“TÜRKİYEM” ŞAİRİ DİLAVER CEBECİ KARDEŞİME…

Ağustos 2008 - Yıl 97 - Sayı 252



 

 

 

 

Dilaver Bey’le ilk tanışmamız, şayet hafızam beni yanıltmıyorsa, 1970 yılının Ekim-Kasım aylarına rastlar. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinin birinci sınıfında okuyorduk. Dilaver Ağabey de ya son sınıf yahut da yeni mezun olmuştu. Ankara’daydı. Öğrenci olaylarının vuku bulduğu günlerde idi. Fakülte’de bir forum yapıldı. Konuşanlar, nutuk atanlar ve şiir okuyanlar vardı. İşte Dilaver Bey, kendi yazdığı, oldukça heyecan verici bir şiiri okumuştu. Hepimiz çok duygulanmıştık. Gerçi benim de güzel şiir okuduğumu söylerler ama onun okuyuşu bir başkaydı. Kendisini yürekten tebrik ettim. Daha sonraları, o zamanlar milliyetçi yazarların çıkardığı “Devlet” dergisinde “Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi” müstear isimle mizahî yazılar yazmaya başladı. Evliya Çelebi’yi 20. Asra getirip, 17. Asır diliyle konuşturur, o zamanki olayları onun üslûbuyla kritik ederdi. Son derece zevkli, anlamlı ve mesaj yüklü mizahî yazılardı. Tiryakisi olmuştuk. Kendisiyle, Ankara’ya geldiğinde zaman zaman kısa da olsa görüşmelerimiz oldu.

 

Fakülteden mezun olup Ankara’da kısa bir süre görev yaptıktan sonra Yurtdışı sınavlarını kazanarak MEB adına Fransa’ya Paris Sorbonne Üniversitesi’nde doktora yapmaya gittim. Dönüşte Erzurum Atatürk Üniversitesinde çalıştım. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde yedek subay olarak askerlik yaptım vs. derken uzun süre görüşmemiz mümkün olmadı. Ta ki 1984 yazında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne tayin olana kadar…

 

Dilaver Bey o vakitler İstanbul’daydı. Sanıyorum Üsküdar’da bir lise’de öğretmenlik yapıyordu. Onunla Beyazıt’taki Beyaz Saray kitapçılarında, özellikle Burak Yayınevinde karşılaşır veya Şehzadebaşı’ndaki “Türk Dünyası Araştırmaları Vakfında Cumartesi günleri toplanır sohbetler ederdik. Bu sohbetler yıllarca devam etti. O şiirlerini ben de çeşitli olaylara düşürdüğüm tarihleri okurduk. Bir gün bana: “Tarih düşürmeyi çok istiyorum bir türlü beceremiyorum. Şunun sırrını bana söylesene” dedi. “Ne yapacaksın sen şiirlerine devam et, bak ne güzel yazıyorsun. Tarih düşürmek de şiir yazmak gibi bir şey, o da içine doğacak” dedim. “Bir tane bile olsa benim de tarihim olsun istiyorum” dedi. “İnşallah o da olur” diye cevap verdim.

 

Yine bir Cumartesi günüydü. Mutat olduğu üzere Türk Dünyası Araştırmaları Vakfının bulunduğu Ankaravî Mehmet Efendi Medresesinin bahçesinde sohbet ediyor, çay içiyorduk. Metin Akar arkadaşımız da o günlerde Fas’tan yeni dönmüştü. Orada bir mide ameliyatı geçirmiş, kendisi kurumuş, çok zayıflamış bir haldeydi. Ameliyatı her halde pek başarılı olmamış ki, karnındaki ameliyat dikişi bile pek özenli dikilmişe benzemiyordu. Sohbet, Metin Bey’in üzerinde olunca ben de “Metin Bey’in ameliyatına tarih düşürsene, işte sana mazmun” dedim. Beraberce alt yapısı onun olan mizahi bir cümle üzerinde durduk. Ben tarihi verecek şekilde ayarladım. Tarihi veren mısra , “Yırtılup da dikilen eski çuvale dönmüş şeklinde idi. Ancak bu ifadenin sayı itibariyle 71 eksiği vardı. “Elem” kelimesi 71 etmektedir ve ameliyatla ilgili bir manzumede “tamiye” olarak kullanılabilirdi.  Kendisine bu bilgileri verdim. Ertesi hafta karşılaşğımızda bana “kardeşim başardım” dedi ve boynuma sarıldı. Gerçekten harika bir tarih olmuştu. Şairliğini ve mizah gücünü yansıtan bir manzume hazırlamıştı.

 

Bakın şol devrana kim, bir garip hâle dönmüş

Bizim Metin kurumuş ney ü kavale dönmüş

Tâ Mağrip’te üstüne yürüyüp gelmiş “elem”:

“Yırtılup da dikilen eski çuvale dönmüş  1408 H/1987 M.

