Arkeoloji ve Milliyetçi Düşünce

Haziran 2015 - Yıl 104 - Sayı 334



“Bir vatanın sahibi olmanın yolu,
o topraklarda yaşamış tarihi olayları bilmek,
doğmuş uygarlıkları tanımak, sahip olmaktan geçer.”
Mustafa Kemal ATATÜRK

         

        Kelime anlamıyla eskinin bilimi anlamına gelen arkeoloji, en genel tanımıyla sanat kaygısı taşısın veya taşımasın, geçmişte insan tarafından üretilen tüm nesneleri araştırıp değerlendirmeyi ve buna dayanarak bu üretimi yapan birey ve toplumların niteliklerini yorumlamayı amaçlayan bir bilimdir. Kökleri Osmanlı Devleti’nin son yüzyılına kadar geriye giden arkeoloji bilimi, Türkiye’de oldukça güçlü bir geleneğe sahiptir. Fakat dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi 1930’lu yıllarda artan emperyalist düşüncelerden dolayı arkeolojik çalışmalar milliyetçi temellere dayalı düşüncelere hizmet etmeye başlamıştır. Bu süreçte arkeoloji etnik veya kültürel kimliğin yüceltilmesinde ve milletlerin yaşadıkları toprakların gerçek sahipleri olup olmadıklarını vurgulamada önemli bir politik araç vazifesi görmeye başlamıştır. Bu bağlamda ülkelerin topraklarında bir zamanlar yaşayan eski kültür ve uygarlıklar aynı topraklar üzerinde yaşayan modern milletler için gurur kaynağı olmuştur. Arkeoloji biliminin 1930’lu yıllarda politik araçlar için kullanılması dünyanın birçok ülkesinde arkeoloji biliminin kurumsallaşmasında ve akademik bir bilim dalı olarak gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Cumhuriyetimizin ilk yıllarında Türk arkeolojisinin doğuşu ve kurumsallaşması aşamalarında milliyetçi ideolojinin oynadığı rol, yerli ve yabancı bilim adamları arasında farklı boyutlarda ele alınmıştır.

        
Arkeoloji ve milliyetçi düşünce etkileşimi, Osmanlı Türkiye’si ve Cumhuriyet Türkiye’si olarak iki ayrı dönem içinde ele alındığı zaman, her iki dönemin de farklı bir tarihsel gelişim gösterdiği anlaşılmaktadır. Osmanlı Türkiye’sinde arkeolojinin doğuşu, çağdaşı Batı devletlerinden farklı bir boyutta gerçekleşmiştir. 19. yüzyıl sonlarına doğru yeşeren milliyetçi düşünce akımları ile birlikte Anadolu’da, Türk tarihine karşı büyük ilgi doğmasına rağmen arkeoloji biliminden yeterince yararlanılmamıştır. Osmanlı döneminde arkeoloji ve müzecilik deyince akla gelen önemli bir isim olan Osman Hamdi Bey tarafından gerçekleştirilen arkeoloji çalışmalarının milliyetçi ideolojiye hizmet etmediği, bu dönem arkeolojik çalışmaların Osmanlı Türk kimliğini araştırmaya yönelik olmamasından anlaşılmaktadır. Çünkü İstanbul İmparatorluk Müzesi Müdürü Osman Hamdi Bey’in gerçekleştirdiği kazılar Batı uygarlığının kökleri olarak kabul edilen Yunan ve Roma uygarlıkları kalıntılarına yönelikti. Batı dünyasında moda olan bu kavram, Batılılaşma etkisiyle Osmanlı Devleti’nde de aynı şekilde kendini göstermiştir. 19. yüzyıl sonlarında Avrupa’da özellikle klasik uygarlık olarak adlandırdığımız düşünceyi temsil eden Yunan ve Roma kültürlerinin kalıntılarını araştırmaya yönelik arkeolojik ilgi, oldukça üst seviyeye ulaşmıştır. Bu çabanın altında yatan sebep, açıkça Batı toplumunun köklerini ilk yerel Avrupa kavimlerinden öte son derece üst düzeye erişmiş Roma ve Yunan kültürlerine dayandırma sevdasından kaynaklanmaktadır. Böylece ülkelerin gurur duyduğu ve yüksek moral kazanmasına yol açan bir anlayış benimsenmiş oldu. Bu bakımdan özellikle Anadolu’nun Yunan ve Roma kültürlerini yansıtan önemli derecede maddi kalıntıya sahip olduğu göz önüne alındığında, Osmanlı toprakları Batılı arkeologların gözdesi konumunda olmuştur.