CENGİZ AYTMATOV HAK’KA YÜRÜDÜ…

Eylül 2008 - Yıl 97 - Sayı 253



                 

            Ömrü uzun yılları bulan iki dergi Türk Yurdu ve Orkun, ülkü yolunda yürümeye devam eden biz gençlerin yarınlarına ışık tutuyordu. 1950’li yıllar çoğumuzun lisede, üniversitede öğrenim gördüğü döneme rastlar. Anadolu’nun dört bir köşesinde, her ay bu dergilerin çıkmasını bekler ve elimize aldığımızda her sayfasını, her satırını büyük bir heyecanla okurduk.

O yıllarda Komünizm’in tutsağı olarak yaşayan Orta Asya’daki soydaşlarımızın hür yaşamaları bir hayaldi. Cengiz “Çıngız” Aytmatov’un babası II Dünya Savaşına Kızıl Ordu’da katılmak zorunda bırakılmış, savaştan sonra da yok edilmiştir. Aytmatov bu babanın oğludur. Babasız, annesi tarafından büyütülmüştür. Çocukluk ve gençliği bu acılarla geçen yazarın, gelecekte büyük bir hikâyeci, romancı olabileceğini kim düşünürdü? Aytmatov’u biz Anadolu’daki soydaşları önce Türkiye Türkçesine kazandırılan, yayınlanan romanlarıyla tanıdık. Cemile, bunlar arasında hem bizim hem dünyanın hayranlıkla okuduğu güzel bir aşk hikâyesidir. Ülkemizde televizyon yayınları başladıktan sonra onu Türkiye’deki milyonlarca televizyon seyircisi film ve dizi haline getirilen Selvi Boylum Al Yazmalım eseriyle tanıdı, Cengiz Aytmatov gönüllere taht kurdu.  

Üç beş yıldan beri Orta Anadolu’nun Türk Kültürüne merkezlik eden şehri Elazığ’ın Hazar Şiir Akşamları vesilesiyle bir hafta boyunca Aytmatov’la beraber olduk; konuşmalarını dinledik, ülkemiz ve insanlarımız için kurduğu heyecan dolu cümlelere tanıklık ettik. Ne bilirdik ki sekseninci yaş gününü de birlikte kutlayacağımız bu güzel insan, dünyanın tanıdığı edebiyat adamı, hiç beklemediğimiz bir şekilde aramızdan ayrılacak?

10 Haziran 2008’de Aytmatov aramızdan ayrıldı, Hakk’a Yürüdü…

         

                 Cengiz Aytmatov Kimdi?

Ünlü yazar, 1928 yılında Talas Eyaletinin Kara-Bura Bölgesine bağŞeker köyünde dünyaya gözlerini açmıştı ve hayata gözlerini yumduğunda 79 yaşındaydı. Son ziyaretlerinden birini Türkiye’ye yapmış, Elâzığlıların sevgi gösterileriyle karşılanmış, Anadolu’daki soydaşları tarafından bir defa daha kucaklanmıştı. Büyük bir kadirbilirlikle onun adına düzenlenen 15. Hazar Şiir Akşamlarına katılan Aytmatov ile ilgili hatıralar canlandı, bu satırları yazarken gözlerimin önünde... Gülen yüzünü, bütün Türklüğü içine alan cümleleriyle kulaklarımda yankılanan sesini, kendisine gösterilen ilgi ve sevgi dolayısıyla ışık saçan gözlerini, herkesi kucaklayan o halini unutmam mümkün değil... 

Elâzığ, Türk Dünyası şair ve yazarlarını bir araya getiren 15. Hazar Şiir Akşamları, bu büyük Türk yazarının sanki onu bekleyen acı sonundan bir şeyler sezinlemiş gibi, bir görevi yerine getirmişti farkında olmadan. Onun beklenmedik ölüm haberini duyunca, “İyi ki bu son şiir şöleni onun adına düzenlenmiş, iyi ki şehrin güzel bir köşesinde adı törenle bir parka verilmiş” demekten alamadım kendimi...

