk tarihi ve medeniyetinin orta zamanları için son derece önemli bir coğrafyadır. Türk medeniyetinin elimizde bulunan ilk somut ürünlerini, bugünkü bilgilerle, Kazakistan’ın Esik kasabasındaki kurganlarda çıkan ve insanların daha çok Altın Elbiseli Adam heykeliyle bildiği M.Ö. 5. yüzyıla tarihlenen malzeme ve bundan biraz daha sonraya tarihlenen Pazırık halısı olarak kabul edebiliriz. 

        Uzun zamandır varlığı bilinen ancak 19. yüzyıl sonlarında okunan ve Türklüğün muhteşem geçmişini belgeleyen, dilimizin ve milletimizin ölümsüzlüğünü bütün insanlığa ve bütün zamanlara âdeta haykıran, sıradan bir kalabalığı “millet” yapabilecek kadar güçlü bir içeriğe sahip ve açık alanda yüzyılların tahribine karşı direnen Türklüğün kutsal varlıkları Orhun anıt-yazıtları ile daha pek çok eser Moğolistan sınırları içerisinde bulunmaktadır. Bugün Moğolistan olarak adlandırılan coğrafya, geçmişte Hunların, Avarların, Göktürklerin ve Ötüken Uygurlarının yaşadığı eski Türk coğrafyasıdır. Bu ülkede de bugün bildiklerimizin çok çok üzerinde gün ışığına çıkarılmayı bekleyen medeniyet varlığımızın olduğu Türklük Bilimi ile uzak yakın ilgisi olan herkesin ve özellikle bölgede araştırma yapan bilginlerin  ortak düşüncesidir. 

         Moğolistan’daki Türklük Bilimi çalışmalarıyla yakından ilgilenen T.C. Ulanbator Büyükelçisi Sayın Ahmet Yazal bu ülkede çalışmaların daha verimli olmasını, Türk kültürünün ve tarihinin daha çok tanınmasını sağlamak için çok önemli girişimlerde bulunmuş, yaptığı üst düzey görüşmelerde Moğolistan Milli Üniversitesi Asya Araştırmaları Bölümünde bir ana bilim dalı olan Türkoloji biriminin tekrar bölüm hüviyetine kavuşması için uğraşmış ve uğraşmayı da sürdürmektedir. Sempozyumun açılışında Moğolistan Milli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tömörbatar Ya tarafından kurulduğu müjdesi verilen Türkoloji Araştırmaları Enstitüsünün de mimarlarından olan Büyükelçimiz Sayın Yazal’ın bu ülkedeki Türklükle ilgili çaba ve çalışmaları her türlü takdirin üstündedir.

        Moğolistan’daki Türkoloji çalışmalarına önemli bir destek de TİKA Ulanbator Ofisi Koordinatörü Sayın Veysel Çiftçi tarafından verilmektedir. Veysel Çiftçi her platformda bu ülkedeki Türkoloji biriminin Türkiye Cumhuriyeti için çok önemli olduğunu vurgulamış, bu birimin tekrar bölüm olarak yapılandırılmasıyla ilgili çalışmalar yapmıştır. Başta Tonyukuk Anıt Mezar Külliyesi olmak üzere Türk dili, kültürü ve tarihi için önemli olan pek çok projeyi hayata geçirmek ve sürdürülebilirliğini sağlamak için azami gayret sarf eden Veysel Çiftçi Moğolistan Türkiye ilişkilerinin gelişmesinde de önemli katkılarda bulunmuştur. Kurum değişikliği yaparak Türkiye’ye dönen Çiftçi’ye Moğolistan’daki çalışmaları için bütün Türklük teşekkür borçludur.

        Ne Durumdayız?

