Türkiye-Çin İlişkilerinde Doğu Türkistan: Fırsatlar, İmkânlar, Gelişmeler, Sorunlar, Çözüm Önerileri

Temmuz 2018 - Yıl 107 - Sayı 371



        Özet

        Doğu Türkistan siyasi tarihi üzerinde ayrıntılı durmamakla beraber, 1949’da vuku bulan ve günümüzde de devam etmekte olan Komünist tahakkümün bölge halkı üzerindeki uygulamalarına örnekler vererek sıkıntılar dile getirilmiştir. Buna ilave olarak da meselenin Türkiye ile Çin arasında bir probleme mahal vermeden uluslararası ilişkiler bağlamında çözüm önerileri tahlil edilmiştir. 

        Anahtar Kelimeler: Doğu Türkistan, Çin, Uygur, Türkiye

         

        Giriş

        Doğu Türkistan meselesi, küreselleşen günümüz dünyasında kanayan bir yara olarak yerini muhafaza etmektedir. Bununla beraber insan hak ve özgürlüklerinin zirveye ulaştığı günümüzde Asya’nın kalbi olarak ifade edebilecek bu coğrafyada yaşanan olayların çözümü noktasında yapılan çabalar göstermelik davranışlardan öteye geçmemektedir. Doğu Türkistan’da insan hak ve onuruna yakışmayan birçok davranışın vuku bulduğu bilinen bir gerçektir. Bu nevi gerçekler karşısında hem hür dünya devletlerinin hem İslam âleminin hem de Türk dünyasının kayıtsızlığı da bir gerçektir. 

        Burada üzerinde durulması gereken ilk nokta Doğu Türkistan Meselesi olarak ifade edilen durumun ne olduğunun tespitidir. Meselenin iyi tetkik ve tahlil edilememesi çözüm önerilerinin da askıda kalmasına sebep olmaktadır. Durumu tahlil etmenin ve çözüm önerileri sunmanın yolu da Doğu Türkistan’da 1949 sonrası yaşananların Doğu Türkistan halkını ve meselesini ne duruma getirdiğini tespit etmekten geçmektedir. 

        A. Doğu Türkistan Millî Mücadele Tarihinin Problemleri

        Dünya siyasi tarihinin bilinmeyen yönleri bir tarafa son iki asırlık dönemde Dünya üzerinde hiçbir millet yoktur ki ülkesi ve milletinin tarihinin dönüm noktaları, önemli tarihleri, kişileri ve olayları net bir şekilde ortaya çıkarılmamış olsun. Doğu Türkistan’da ise bu durum tam tersi bir vaziyettedir. Mesela Doğu Türkistan’ın adının Xin-jang olarak değiştirildiği tarih olan 18 Kasım 1884 hakkında bile farklı kayıtlar bulunmaktadır (Buğra, 1952: 27; Dillon, 2001: 4; Rossabi, 1988: 250; Alptekin, 1979: 2; Li Sheng, 2006: 117). Bir diğer problemli konu Doğu Türkistan’ın yüzölçümüdür. 10.476.076 km2 gibi geniş bir alana yayılan Türk Dünyası’nın 1.828.418 km2’si Doğu Türkistan olarak adlandırılmaktadır (Hayit, 2000: 284; Togan, 1981: 1; Dillon, 2001: 3; Musabay, 1969: 500). Lakin bu yüzölçümü konusunda hâkim bir kanaat ve görüş günümüzde de bulunmamaktadır. Bir başka konu ise Doğu Türkistan’ın nüfusu meselesidir. Günümüz şartlarında sağlıklı bir nüfus sayımı yapılmasının imkânsız olduğu Doğu Türkistan nüfusunun 30-35 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir (İlkul, 1997: 4). Mesela 12 Kasım 1933 tarihinde kurulan Kaşgar Doğu Türkistan Hükûmeti’nin adında bile birlik mevcut değildir. Doğu Türkistan tarihinde bu ve benzeri örnekleri çoğaltmak mümkündür. Lakin meselenin bu yönünden daha da önemlisi Doğu Türkistan halkının içinde bulunduğu durumun tahlili ve çözüm noktasında atılması artık elzem olan adımların tespitinde yatmaktadır.