 

Aytmatov, Sevgiyle Kucaklandı

Türklük ruhunun yaşandığı ve yaşatıldığı o günlerde gördüklerimi unutmam mümkün değil. 15. Hazar Şiir Akşamlarının açılışında, Cumhuriyet bayramına doğru Elâzığlı yüz binin üstünde insanın caddelerden taşması, görkemli bir şekilde, ellerinde Türk bayrakları o yürüyüşü, sanırım en çok, onu heyecanlandırdı. Yüz bini aşkın Elâzığlı hem ona hoş geldin diyerek bağrına basıyor,  hem de millet ve memleket düşmanlarına gereken cevabı bir kere daha vermiş oluyordu.

“Türk Dünyası Hizmet Ödülü” Cengiz Aytmatov’a verildi. Ödülün verilişi sırasında Elâzığ Valisi Muammer Muşmal’ın belirttiği gibi, “Türk dünyasını ortak kültür değerleri etrafında buluşturmak, kaynaştırmak, hızla gelişen ve değişen dünya dengeleri karşısında ortak tarih, kültür ve birlik şuuru oluşturmak gayesi” ile her yıl olduğu gibi, seçilen bir Türk büyüğüne, yazarına bu ödülün layık görülmesi ve verilmesi, işte bu düşüncelerin ürünü olma anlamı ifade ediyor.

Yıldan yıla mükemmelleşerek sürdürülen bu şiir günleri, çağrılan şair ve yazarlarla sadece bu şehrin insanlarını değil, son olarak Cengiz Aytmatov’u bağrına basarak bütün Türklük âlemiyle de bütünleşmiş olmanın sevinç ve gururunu yaşattı bize. Bir önceki yıl, 14. Hazar Şiir Akşamları da Bakû’de mücahit ve millî şairimiz Elmas Yıldırım onuruna düzenlenmişti. Tesadüfe bakın, bir sonraki de yine dünya ve Türklük ailesinin büyük yazarı Cengiz Aytmatov onuruna gerçekleştirildi, önemli bir kültür köprüsü inşa edilmesine vesile oldu. Bu ödülle ilgili kararı Fırat Üniversitesinde toplanan “Değerlendirme Kurulu” almış ve yapılan törendeki açıklamayı da değerli Rektör Prof. Dr. Hamdi Muz yapmıştı.

Yalnız ödül verilmekle kalınmadı tabiî. Elâzığ Belediyesi büyük bir kadirbilirlikle şehrin yeni kurulan bir mahallesinin en güzel yerinde yapılan parkına Aytmatov’un adını verdi ve açılışında kırmızı beyaz kurdeleyi, Vali ve Belediye Başkanıyla konuk yazarımız Cengiz Aytmatov birlikte kestiler. 

Kapısında adı yazılı o parkın açılış töreninde, gök kubbeyi çınlatan Mehter havalarıyla o da coşku içindeydi, bu şehrin insanları da, o açılışa katılan bizler de... Elâzığ Belediye Başkanı onu selâmlarken, kürsüde o da Elâzığlılara seslenirken, kendisine gösterilen ilgi dolayısıyla nasıl da mutlu, heyecanlıydı, görseniz!

 

            Aytmatov’un Sesi Kulaklarımızda

Cengiz Aytmatov’la kucaklaşğımız o şiirli günler boyunca biz de gördüklerimiz ve yaşadıklarımızdan elbette mutluluk duyduk. Çünkü bundan yıllar öncesi, bir üniversite öğrencisi, aynı zamanda genç bir yazar ve Türk Milliyetçiler Derneğinin üyesi olarak o gün, gelecek için düşündüklerimizin bugün gerçekleştiğini görmenin bahtiyarlığını, heyecanını yaşadık. Orta Asya’daki soydaşlarımızın gözlerini açtıkları coğrafya vatanları, atalarının kanlarıyla suladıkları öz vatanlarında artık hür ve bağımsız yaşıyorlar. İki yüz, iki yüz elli milyon Türk, bundan sonra Elazığ Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu’nun da söylediği gibi “Türk dünyasını dilde, ortak kültürde buluşturmak, Türk dünyasına mensup ülkeler arasında duygu ve gönül köprüsü kurarak dostluk bağlarını kuvvetlendirmek, sosyal, kültürel, iktisadî alanlarda yeni açılımlara zemin hazırlamak “ durumundadır.

