Gagavuzya’daki Türkiye ve Rusya Etkisi

Temmuz 2018 - Yıl 107 - Sayı 371



        Sovyet sonrası coğrafyada ve Türk dünyasında kendine özgü kimlik yapısı ile siyasi-hukuki statüye sahip bir Türk Halkı olan Gagavuzlar ile ilgili bir süredir araştırmalar yapıyorum. Bu araştırmalarımı 2016 Eylül tarihindeki Gagavuzya seyahatimle birlikte derinleştirme fırsatı buldum. Gagavuzya seyahatim benim bu kalender ve konuksever Türk halkına daha da çok ilgi beslememi ve Gagavuz Türklerinin şu anki durumu ile Türkiye’nin bölgedeki etkisini gözlemleyip bir yazı kaleme almamı sağladı. Bu yazımda seyahatimle ilgili gözlem ve notlarım yer alacaktır. Ama ilk önce Gagavuz Türklerinin tarihini ve kim olduklarını kısaca ortaya koymak gerekiyor:

        Gagavuz Türkleri Kimdir?

        Gagavuzlar, Ortodoks Hristiyanlık inancına mensup ve Moldova Cumhuriyeti’ne bağlı Gagavuz Yeri Özerk Bölgesi’nde yaşayan bir Türk halkıdır. Gagavuzların bütün dünyadaki nüfusu iki yüz bin civarındadır. Moldova Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla Gagavuzya toprakları ikiye bölünmüş ve Gagavuz nüfusunun yüzde 80’i bugünkü Moldova’ya bağlı Gagavuz Yeri Özerk Bölgesi’nde, yüzde 20’si de bugünkü Ukrayna’nın Odessa bölgesinde kalmıştır.[1] Gagavuzlar tarih boyunca Osmanlı, Bulgar, Rus, Romen, Moldova egemenliği altında yaşamış olmaları ve etnik olarak Türk, inanç olarak Ortodoks-Hristiyan olmaları sebebiyle kendilerine özgü kimlik unsurlarını barındırmaktadır. Gagavuz Türkleri Hristiyan olmalarına rağmen, Şamanizme ve Anadolu İslam anlayışına uygun ritüeller ve gelenekler de barındırmaktalar. Örneğin; yaratanı Allah, papazlarını baba olarak çağırmaktalar. Gagavuz Türklerinin dili Oğuz Türkçesi olması sebebiyle Türkiye Türkçesine çok yakındır ve Trakya bölgesi ağzına benzemektedir. Biz Türkiye Türkleri için Gagavuzlar Türk dünyası içerisinde en kolay iletişim kurabileceğimiz halktır. Gagavuzya’da görüştüğüm uzmanların önemli bir kısmı Gagavuz sözcüğünün “Gök+Oğuz”dan türediğini ve Oğuzların, Peçenek ile Kıpçak Türkleriyle birleşmesinden Gagavuz etnisitesinin meydana geldiğini dile getirmiştir.

        Gagavuz Türkleri tarih boyunca Bulgarlaştırma, Helenleştirme, Romenleştirme ve Ruslaştırma girişimlerine maruz kalmış; kimliğini koruma ve geliştirme konusunda çok büyük sıkıntılar yaşamıştır. 1991’de Sovyetler Birliği’nin yıkılması ve Moldova’nın bağımsızlığını kazanmasıyla Gagavuz Türk kimliğinde bir uyanış başlamıştır. Fakat 1989 sonrası Gagavuz Türkleri için kolay bir dönem olmamıştır. 1980’lerin sonlarında Sovyetler Birliği’nin dağılışına doğru, birlik içerisinde milliyetçi hareketlenmeler ortaya çıkmış ve halk cepheleri kurulmaya başlanmıştır. Bu süreçte Moldova Halk Cephesi’nin baskısıyla Gagavuz Türkleri üzerinde asimilasyona yönelik politikalar artmıştır. Bu baskılar sonucunda Gagavuz Türkleri, 1987 yılında Stepan Topal önderliğinde Gagavuz Halkı adlı bir örgüt kurmuştur. Moldova’nın Latin alfabesine geçme kararı ve Romanya ile birleşmeye yönelik adımları sonucunda; Gagavuz Halkı Örgütü Stepan Topal önderliğinde Kasım 1989’da Özerk Gagavuz Cumhuriyeti’ni, 19 Ağustos 1990’da da Bağımsız Gagavuz Cumhuriyeti’ni ilan etmiştir. Gagavuzya’nın o dönemki sembolü, turkuaz rengin üzerine beyaz ve sarı renklerin de bulunduğu kurt başlı bayrak olmuştur. Sonrasında Moldova Halk Cephesi bu bağımsızlık hareketini bastırmak için Gagavuzya’ya elli bin milis göndermiştir. Bu Gagavuzlar için çok tehlikeli bir durum ortaya çıkarmıştır. Fakat bu tehlikeli durum Sovyet İçişleri Bakanlığının müdahalesiyle engellenmiştir.[2] Fakat sonrasında da Moldova Hükümeti ile Gagavuzya arasındaki kriz çözülememiştir. Bu dönemde Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel devreye girip Moldova Hükûmeti ile Gagavuzya arasında arabulucu rol oynamış ve Gagavuzya’nın Moldova içerisinde özerk bir bölge olmasını Kişinev yönetimine kabul ettirmiştir. Böylece Aralık 1994’te Gagavuzya; kendi idari yapısı, bayrağı, marşı ve başkenti Komrat olan Moldova’ya bağlı bir özerk cumhuriyet olma hakkını kazanmıştır.[3] Ayrıca Demirel, Gagavuzya’ya Türkiye’nin maddi yardımlar yapmasını sağlamıştır. Stepan Topal ile görüşmemizde kendisi bu dönemle ilgili şunları söylemiştir: “Gagavuzya’da o dönem yokluktan ve susuzluktan çocukların dişleri bile kararmıştı. Demirel 35 milyon liralık yardımda bulundu. Gagavuzya’nın özerk olmasını sağladı.” Yardımlarından dolayı Demirel Gagavuzya’da minnetle anılmakta ve baba olarak bilinmektedir. Kendisinin, Komrat’ta bir heykeli de bulunmaktadır.