 

Ben kendisine, çok güzel olmuş bunu “Türk- İslam Kültüründe Ebcet Hesabı ve Tarih Düşürme” adlı kitabıma senin düşürdüğün ilk ve son tarih olarak koyacağım.” Dedim. Nitekim bu tarihi kitaba aldım. Daha sonraki karşılaşmalarımızda “Yahu ne kadar uğraşsam yine tarih düşmüyor artık bıraktım. Bu işe sen devam et” dedi. “Ben de, sen o güzel Türklük dolu, sevgi dolu, kahramanlık dolu heyecan dolu şiirlerine devam et. Tarihleri bize bırak. Sen bir tarihim olsun yeter demedin mi? İşte geçenlerde Metin’in ameliyatına düşürdüğün bir tarihin oldu. Daha ne istiyorsun? Sen artık tarih düşürme, düşürürsen kaldıramazlar “ dedim. Uzun süre gülüştük…

 

Dilaver bey, Koşma’dan Destana kadar şiirin birçok türünde harikulade eserler veren bir şairimizdir. Nitekim müşterek dostumuz, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun vefatı üzerine düşürdüğüm tarihin manzumesinin son iki beyti:

Hak Teâla eylesin rahmet anıldıkça adı

Fahr-i âlemden şefaattır niyazım merhuma

 

Eylemiş destanına hüsn-i tesadüf tarihi:

“Öldü aylardan Ağustos idi günlerden Cuma” (1992)

 

Şeklinde idi. Dilaver Bey de:

 

Aylardan Ağustos, günlerden Cuma

Geldi “ irciî “ emri açıldı semâ,

Şâir veda etti iklim-i Rûm’a,

ğünsün destanlar, ağlasın şiir,

Allah Kadîm, Allah Bâkî, Allah Bir.”

 

Diye başlayan şiiriyle, tıpkı bir destan şairi gibi, Gençosmanoğlu’na nazire yapmıştı.

 

S. Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Kurucu Dekan olarak görev yaparken, kendisi Sosyoloji sahasında doktora yaptığından, Din Sosyolojisi Yardımcı Doçenti olarak tayin etmek istedim. Kendisini aradım. Çok teşekkür etti. Ancak ailevi sebeplerin yanı sıra İstanbul’dan da ayrılamayacağını beyan etti.

 

Daha sonra spor yaparken bir kaza neticesi beyin kanaması geçirip hafıza kaybına uğradığını işitince çok üzülmüştüm. Sonraları kısmen iyileştiğinde, kendisinin yanına uğrayanlara benden bahsedildiğinde “Isparta’daki kardeşime selam” dediği haberi az da olsa bizi teselli ediyordu. Ne de olsa eski Dilaver değildi.  Tekrar hastalanmalar, ameliyatlar vs. Nihayet acı haber hepimizi derinden üzdü. Gönüllerimizi dağladı. Allah rahmet eylesin.

Dr. Dilaver Cebeci, Türk Milletinin gönlünde bir milli şair olarak ebediyen yaşayacaktır. Çünkü buram buram Anadolu kokan meşhur Ölürüm Türkiyem şiiri, sevgili Mustafa Yıldızdoğan’ın o güzel yorumuyla herkesin dilinde ve gönlünde ölümsüzlüğe ermiştir.

 

Baş koymuşum Türkiye’min yoluna

Düzlüğüne yokuşuna ölürüm

Asırlardır kır atımı suladım

Irmağının akışına ölürüm.”

 

Vatan, millet, bayrak ve ezan şairi Dilaver kardeşimin aramızdan ayrılışına üçü Miladi, ikisi Hicri, olmak üzere şimdilik beş adet tarih düşürdüm. Cenaze namazını kıldıran Emin Işık hoca, bunlardan bir kaçının sadece tarih mısralarını cemaate okumuştur. Tamamını aşağıda görmek mümkündür. Rahmete vesile olması dileğiyle Şair Dilaver’e sevgili kardeşinden armağan olsun.

 

        Dr. Dilaver Cebeci’nin Vefatına Tarihtir (1)

        28 Mayıs 2008

         

        “Seyyah-i fakir” adıyla olmuştu bilgi çerağı

        Salih amelleri onun ukbada olsun burağı

        Dostu Yakut işitince söyledi fevtine tarih:

        “Cenneti oldu bu yıl seyyahın son durağı”

        2008

        جنتى اولدى بو ييل سياحڭ صوڭ دوراغى

         

        Bir Diğer Tarih (2)

         

        “Devranname”nin yazarına sevenleri söyledi:

        “Mevla makamını âlî, kabrini tenvir eylesin”

        Dostu Yakut duayla düşürdü fevtine bir tarih:

        “El-Kayyûm, Dilaver’i cennetiyle tebşir eylesin”

        2009-1= 2008

        القيوم، دلاورى جنتيله تبشير ايلسين

         

        Bir Diğer Tarih Daha (3)

         

        “Türkiyem” şiiriyle bir millî şairimizdi

        Üslûbuyla olmuştu gönüllere pevtev-âver

        Yakut’un şu tarihi teselli olsun herkese:

        “Rahmet-i Rahman’a erdi bu ay Şair Dilaver”

        2008

        رحمت رحمانه ايردى بو آى شاعر دلاور

         

         

        Bir Diğer Tarih Daha (4)

         

        Tanıtmıştı kendisini Türklüğe muhabbet ile

        Şiir zevkini aşılardı gençlere sohbet ile

        Duada ilham oldu Yakut’a tarih-i vefatı:

        “Haşr eyle Dilaver’i Ya Hakîm! Ehl-i cennet ile”

        1429 H.                                             2008

        حشر ايله دلاورى يا حكيم!اهل جنت ايله

         

        Bir Diğer Tarih Daha (5)

         

        Var mıdır böyle yiğitçe şair çevrene bir bak?

        Mihr-i dirahşan gibiydi, dili tatlı, gönlü pak

        Niyazını imla etti Yakut tarih olarak:

        “Dilaver’i, dilaver-i cennet kıla Er-Rezzâk!”

        1429 H.                                        2008

        دلاورى،دلاور جنت قيله الرزّاق