Ömrünün elli yılını TRT gibi bir yayın kurumunda geçiren bir yayıncı olarak, geçen bu zaman dilimi ile ilgili bir hatıramı anlatayım izninizle. Törenler sırasında bizim yayıncıları, çekim ve ses alma görevlerini yaparken pek göremedim ve telefonla TRT‘nin sorumlu birimlerindeki arkadaşlarımı aradım. Elâzığ’da yaşananların, Cengiz Aytmatov için yapılanların yayına aksettirilmesi için... Fakat düşündüğüm ve arzu ettiğim gibi ne yeterli şekilde ses alındı, ne de çekim yapma imkânı oldu. Neyse ki Fırat Üniversitesi ile mahallî yayın kuruluşları gereken ilgiyi gösterdiler ve gerekli kayıtları yaptılar. 

 

Aytmatov Bir Kültür Köprüsüydü

Elâzığ’da görmek ve birlikte bulunmakla bahtiyar olduğumuz Cengiz Aytmatov’u, Prof. Ahmet Buran Hoca’nın konuşmasıyla daha iyi tanımış olduk. Buran Hoca, hepimizi hüzünlendiren, bu arada benim gibi pek çok dinleyeni ağlatan acılarla dolu hayat hikâyesini anlatmakla kalmadı, aynı zaman da o yiğit kalem eri ile beraber olmanın önemini ve bunun ne anlam taşıdığını anlattı bize. Aynı görüş ve düşünceleri paylaşan Azerbaycanlı şair, - aynı zamanda milletvekili - Sabir Rüstemhanlı’yı dinlerken de o heyecanı tekrar tekrar yine birlikte yaşadık.

Cengiz Aytmatov‘un Elâzığ’daki törenler sırasında yapmış olduğu konuşmaları dinleyenler, onun edebiyat adamı olarak Türk dünyası ve Türklük için görkemli bir kültür köprüsü olduğunu görmüş, kabul etmişlerdir. Daha önce eserleriyle bu köprüyü inşa eden o büyük yazar, kürsüde üst üste yaptığı konuşmalarıyla da aradaki bağı iyice pekiştirdi, güçlendirdi. Onun konuşmaları, geride kalan bizler için, Türklük âlemi için, geleceği ve tutulacak yolu gösteren bir işarettir.

O, çok küçük yaşta, vatan ve millet mücadelesinde baş veren bir babanın oğludur.  Memur olan babası Törekul Aytmatov, Stalin devrinde Kızıl Ordu saflarında zorla savaşa katılmış ve kaybolmuştur.  Üç kardeşiyle onu büyüten annesidir. Ona dilini ve halk kültürü birikimini kazandıran ise babaannesi olmuştur. Annesinin ve babaannesinin söylediği ninniler, şarkılar, masallarla büyümüş, yazar olmuştur...

Cengiz Aytmatov, öğrenimini Kırgızistan’da tamamlamış, 25 yaşında veterinerlik diploması ile hayata atılmış, daha sonra, 1956-1958‘de Gorki Yüksek Edebiyat Bölümünü bitirerek yazarlık ve yayıncılık hayatına atılmıştır. Yazarlar Birliği üyeliği sırasında Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesine de devam eden Aytmatov’u, ilerleyen yıllarda, Rusça yayınlanan “Liter Kırgızistan” dergisinde redaktör, Pravda gazetesinde muhabir, Kırgız Cumhuriyeti Sinemacılar Birliği Başkanı olarak görüyoruz. 1963’de Sovyetlerin en büyük ödülü olan Lenin ödülü lâyık görülür, 1968’de Kırgız “Millî yazarı” seçilir. Başka ödülleri de var, saymayı gerekli görmüyorum. Sovyetlerin “Millî Şeref”, “İşçi Kahramanı” gibi...