        Bilindiği üzere Doğu Türkistan, Çin tarafından 1 Ekim 1955 tarihinde “Xin-jiang Uygur Özerk Bölgesi” ilan edildi (McMillen 1979: 300 vd). 9 Temmuz 1956 tarihinde hazırlanan nizamnamede “Xin-jiang Uygur Özerk Bölgesi, merkezî devlet organlarının kanunlarına, tamim ve kararlarına harfiyen uyacak ve bunları ifâ edecektir” şeklinde yer alan ifadeler ile bölgenin statüsü şekillendirildi (Hayit, 1975: 336). Bundan sonraki dönemlerde Çin Anayasası’na “diğer milletlere ayrımcılık (discrimination) yasaklanmıştır” ibaresi eklenmiştir (Cengiz, 2005: 3). Lakin bu ve benzeri haklar Özerk bölge ilanından 9 ay sonra hazırlanan nizamname ile Merkezî Çin Hükûmeti’nin kontrolüne devredilmek suretiyle lağvedilmiş, bu ise beraberinde özerk bölge haklarının sadece kâğıt üzerinde kalmasına sebep olmuştur. Çin’in 1982 Anayasası ise azınlık haklarına daha geniş çapta garantiler vermektedir. Ancak bu Anayasa’nın ilgili maddeleri incelendiğinde uygulamada belirtilen hakların verilmediği, özerk bölge idarecilerinin “karar veren” makamında olmadığı ve mahalli sorunlarla ilgili maddî ve manevî hiçbir teminatın gerçekte bulunmadığı anlaşılmaktadır (Cengiz, 2005: 4).  

        1911 yılında Çin’de ilan edilen Cumhuriyet idaresinin Doğu Türkistan’daki ilk Genel valisi olan Yang Zeng-xin (1911-1928) döneminde bölge nüfusunu %90’ından fazlasını teşkil eden Müslüman azınlıklara karşılık sadece %2,0-2,5 civarında bulunan Çinli nüfusun bilhassa 1949 sonrası dönemde bölgeye getirilen Çinli göçmenler ile %50 seviyesine getirilmiş olması da düşündürücü ve manidardır. 

        Çin Komünist Partisi’nin 1949 yılını müteakip Doğu Türkistan’da uygulama sahasına koyduğu politikaların bölge halkı arasında infiale sebep olduğu ve bunun neticesinde de birçok ayaklanmanın meydana geldiği bilinen bir gerçektir. Mesela: 1950, 1953, 1958, 1962, 1965, 1968,  1992, 1997, 2002 ve son olarak da 2009 yıllarında defalarca ayaklanan halk ancak kanlı bir şekilde bastırılmıştır. (Emet, 2009). Bugün Doğu Türkistan halkının itiraz ettiği ve düzeltilmesi için hür dünyadan beklentilerini özetle ifade dilecek olunursa; 

        1. İşgal: Bölge 1949 yılından bu yana Komünist Çin yönetiminin işgali altında bulunmaktadır ve bölgede 30-35 milyon arasında Müslüman-Türk yaşamaktadır. Doğu Türkistan’ı oluşturan halk; Türk Milleti’nin birer parçası olan Uygur, Kazak, Özbek, Kırgız, Tatar ve diğer Türk boylarından oluşmaktadır. İşgal altındaki Doğu Türkistan toprakları tarih boyunca Türklere ait olmuştur (Geniş bilgi için bkz. Kul, 2009).  Hâl böyle iken uluslararası örgütlerin en büyüğü ve varlık sebebi insanlığa onurlu bir yaşam sağlamak, oluşması muhtemel sorunların barışçıl yollarla çözülmesine zemin hazırlamak olan BM, Doğu Türkistan’da yaşayanların işgal ve zulüm altında inlemesine göz yumması düşündürücüdür.