        Gagavuzya’nın Sorunları ve Bölgedeki Rus Etkisi

        Gagavuz Türkleri bugün birçok sorunla karşı karşıya bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi ekonomik sorunlar. Gagavuzların en önemli geçim kaynağı tarım. Gagavuzlar üzüm ve ceviz yetiştirmekte. Gagavuz şarapları ise oldukça ünlü ve kaliteli. Fakat Gagavuzlar şaraplarını Rusya’nın başını çektiği kısıtlı ülkeye satabiliyorlar. İşsizlik ise bölgenin en önemli sorunu. Yeterli istihdam alanlarının olmaması nedeniyle birçok genç iş bulabilmek amacıyla Rusya ve Türkiye’ye gidiyor. Gidenlerin bir kısmı ise tekrar memleketlerine dönmüyor. Bu da Gagavuz Türkleri için nüfusun azalma riskine işaret ediyor.

        Gagavuz Türklerinin en büyük endişelerinden biri ise 1991’de Moldova’nın Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte, Moldovalıların komşuları ve aynı etnik gruba mensup olup aynı dili konuştukları Romanya ile birleşme düşüncesi. Gagavuzlar, böyle bir birleşmenin olması durumunda küçük bir nüfusa sahip Gagavuzların tamamen asimile olacağını düşünüyor. Gagavuzlar, “Moldova Romanya ile birleşirse Gagavuzya kendi yoluna gider.” diyor. Aynı zamanda Moldova’nın AB’ye girmesinin de Gagavuzya için olumsuz sonuçlar doğuracağını düşünüyorlar. “Moldova AB’ye girerse hiçbir şey satamayız, üzüm şarap çoğu şeyi Rusya’ya satıyoruz.” diyorlar. Bundan dolayı Gagavuzlar, Moldova’nın Batı yanlısı değil, Rusya yanlısı bir politika izlemesinden yana gözüküyor. Her ne kadar son dönemlerde Gagavuzya’da Almanya çeşitli yatırımlar ve Soros Vakfı projeler gerçekleştirse de, Gagavuzların Avrupa’ya karşı bakışlarının kısa sürede değişmesi mümkün gözükmüyor.

        Gagavuzların kendilerini AB’ye değil de, Rusya’ya daha yakın hissetmesinde kültürel ve zihinsel nedenler de bulunmakta. Gagavuzya’nın Kıpçak köyünde iş nedeniyle babası Almanya’da, ablası Rusya’da çalışan ve annesiyle birlikte yaşayan genç Elena ile konuştuğumda, “Ben okulumu bitirdikten sonra Almanya’ya değil, Rusya’ya gitmek istiyorum; çünkü hem Rusça biliyorum hem de biz Avrupalılara değil, Ruslara kendimizi daha yakın hissediyoruz.” diyor.

