ERZİNCAN TÜRK OCAĞI

Haziran 2008 - Yıl 97 - Sayı 250



 

Türk Ocakları, II. Meşrutiyet devrindeki (1908-1923) Türk milliyetçi kuruluşlarının en büyüğü, en tanınmışı ve en uzun ömürlüsüdür. Tanzimat devrindeki bazı Türk aydınları; “Dünyanın çok değişik ve geniş bölgelerine yerleşmiş, değişik isimler altında zaman zaman birçok devletler kurmuş bütün Türklerin tarih ve dilce birliği ve bütünlüğü görüşünü ortaya atarak, “Türk milletinin sadece Osmanlılardan oluşmadığı, Osmanlı Türklerinin onun ancak bir parçası olduğu” gerçeğini yaymaya çalışşlardı. Osmanlı Devleti’nde yaşayan değişik etnik unsunlar arasındaki anlaşmazlıkları artıracağı endişesi ile milliyetçilik fikirlerini II. Abdülhamit idaresinin kontrol altında tutmasına rağmen bu görüşlerini açıklamakta devam eden aydınların bazıları, 1908’den sonra siyasi baskıların kalkması üzerine, hızla teşkilatlanmaya başladılar[1]. Gerçekten de Osmanlı ülkesinde Osmanlı tebaası olarak Türk unsuru olduğu halde atalarımızın satvet ve azameti karşısında boyun eğerek Türk tebaası olmayı kabul eden diğer milletler kendi aralarında çalışarak milletlerini biz hakim Türklerden daha mütekamil bir seviyeye ulaştıkları gibi XIX. yüzyılın son çeyreğinde Türk milletine hakaret etmekten ve düşmanca hareketlerden çekinmez olmuşlardır[2].

            II. Meşrutiyet ilan edildikten sonra Osmanlı Devleti çeşitli iç ve dış olayların sebep olduğu bunalımların içine düşştür. Bu dönemde Avusturya’nın Bosna-Hersek’i ilhakı, Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan etmesi, Girit Meselesi, 31 Mart Vakası, Trablusgarp Savaşı gibi olaylar devlette derin yaralar açmıştır. Fakat bütün bu olaylardan daha önemlisi Osmanlı Devleti’nin yenilgisi ile sonuçlanan Balkan Savaşları sonucu, Rumeli’nin kaybedilmesi, binlerce Türk’ün göçe ve katliama tabi tutulması gibi olaylar Türkler arasında büyük bir şok tesiri yaratmış ve Osmanlıcılık ideolojisinin fiilen iflasını hazırlamıştır[3].  

            Bu durumda Osmanlı Devleti’nin dayanabileceği tek kuvvet kalmıştı ki o da devletin kurucu gücü olan Türklerdi. O zaman, yapılacak tek şey, Türk milletinde potansiyel olarak var olan milliyet duygusunu işleyip, canlandırarak, şuurlandırarak bundan doğacak içtimai kuvvet ile devleti ayakta tutmaktı. Bu noktada Türk milliyetçiliğinin bir özelliği ortaya çıkmaktadır. Bu şartlar içinde açığa çıkan Türk milliyetçiliği, herhangi bir millete karşı mücadele yahut düşmanlık duygusuna dayanmamıştır. Doğrudan doğruya, kendi varlığını yeni bir biçimde idrak etmek şeklinde tezahür etmiştir. Türk milliyetçileri, milliyetçilik denilen bu toplumsal gücü, devleti ayakta tutabilmek için kullanmışlardır[4]

            Türklerin, “Kültürel, sosyal ve iktisadi seviyelerinin yükselmesine politikaya girmeden hizmet edebilecek büyük ve ciddi bir milliyetçi derneğin kurulması” fikri, önce İstanbul’da Fransızca yayınlanmakta olan Jeune Turc (Genç Türk) isimli gazete tarafından ve daha çok Celal Nuri (İleri)’nin yazılarında ortaya atılmış ve bu görüşü benimseyen İstanbul Tıp Fakültesi öğrencileri harekete geçerek bu konuda kendilerine yardım edebileceklerine inandıkları bazı aydınlara müracaat etmeye karar vermişlerdir[5]. Bundan başka Genç Kalemler’de savunulan dil ve kültürel birliğin sağlanması yoluyla Türk milletini uyandırma fikri gençler arasında önemli tesirler bırakmış[6].