        2. İnsan Hakları İhlalleri: Bölgede 1949 yılından beri yoğun bir şekilde insan hakları ihlalleri yaşanmaktadır. Bu ihlallerinin çoğu baskıcı kanunlardan ve Çin hükümetinin resmî politikalarından kaynaklanmaktadır. İnsan hakları kuruluşlarının bölgede açık bir şekilde faaliyet göstermesi yasaktır. Çin Hükümeti “insan hakları” konusu mevzubahis olduğunda işbirliğinden kaçmaktadır. Nitekim Doğu Türkistan’da etnik gruplara mensup temel insan haklarının şiddetle bastırıldığı, çoğu zaman yargılanma olmaksızın tutuklandıkları, siyasi tutukluların ise uluslararası adalet standartlarından uzak yargılanmalar neticesinde uzun süre mahkûm edildikleri ve her yıl yüzlerce insanın stadyumlarda şova dönüştürülerek idam edildikleri, dahası kararlar verilirken suçun tespiti cihetine gidilmediği uluslararası kuruluşların raporlarında belirtilmektedir (http://thereport.amnesty.org/en/regions /asia-pacific/china/01.01.2018) 

        3. Soykırım: Komünist Çin ordularının Doğu Türkistan’daki ilk komutanı olarak bilinen ve Doğu Türkistan celladı olarak da adlandırılan Wang Zhen “Devrim aleyhtarı unsurları yok etmek” sloganı ile 250.000’den fazla Doğu Türkistan Türkünü 1952 yılında öldürerek büyük bir soykırım yapmıştır. Çin bu soykırımı her türlü dünya medeniyetini koruma amaçlı kurulan Uluslararası Örgütlerin gözü önünde rahatça yapabilmiştir. Bunun yanı sıra 1949 yılından itibaren değişik tarihlerde benzer katliamlar vuku bulmuştur (http://www.britannica.com/EBchecked/topic/635448/Wang-Zhen;http://en.wikipedia.org/ wiki/Wang_Zhen_(official)/01.01. 2018). 

        4. Çinli Göçmenler ve Asimile: 1949 işgalinden sonra Doğu Türkistan topraklarına Çin yönetimi tarafından düzenli olarak Han Çinlileri yerleştirilmiştir. Bu suretle bölge halkının nüfusuna eşit bir Çinli nüfus oluşturma politikası güdülmüştür (Tuncer, 2014: 271). Buradaki amaç Doğu Türkistan’ın demografik yapısını değiştirip, bölgeyi Çin Devleti’ne tamamıyla dâhil etmektir. (Wu Ai-chen, 1940: 63; Forbes, 1990: 356, 454, Lattimore,  1950: 68; Kul, 2009: 60 vd., 80, 174, 208).

        5. Kadınlara Kürtaj: Doğu Türkistan’da nüfus yapısına ilişkin olarak zorunlu doğum kontrolü ve kürtaj uygulanmaktadır. Çin yönetimi azınlıkların şehirde 2, kırsalda ise 3’ten fazla çocuk sahibi olmalarını yasaklanmıştır. Yasağa uymayanlar ağır ekonomik ve idari cezalara çarptırılmaktadır. Özellikle kırsal kesimlerde yaşayan köylü kadınlar, hiçbir sağlık veya hijyen tedbiri alınmaksızın zorunlu kürtaj operasyonuna tabi tutulmaktadır. 1991’de Hoten’e bağlı Karakaş ilçesinde 18.765 kişi zorunlu kürtaja tabi tutulmuştur. Bu sayı ilçedeki anne adaylarının % 49’unu oluşturmaktaydı. Bu kural dışında doğan çocuklar, vatandaşlık hakkı, isim gibi insani haklardan yoksun bırakılmaktadır (Türköz 2000). 

        6. Kendi Geleceklerini Belirleme (Self-Determinasyon) Hakkı: Halkların kendi geleceklerini belirleme hakkının kullanılmasının, bilhassa I. Dünya Savaşı sonrasında çok görülen bir şekli olan, halkoyuna başvurma (plebisite) uygulamasının en son örneği, Doğu Timor’da 30 Ağustos 1999’da gerçekleştirilmiştir (http://www.turkcebilgi.com/doğu_timor/ansiklopedi/ 01.01.2018). Hâlbuki Doğu Türkistan sorunu daha uzun süredir bir çözüm bulunması ve halkının kendi geleceğini belirleme hakkının tanınması için beklemektedir. Bu iki bölge ile ilgili veriler karşılaştırıldığında açıkça görüleceği üzere hiçbir zaman bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmamış bir bölgeye kendi geleceklerini belirleme hakkı tanınırken, Doğu Türkistan için bu hak söz konusu bile edilmemektedir. 