        TİKA’nın ve başta TDK olmak üzere Türk dili, tarihi ve kültürü ile ilgili birimlerin bu coğrafyada bulunan Türk eserleriyle ilgili yapması gereken pek çok iş önümüzde durmaktadır. Üzülerek ifade etmeliyiz ki TİKA bir tarafa bırakılacak olursa kuruluş amacı Türk dili, tarihi ve kültürüne hizmet olan kurumlarımız Moğolistan’daki Türk eserlerine gereken ilgiyi göstermemektedir. Türk dilinin ilk yazılı ürünleri başta olmak üzere Hun, Avar, Köktürk ve Uygur dönemlerinden kalan pek çok esere ev sahipliği yapan Moğolistan’da ABD’li, Koreli ve Japon vs. pek çok ülkeden bilim insanları çalışmalar yapıp projeler yürütürken Türkiye’nin böylesi önemli bir konuya yeterli ilgiyi göstermemesi anlaşılabilir bir durum değildir. Gerek daha önce bulunan yazıtların bir kısmı gerekse yeni keşfedilen anıt mezar külliyeleri kaderlerine terk edilmiş durumdadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Tonyukuk ve Bilge Kağan, Kül Tigin yazıtlarına gösterdiği ilgiyi başta Şine Us olmak üzere diğer Türk eserlerine de göstermesi gerekmektedir. Şine Us, İhe Ashete, İhe Nur bozkırın ortasında kaderlerine terk edilmiştir. Bu yazıtların ivedilikle yerlerine kopyaları bırakılarak bulundukları yerlerden alınıp müzelere taşınmaları gerekmektedir, bozkırın yalnızlığındaki Tonyukuk anıt-yazıtları da bir an önce kapalı bir alana taşınmalıdır. 

        Moğolistan’da Türkiye’de çok bilinmeyen yeni keşifler olduğunu da vurgulamak gerekir. Başta son yıllarda bulunan Dongoin Şiree olmak üzere pek çok anıt mezar külliyesi ve kurganlar ilgiye muhtaçtır. Özellikle Ötüken Uygur Kağanlığı’nın başkenti Karabalgasun harabeleri henüz el vurulmamış bir alan olarak ilgi beklemekte, belki de içerisinde gizlediği medeniyet hazinelerimizi bize ulaştırabilmek için Türkiye’nin uzanacak elini gözlemektedir. Oldukça geniş bir alan olan Karabalgasun harabeleri ancak Türkiye gibi bir ülkenin altından kalkabileceği bir çalışmayı gerektirmektedir. Moğolistan’da yapılacak arkeolojik çalışmalarda bütün Türk ülkelerinin işbirliğinin ve temsilinin sağlanmasının sembolik değeri mutlaka üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir konudur. Türklüğün ortak köklerinin hatırlanması ve ortaya çıkarılacak eserlerin bu ortaklığı perçinlemesi başka alanlarda da işbirliklerinin önünü açacaktır. Bu tür çalışmaların yapılabilmesi öncelikle bir istek ve sonrasında da maddi imkân konusudur. Gerek Türkiye gerekse diğer Türk ülkeleri rahatlıkla bu çalışmaların maddi yükünü karşılayabilecek durumdadır ancak bunun devlet adamları tarafından güçlü biçimde gündeme taşınması ve dillendirilmesi gerekmektedir. Moğolistan’ın ilgili makamları, özellikle Moğol bilim adamları bu buluntular ve alanlarla ilgili olarak her türlü yardıma, desteğe ve ortak çalışmalar yapmaya hazırdır.

        Sempozyum 

        01-07 Haziran 2018 tarihleri arasında Moğolistan’da düzenlenen “Köktürk Yazısının Okunuşunun 125. Yılında Orhun’dan Anadolu’ya Uluslararası Türkoloji Sempozyumu”na  263 bildiri özeti gönderilmiş, ancak bilim kurulu bunların 165’inin sunulabilecek düzeyde olduğuna karar vermiş ve bunlar Bilge Kağan, Bögü Kagan, Kâşgarlı Mahmut, Dede Korkut ve Atatürk adları verilen beş salonda sunulmuştur. Bu bilgi şöleninin bildirileri sempozyumdan önce Türkiye’da 2 cilt hâlinde basılmış ve bir kısmı Moğolistan’a sempozyum katılımcıları tarafından götürülmüştür.