Aralarında seçtikleri müteşebbis heyet, 190 tıbbiyeli adına bu aydınlara gönderdiği 11 Mayıs 1911 tarihli bir ortak mektupla, “Osmanlı Devleti’ndeki Türklerin bir gerileme dönemine girdiklerini, bunu önlemekteki ilke ve en mühim şartın bilgisizlikle mücadele olduğunu, ticaret ve ziraat okullarından kazanılacak bir sosyal üstünlüğü kuru bir siyasi üstünlüğe tercih ettiklerini ve gelecek nesillerin miskinliği günah, çalışmayı ibadet sayan güçlü ve zengin nesiller olması gerektiğini” bildirerek her türlü siyasi parti anlaşmazlıklarının üstünde ve politika kavgalarının dışında bir cereyan meydana getirebilecek sosyal karakterde bir milli cemiyetin kurulmasında, 20 Haziran 1911 günü yapılacak toplantıya katılmak ve görüşlerini bildirmek suretiyle kendilerine yardımcı olunmasını istedi[7]. Ancak 20 Haziran 1327 (3 Temmuz 1911) günü yapılan toplantıya gelen davetlilerin sayısı sadece yedi kişi idi. Milli Şair Mehmet Emin (Yurdakul), Yusuf Akçura, Mehmet Ali Tevfik, Emin Bülent, Fuat Sabit, Ahmet Ağaoğlu. Tıbbiyeli iki öğrenci temsilcisinin de katılması ile yapılan bu ilk toplantıda derneğin adı Türk Ocağı olarak kabul edildi. İlk idare heyetine; Reis Mehmet Emin Yurdakul, İkinci Reis: Yusuf Akçura, Katip: Mehmet Ali Tevfik, Veznedar: Dr. Fuat Sabit seçilmişlerdir[8].    

Fiili kuruluşu 20 Haziran 1327 (3 Temmuz 1911) günü gerçekleştirilen Türk Ocakları, resmen kuruluşuna kadar birkaç toplantı daha yapmıştır. Bu toplantıda genellikle nizamnamenin hazırlanması üzerinde durulmuştur. 12 Mart 1328 (25 Mart 1912)’de resmen kurulmuştur[9]. Böylece fiili kuruluşundan yaklaşık 9 ay sonra resmen kurulan Türk Ocakları’nın ilk yönetim kurulu şu kişilerden oluşmuştur. Reis: Ahmet Ferit (Tek)[10], II. Reis: Yusuf Akçura, Umumi Katip: Mehmet Ali Tevfik, Veznedar: Dr. Fuat Sabit. Türk Ocakları milli varlığı tehlikede görerek imparatorluktan çok, Türkleri kurtarmak gerektiğine inanan Türk gençleri ve aydınlarının bir hayat hamlesi ile ortaya koydukları cemiyettir[11]

1912’de yayınlanan “Türk Ocağı Esas Nizamnamesi”nde cemiyetin maksadı şu şekilde belirtilmiştir.

2. Madde: Cemiyetin maksadı, akvam-ı İslamiyenin bir rükn-i mühimi olan Türklerin milli terbiye ve ilmî, içtimaî, iktisâdî seviyelerinin terakki ve ilâsıyla Türk ırk ve dilinin kemâline çalışmaktır.

3. Madde: Cemiyet maksadını elde etmek için Türk Ocağı adlı kulüpler açarak dersler, konferanslar, müsamereler tertip, kitap ve risaleler neşrederek mektepler açmağa çalışılacaktır.

4. Madde: Ocak maksadını tahsile çalışırken, sırf millî ve içtimaî bir vaziyette kalacak, asla siyaset ile uğraşmayacak ve hiçbir siyasi fırkaya hadim olmayacaktır”[12].

Türk Ocaklarında üye sayısının ve çalışmaların hızla artması üzerine, kuruluşundan bir yıl sonra yerleştiği Beyazıt’daki yeni binasında verilen konferanslar da büyük ilgi görmekteydi. Hepsinin de odak noktasını milli konuların teşkil ettiği bu konferansları verenler arasında Ziya Gökalp, Hamdullah Suphi, Mehmet Emin (Yurdakul), Yusuf Akçura, Fuat Köprülü, Celal Sahir, Bursalı Mehmet Tahir, Halide Edip, Ahmet Ağaoğlu, Müfide Ferit (Tek), Dr. Akil Muhtar, Ömer Seyfettin, Kadri Raşid Paşa, Cemal Paşa, Necip Asım, Kilisli Rıfat, Veled Çelebi, Samih Rifat, Nakiye (Elgün), Ali Canip, Yahya Kemal (Beyatlı), İsmail Hakkı (Baltacıoğlu) gibi devrin ilim ve fikir adamları ile edebiyatçıları bulunmaktaydı[13]. Düzenlenen bu konferanslardan başka, zaman zaman İstanbul dışında da konferanslar vermişlerdir. Bunlar içinde en önemlileri Çanakkale ve İzmir’de verilen konferanslardır[14].