        7. Doğu Türkistan’daki İdarecilerin Çinli Olması: Doğu Türkistan halkı Pekin’den atanan idareciler tarafından yönetilmektedir. Bu yöneticiler ise Doğu Türkistan Türklerinin sorunlarını ve ihtiyaçlarını giderme anlayışıyla hareket etmemektedirler. Doğu Türkistan’daki devlet dairelerinde memurların büyük çoğunluğunu Çinliler oluşturmaktadır. Çin Parlamentosu’na ise çok az sayıdaki Türk, Komünist Parti’nin direktifleri doğrultusunda demokratik olmayan usullerle adeta atanmaktadır. 

        8. Ekonomik Sefalet ve Çalışma Hürriyeti: Bölgede yaşayanlar için çalışma ve iktisadi hayat da Çin yönetimi tarafından oldukça kısıtlanmış durumdadır. Mesela Urumçi’de geleneksel kıyafetler üreten veya satan girişimciler aşağılamalar ve tacizlerle karşılaşabilmekte hatta iş yerlerini kapatmak zorunda kalabilmektedir. Bölge Hükûmeti’nin Kasım 2001’de yayımladığı bir raporunda, Doğu Türkistan’da kişi başına düşen millî gelir 100 Dolarken, bölgedeki bir Çinlinin yıllık geliri bir Müslüman-Türk’ün gelirinin 3,6 kat fazlası, yani 360 dolardır. Ayrıca Doğu Türkistan’da yaşayan Çinlilerin işsizlik sorunu yokken aynı bölgede yaşayan Türklerin %90’ı işsizlikle mücadele etmektedir. Doğu Türkistan, yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla dünyanın en zengin bölgelerinden biri olmasına rağmen, halkı dünyanın en çok sefalet çeken milletleri arasındadır. (http://www.unpo.org/content/view/7872/107/01.01.2018). 

        9. Doğu Türkistan’da Dinî Hürriyetin Kısıtlanması: Çin yönetimince 1978 yılına kadar “din” afyon olarak nitelendirilmekteydi ve dinî faaliyetlerin özgürce yapılması kısıtlanmaktaydı. Hâlbuki İnsan Hakları Beyannamesi’nin 9. maddesinde “her insanın düşünce, vicdan ve din hürriyetine sahip olduğu” belirtilmiştir. İnsan Hakları Beyannamesi, BM Irk Ayrımcılığı Sözleşmesi ve benzeri uluslararası anlaşmaları hiçe sayan Çin yönetimi; dini, sistem içinde kontrol altına almakla kalmamış, ulusal birliği tehdit ettiği şeklinde bir gerekçeyle yok etmeyi hedeflemiştir. 1982 Çin Anayasası’nın 13. maddesinde “Her Çin vatandaşı kendi inanç hürriyetine sahiptir.” şeklinde belirtilmesine rağmen bu madde alenen ihlal edilmektedir. Bu anlayışa bağlı olarak bölgede yaşayan Müslüman halka camide cemaat halinde ibadet etmeleri, memur ve işçilerin ibadet yerlerine gitmeleri, ibadet yapmaları, oruç tutmaları, dini bayramları kutlamaları yasaklanmıştır (Tuncer, 2015: 273). İbadet yaptığı tespit edilenler işten atılmakta veya para cezalarına çarptırılmaktadır. Kadın ve kızların dini ibadet yapmalarına, 18 yaşından küçüklerin dini kurs ve eğitim görmelerine ve camilere girmelerine, ibadet yapmalarına yasak getirilmiş; özel şahısların dini okul veya kurs açmaları men edilmiştir. Doğu Türkistan’daki durum Filistin, Keşmir ve Çeçenistan’da olduğundan çok daha kötüdür. (http://www.unpo.org/content/view/7872/107/01.01.2018). 

        10. Eğitim Sorunları: Her ne kadar Çin Hükûmeti, BM’ye eğitim hakkına dair garantiler vermiş, azınlık dillerinin sistemleştirilmesi ve azınlık okullarının idare hakkı elde etmesiyle ilgili çalışmaları olduğunu belirtmişse de; Doğu Türkistan söz konusu olduğunda hükümetin sözleriyle uygulaması arasında tam bir tezat görülmektedir. Bölgede eğitim alanında muazzam boyutlarda bir eşitsizliğin yaşandığı anlaşılmaktadır. (Türköz, 1998: 60 vd.) 

