İnsanoğlunun Türk Dizileri ile İmtihanı

Kasım 2017 - Yıl 105 - Sayı 363



        “Türk’ün Ateşle İmtihanı” yanı başımızda süre dururken “Bu başlık da ne ?” denilebilir belki. Konu mühim. Üzerinde durmakta fayda var.

        Yakın geçmişe kadar Türkiye’nin üç bilinir unsuru vardı: İstanbul, Tarkan ve Galatasaray. Günümüzde bunlar katlanarak arttı ve ciddi sayılara ulaştı. Vatana millete hayırlı uğurlu olsun.

        İletişim sahasındaki görev ve meşguliyetlerim yanında otuz yılı aşkın bir süredir yabancılara Türkçe öğretimi sahasında da çalışıyorum. Öğrencilerim vasıtasıyla hem kendilerinin hem de ülkelerindeki Türk dizilerine olan ilgi veya yaklaşım hakkında bilgiler alabiliyorum.

        Yanı sıra yurtdışı seyahatler ve akademik çalışmalar dolayısıyla yapılan seferlerde bizzat insanlarla bu konuları görüşme, TV yayınlarını takip etme imkânım da oluyor.

        Bir Arnavutluk seyahatinde sokakta kaçak sigara satan bir teyze beni Polat Alemdar konusunda ciddi bir şekilde sorguya tabi tutmuştu. Onunla sohbetimizi duyan diğer seyyar satıcılar da muhabbete katılınca sorgulayıcıların sorularına cevap veremez hâle geldim. Kendisine oldukça yakın bir yerde oturduğumu söyleyerek bir iki olumlu puan alabildim. Bu sokak panelinin sonucunda şu ortaya çıktı: Polat Alemdar, bir Türk büyüğüdür ve ilk yüz Türk büyüğünün en zayıf ihtimalle ilk beşinde yer almaktadır. Kaynak: Tiran’daki panel ve dizinin yayınlandığı gün ve saatte boşalan sokaklar.

        Polat Alemdar fenomeni, abartısız söylemek gerekirse dünyanın yarısında biliniyor. Dizi, dünyanın pek çok ülkesinde henüz ilk sezonunun tekrar bölümleriyle yayınlandığı hâlde durum bu.

        13 bölüm barajını aşan her türlü dizi (Yani satılabilir yarım sezonluk paket ürün), bir şekilde dünya pazarına ucundan kulağından girmeyi başarıyor. Bunun istisnası ya yok ya da bir ikiyle sınırlı.

        Eski Yugoslavya’nın her bir ülkeciğinde Muhteşem Yüzyıl’ın gördüğü ilgiye de bizzat şahit oldum. Oralarda da Arnavutluk’takine benzer birkaç sorguya maruz kaldım ama yine ülkemizi layıkıyla temsil edebildiğimi söyleyemem. Ayrıntılı cümlelere ve sorulara bön bön bakışım benim aslen Türk olup olmadığımı da düşündürmüş olabilir sevgili Boşnak, Hırvat, Sırp ve adını burada sayamayacağım toplum ve topluluklara. Olumlu puanı ise birkaç oyuncuyu şahsen tanıdığımı söyleyerek alabildim.

        Üç beş yıldır söylenegelen ve duyulduğunda, hiç de insanın inanasının gelmediği, “Türk dizileri dünyayı sardı.” “Türk dizileri kapış kapış.”, “Türkiye ABD’den sonra dizi piyasasında 2. sırada.” gibi hamasi görünümlü söylemler tamamıyla doğru. Hem de abartısız.

        Peki insanoğlu bir Türk dizisini neden seyreder? Hatta Türkiye’de dikiş tutturamayan bir dizi nasıl olur da en az on ülkede birden gösterilir? Hatta Türkiye’de yayından kalkan bir dizinin nasıl olur da yurtdışı talepleri karşılayabilmek için çekimlerine devam edilir? İncir çekirdeğini doldurmayan bir konuyu işleyen, iki saatlik bölümde en az kırk beş dakika birbirine hiçbir şey söylemeden bakan insanlar yabancı bir kültürde nasıl olur da boş bakışlarla seyredilir?

        Doğrusu, birkaç yıl önce bu dizilerin satışlarının böyle devam etmeyeceğini söyleyen biri olarak buna benim cevap vermemem gerekir.

        Cevap olarak, siyasi gelişmeler, Türkiye’nin bilinirliğinin artması vb. söylenebilir ama bunlar bu hadiseyi açıklamaya yetmez. Doğrusu ben bir defa daha yanılmamak için bu soruya birkaç yıl sonra cevap vermenin yerinde olacağı kanaatindeyim. Yanıl yanıl nereye kadar?

        Bu arada bu sorunun cevabını bilenler çıkabilir. Kendilerinden istirhamım, Selda Bağcan, Erkin Koray, Barış Manço ve diğer pek çok sanatçımızın şu anda dünyada estirdikleri rüzgârı nasıl açıkladıklarını da, açıklamalarıdır. Ben açıklayamıyorum çünkü.

        Bunların hiç birini açıklayamıyorum ama hepsini saygı, sevgi ve muhabbetle anıyorum. Eski yeni demeden.