Ocak binası her gün gelen yüzlerce ziyaretçiyle dolup taşş ve bu suretle Ocak üye defterinin kayıt sayısı da süratle çoğalmıştır. Türk Milliyetçiliği ve Ocak, İstanbul halkının yakından alakadar olduğu bir müessese olduğu kadar Anadolu ve hatta Dünya Türklerinin de alakasını çeken, sevilen bir ideal kaynağı olarak tanınmaya başlamıştır. İstanbul’a Anadolu’dan gelen talebeler, okullara yerleşmek için Ocağa müracaat ediyorlar, bunlardan geçimleri yetersiz olanlara yatacak ve yiyecek yardımı yapıldığı gibi, okul kitapları ile kırtasiye ihtiyaçları da temin edilmiştir[15].

1916’da Türk Ocaklarının üye sayısı iki bine, vilayetlerde açılan şube sayısı da 24’e yükselmiştir[16].

 Mütareke yıllarında, gerek işgalci kuvvetlere karşı ve gerekse milli ve şerefli bir politika takip etmekten yana aciz kalan devlete karşı tavır almak ve günlük olaylara karışmak gereğini de duymuşlardır. Buna karşılık işgal kuvvetleri de milliyetçi direniş ana kaynaklarından biri olarak gördükleri Türk Ocakları ile ilgilenmekte gecikmemişlerdir. İlk olarak 9 Mart 1920’de Genel Merkez binasını bastılar. Birçok evraklara el koyup kitaplığı dağıttılar ve kapısını mühürlediler. Bunun üzerine Genel Merkez, bir hafta sonra Maarif Nezareti Talim ve Terbiye Dairesinin Sultan Ahmet- Binbirdirek’teki binasının boş bir bölümüne yerleşti ise de burayı da basarak çalışmaları tamamıyla durdurdular. Bunun üzerine Genel başkan Hamdullah Suphi, Mustafa Kemal Paşa’ya, çektiği bir telgrafla durumu bildirdi. Mustafa Kemal Paşa, verdiği cevapta; “Durumun yabancı elçilikler nezdinde protesto edilmesi, ayrıca protesto mitingleri tertiplenmesi” tavsiyesinde bulundu. Türk Ocakları Merkez Heyeti, bir tarafta bu tavsiyeye uyarken diğer taraftan da Osmanlı Meclis-i Mebusanı için yapılan genel seçimlerde Hamdullah Suphi ve Ahmet Ferit’i milletvekili olarak seçmeyi başardı. Ancak kısa bir süre sonra işgal kuvvetlerince Meclisin kapatılması üzerine İstanbul’daki Ocaklılar birer birer Anadolu’ya geçerek Milli Mücadele’ye katılmaya başladılar[17]

23 Nisan 1923’de muhteşem bir bayram hazırlığı ve kutlama töreni yapılır. Törende Hamdullah Suphi Bey, Türkçülük akımından, Ocakların faaliyet ve hizmetlerinden bahseden bir konuşma yapmıştır. Böylece açılan Ocak, eski bir okulda çalışmalarını sürdürmüştür. 1 Haziran 1923’de de İstanbul Türk Ocağı Genel Merkez sıfatıyla resmen yeniden açıldı[18].  Mustafa Kemal Atatürk’ün de büyük desteğine sahip olan Türk Ocaklarındaki çalışmalar böylece yeniden hız kazanarak yurdun dört bir yanında teşkilatlanmaya başladı.