        11. Nükleer Denemeler: Çin’in en büyük nükleer merkezi ve deneme alanı, Doğu Türkistan’ın Taklamakan Çölü’ndeki Lop-Nor Gölü civarında bulunmaktadır. Ayrıca Çin’in “Nükleer Füze Üssü”nün de bu bölgede olduğunu Quick Dergisi 1988 yılında açıklamıştır. Bölgede 16 Ekim 1964’ten 1997’ye kadar hiçbir koruyucu tedbir alınmadan 11’i yeraltında olmak üzere 46 nükleer deneme yapılmıştır (Türköz, 1998: 138 vd.) Nükleer denemelerin yarattığı bozukluklar, insan sağlığı yanı sıra ekolojik dengeyi de olumsuz yönde etkilemektedir. Halk çeşitli hastalıklara yakalanmakta, çocuklar sakat doğmakta veya ölmektedir. Sovyet Nükleer Bakteriyolojik Silah Programı’nda görev alan Ken Alibek’in, ABD’ye kaçtıktan sonra ilk baskısı 1992 yılında yayımlanan “Biohazard”  kitabında, Bostun gölü yakınındaki Malan’da Çinlilerin gizli nükleer üslerinin olduğu bilgisi yer almaktadır (Ken-Handelman 2000). 

        12. Doğu Türkistan’ın Sömürülmesi: Doğu Türkistan, tüm yeraltı zenginliklerine rağmen Çin’in en fakir bölgelerinden biridir. Çin ekonomisinin temel hammadde sağlayıcısı konumunda olan Doğu Türkistan’ın yaşadığı bu çelişki oldukça manidardır. Ekonomik baskı, Çin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı çifte standardın önemli bir parçasıdır. Bunun sonucu olarak Doğu Türkistan halkının %80’inden fazlası da açlık sınırının altında hayatlarını devam ettirmeye çalışmaktadır. Bu konudaki rakamlar Çin politikasını göstermesi açısından son derece dikkat çekicidir. Mesela: Urumçi’deki endüstriyel işçilerin sadece 200.000’i Türk, geri kalanı ise Çinli’dir. Urumçi yakınında bulunan büyük bir tekstil fabrikasında çalışanların sadece %10’u Türk’tür. Kaşgar yakınlarında bulunan ve 12.000 kişi çalıştıran bir fabrikada Türk işçi sayısı sadece 800’dür. Urumçi yakınındaki bir başka fabrikada 2.100 işçi çalışmaktadır. Ancak bunların sadece 13 tanesi Türk’tür. 1986’da Poskam’da yeni bir petrol rafineri tesisi kurulmuştur ve burada çalışan 2.200 kişinin hepsi Çinli’dir. Bazı bölgelerde çiftçiler ürünlerini yarı fiyatına devlete satmaya mecbur bırakılmakta, Çinli çiftçilerin ürünleri ise daha yüksek fiyattan alınmaktadır. Bütün bunların yanı sıra sadece Doğu Türkistan Müslümanlarına mahsus “haşer” olarak adlandırılan ücretsiz mecburi hizmet, zaten fakir olan çiftçileri daha da zorlamaktadır. (Türköz, 1998: 16 vd.). 

        13. Yargısız ve Keyfi İnfazlar: Her türlü insan hakları ihlalinin yaşadığı Doğu Türkistan’da son derece sağlıksız şartların olduğu hapishanelerde tutukluların bir kısmı, resmî görevlilerce kasıtlı ve keyfi şekilde işkencelere tabi tutularak öldürülmektedir. Özellikle bağımsızlık ve özgürlük talebiyle cezalandırılan siyasi tutukluların penceresi olmayan odalarda beton zeminlerde ayakları zincire vurulmuş vaziyette tutuldukları, hatta tuvalet ihtiyaçlarını bile yattıkları yerlerde karşıladıkları tespit edilmiştir.