        Sempozyumun açılış konuşmaları T.C. Ulanbator Büyükelçisi Ahmet Yazal, Moğolistan Milli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tömörbaatar Ya, TİKA Ulanbator Koordinatörü Veysel Çiftçi ile Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanları Prof. Dr. Battulga Tsend ve Doç. Dr. Şaban Doğan, sempozyum katılımcıları adına da Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun tarafından yapılmıştır. Açılış töreninde şimdiye kadar Moğolistan Milli Üniversitesi Türkoloji Ana Bilim Dalında görev yapan ve sempozyuma katılan Türkiyeli öğretim üyelerine Türkolojiye Hizmet Ödülü; iki yıldır Yunus Emre Enstitüsü Türkoloji Projesi kapsamında Moğolistan’da bulunan Doç. Dr. Şaban Doğan’a da çalışmalarından ötürü Üstün Hizmet Ödülü takdim edilmiştir. Konuşmaların ardından Açılış oturumuna geçilmiş; bu oturumda sempozyumdaki davetli konuşmacılar Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun, Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, Prof. Dr. Günay Karaağaç, Prof. Dr. Dursun Yıldırım ve Prof. Dr. Yavuz Akpınar Moğolistan’daki Türk yazıtları, Türkçe-Moğolca dil ilişkileri ve Türk dili tarihiyle ilgili bildiriler sunmuşlardır. Daha sonra oturumlara geçilmiş ve yukarıda belirtilen beş salonda otuz ayrı oturumda Türklük Bilimi’nin değişik alanlarına ait bildiriler sunulmuştur. 

        Sempozyum düzenleyicileri tarafından hazırlanan ve Prof. Dr. Vahit Türk tarafından okunan sempozyum sonuç bildirgesinde Türk Moğol ortak çalışmalarına vurgu yapılmış, bu çalışmaların artarak devam ettirilmesi gerektiği üzerinde önemle durulmuştur. Oturumların ardından kültürel programa geçilmiş, Tonyukuk yazıtları, Bilge Kağan ve Köl Tigin yazıtları, Karabalgasun şehir harabeleri, Moğolistan Milli Müzesi, Karakurum Müzesi, Erdene Zuu Manastırı ziyaret edilmiştir, bir gece de Orhun Irmağı kıyısında çadır kampında konaklanmıştır.

        Moğolistan’da bugüne kadar yapılan bu tür toplantıların en kapsamlısı olan bu sempozyumun hazırlanıp yürütülmesinde iki yıldır bu ülkede Yunus Emre Enstitüsü görevlisi olarak bulunan Abant İzzet Baysal Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Şaban Doğan’ın emek ve çabası her türlü takdirin üzerindedir.

        Sonuç Bildirgesi-Özetle

        Eski zamanlardan bu yana birlikte yaşamış halklar arasındaki güncel ilişkileri arttırmanın yollarından biri, belki de en önemlisi bu halklar arasındaki kültürel, tarihî ve dilsel ilişkiler üzerine çalışmaktır. Bu bağlamda Türk, Moğol ve Kore halkları üzerine karşılaştırmalı çalışmalar yapmak bir zorunluluktur. 

        1. Türk-Moğol (Asya) Dilsel ve Kültürel Etkileşim

        Altay kavimleri olarak görülen Türk, Moğol ve Kore halklarının dilleri üzerine Altayistik bakış açısı ile yüzlerce çalışma yapılmıştır ancak özellikle bu dillerin etkileşimi üzerine karşılaştırmalı çalışmaların yapılması, bu alanda çalışacak akademisyenlerin yetiştirilmesi zorunluluktur. 

        2- Arkeolojik Araştırmaların Arttırılması

        Moğolistan’da Orta Asya Türk İmparatorluğu’nun İkinci Kağanlık dönemi ile devamında kurulan Ötüken Uygur Devleti döneminde taşlara, kayalara, çeşitli metallerin üzerine yazılmış eski Türk harfli metinler bulunmaktadır. Bu metinlerin, 1889 yılında bulunmasından itibaren bu alanda, binlerce çalışma yapılmıştır ancak Moğolistan coğrafyasını bilen, dile hâkim eski Türkçe çalışanlarına ihtiyaç vardır. Moğolistan’da Türklere ait çeşitli şehirler ile yüzlerce anonim kurgan el uzatılmayı beklemektedir. 