        Gagavuz Türklerinin en büyük sorunlarından birisi ise asimilasyon ve Gagavuz Türkçesinin yok olma tehlikesi. Gagavuzya’da bugün Rusya’nın ve Rusçanın etkisi çok büyük. Bazı köylerde Gagavuz Türkçesi konuşulmakla beraber, kentlerde ve Gagavuzya’nın genelinde Rusça konuşuluyor. Televizyon kanallarının çoğu Rus kanalı. Okullarda eğitim genelde Rusça yapılıyor. Gagavuzca ders sayısı çok az. Okullarda haftada üç saat Gagavuzca, dört saat Romence (Moldovanca) dersi verilmekte. Aileler ise çocuklarıyla daha çok Rusça konuşmayı tercih ediyor. “Çocuklarınızla neden Gagavuzca konuşmuyorsunuz?” diye sorduğumda, şu yanıtı alıyorum: “Çocuğum Gagavuzca öğrenirse iş bulamaz; ama Rusça öğrenirse daha kolay iş bulabilir.” Gagavuzya’nın resmî dili Gagavuzca, Romence ve Rusça olmakla birlikte resmî yazışmalar genelde Rusça ile yapılıyor. Gagavuz Türkçesinde yayın yapan gazetelerin sayısı ise çok az. Hakikatin Sesi ve Ana Sözü Gagavuz Türkçesinde yayın yapan az sayıdaki gazeteler. Gagavuzlar, Moldova Hükûmeti’nin Romence konuşulmasıyla ilgi dayatmalarından ise endişe duyuyor. Çünkü Gagavuzların çoğu Romenceyi iyi bilmiyor. Bu yüzden Romence ile ilgili yasaların sertleşmesini istemiyorlar. Gagavuz Türkçesinin yok olması demek ise, Gagavuzların Rus kimliği içerisinde asimile olma riskini işaret etmekte.

        Gagavuzya’da Türkiye’nin Etkisi

        Türkiye Cumhuriyeti yeni kurulduğunda, kısıtlı olanaklara ve elverişsiz konjonktüre rağmen dış Türklerle kültürel bağlarını geliştirmeye ve bu çerçevede Gagavuz Türkleri ile sıcak bağlar kurmaya çalışmıştır. Atatürk’ün görevlendirmesiyle 1931 yılında Romanya’da Bükreş Büyükelçiliğine atanan Hamdullah Suphi Tanrıöver, on üç yıl boyunca bu görevi sürdürmüştür. Görevi sırasınca Gagavuz Türkleri ile çok yakın ilişkiler kuran Tanrıöver, Gagavuz gençlerin Türkiye’de okumasına öncülük etmiş, Gagavuzya’ya kitaplar ve öğretmenler göndermiştir.[4] Fakat sonraki süreçte Gagavuz Türklerinin “Demir Perde” ülkesi Sovyetler Birliği içerisinde yaşamaya başlamasıyla Türkiye ve Gagavuz Türkleri arasındaki bağlantı zayıflamıştır. 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Süleyman Demirel’in insiyatifi ve TİKA’nın faaliyetleri sayesinde Türkiye soydaşlarıyla tekrar bağ kurmaya başlamıştır.

        Gagavuzya’da Türkiye’nin son yıllarda etkisi daha da artmaktadır. TİKA bu bölgede çok önemli çalışmalarda bulunmakta; hastane, konutlar inşa edip, su kanalları açarak Gagavuzya’nın gelişmesine yardımcı olmaktadır. Gagavuzya’ya gittiğinizde TİKA tarafından yaptırılan Atatürk Kütüphanesi ve Recep Tayyip Erdoğan Huzurevi gözünüze çarpıyor. Türkiye’deki üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları da Gagavuzya’daki okullarla işbirliğini daha da arttırıyor. Türkiye’nin Gagavuzya’da Gagavuz Türkçesinin öğrenilmesine yönelik adımlarını daha da hızlandırması gerekiyor. Ayrıca birçok Türk devlet adamı da Gagavuzya’yı ziyaret ediyor. Fakat bu ziyaretlerin daha sistematik ve bölge hakkında önceden bilgi alınmış bir şekilde gerçekleştirilmesi lazım. Gagavuzya’da konuştuğum bir uzman bana şu hatırlatmayı yapıyor: “Birkaç yıl önce bir Türk Bakan Gagavuzya’ya geldi. Buradaki konuşmasında, ‘Gagavuzya Moldova’nın AB ve NATO’ya katılımını desteklemeli.’ şeklinde bir açıklama yaptı. Hâlbuki bu açıklama, Gagavuzya’da eleştiri konusu oldu. Çünkü Moldova’nın AB’ye katılması demek, Gagavuzya’nın özerkliğini kaybetmesi ve AB içinde eriyip gitmesi anlamına gelmektedir. Acaba hiç mi danışmanları Sayın Bakanı bu konuda bilgilendirmedi.” Türk Bakanın bu açıklaması o dönem bazı Rus haber ajansları tarafından da Türkiye aleyhinde propaganda malzemesi olarak da kullanıldı.[5] Gagavuz uzman ayrıca şunları ekliyor: “Gagavuzya’ya gelen Türkler bize ağabey rolünde yaklaşıyorlar ve bizi anlama çabasına girmiyorlar.” Bundan dolayı bölgeye giden yatırımcıların, akademisyenlerin ve devlet adamlarının gitmeden önce bölge ile bilgi almaları elzem.