        14. Doğu Türkistan’da 5 Temmuz 2009 Tarihiyle Başlayan Katliam: 26 Haziran 2009 günü Shaoguan’daki bir oyuncak fabrikasında Türk kızlarına sarkıntılık yapan Han Çinlilerinin çıkardıkları olaylarda 12 Türk’ün katledilmesini protesto etmek için Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de onbinlerce Doğu Türkistanlı bir protesto gösterisi düzenledi. Urumçi Halk Meydanı’nda toplananların çoğunluğu üniversite öğrencilerinden oluşuyordu. Amaçları mecburi olarak çalıştırılmak üzere Çin’e götürülen Doğu Türkistanlıların uğradığı vahşeti protesto etmekti. Ancak Çin’in kolluk kuvvetleri devreye girerek, binlerce Doğu Türkistanlının ölümüne sebep oldu. Halka gözdağı vermek maksadı ile kanlı bir müdahaleye girişen Çin Hükûmeti bundan sonra da Doğu Türkistan’da keyfi idaresine devam edeceğini göstermiş oldu (Emet, 2009: 29-69). 5 Temmuz olayları ile alakalı gizlice çekilen ve internet aracılığı ile dünyaya duyurulan görüntüler Urumçi’de yaşanan vahşetin boyutlarını gözler önüne sermektedir. Bunun yanında olayların duyulması üzerine, Doğu Türkistan ile olan tüm bağlantılar kesilmiştir. Bütün bu yaşananları ise özetle “soykırım” olarak ifade etmek yerinde bir tespit gibi durmaktadır.

        B. Doğu Türkistan Meselesinin Tahlili ve Çözüm Önerileri

        Doğu Türkistan’da özetle üzerinde durduğumuz ve başlıklar hâlinde kısaca belirttiğimiz problemler dışında birçok sıkıntı da vardır. Lakin konunun bir makale içerisine sığmayacak büyüklükte olması hasebiyle özetlemek suretiyle burada genel hatlarıyla izah edilmiştir. Bütün bu anlatılanlar üzerine Doğu Türkistan meselesinin tahlilini ve çözüm önerilerini şöyle sıralayabiliriz:

        1. Doğu Türkistan meselesi yaşananlar göz önüne alındığından Çin’in bir iç meselesi olmaktan çıkmış ve uluslararası bir mahiyet kazanmıştır. Bu hâliyle Doğu Türkistan meselesi demokratik usullerle ve tarafların birbirlerini anlamaya yönelik gayretleri ile çözülmelidir.  

        2. Doğu Türkistan’da yaşananlara göz yummak, insanlık onur ve şerefine yapılacak büyük bir darbe niteliği taşımaktadır. 

        3. Doğu Türkistan meselesinin çözüm noktasında BM, İKÖ, UNPO, hariçte Doğu Türkistan davası yürüten sivil toplum örgütleri, Türk Dünyası ve bilhassa Türkiye’ye büyük görevler düşmektedir. 

        4. Doğu Türkistan diasporasının ivedilikle bir araya gelerek meselenin çözümü noktasında 5, 10, 20 ve 50 yıllık politikalar belirlemeleri, nelerin eksik kaldığını takip edecekleri bir yapılanmaya gidilmelidir.

        5. Doğu Türkistan meselesinde ilmî bakımdan bugüne değin hangi çalışmaların yapıldığı, hangi çalışmaların yapılmadığı tespit edilmeli, acil olarak bir “Doğu Türkistan Araştırma Merkezi”nin kurulması gerekmektedir. 

        6. Bugüne kadar meselenin çözümü noktasında fikirler üretilmediği gibi bu yönde de planlı hareket edilmediği görülmektedir. Zaman kaybetmeksizin mesele üzerinde sistemli bir şekilde çözüm önerileri hayata geçirilmelidir. 

        7. Doğu Türkistan meselesinin çözümü noktasında Türkiye Cumhuriyeti’nin acilen bir devlet politikası belirlemesi, Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlı vakıf veya derneklerin ortak bir amaç uğrunda güçlerini birleştirmeleri konusunda bir nevi obdusmanlık yapmalıdır. 

        8. Doğu Türkistan’da yaşananların çözümü noktasında BM’den beklentiler fazla olsa da; bugünkü yapısı ile meselenin çözümü noktasında kayıtsız kaldığı görülmektedir. Beklenti BM teşkilatlarının, Çin’in veto hakkı olan devletlerden biri olmasına rağmen, meselenin çözümü noktasında ciddi çalışmalar yapabileceği yönündedir. 