 

Erzincan Türk Ocağı

Erzincan Türk Ocağının ne zaman kurulduğu hakkında her hangi bir kayıt bulunmamaktadır. Ancak 1927 yılında yapılan Büyük Kurultaya katılan delegelerin arasında Erzincan delegesi olarak Hüseyin Enver Bey’in adı geçmektedir[19]. Buna göre Erzincan Türk Ocağının bu tarihten önce kurulduğu söylenebilir. 1925 yılından itibaren Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde açılan Ocaklarda gözle görülür bir artış gözlenmektedir. Bunun sebebini 1925 yılında cereyan eden olaylara bağlı olarak düşünmek gerekmektedir. Bilindiği gibi bu tarihte Şeyh Sait İsyanı çıkmış, genç Cumhuriyet önemli sarsıntı geçirmiştir. Bunun üzerine Takrir-i Sükun Kanunu çıkarılmış, isyanın bastırılmasından sonra da inkılapların halka benimsetilmesini sağlamak amacıyla devletin teşviki ile Türk Ocaklarının Doğu ve Güneydoğu Anadolu vilayetlerinde teşkilatlanmasına ve güçlenmesine önem verilmiştir[20]. Mustafa Kemal Atatürk 27 Nisan 1925’de bir toplantıda Türk Ocaklılara; “Bu gibi içtimai ocaklar, hep garp memleketlerinde tekâsüf etmiştir. Şimdi şark, bu boşluğun cezasını çekmektedir. Türk Cumhuriyeti’nin inkılâbı ocaklara istinat etmektedir. Şarktaki harekât çok mesut bir netice vererek bitmiştir. Bu seferki cidal bir mefkûre harbi olarak tanınacaktır…[21]. Böylece 1926 yılında ocaklar büyük bir faaliyet içine girmiş ve bir taraftan konferanslar düzenlenirken diğer taraftan da Türk Ocakları Mesai Programı yayınlanmıştır[22]. 26 Şubat 1927 tarihinde Dahiliye Vekaleti, bir genelge yayınlayarak Türk Ocaklarına maddi ve manevi destek verilmesini istemiştir[23]. Böylece milli bir heyecan ile Ocaklar büyümeye başlamıştır. Türk Ocakları’nın ikinci dönem dördüncü kurultayı 23 Nisan 1927’de Ankara’da toplanmıştır. Kayıtlara göre şube sayısı 257’ye yükselmiştir[24].

Böylece Türk milliyetçiliği mefkûresi Erzincan’da da tütmeye başlamıştır. Aynı dönemde Erzincan’ın ilçelerinde de Türk ocaklarının açıldığı görülmektedir. Erzincan Türk Ocağı kısıtlı imkânlarla faaliyetlerini sürdürmüştür. Zira Ocağın 1927 yılı bütçesi 900 lira iken 1928 yılı bütçesi görülmemektedir. 1928’den önceki tarihte açılan Tercan Türk Ocağı’nın 1927 yılı bütçesi görülmezken 1928 yılı bütçesi 713 lira olarak belirlenmiştir[25]. Gerçektende 1927 ve 1928 yılı bütçelerinde Ankara, Adana, İzmir, İstanbul, Ödemiş, Ayvalık, Bursa, Bandırma, Burdur, Tarsus gibi Ocaklar yüksek bütçelere sahipken Ahlat, Ayaş, Ürgüp, Elbistan, Of, Erzincan, Boyabat, Posof, Çıldır ve Muş gibi Ocakların oldukça düşük bütçelere sahip oldukları görülmektedir[26].

1927’de Türk Ocakları yapı değişikliğine gitmiştir. Bu yıla kadar 2. maddede Türk Ocağı’nın amacı tanımlanırken kullanılan “Türkler” veya “Bütün Türkler” ibaresi kaldırılmıştır. Buna bağlı olarak “Türk Ocakları’nın iştigal sahası, Türkiye Cumhuriyeti hudutları dâhilinde münhasırdır” ifadesine yer verilmiştir. Yine aynı yıl “Türk Ocakları’nın devlet siyasetinde Cumhuriyet Halk Fırkası ile beraber olduğu” 3. maddede yer almıştır. Türk Ocağı yasasının 2. ve 3. maddelerinde yapılan bu değişiklikler kurultayda oy birliği ile kabul edilmiştir[27]

1928’de yapılan Beşinci Büyük Kurultay’a Erzincan’dan Kemal Bey katılmıştır[28]. Merkez Heyeti’nin 1928 bütçesinde beş mıntıka belirleyerek Ocaklar teftiş edilmiştir. Ancak Erzincan, Erzurum, Kars ve Artvin vilayetleri teftiş mıntıkaları haricinde bırakılmışlardır. Bu vilayetler dâhilindeki Ocaklar muvakkat müfettişler vasıtasıyla teftiş ettirilmişlerdir[29]. Bu kurultayda da Türk ocakları yasasında değişiklik yapılmıştır. 2. madde, “Türk Ocağı’nın maksadı, milli şuurun kuvvetlenmesi, medeni ve sıhhi tekâmül ve milli iktisadın inkişafıdır” şeklinde değiştirilmiştir[30].   