1974’de Kırgız İlimler Akademisi asıl üyeliği, Avrupa İlimler, Sanat ve Edebiyat Akademisi asıl üyeliği, 1978’de Dünya İlim ve Sanat Akademisi muhabir üyeliklerini de bu ödüllere eklemek gerekir. 1986’da “Issık Gölü Formu”na başkan seçilen Aytmatov’a, az önce saydıklarımıza ek olarak, başta Türkiye olmak üzere İtalya, Hindistan, Japonya, ABD, Avustralya tarafından ödüller verilmiş, Sovyet Parlamentosunda önemli görevler üstlenmiş, Gorbaçev‘in danışmanlığını yapmıştır. En son, kendisini önce Sovyetler adına Lüksemburg Büyükelçisi olarak görüyoruz ve Kırgız bağımsızlığa kavuştuktan sonra da bu görevi kendi milletini temsilen yürüttüğüne tanık oluyoruz. Üstlendiği görevlerden biri de Kırgızistan’ın UNESCO temsilciliğidir.

Daha sonraki yıllarda, Kırgızistan dâhil Rusya’da pek çok kurum ve kuruluşta çeşitli görevler ve ilerleyen zaman içinde yazdığı ve pek çok dünya dillerine çevrilen, milyonlarca baskıya ulaşan romanlar, hikâyeler, edebî eserlerle seksen yıla varan bir ömür... Ona verilen pâyeler, ödüller elbette anılmaya değer; fakat en büyük ödül, onu Türk soylu iki yüz elli milyon insanın “gönül tahtı”na oturtması, başının tâcı bilmesidir...

 

Aytmatov ‘a saygı

O, hayatının büyük bir bölümünde türlü yokluk, çile çekmiş ama her şeye rağmen kendini yetiştirmesini bilmiş ve sonunda, yüz ellinin üstünde yabancı dile çevrilen, milyonlarla basılan romanları ve hikâyeleri ile hem Türk dünyası, hem dünya edebiyatının en seçkin kalem erlerinden biri olmuştur.

Neden bu eserleri kaleme aldığını düşünmeliyiz.  Hem Türk dünyasının dil, edebiyat, kültür birliğine hizmet etmek, hem de Türk birliği yolunda milletini, bunun yanı sıra da dünyayı çepeçevre kuşatan yokluk ve perişanlıktan korumak, kurtarmak için...  Onun Sovyet Sosyalist hâkimiyetinde geçen tutsaklık yılları, bir konuşmasında da çok güzel belirttiği gibi bir “mankurtlaştırma”, bugün yaygın olan deyimiyle bir anlamda “ötekileştirme” dönemidir. Fakat “Mankurtlaşma” değil, bizim milli benliğimizi yitirmeden her bakımdan birlik olmamız, dilde, fikirde birleşmemiz, bütün engellemeleri aşarak kültür birliğimizi gerçekleştirmemiz lâzım.

Onun edebî şahsiyetini, Türk diline zenginlikler katan onca eserini anlatmak, değerlendirmek, bizi ve bu yazının sınırlarını çok aşar. Onu da edebiyat bilimiyle uğraşan kalemlere bırakalım ve Cengiz Aytmatov’a Allah’tan rahmet dileyerek sözü bağlayalım.

Bu dünyadan bir yiğit kalem eri, Türk edebiyatının yüz akı bir Cengiz Aytmatov geçti... Son diyeceğim, onu bilen, tanıyan ve yaşatanlar, eserlerini okuyanlar ne güzel insanlardır...