        9. Doğu Türkistan meselesinde BM’den daha fazla sorumluluk İKÖ’ye düşmektedir. İKÖ üye ülkelerinin Çin ile olan ticari hacmi meselenin çözümü noktasında iyi değerlendirilmelidir.  

        10. Çin gelecekte başta aşırı nüfusu, kapalı bir toplum olma gayreti, bünyesinde yaşayan halklara karşı tutumu vb konularda sıkıntılar yaşayacak bir devlet durumundadır. Bu anlamda Çin’in Batı dünyası ile karşı karşıya gelme ihtimali vardır. Karşılıklı restleşmelerin dahi yaşanabileceği bu ortamda Batılı devletlerin Çin’deki azınlıkları koz olarak kullanma ihtimalleri ise yüksektir. Bu durum da ayrıca değerlendirilmelidir. 

        11. Yukarıda zikrettiğimiz devlet kurum ve kuruluşların işbirliği içerisinde bu hususun araştırılıp, tarihi gerçeklerin ve hâlihazırdaki durumun değerlendirileceği bir rapor hazırlanmalıdır.  

        13. Tarihî hatalardan arındırılmış bir Doğu Türkistan siyasi ve kültür tarihi yazılmalıdır. 

        Sonuç 

        Doğu Türkistan tarih boyunca Türk devletlerinin toprakları olarak kalmış, ancak bugün 35 milyon civarındaki Müslüman-Türk, işgal edilmiş vatanlarında esaret ve zulüm altında yaşamaktadır. Her milletin kendi ülkesinde özgürlük içinde yaşamaya hakkı olduğu inancı artık medeni milletler nezdinde resmen kabul görürken; Çin yönetimi eski çağlara özlem duyuyor görünmektedir. Çin yönetimi dünya kaynaklarının kıt, ihtiyaçların ise sınırsız olduğunu en başta bir hayat kuralıymış gibi kalabalık nüfusunu doyurmak gayesiyle işgallerine mazeret kabul edip, ekonomik ihtiyaçlarını başka insanların sırtına zorla yüklemeyi gaye edinmiş vaziyettedir. Öyle ki, bu emperyalist işgallerin ve yayılmacılığın kurbanları sadece Türkler olmamış, aynı akıbete Tibet ve İç Moğolistan da maruz bırakılmıştır. Çin’in ülkeleri zorbalıkla işgal edilen ve zulüm altında yaşayan birçok milletten oluştuğu bilindiği hâlde; uluslararası örgütler kendi varlık sebeplerine aykırı olarak bu vakayı görmezlikten gelmekte veya reel çözüm yolları üretmemektedir. Yukarıda bir kısmını aktarabildiğimiz insanlık dışı uygulamaların giderilmesi için, BM, İKÖ, UNPO vb. teşkilatların ilgili birimleri tarafından, askeri yaptırımlar da dâhil, gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir.

        Çin Hükûmeti tarafından 250 yıldır işgal altında tutulan Doğu Türkistan halkının maruz bırakıldığı insan hakları ihlallerine ilişkin, bugüne kadar uluslararası platformlarda sorunun çözümünü sağlayacak gerekli çalışmalar layıkıyla yapılmamıştır. Devletler ve milletler arasındaki sorunları evrensel hukuk kaidelerince çözmek, uluslararasında güvenliği ve dayanışmayı sağlamak amacıyla kurulmuş teşkilatların bu insanlık ayıbını ortadan kaldırmak için görevi gereği inceleme başlatıp, ilgili ve yetkili kurullarınca kararlar alıp, müdahale edeceğine olan inanç da her geçen gün azalmaktadır. Doğu Türkistan huzursuzluğunun başlıca sebepleri ile çözüm önerileri üzerinde durulan bu çalışmada meselenin son 60 yıldır artarak devam ettiğini ve buna mukabil karşı mücadele yapıldığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Meselenin, insanlık barışının kutsallığına inanan her kesim tarafından sahiplenilerek, Çin yönetiminin insan hakları ihlallerinin gün yüzüne çıkartılmak suretiyle, gerekli önlemlerin ve yaptırım kararlarının alınması ivedilikle sağlanmalıdır.