        Şimdiye kadar yapılan kazılarla oldukça zengin bir kültür malzemesi ortaya çıkarılmıştır ancak  Moğolistan’da Hun, Köktürk ve Uygur dönemlerine ait daha kazısı yapılmamış yüzlerce şehir ve anonim mezar bulunmaktadır. Özellikle Karabalgasun şehri kazı yapılmayı beklemektedir. 

        Bu nedenlerle Orta Asya arkeolojisi üzerine araştırma yapabilecek arkeologların yetiştirilmesi zorunluluktur.

        3- Bozkır Yaşamının Araştırılması

        Bozkır yaşamının Türklere ve Moğollara kültürel yönden ne tür etkisinin olduğu, yaşam şartlarının insanları hangi noktalara getirdiği gibi konular araştırılmalıdır. 

        Moğolistan’daki bozkır yaşamı üzerine yapılacak araştırmalar ile Türk kültür tarihine ışık tutacak bilgilere ulaşılacağı şüphesiz bir gerçektir. 

        4- Eski Türk ve Moğol Hayatının Karşılaştırılması

        Eski Türk dinine dayalı yaşam tarzına sahip çeşitli Türk halkları bugün de vardır. Müslüman Türkler arasında da eski Türk yaşamının ve eski Türk dininin ekileri hâlen görülmektedir. Bugün, Moğolların önemli bir kısmı Budist’tir ancak Moğollarda da eski dinlerinden kalan âdetler, Türkiye Türklerinde olduğu gibi hâlen görülmektedir. 

        Moğolistan’da yaşayan Türk kökenli Tsengel Tuvaları ve Duhalar (Tsaatanlar) hâlâ eski dinlerinin şekillendirdiği hayat tarzını sürdürmektedirler. Bu nedenle bu yaşam tarzının incelenmesi Moğolistan’da yapılacak araştırmalar için de ayrıca önem taşımaktadır.

        Öneriler

        1. Türkiye’de ve Moğolistan’da Türkoloji ve Mongolistik bölümlerinin açılması bir gerekliliktir. Aynı şekilde Kore dili ve kültürü üzerine de bölüm ve araştırma merkezleri açılmalıdır. Devletlerarası karşılıklılık ilkesi etrafında açılacak bu bölümler yabancı akademisyen ve öğrenci değişimi gibi konularda desteklenmeli, yapılacak anlaşmalar ile bu bölümlerin sürdürülebilirliği sağlanmalıdır. Moğolistan’da kurulmuş olan Türkoloji bölümü, ana bilim dalı seviyesine düşmüştür. Bu birim acilen yeniden bölüm hâline getirilmeli, bu birime akademik açıdan destek verilmelidir.

        2. Türkiye’deki arkeoloji ve sanat tarihi bölümlerinde Orta Asya Arkeolojisi ve Eski Türk Sanatı üzerine çalışan akademisyen sayısı yok denecek durumdadır. Bu bölümlerde bu alanlar ile ilgili ana bilim dallarının kurulması gerekmektedir. Türkiyat araştırmaları enstitülerinde de bu alanlarda ana bilim dallarının açılması gerekmektedir.

        3. (Doç. Dr. Bülent Gül ve Doç. Dr. Şaban Doğan’ın teklifi ile) Türkiye, Moğolistan ve Kore devletlerine bir teklifte bulunulması bu teklif ile üç ülkede de devletlerarası ortak bütçe ile Orta Asya Araştırma Merkezi adı ile birer birim kurulması üç merkezin ortak projeler yapması, ortak dergi çıkarması ve yayınlar yapması sağlanmalıdır.

        4. (Doç. Dr. Bülent Gül ve Doç. Dr. Şaban Doğan’ın teklifi ile) Türkiye, Moğolistan ve Kore devletlerine bir teklifte bulunulması. Bu teklif ile üç ülkede de devletlerarası ortak bütçe ile Orta Asya Kültür Müzesi adı ile müzeler kurulması uygun olacaktır.