        Türk yatırımcıların fakir bir bölge olan Gagavuzya’ya yatırım yapması da bölge açısından çok önemli. Bu yatırımların artması sayesinde Gagavuzlar iş bulabilmek için başka ülkelere gitmek zorunda kalmayacak. Böylelikle Gagavuzya nüfusunun erimesi engellenebilir. Gagavuzya’da konuştuğum birçok kadın, çocuğunu evde bırakıp İstanbul’a veya Moskova’ya çalışmak için gittiğini söylüyor. Bu kadınların bazıları ise Türkiye hakkında ne yazık ki olumsuz izlenimlere sahip. Gagavuzya’dan Türkiye’ye gelen kadınlar temizlikçilik, çocuk bakıcılığı, bulaşıkçılık gibi zor işler yaptıkları için Türkiye’nin kötü yüzünü görmek zorunda kalıyor. Üstelik aralarında birçok üniversite mezunu da bulunmakta.

        Gagavuz Türklerinin genel olarak Türkiye’ye bakışı ise çok olumlu. Gagavuzların çoğu Türkiye’yi kardeş ve soydaş ülke olarak gördükleri için Türkiye’ye karşı sevgi besliyorlar. Fakat bu sevgi henüz daha tam anlamıyla güçlü bir bağa dönüşmüş değil. Kişinev’de görüştüğüm bir Gagavuz uzman şunları ifade ediyor: “Türkleri kardeşimiz olarak görüyoruz; fakat Ruslara karşı kültürel anlamda daha fazla yakınlığımız var. Örneğin, Türkiye’den çok Rusya’daki takımları ve sanatçıları takip ediyoruz; çünkü Rusya ile 200 yıllık, Türkiye ile ise 20 yıllık yeni bir geçmişimiz var.” Komrat’ta görüştüğüm bir gazeteci ise şunları söylüyor: “Türkiye ve Rusya arasında uçak krizi çıktığında biz kendimizi anne baba arasındaki kavgadaki kalan küçük çocuk gibi hissettik; çünkü Rusya’yı din, Türkiye’yi kan kardeşimiz olarak görüyoruz.” 

        Sonuç

        Gagavuz Türkleri son iki yüz yıllık süre zarfı içerisinde Rus, Romen, Bulgar, Moldovan hâkimiyetinde yaşamış ve asimilasyon tehdidine maruz kalmış bir halk. Fakat buna rağmen Gagavuzlar asimile olmamayı başarmışlardır. Öte yandan hem Sovyetler Birliği’nin kimlik politikaları hem de Gagavuzların Ortodoks inancına mensup olmaları ile Rusçanın bölgedeki etkisi, Gagavuz kimliğindeki Rus etkisinin oldukça derinleşmesine neden olmuştur. 1991’de Sovyetlerin yıkılması, Gagavuzların Türk kimliği ve Türkiye ile tanışmalarına olanak sağlamıştır. Türkiye, 1990’dan bu yana TİKA gibi yumuşak güç unsurları ve ekonomik yardımlarla bölgede etkisini daha da arttırmaktadır. Fakat bölgede yeni bir aktör olarak adlandırabileceğimiz Türkiye, bölgedeki 200 yıldır devam eden Rus etkisini henüz dengeleyebilecek durumda değildir. Bundan dolayı Türkiye, Gagavuzya politikasında Rusya ve Moldova Hükûmeti ile rekabet etme yolunu seçmemeli ve Rusya ile yaşayacağı sorunların Türkiye’nin Gagavuzya ve Türk dünyasındaki hareket alanını daraltacağını bilmelidir. Türkiye’nin Moldova genelinde ve Gagavuzya özelindeki politikası ne bölgeyi AB ve NATO ne de Rusya ve Avrasya Ekonomik Birliği eksenine itmek olmalıdır. Türkiye, soydaşlarıyla olan ekonomik, kültürel ve toplumsal bütünleşmesini sağlamaya yönelik bağımsız bir politika izlemelidir. Bunu izlerken de Gagavuz Türklerinin özerkliğini korumaya, asimile olmasını engellemeye ve Gagavuzya’nın kalkınmasını sağlamaya yönelik sistemli adımlar atmalıdır. Bu adımların sistemli ve uzun vadeli olabilmesinde ise Gagavuzya’da bir Türk başkonsolosluğunun açılması önemli rol oynacaktır.