1928’de Ankara’dan Erzincan’a gönderilen yazıda, Türk Ocakları Merkez Heyeti tarafından yaptırılmakta olan binanın ikmali inşasına katkı sağlamak üzere geçen sene olduğu gibi bu sene de bir piyango tertibine mecburiyet hasıl olmuş ve bilet gönderilmiştir. Yazının devamında, “Binaenaleyh binanın bir an evvel vücuda gelmesini temine hizmet edecek olan bu biletlerin icap ve arzu edenlere, fırkamız teşkilatına himmet ve delalet buyrulmasını rica ve biletler esmanının Ziraat Bankasına tevdi ile alınacak çeklerin merkez heyetine gönderilmesini ilaveten arz eder bilvesile teyidi iktisam eylerim efendim”[31] denilmiştir.

5 Eylül 1928 tarih ve 15 Nolu irsaliye ile Erzincan’a 2800 liralık bilet gönderilmiştir[32]. Bu biletlerden 658 adeti satılmış, 2142 adeti satılamamış ve genel merkeze iade edilmiş, böylece 447 lira 4.6. 1929’da Erzincan postanesinden gönderilmiştir[33]. Ancak Türk Ocakları Genel Merkezi bu parayı almamış olacak ki 23.02.1930 yılında Merkez Heyeti tarafından gönderilen yazı ile para tekrar istenmiştir[34]. Erzincan Türk Ocağı, Erzincan Valisi’nin imzası ile 16.6.1929 ve 15.02.1930 tarihlerinde gönderdiği yazılarda paranın gönderildiğini belirtmiştir[35].

Erzincan Türk Ocağı ve Tercan Türk Ocağı’ndan başka 1928’den sonra Refahiye’de de Türk Ocağı açılmıştır[36]. Erzincan Türk Ocağı 1931’de Ocakların kapanışına kadar faaliyetini sürdürmüştür[37]. 10 Nisan 1931’de toplanan kurultayda Türk Ocakları kapatılarak Cumhuriyet Halk Fırkası ile birleşmiştir. Böylece bütün hak ve yetkileri fırkaya devredilmiştir. Böylece Türk Ocakları’nın bütün mal varlığı[38] partiye devredilmiştir[39]. Ocakların illerdeki malları, daha sonra kurulacak olan Halkevlerinin faaliyetlerini sürdürdüğü yerler olmuşlardır.     

   Erzincan Türk Ocağı, düzenlediği gerek konferans, gerekse toplantılarla Erzincan ve çevresinde Türklüğün ve Türk kültürünün gelecek nesillere aktarılmasında, üzerine düşen görevleri yerine getirmiştir.      

 

 

Kaynaklar

Cumhuriyet Arşivi, 490.01/ 1.2.3

Cumhuriyet Arşivi, 490.01/ 71.270.01

Cumhuriyet Arşivi, 490.01/ 71.270.01

Cumhuriyet Arşivi, 490.01/ 71.270.01

Cumhuriyet Arşivi, 490.01/ 71.270.01

Cumhuriyet Arşivi, 490.01/ 2.7.7

Cumhuriyet Arşivi 490.01/ 80.298.02

Cumhuriyet Arşivi, 490.01/ 65.246.2  

Vakit, 28.04. 1928

Atatürk’ün Söyleve ve Demeçleri, I-III, Ankara 1997, s. 215

Akçura, Yusuf, Yeni Türk Devleti’nin Öncüleri, Ankara 1981

Akyüz, Kenan, “Türk Ocakları”, Türk Yurdu Neşriyatı, Ankara 1993

Cansever, Hasan Ferit, “Türk Ocağı’nın Doğuşundaki Sebep ve Saikler”, Türk Yurdu Neşriyatı, Ankara 1993

Köseoğlu, Nevzat, Türk Milliyetçiliği ve Osmanlı, İstanbul 2000

Orkun, Hüseyin Namık, Türkçülüğün Tarihi, 1977

Sarınay, Yusuf, Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişimi ve Türk Ocakları 1912-1931, İstanbul 1994

Sefercioğlu, Necmettin, Türk Oca<